Search Results

Now showing 1 - 10 of 18
  • Master Thesis
    Obez Bireylerde Ayak, Ayak Bileği Biyomekanik Özelliklerinin, Ayak Bileği Propriosepsiyon ve Taban Altı Duyusunun Yaralanma Sıklığı ve Düşme Üzerine Etkisinin İncelenmesi
    (2022) Kelek, Feyza; Arıkan, Hülya
    Obezite dünya çapında bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra alt ekstremiteyi etkileyen kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ile de ilişkilidir. Obezite ve ayak ağrısı arasındaki ilişki, aşırı vücut ağırlığının ayağın daha fazla mekanik yüklenmesine neden olmasıdır. Obezite ile ilişkili olabilecek ayak- ayak bileği problemlerini ve bu problemlerin propriosepsiyon, taban altı duyusu ve postürle ilişkisini inceleyen çalışmaların sayısı azdır. Bu nedenle biz de bu çalışmada obez bireylerin, düşme ve yaralanma insidansları ile propriosepsiyon, taban altı duyusu ve postürlerine dair bir inceleme yaparak bu alanda literatüre katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Çalışmamıza 18-65 yaş aralığında, 34'ü kadın 18'i erkek, 26 obez bireyden oluşan deney grubu ve aynı demografik özelliklere sahip (benzer yaş, cinsiyet) sağlıklı (obez olmayan, VKİ ≤24,99 olan) 26 bireyden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplam 52 kişi çalışmaya dahil edildi. Çalışmada obez bireylerin, düşme ve yaralanma insidansları ile ayak, ayak bileklerine dair propriosepsiyon, taban altı duyusu ve postürlerine yönelik bir inceleme yapılmıştır. Sonuç olarak obez bireylerde düşme durumları arasında anlamlı bir fark bulunamamışken obez bireylerin düşme sıklığı sayı ortalamaları obez olmayan bireylerin ortalamalarından daha yüksek olduğu, obez bireylerin düşme açısından obez olmayanlara göre daha riskli olduğu, propriyosepsiyon duyusunda ise gözler açıkken obez olmayan bireylerin obez bireylerden daha iyi durumda olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışma ve kontrol grubundaki bireylerin ayak postür indeksi skor ortalamalarının birbirine yakın olduğu görülmüştür. Taban altı duyusunun değerlendirilmesinde hafif dokunma duyusu incelendiğinde kontrol grubundaki bireylerin hiperestezi ve hipoestezi olma durumlarının daha fazla olduğu görülmüştür.
  • Master Thesis
    Obezitenin Kor Stabilizasyon, Kor Endurans, Aerobik Kapasite ve İnspiratuar Kas Kuvveti Üzerine Etkinliğinin İncelenmesi
    (2024) Yıldız, Kıymet Nazlım; Arıkan, Hülya
    Bu çalışmanın amacı obezitenin kor stabilizasyon, kor endurans, aerobik kapasite, inspiratuar kas kuvveti, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemekti. Çalışmaya yaşları 18-50 ve VKİ (Vücut Kütle İndeksi) değerleri 18,6-37,7 arasında olan 60 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar VKİ değerine göre normal kilolu, fazla kilolu ve obez olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm değerlendirmeler aynı fizyoterapist tarafından bir kez yapıldı. Çalışmada kor stabilizasyon değerlendirmesi için Stabilize edici biofeedback cihazı, kor endurans değerlendirmesi için McGill endurans testleri, inspiratuar kas kuvveti değerlendirmesi için Powerbreathe K5 cihazı, aerobik kapasite değerlendirmesi için 6 dakika yürüme testi, yaşam kalitesi değerlendirmesi için Kilonun Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi Anketi ve yorgunluk değerlendirmesi için Yorgunluk Şiddeti Ölçeği kullanıldı. Değerlendirme sonucunda gruplar arasında kor stabilizasyon açısından fark bulunmazken (p>0.05) kor endurans testleri açısından fark görüldü (p<0.05). Normal kilolu grup ile fazla kilolu ve obez gruplar arasında yaşam kalitesi açısından fark olduğu gözlendi (p<0.05). Yorgunluk ve inspiratuar kas kuvveti parametrelerinde gruplar arasında anlamlı bir sonuç bulunamadı (p>0.05). 6 dakika yürüme testi mesafesi açısından normal kilolu grup ile fazla kilolu ve obez gruplar arasında fark olduğu görüldü (p<0.05). Sonuçlarımız obezitenin aerobik kapasite, yaşam kalitesi ve kor endurans üzerine etkileri olduğunu gösterdi. Çalışma sonuçlarımız obez bireylerin değerlendirilmesinde ve rehabilitasyon programlarının planlanmasında aerobik kapasite, yaşam kalitesi ve kor enduransın dikkate alınmasının yararlı olacağını düşündürdü.
  • Master Thesis
    Sarkopenili Bireylerde Propriyoseptif Egzersiz Eğitiminin Denge, Propriyosepsiyon ve Kinezyofobi Üzerine Etkisi
    (2025) Doğanbaz, Beyzanur; Acet, Nagihan
    Amaç: Bu çalışmanın amacı sarkopenili bireylerde propriyoseptif egzersiz eğitiminin denge, servikal propriyosepsiyon, kinezyofobi ve ağrı felaketleştirme durumu üzerine etkisini araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü olarak tasarlanan çalışmaya yaşları 65-97 arasında 63 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların kas kuvvetini değerlendirmek için; el kavrama kuvveti ölçümü (Jamar el dinamometresi ile), fiziksel performans (yürüme hızı açısından 4 m yürüme testi ile) ve kas kütlesi (Biyoimpedans Analizi yöntemi ile Tanita BC731 isimli cihaz ile) değerlendirildi. Kas kütlesinde azalma ile birlikte kavrama kuvveti ve/veya fiziksel performansta azalma olması sarkopeni kriteri olarak belirlendi. Değerlendirmeler sonucunda sarkopeni tanısı almayan 29 katılımcı çalışmadan dışlandı. Sarkopeni tanısı alan 34 katılımcdan 3 tanesi çalışmadan ayrıldıktan sonra kalan 31 sarkopenili katılımcı çalışmaya dahil edildi. Sarkopenili katılımcılar randomize olarak deney (n=14) ve kontrol grubuna (n=17) ayrıldı. Kontrol grubuna 6 hafta boyunca fizyoterapist gözetiminde birebir klasik egzersiz programı (servikal bölge normal eklem hareket açıklığı egzersizleri, postür egzersizleri ve servikal bölgeye yönelik izometrik egzersizler) uygulanırken, deney grubuna ek olarak servikal propriyosepsiyon egzersizleri uygulandı. Katılımcıların tedavi öncesi ve sonrası denge değerlendirmesi için Tinetti Denge ve Yürüme Testi, Y-Denge Testi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi; servikal propriyosepsiyon değerlendirmesi için Eklem Pozisyon Hissi Sapma Testi; hareket korkusunu değerlendirmek için ise Kinezyofobi Nedenleri Ölçeği ve ağrı felaketleştirme durumunu değerlendirmek için Ağrı Felaketleştirme Ölçeği kullanıldı. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerine ek yordayıcı olarak fiziksel aktivite düzeyi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği-kısa form ile, beslenme durumu için Mini Nutrisyonel Değerlendirme Form ile, kognitif durumları Standartize Mini Mental Değerlendirme Testi ile değerlendirildi. Bulgular: Deney grubundaki bireylerin tedavi öncesi VKİ değerleri daha yüksek (p=0,004) ve Mini Mental Test ile değerlendirilen kognitif durumları daha bozuk (p=0,018) ve ağrı felaketleştirme düzeyleri (p=0,01) ve fleksiyon (p<0,001) ile sağ rotasyon (p<0,001) yönündeki propriyoseptif sapmaları daha yüksekti. Deney grubunda tedavi sonrasında servikal propriyosepsiyonun bazı yönlerinde (fleksiyon (p=0,002), sağ rotasyon (p=0,04), sol lateral fleksiyon (p=0,022)) ve dominant ekstremitede tek ayak üzerinde durma süresinde (p=0,031) anlamlı fark saptandı. Deney ve kontrol grubu tedavi sonrası karşılaştırıldığında, servikal propriyosepsiyonun fleksiyon (p=0,001) ve sağ rotasyon (p<0,001) yönündeki sapmalar deney grubunda kontrol grubuna kıyasla belirgin derecede azalmıştı ancak diğer parametreler benzerdi (p>0,05). Tartışma: Mevcut çalışma, sarkopenili bireylerde servikal propriyoseptif egzersizlerin servikal propriyosepsiyonun belirli yönlerinde (fleksiyon ve sağ rotasyon) anlamlı iyileşmeler sağladığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, denge, kinezyofobi ve ağrı felaketleştirme gibi diğer parametrelerde gruplar arasında belirgin bir fark saptanmamıştır. Bulgular, servikal propriyoseptif egzersizlerin servikal bölgedeki proprioseptif kontrolü artırmada etkili bir rehabilitasyon yaklaşımı olabileceğini göstermektedir. Ancak, sarkopeni varlığında denge, kinezyofobi gibi multidisipliner yaklaşımlar gerektiren parametreler için daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmaların yapılması gereklidir.
  • Master Thesis
    Özel Gereksinimli Çocuklara Bakım Verenlerde Bakım Yükleri ile Beden Farkındalıkları, Stres Düzeyleri ve Kas İskelet Sistemi Sorunları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
    (2023) Bayram, Sümeyye Gubse; Arıkan, Hülya
    Gelişimsel olarak fiziksel, duygusal ve zihinsel özellikler bakımından yetersizlik gösteren özel gereksinimi olan çocukların bakımları engellilik durumlarının tümünü kapsayacak şekilde bütüncül olarak ele alınır. Temelde bakım veren rolünü üstlenen aile ve primer olarak da anneler birçok zorluk ve problemle baş başa kalmaktadır. Özel gereksinimli çocuklar ile ilişkili olabilecek bakım yükü problemlerini ve bu problemlerin beden farkındalığı, stres düzeyi ve kas iskelet sistemi sorunlarıyla ilişkisini inceleyen çalışmaların sayısı azdır, yapılan çalışmalar daha çok ebeveynlerin yaşadıkları güçlükler ve sorunlarla ilgili çalışmalardır. Bu nedenle biz bu çalışmada özel gereksinimli çocuklara bakım veren kişilerin bakım yüklerinin beden farkındalıkları, stres düzeyleri ve kas iskelet sistemi problemleriyle ilişkisine dair bir inceleme yaparak bu alanda literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Çalışmamıza ≥18 yaşında olan ve 0-18 yaş aralığında özel gereksinimli bir çocuğa bakım veren 47 kişi dahil edilmiştir. Ayrıca bakım verenlerin durumlarını daha iyi değerlendirebilmek ve değerlendirmelerden daha doğru sonuçlar alabilmek için çocukların da demografik bilgileri alınmış ve seviyelerinin belirlenmesi için 47 özel gereksinimli çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada bakım veren bireylerin bakım yükleri, beden farkındalıkları, stres düzeyleri ve kas iskelet sisteminde meydana gelen problemlerine yönelik bir değerlendirme yapılmıştır. Değerlendirmede Bakım Verme Yükü Ölçeği, Beden Farkındalık Çizelgesi, Beden İmajı Anketi, Beden Farkındalık Ölçeği - Hareket Kalitesi ve Deneyim (BFÖ HK-D), Bakım Verenin Stres İndeksi, Boyun Özürlülük Ölçeği (NDI), Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH - Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand Questionnaire), Alt Ekstremite Fonksiyonel Skalası (LEFS- The Lower Extremity Functional Scale), Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi, Nottingham Sağlık Profili (NSP), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-SF), Visual Analog Skala (VAS) ve Corbin Postür Analizi kullanılmıştır. Nicel değişkenler arası ilişkiler Spearman Rho korelasyon katsayısı ile yorumlanmıştır. Sonuç olarak bakım veren bireylerde bakım yükleri ve beden farkındalığı arasında Beden Farkındalık Çizelgesi ve Beden İmajı Anketlerinde anlamlı ilişki bulunmuş, Beden Farkındalık Ölçeği arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Bakım yükü ve stres düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmuş, bakım yükü fazla olan katılımcılarda stres düzeyinin arttığı gözlenmiştir. (p<0,05) Bakım yükleri ile kas iskelet sistemi problemleri arasındaki ilişki incelendiğinde boyun, kol, omuz, el ve bel bölgesinde görülen sorunlarda anlamlı ilişki bulunmuş ancak alt ekstremite problemleri ile bakım yükü arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. (p<0,05) Ayrıca bakım yükü fazla olan katılımcıların yaşam kalitesinde bozulma gözlenmiştir. Postür analizleri sonucunda katılımcıların çoğunda postür bozukluğu gözlenmiş ve postür ile bakım yükü arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Ağrı değerlendirmesi sonucunda bakım yükü ile ağrı arasında anlamlı ilişki bulunmuş, bakım yükü daha fazla olan katılımcıların kronik ağrılarının daha fazla olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri ile bakım yükleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bakım verenlerde beden farkındalığına yönelik yapılacak terapi çalışmalarının yaşam kalitesi, kronik ağrı ve kas iskelet sistemi sorunlarıyla ilişkili özür ve disabiliteye olumlu etkilerinin olacağını ve ileride yapılacak çalışmalara da ışık tutacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: bakım yükü, bakım veren, beden farkındalığı, stres düzeyi, kas iskelet sistemi sorunları
  • Master Thesis
    Obezitenin Vücut Farkındalığı, Hareket Korkusu, Propriosepsiyon ve Denge Üzerine Etkisinin İncelenmesi
    (2023) Ray, Mert Can; Arıkan, Hülya
    Bu çalışmanın amacı obezitenin vücut farkındalığı, hareket korkusu, propriosepsiyon ve denge üzerine etkisini incelemekti. Çalışmaya yaş ortalamaları 34,67±7,53 olan ve VKİ değerleri 18,5-34,9 kg/m² arasında olan 60 birey alındı. Bireyler VKİ değerlerine göre normal kilolu, fazla kilolu ve obez olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bireylere vücut farkındalıkları için Vücut Farkındalığı Anketi (VFA), Beden Farkındalık Çizelgesi (BFÇ) ve Beden İmajı Anketi (BİA) uygulandı. Kinezyofobiyi değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), denge ve düşme değerlendirmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ) ve Y Denge Testi (YDT), propriosepsiyonu değerlendirmek için Stabilize edici biofeedback cihazı kullanıldı. Değerlendirmeler bireylere bir kez ve aynı fizyoterapist tarafından yapıldı. Çalışma sonucunda vücut farkındalığı açısından gruplar arasında fark görülmedi (p>0.05). UDEÖ, ZKYT, TKÖ ve YDT sonuçlarında gruplar arası fark bulunmadı (p>0.05). Boyun propriosepsiyon ölçümünde normal kilolu ve obez grup arasında, diz propriosepsiyon ölçümünde ise normal kilolu grup ile fazla kilolu ve obez grup arasında fark bulundu (p<0.05). Sonuçlarımızda fazla kilolu ve obez bireylerde boyun ve sol diz bölgesinde propriosepsiyonun normal kilolu bireylere göre azaldığı görüldü. Çalışma sonuçlarımız obez bireylerde propriosepsiyonun değerlendirilmesinin ve rehabilitasyon programlarında propriosepsiyona odaklanılmasının önemli olduğunu düşündürdü.
  • Master Thesis
    Migrenli Bireylerde Ağrı ile İlişkili Parametreler, Kognitif Düzey ve Duyusal Hassasiyet
    (2025) Ağır, Hatice; Acet, Nagihan
    Migren, dünya genelinde önemli düzeyde yaşam kalitesi ve iş gücü kaybına yol açan nörolojik bir hastalıktır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, migrenin yalnızca baş ağrısı ataklarıyla sınırlı kalmadığını; aynı zamanda ataklar arasında da psikonörobiyolojik işleyişte kalıcı değişimlere yol açabileceğini düşündürmektedir. Mevcut çalışma, migrenli bireylerde baş ağrısız dönemde kantitatif duyusal testleri, santral sensitizasyon düzeyini, kognitif işlevler ile birlikte hafif dokunma duyusunu asemptomatik kontrol grubu ile karşılaştırarak incelemeyi amaçlamaktadır. Mevcut çalışma, kesitsel-gözlemsel bir çalışma olarak planlandı. Çalışmaya 38,09±9,99 yaş aralığında 22'si primer başağrılı (%51,2) ve 21'i asemptomatik kontrol (%48,8) olarak toplam 43 birey dahil edildi. Tüm başağrılı katılımcılar, ataklar arasında (interiktal dönemde) değerlendirildi. Kantitatif duyusal testler (KDT), mekanik basınç algometresi kullanılarak, segmental (C2 ve C7 spinöz prosesin bilateral 2 cm laterali, üst tapez kasının orta noktası, temporal kemik orta noktası) ve ekstrasegmental olmak üzere (M.Extansör Carpi Radialis Longus ve Tibialis Anterior kası orta noktası) Basınç ağrı eşiği (BAE) ölçümlerini ve Şartlı ağrı modülasyonunu (ŞAM-soğuk uyaran ile) içerdi. Santral sensitizasyon düzeyini değerlendirmek amacıyla Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) kullanıldı. Kognitif işlevlerin genel değerlendirmesi Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MBDÖ) ile, seçici dikkat, bilişsel inhibisyon ve bilişsel esneklik stroop testi ile; kısa süreli bellek ve çalışan bellek kapasitesi Sayı Dizisi Testi (SDT) ile, yürütücü işlevler Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ile ölçüldü. Hafif dokunma duyusu Semmes-Weinstein Monofilament (SWM-Segmental olarak C2, üst trapez kasının orta noktası, temporal kemik orta noktası; ekstrasegmental olarak önkol dorsali, elin dorso radyali, ayağın medial- lateral hattı ve topuk orta noktası testi ile bilateral olarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırmada Mann Whitney-U Testi kullanıldı. Kantitatif duyusal testlerde, gruplar arası karşılaştırmalarda, deney grubunda BAE açısından sol taraf temporal kemik orta noktasında ve ortalama temporal kemik BAE değerlerinde anlamlı düşüş saptanırken (p = 0.02, p=0.49), ŞAM skorları (p = 0.003) ve santral sensitizasyon düzeyinde artma kontrol grubuna kıyasla daha fazla idi (p < 0.001). Kognitif testlerde deney grubunda Stroop Testi'nin dördüncü bölümünde yapılan hata sayısı daha düşük iken (p=0.02), sayı dizisi testinde ileri sürmede basamak uzunluğu (p < 0.001) ve puanı düşüktü (p < 0.001). Geri saymada ise deney grubunda kontrol grubuna kıyasla hata sayısının fazla olması (p < 0.001) ile birlikte puanı daha azdı (p < 0.001). Ek olarak, gruplar arası karşılaştırmada MBDÖ ve FDB puanları istatistiksel olarak benzerdi (p<0.05). Migrenli bireylerde hafif dokunma duyusunda segmental olarak, sağ taraf temporal kemik orta hattında (p=0.038); ekstrasegmental olarak, sol taraf elin dorso radyalinde (p=0.035), bilateral ayak medialinde (p=0.045; p=0.014) ve sağ ayak lateralinde (p=0.001) daha fazla duyarsızlaşma bulunurken, diğer parametreler istatistiksel olarak benzerdi (p<0,005). Bu çalışmada, migrenli bireylerde, öncelikle kantitatif duyusal testler kapsamında kısmen segmental olarak basınç ağrı eşiğinin düşmesi; ŞAM skorlarının santral sensitizasyon düzeyi ile birlikte artması ve hafif dokunma duyusu açısından kısmen segmental ve ekstrasegmental olarak duyarsızlaşma varlığı ağrı inhibitör mekanizmalarında asemptomatik bireylere kıyasla yetersizlik ve somatosensoriyal algılamada bozulmalar olabileceğini düşündürdü. Kognitif fonksiyonlar açısından, migrenli bireylerde asemptomatik gruba kıyasla genel kognitif durum ve yürütücü fonksiyonlarda değişim olmaksızın, kısmen seçici dikkat, bilişsel inhibisyon ve bilişsel esneklik süreçlerinin daha iyi olduğunu ancak kısa süreli hafıza ve çalışan belleğin olumsuz etkilenebileceğini gösterdi. Bu bulgular, migrenin yalnızca baş ağrısı ataklarıyla sınırlı kalmadığını; ataklar arası dönemde de ağrı modülasyonu, merkezi duyarlılık, bilişsel alt işlevler ve somatosensoriyel algılamada bozulmalarla karakterize nörobiyolojik değişikliklere yol açtığını ortaya koydu.
  • Master Thesis
    Adölesan İdiyopatik Skolyozlu Bireylerde Skolyoz Eğrisinin Tipi ve Şiddeti ile Baş Ağrısı İlişkisinin Araştırılması
    (2025) Özçatalbaş, Orkun; Yılmaz, Seval
    Bu çalışma adölesan idiyopatik skolyozlu bireylerde baş ağrısı görülme sıklığı, şiddeti, süresi ve baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntıları sağlıklı bireyler ile karşılaştırmak ve skolyoz eğrisinin tipi ve şiddeti ile baş ağrısı şiddeti, süresi, sıklığı ve baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntılar arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 10-17 yaş aralığında 65 adölesan idiyopatik skolyozlu birey (45 kadın, 20 erkek) ve 65 sağlıklı birey (41 kadın, 24 erkek) olmak üzere toplam 130 birey dahil edildi. Skolyozlu bireylerin Cobb açısı iPinPoint mobil uygulama yöntemi ile son 3 ay içinde çekilmiş röntgenleri üzerinden değerlendirildi. Ayrıca skolyoz tipi ve lokalizasyonu kaydedildi. Bireylerin baş ağrısı değişkenleri Baş Ağrısı Nedeniyle Ergenlerin Yaşadığı Sıkıntılar Anketi (HARDSHIP) ile, uyku değişkenleri ve kalitesi Çocuklar İçin Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi ile skolyozlu bireylerin yaşam kalitesi ise SRS-22 Hasta Anketi ile değerlendirildi. Skolyozlu bireylerin sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında baş ağrısı yaşama sıklığı, süresi, baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntılar açısından benzer özelliklere sahip olduğu (p>0,005) ancak baş ağrısının lokalizasyonu, şiddeti, baş ağrısında gerçekten hasta hissetme durumu, baş ağrısında karanlık bir yerde olmayı isteme açısından farklılıklar olduğu tespit edildi (p<0,005). Skolyoz tipi ile baş ağrısı değişkenleri arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0,005). Skolyozlu bireylerin uyku süreleri sağlıklı bireyler ile benzerken (p>0,005) uyku kalitesi ve verimliliğinin sağlıklı bireylerden daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,005). Cobb açısı değeri ile son bir hafta içinde baş ağrısı yaşanan gün sayısı arasında pozitif yönde zayıf ilişki (p=0.025) olduğu, hareket ile baş ağrısı kötüleşen bireylerin Cobb açılarının daha yüksek olduğu tespit edildi. Skolyozlu bireylerin baş ağrısı yaşama sıklığı, süresi sağlıklı bireyler ile benzer iken baş ağrısı tipi sağlıklı bireylerden farklı olabilir. Skolyozu olan kişilerde baş ağrısının genellikle tek taraflı olması, baş ağrısı sırasında karanlık ortamda olmayı tercih etmeleri ve daha fazla hasta hissetmeleri, baş ağrısının migren tipi olabileceğini gösterebilir. Skolyoz tipinin baş ağrısı değişkenleri ile ilişkili olmadığı ancak skolyoz eğrisinin şiddetinin artması baş ağrısı sıklığını arttırabileceği tespit edildi.
  • Master Thesis
    Genç Erişkin Bireylerde Dinapeni Varlığının Postür, Spinal Mobilite, Kas Kuvvet ve Enduransı Üzerine Etkisi
    (2025) Ayazzade, Aynur; Acet, Nagihan
    Mevcut çalışmanın amacı, genç erişkin bireylerde dinapeni varlığının postür, spinal mobilite, kas kuvvet ve enduransı üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Mevcut çalışma kesitsel-gözlemsel, iki kollu bir çalışma olarak planlandı ve clinical.gov adresine [NCT06621875] numarası ile kaydedildi. Çalışmaya, yaşları 21.46 ± 2.22 olan toplam 52 birey (26 dinapenik, 26 kontrol) dahil edildi. Dinapeni tanısı, EWGSOP2 kriterlerine göre tanımlandı; katılımcıların kas kuvveti el kavrama kuvveti ölçümü ile Jamar el dinamometresi ile, fiziksel performans 4 m yürüme testi ve otur-kalk testi ile ve kas kütlesi Biyoimpedans Analizi ile değerlendirildi. Kas kütlesinde azalma olmaksızın kavrama kuvveti ve/veya fiziksel performansta azalması olan bireyler dinapenik olarak ele alındı. Katılımcıların antropometrik ölçümleri (kol ve baldır çevresi) mezura ile, fiziksel aktivite düzeyi IPAQ-kısa form ile, beslenme durumu Evrensel malnütrisyon tarama aracı ile, bilgisayar kullanımı günlük kullanma süresi x yıl olarak değerlendirildi. Lumbal spinal mobilite fleksiyon ve ekstansiyon yönünde Modifiye Schober Testi ve fleksiyon ve lateral fleksiyonlar parmak-zemin mesafesi ile; kas enduransı ise McGill Protokolü (gövde fleksiyonu, yüzüstü köprü, lateral köprü, Biering-Sorensen testi) ile ölçüldü. Postüral açılar (kraniyovertebral açı, baş açısı ve omuz açısı) MB Ruler yazılımı kullanılarak fotogrametrik postür analizi ile, derin servikal fleksör, lumbal ekstansör ve transversus abdominis kas kuvveti stabilizer biofeedback cihazı kullanılarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırma verilerin parametrik dağılımına bağlı olarak bağımsız örneklem T testi veya Mann Whitney-U testi ile analiz edildi. Mevcut çalışmada örneklem grubundaki dinapeni prevelansı %50 idi. Dinapeni grubunda kontrol grubuna göre bilgisayar kullanımı anlamlı derecede artmış (p <0.001), fiziksel aktivite düzeyi, el kavrama kuvveti ve otur-kalk testi sırasındaki performans ise anlamlı derecede azalmış idi (p <0.001). Sigara kullanımı, cinsiyet dağılımı, geçirilmiş Covid-19 varlığı, metre yürüme testi sırasındaki performans, antropomatrik ölçümler, vücüt kas kütlesi, yağ oranı, bazal metabolizma hızı, metabolik yaş, kemik mineral kütlesi iki grupta benzerdi (p> 0.05). Çalışmada elde edilen bulgulara göre, gruplar arası karşılaştırmada, dinapenik olan grupta spinal mobiliteden bağımsız olarak (p> 0.05) kas kuvveti, endurans, postüral açı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bozulmalar saptandı (p <0.001). Bu çalışma, genç erişkin bireylerde dinapeninin spinal mobiliteden bağımsız olarak yalnızca kas kuvveti ve endurans üzerinde değil, aynı zamanda postüral duruş üzerinde de belirgin olumsuz etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Dinapenik bireylerde artmış bilgisayar kullanımı ve azalmış fiziksel aktivite düzeyleri dikkat çekici bulunmuş, bu da dinapeninin modern yaşam tarzıyla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Bulgular, genç bireylerde dahi kas fonksiyonlarının korunmasının postür ve fonksiyonel kapasite açısından önemli olduğunu göstermekte ve erken dönemde dinapeniye yönelik farkındalık ve müdahalenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: el kavrama kuvveti, eklem hareket açıklığı, genç erişkin, kas güçsüzlüğü, postür
  • Master Thesis
    Kronik İnme Hastalarında Torakolumbal Fasya ve Latissimus Dorsi Esnekliğinin Gövde Kontrolü ve Denge ile İlişkisinin İncelenmesi
    (2025) Filiz, Aleyna; Uluğ, Naime
    Bu çalışmanın amacı kronik inme hastalarında thorakolumbar fasya ve latissimus dorsi esnekliğinin denge ve denge ile ilişkisinini araştırmaktı. Çalışma, Ekim 2024 ile Şubat 2025 tarihleri arasında Ankara İncek Medical Park Hastanesi'nde yatmakta olan ya da ayaktan tedavi gören, 40-65 yaş arasındaki inme geçirmiş kadın ve erkek hastalar ile gerçekleştirildi. Çalışmaya, 3 ay önce inme geçirmiş, Modifiye Ranking skoru 0-3 arasında, Mini Mental Test skoru 25 ve üzerinde olan, iletişim kurabilen, yürüme yardımcısı ile veya yardımcı olmadan ayakta durabilen ve yürüyebilen toplam 32 gönüllü hasta dahil edildi. Çalışma kapsamında, hastaların demografik bilgileri kaydedildi. Torakolumbal fasya esnekliğini değerlendirmek için; sağ ve sol gövde rotasyon normal eklem hareket açıklığı gonyometrik platform ile, latissimus dorsi esnekliğini değerlendirmek amacıyla etkilenen taraf pasif omuz fleksiyonu normal eklem hareketi universal gonyometre ile ölçüldü. Denge parametreleri; Stabilometrik Platform-Alfa Cihazı ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ile ölçüldü. Stabilometrik değerlendirmelerde özellikle ağırlık merkezinin x ve y koordinaları üzerinde salınım alanı, salınım uzunluğu ve ağırlık aktarım yüzdeleri gibi parametreler analiz edildi. Gövde kontrol düzeyleri Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ve postüral kontrol ise Postüral Değerlendirme Skalası (PDS) ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda tanımlayıcı istatistikler ve korelasyon analizleri yapıldı. Torakolumbal fasya, latissimus dorsi elastikiyet sonuçları ile stabilometrik değerlendirme sonuçları, gövde kontrolü, postüral kontrol ve düşme riski arasındaki ilişki korelasyonları analiz edildi. Çalışma sonucunda; torakolumbar fasya elastikiyeti ile stabilometrik denge parametrelerinden sağ-sol ağırlık aktarımı arasında anlamlı ilişki bulundu. Ancak Torakolumbal fasya elastikiyeti ile GBÖ'nin dinamik denge ve koordinasyon skorları arasında istatistiksel olarak zayıf negatif yönde korelasyonlar bulundu. GBÖ alt grupları sonuçları ile PDS ve FUT skorları arasında anlamlı ilişki bulundu. Sağ hemiparetik hastalarda, sağ TLF esnekliği ile GBÖ statik skoru arasında anlamlı ilişki bulundu. Çalışmamız sonucunda, torakolumbal fasya ve latissimus dorsi esnekliğini değerlendiren gövde rotasyonu ile ağırlık aktarımı ve gövde kontrolünün dinamik denge parametresi arasında anlamlı ilişki olduğu bulundu. Bu sonuçlar ışığında, inme hastalarında torakolumbal fasya ve latissimus dorsi yapılarının denge parametreleri ve gövde kontrolü üzerinde etkili olabilecekleri, bu nedenle inme rehabilitasyonu sürecinde tedavi programlarında göz önüne alınması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: inme, torakolumbal fasya, latissimus dorsi, fasya esnekliği, denge
  • Master Thesis
    Stria Gravidarum ile Pelvik Taban Disfonksiyon Semptomları Arasındaki İlişkinin Gebelik Döneminde İncelenmesi
    (2023) Karakaya, Gamze; Sönmezer, Emel
    Bu çalışma; üçüncü trimesterdeki gebelerde stria gravidarum ile pelvik taban disfonksiyonu arasındaki ilişkinin incelenmesi ve stria gravidaruma etki edebileceği düşünülen maternal yaş, gestasyonel yaş, vücut kitle indeksi, gebelik öncesi vücut kitle endeksi, gebelikte alınan kilo, hipermobilite, bel ağrısı ve yeti yitimi, diastasis recti abdominis varlığı ve şiddeti ile ilişkinin incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 32-36 haftalar arasında 44 gebe dahil edilmiştir. Pelvik taban disfonksiyonları (PTD), Pelvik Taban Distres Envanteri-20 (PTDE-20); stria gravidarum (SG) şiddeti Davey Skoru; pelvik taban kas kuvveti (PTKK) transperineal ultrason; hipermobilite ise Beighton Hipermobilite Skorlama Sistemi ile değerlendirildi. Gebelerin yaşı, gestasyonel yaşı, gebelikte ve gebelik öncesi vücut kitle indeksi (VKİ) ve gebelikte alınan kilo miktarı kaydedildi. Stria gravidarum ve diğer sonuç ölçümleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Davey Skoru ile PTDE-20 arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulunurken (p = 0,007); PTKK ile istatistiksel olarak negatif korelasyon bulundu (p = 0,010). Davey skoru ile gebelikteki VKİ (p = 0,002) ve gebelik önceki VKİ (p = 0,013) değerleri arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulundu. Ayrıca Davey skoru ile maternal yaş arasında da istatistiksel olarak negatif korelasyon bulundu (p = 0,008). Sonuç olarak; SG varlığı ve şiddetinin hipermobilite ve gebelikte kilo alımından bağımsız olarak maternal yaş, gebelik ve gebelik öncesi VKİ ile ilişkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle sadece gebelikte alınan kilo değil VKİ değerlerini de izlemek SG tahmini için önemlidir. Ek olarak SG varlığı ve şiddeti, PTKK'nin azalması ve PTD varlığı ve şiddeti ile de ilişkiliydi. SG şiddetindeki artış pelvik taban disfonksiyonuna olan yatkınlığı artırabilir. Basit abdominal stria gravidarum değerlendirme yöntemi, gebelikte pelvik taban disfonksiyonu oluşup oluşmayacağını öngörmek için önerilebilir.