Search Results

Now showing 1 - 10 of 18
  • Master Thesis
    Adölesan İdiyopatik Skolyozlu Bireylerde Skolyoz Eğrisinin Tipi ve Şiddeti ile Baş Ağrısı İlişkisinin Araştırılması
    (2025) Özçatalbaş, Orkun; Yılmaz, Seval
    Bu çalışma adölesan idiyopatik skolyozlu bireylerde baş ağrısı görülme sıklığı, şiddeti, süresi ve baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntıları sağlıklı bireyler ile karşılaştırmak ve skolyoz eğrisinin tipi ve şiddeti ile baş ağrısı şiddeti, süresi, sıklığı ve baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntılar arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 10-17 yaş aralığında 65 adölesan idiyopatik skolyozlu birey (45 kadın, 20 erkek) ve 65 sağlıklı birey (41 kadın, 24 erkek) olmak üzere toplam 130 birey dahil edildi. Skolyozlu bireylerin Cobb açısı iPinPoint mobil uygulama yöntemi ile son 3 ay içinde çekilmiş röntgenleri üzerinden değerlendirildi. Ayrıca skolyoz tipi ve lokalizasyonu kaydedildi. Bireylerin baş ağrısı değişkenleri Baş Ağrısı Nedeniyle Ergenlerin Yaşadığı Sıkıntılar Anketi (HARDSHIP) ile, uyku değişkenleri ve kalitesi Çocuklar İçin Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi ile skolyozlu bireylerin yaşam kalitesi ise SRS-22 Hasta Anketi ile değerlendirildi. Skolyozlu bireylerin sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında baş ağrısı yaşama sıklığı, süresi, baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntılar açısından benzer özelliklere sahip olduğu (p>0,005) ancak baş ağrısının lokalizasyonu, şiddeti, baş ağrısında gerçekten hasta hissetme durumu, baş ağrısında karanlık bir yerde olmayı isteme açısından farklılıklar olduğu tespit edildi (p<0,005). Skolyoz tipi ile baş ağrısı değişkenleri arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0,005). Skolyozlu bireylerin uyku süreleri sağlıklı bireyler ile benzerken (p>0,005) uyku kalitesi ve verimliliğinin sağlıklı bireylerden daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,005). Cobb açısı değeri ile son bir hafta içinde baş ağrısı yaşanan gün sayısı arasında pozitif yönde zayıf ilişki (p=0.025) olduğu, hareket ile baş ağrısı kötüleşen bireylerin Cobb açılarının daha yüksek olduğu tespit edildi. Skolyozlu bireylerin baş ağrısı yaşama sıklığı, süresi sağlıklı bireyler ile benzer iken baş ağrısı tipi sağlıklı bireylerden farklı olabilir. Skolyozu olan kişilerde baş ağrısının genellikle tek taraflı olması, baş ağrısı sırasında karanlık ortamda olmayı tercih etmeleri ve daha fazla hasta hissetmeleri, baş ağrısının migren tipi olabileceğini gösterebilir. Skolyoz tipinin baş ağrısı değişkenleri ile ilişkili olmadığı ancak skolyoz eğrisinin şiddetinin artması baş ağrısı sıklığını arttırabileceği tespit edildi.
  • Master Thesis
    Genç Erişkin Bireylerde Dinapeni Varlığının Postür, Spinal Mobilite, Kas Kuvvet ve Enduransı Üzerine Etkisi
    (2025) Ayazzade, Aynur; Acet, Nagihan
    Mevcut çalışmanın amacı, genç erişkin bireylerde dinapeni varlığının postür, spinal mobilite, kas kuvvet ve enduransı üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Mevcut çalışma kesitsel-gözlemsel, iki kollu bir çalışma olarak planlandı ve clinical.gov adresine [NCT06621875] numarası ile kaydedildi. Çalışmaya, yaşları 21.46 ± 2.22 olan toplam 52 birey (26 dinapenik, 26 kontrol) dahil edildi. Dinapeni tanısı, EWGSOP2 kriterlerine göre tanımlandı; katılımcıların kas kuvveti el kavrama kuvveti ölçümü ile Jamar el dinamometresi ile, fiziksel performans 4 m yürüme testi ve otur-kalk testi ile ve kas kütlesi Biyoimpedans Analizi ile değerlendirildi. Kas kütlesinde azalma olmaksızın kavrama kuvveti ve/veya fiziksel performansta azalması olan bireyler dinapenik olarak ele alındı. Katılımcıların antropometrik ölçümleri (kol ve baldır çevresi) mezura ile, fiziksel aktivite düzeyi IPAQ-kısa form ile, beslenme durumu Evrensel malnütrisyon tarama aracı ile, bilgisayar kullanımı günlük kullanma süresi x yıl olarak değerlendirildi. Lumbal spinal mobilite fleksiyon ve ekstansiyon yönünde Modifiye Schober Testi ve fleksiyon ve lateral fleksiyonlar parmak-zemin mesafesi ile; kas enduransı ise McGill Protokolü (gövde fleksiyonu, yüzüstü köprü, lateral köprü, Biering-Sorensen testi) ile ölçüldü. Postüral açılar (kraniyovertebral açı, baş açısı ve omuz açısı) MB Ruler yazılımı kullanılarak fotogrametrik postür analizi ile, derin servikal fleksör, lumbal ekstansör ve transversus abdominis kas kuvveti stabilizer biofeedback cihazı kullanılarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırma verilerin parametrik dağılımına bağlı olarak bağımsız örneklem T testi veya Mann Whitney-U testi ile analiz edildi. Mevcut çalışmada örneklem grubundaki dinapeni prevelansı %50 idi. Dinapeni grubunda kontrol grubuna göre bilgisayar kullanımı anlamlı derecede artmış (p <0.001), fiziksel aktivite düzeyi, el kavrama kuvveti ve otur-kalk testi sırasındaki performans ise anlamlı derecede azalmış idi (p <0.001). Sigara kullanımı, cinsiyet dağılımı, geçirilmiş Covid-19 varlığı, metre yürüme testi sırasındaki performans, antropomatrik ölçümler, vücüt kas kütlesi, yağ oranı, bazal metabolizma hızı, metabolik yaş, kemik mineral kütlesi iki grupta benzerdi (p> 0.05). Çalışmada elde edilen bulgulara göre, gruplar arası karşılaştırmada, dinapenik olan grupta spinal mobiliteden bağımsız olarak (p> 0.05) kas kuvveti, endurans, postüral açı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bozulmalar saptandı (p <0.001). Bu çalışma, genç erişkin bireylerde dinapeninin spinal mobiliteden bağımsız olarak yalnızca kas kuvveti ve endurans üzerinde değil, aynı zamanda postüral duruş üzerinde de belirgin olumsuz etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Dinapenik bireylerde artmış bilgisayar kullanımı ve azalmış fiziksel aktivite düzeyleri dikkat çekici bulunmuş, bu da dinapeninin modern yaşam tarzıyla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Bulgular, genç bireylerde dahi kas fonksiyonlarının korunmasının postür ve fonksiyonel kapasite açısından önemli olduğunu göstermekte ve erken dönemde dinapeniye yönelik farkındalık ve müdahalenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: el kavrama kuvveti, eklem hareket açıklığı, genç erişkin, kas güçsüzlüğü, postür
  • Master Thesis
    Kronik İnme Hastalarında Torakolumbal Fasya ve Latissimus Dorsi Esnekliğinin Gövde Kontrolü ve Denge ile İlişkisinin İncelenmesi
    (2025) Filiz, Aleyna; Uluğ, Naime
    Bu çalışmanın amacı kronik inme hastalarında thorakolumbar fasya ve latissimus dorsi esnekliğinin denge ve denge ile ilişkisinini araştırmaktı. Çalışma, Ekim 2024 ile Şubat 2025 tarihleri arasında Ankara İncek Medical Park Hastanesi'nde yatmakta olan ya da ayaktan tedavi gören, 40-65 yaş arasındaki inme geçirmiş kadın ve erkek hastalar ile gerçekleştirildi. Çalışmaya, 3 ay önce inme geçirmiş, Modifiye Ranking skoru 0-3 arasında, Mini Mental Test skoru 25 ve üzerinde olan, iletişim kurabilen, yürüme yardımcısı ile veya yardımcı olmadan ayakta durabilen ve yürüyebilen toplam 32 gönüllü hasta dahil edildi. Çalışma kapsamında, hastaların demografik bilgileri kaydedildi. Torakolumbal fasya esnekliğini değerlendirmek için; sağ ve sol gövde rotasyon normal eklem hareket açıklığı gonyometrik platform ile, latissimus dorsi esnekliğini değerlendirmek amacıyla etkilenen taraf pasif omuz fleksiyonu normal eklem hareketi universal gonyometre ile ölçüldü. Denge parametreleri; Stabilometrik Platform-Alfa Cihazı ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ile ölçüldü. Stabilometrik değerlendirmelerde özellikle ağırlık merkezinin x ve y koordinaları üzerinde salınım alanı, salınım uzunluğu ve ağırlık aktarım yüzdeleri gibi parametreler analiz edildi. Gövde kontrol düzeyleri Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ve postüral kontrol ise Postüral Değerlendirme Skalası (PDS) ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda tanımlayıcı istatistikler ve korelasyon analizleri yapıldı. Torakolumbal fasya, latissimus dorsi elastikiyet sonuçları ile stabilometrik değerlendirme sonuçları, gövde kontrolü, postüral kontrol ve düşme riski arasındaki ilişki korelasyonları analiz edildi. Çalışma sonucunda; torakolumbar fasya elastikiyeti ile stabilometrik denge parametrelerinden sağ-sol ağırlık aktarımı arasında anlamlı ilişki bulundu. Ancak Torakolumbal fasya elastikiyeti ile GBÖ'nin dinamik denge ve koordinasyon skorları arasında istatistiksel olarak zayıf negatif yönde korelasyonlar bulundu. GBÖ alt grupları sonuçları ile PDS ve FUT skorları arasında anlamlı ilişki bulundu. Sağ hemiparetik hastalarda, sağ TLF esnekliği ile GBÖ statik skoru arasında anlamlı ilişki bulundu. Çalışmamız sonucunda, torakolumbal fasya ve latissimus dorsi esnekliğini değerlendiren gövde rotasyonu ile ağırlık aktarımı ve gövde kontrolünün dinamik denge parametresi arasında anlamlı ilişki olduğu bulundu. Bu sonuçlar ışığında, inme hastalarında torakolumbal fasya ve latissimus dorsi yapılarının denge parametreleri ve gövde kontrolü üzerinde etkili olabilecekleri, bu nedenle inme rehabilitasyonu sürecinde tedavi programlarında göz önüne alınması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: inme, torakolumbal fasya, latissimus dorsi, fasya esnekliği, denge
  • Master Thesis
    Obezitenin Kor Stabilizasyon, Kor Endurans, Aerobik Kapasite ve İnspiratuar Kas Kuvveti Üzerine Etkinliğinin İncelenmesi
    (2024) Yıldız, Kıymet Nazlım; Arıkan, Hülya
    Bu çalışmanın amacı obezitenin kor stabilizasyon, kor endurans, aerobik kapasite, inspiratuar kas kuvveti, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemekti. Çalışmaya yaşları 18-50 ve VKİ (Vücut Kütle İndeksi) değerleri 18,6-37,7 arasında olan 60 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar VKİ değerine göre normal kilolu, fazla kilolu ve obez olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm değerlendirmeler aynı fizyoterapist tarafından bir kez yapıldı. Çalışmada kor stabilizasyon değerlendirmesi için Stabilize edici biofeedback cihazı, kor endurans değerlendirmesi için McGill endurans testleri, inspiratuar kas kuvveti değerlendirmesi için Powerbreathe K5 cihazı, aerobik kapasite değerlendirmesi için 6 dakika yürüme testi, yaşam kalitesi değerlendirmesi için Kilonun Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi Anketi ve yorgunluk değerlendirmesi için Yorgunluk Şiddeti Ölçeği kullanıldı. Değerlendirme sonucunda gruplar arasında kor stabilizasyon açısından fark bulunmazken (p>0.05) kor endurans testleri açısından fark görüldü (p<0.05). Normal kilolu grup ile fazla kilolu ve obez gruplar arasında yaşam kalitesi açısından fark olduğu gözlendi (p<0.05). Yorgunluk ve inspiratuar kas kuvveti parametrelerinde gruplar arasında anlamlı bir sonuç bulunamadı (p>0.05). 6 dakika yürüme testi mesafesi açısından normal kilolu grup ile fazla kilolu ve obez gruplar arasında fark olduğu görüldü (p<0.05). Sonuçlarımız obezitenin aerobik kapasite, yaşam kalitesi ve kor endurans üzerine etkileri olduğunu gösterdi. Çalışma sonuçlarımız obez bireylerin değerlendirilmesinde ve rehabilitasyon programlarının planlanmasında aerobik kapasite, yaşam kalitesi ve kor enduransın dikkate alınmasının yararlı olacağını düşündürdü.
  • Master Thesis
    Sarkopenili Bireylerde Propriyoseptif Egzersiz Eğitiminin Denge, Propriyosepsiyon ve Kinezyofobi Üzerine Etkisi
    (2025) Doğanbaz, Beyzanur; Acet, Nagihan
    Amaç: Bu çalışmanın amacı sarkopenili bireylerde propriyoseptif egzersiz eğitiminin denge, servikal propriyosepsiyon, kinezyofobi ve ağrı felaketleştirme durumu üzerine etkisini araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü olarak tasarlanan çalışmaya yaşları 65-97 arasında 63 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların kas kuvvetini değerlendirmek için; el kavrama kuvveti ölçümü (Jamar el dinamometresi ile), fiziksel performans (yürüme hızı açısından 4 m yürüme testi ile) ve kas kütlesi (Biyoimpedans Analizi yöntemi ile Tanita BC731 isimli cihaz ile) değerlendirildi. Kas kütlesinde azalma ile birlikte kavrama kuvveti ve/veya fiziksel performansta azalma olması sarkopeni kriteri olarak belirlendi. Değerlendirmeler sonucunda sarkopeni tanısı almayan 29 katılımcı çalışmadan dışlandı. Sarkopeni tanısı alan 34 katılımcdan 3 tanesi çalışmadan ayrıldıktan sonra kalan 31 sarkopenili katılımcı çalışmaya dahil edildi. Sarkopenili katılımcılar randomize olarak deney (n=14) ve kontrol grubuna (n=17) ayrıldı. Kontrol grubuna 6 hafta boyunca fizyoterapist gözetiminde birebir klasik egzersiz programı (servikal bölge normal eklem hareket açıklığı egzersizleri, postür egzersizleri ve servikal bölgeye yönelik izometrik egzersizler) uygulanırken, deney grubuna ek olarak servikal propriyosepsiyon egzersizleri uygulandı. Katılımcıların tedavi öncesi ve sonrası denge değerlendirmesi için Tinetti Denge ve Yürüme Testi, Y-Denge Testi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi; servikal propriyosepsiyon değerlendirmesi için Eklem Pozisyon Hissi Sapma Testi; hareket korkusunu değerlendirmek için ise Kinezyofobi Nedenleri Ölçeği ve ağrı felaketleştirme durumunu değerlendirmek için Ağrı Felaketleştirme Ölçeği kullanıldı. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerine ek yordayıcı olarak fiziksel aktivite düzeyi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği-kısa form ile, beslenme durumu için Mini Nutrisyonel Değerlendirme Form ile, kognitif durumları Standartize Mini Mental Değerlendirme Testi ile değerlendirildi. Bulgular: Deney grubundaki bireylerin tedavi öncesi VKİ değerleri daha yüksek (p=0,004) ve Mini Mental Test ile değerlendirilen kognitif durumları daha bozuk (p=0,018) ve ağrı felaketleştirme düzeyleri (p=0,01) ve fleksiyon (p<0,001) ile sağ rotasyon (p<0,001) yönündeki propriyoseptif sapmaları daha yüksekti. Deney grubunda tedavi sonrasında servikal propriyosepsiyonun bazı yönlerinde (fleksiyon (p=0,002), sağ rotasyon (p=0,04), sol lateral fleksiyon (p=0,022)) ve dominant ekstremitede tek ayak üzerinde durma süresinde (p=0,031) anlamlı fark saptandı. Deney ve kontrol grubu tedavi sonrası karşılaştırıldığında, servikal propriyosepsiyonun fleksiyon (p=0,001) ve sağ rotasyon (p<0,001) yönündeki sapmalar deney grubunda kontrol grubuna kıyasla belirgin derecede azalmıştı ancak diğer parametreler benzerdi (p>0,05). Tartışma: Mevcut çalışma, sarkopenili bireylerde servikal propriyoseptif egzersizlerin servikal propriyosepsiyonun belirli yönlerinde (fleksiyon ve sağ rotasyon) anlamlı iyileşmeler sağladığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, denge, kinezyofobi ve ağrı felaketleştirme gibi diğer parametrelerde gruplar arasında belirgin bir fark saptanmamıştır. Bulgular, servikal propriyoseptif egzersizlerin servikal bölgedeki proprioseptif kontrolü artırmada etkili bir rehabilitasyon yaklaşımı olabileceğini göstermektedir. Ancak, sarkopeni varlığında denge, kinezyofobi gibi multidisipliner yaklaşımlar gerektiren parametreler için daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmaların yapılması gereklidir.
  • Master Thesis
    Obezitenin Vücut Farkındalığı, Hareket Korkusu, Propriosepsiyon ve Denge Üzerine Etkisinin İncelenmesi
    (2023) Ray, Mert Can; Arıkan, Hülya
    Bu çalışmanın amacı obezitenin vücut farkındalığı, hareket korkusu, propriosepsiyon ve denge üzerine etkisini incelemekti. Çalışmaya yaş ortalamaları 34,67±7,53 olan ve VKİ değerleri 18,5-34,9 kg/m² arasında olan 60 birey alındı. Bireyler VKİ değerlerine göre normal kilolu, fazla kilolu ve obez olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bireylere vücut farkındalıkları için Vücut Farkındalığı Anketi (VFA), Beden Farkındalık Çizelgesi (BFÇ) ve Beden İmajı Anketi (BİA) uygulandı. Kinezyofobiyi değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), denge ve düşme değerlendirmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ) ve Y Denge Testi (YDT), propriosepsiyonu değerlendirmek için Stabilize edici biofeedback cihazı kullanıldı. Değerlendirmeler bireylere bir kez ve aynı fizyoterapist tarafından yapıldı. Çalışma sonucunda vücut farkındalığı açısından gruplar arasında fark görülmedi (p>0.05). UDEÖ, ZKYT, TKÖ ve YDT sonuçlarında gruplar arası fark bulunmadı (p>0.05). Boyun propriosepsiyon ölçümünde normal kilolu ve obez grup arasında, diz propriosepsiyon ölçümünde ise normal kilolu grup ile fazla kilolu ve obez grup arasında fark bulundu (p<0.05). Sonuçlarımızda fazla kilolu ve obez bireylerde boyun ve sol diz bölgesinde propriosepsiyonun normal kilolu bireylere göre azaldığı görüldü. Çalışma sonuçlarımız obez bireylerde propriosepsiyonun değerlendirilmesinin ve rehabilitasyon programlarında propriosepsiyona odaklanılmasının önemli olduğunu düşündürdü.
  • Master Thesis
    Stria Gravidarum ile Pelvik Taban Disfonksiyon Semptomları Arasındaki İlişkinin Gebelik Döneminde İncelenmesi
    (2023) Karakaya, Gamze; Sönmezer, Emel
    Bu çalışma; üçüncü trimesterdeki gebelerde stria gravidarum ile pelvik taban disfonksiyonu arasındaki ilişkinin incelenmesi ve stria gravidaruma etki edebileceği düşünülen maternal yaş, gestasyonel yaş, vücut kitle indeksi, gebelik öncesi vücut kitle endeksi, gebelikte alınan kilo, hipermobilite, bel ağrısı ve yeti yitimi, diastasis recti abdominis varlığı ve şiddeti ile ilişkinin incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 32-36 haftalar arasında 44 gebe dahil edilmiştir. Pelvik taban disfonksiyonları (PTD), Pelvik Taban Distres Envanteri-20 (PTDE-20); stria gravidarum (SG) şiddeti Davey Skoru; pelvik taban kas kuvveti (PTKK) transperineal ultrason; hipermobilite ise Beighton Hipermobilite Skorlama Sistemi ile değerlendirildi. Gebelerin yaşı, gestasyonel yaşı, gebelikte ve gebelik öncesi vücut kitle indeksi (VKİ) ve gebelikte alınan kilo miktarı kaydedildi. Stria gravidarum ve diğer sonuç ölçümleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Davey Skoru ile PTDE-20 arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulunurken (p = 0,007); PTKK ile istatistiksel olarak negatif korelasyon bulundu (p = 0,010). Davey skoru ile gebelikteki VKİ (p = 0,002) ve gebelik önceki VKİ (p = 0,013) değerleri arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulundu. Ayrıca Davey skoru ile maternal yaş arasında da istatistiksel olarak negatif korelasyon bulundu (p = 0,008). Sonuç olarak; SG varlığı ve şiddetinin hipermobilite ve gebelikte kilo alımından bağımsız olarak maternal yaş, gebelik ve gebelik öncesi VKİ ile ilişkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle sadece gebelikte alınan kilo değil VKİ değerlerini de izlemek SG tahmini için önemlidir. Ek olarak SG varlığı ve şiddeti, PTKK'nin azalması ve PTD varlığı ve şiddeti ile de ilişkiliydi. SG şiddetindeki artış pelvik taban disfonksiyonuna olan yatkınlığı artırabilir. Basit abdominal stria gravidarum değerlendirme yöntemi, gebelikte pelvik taban disfonksiyonu oluşup oluşmayacağını öngörmek için önerilebilir.
  • Master Thesis
    Adölesanlarda Tek Taraflı ve Çift Taraflı Çanta Taşımanın El ve Parmak Kavrama Kuvveti, Sagital Dizilim, Postür, Üst Ekstremite Fonksiyonu ve Beden Hoşnutluğu Üzerine Etkilerinin İncelenmesi
    (2025) Yükselay, Şeyma; Yılmaz, Seval
    Bu araştırmanın amacı, adölesanlarda tek taraflı çanta taşımanın el ve parmak kavrama kuvveti, baş tilt açısı (BTA), kraniyovertebral açı (KVA), servikotorasik açı (STA), postür, üst ekstremite fonksiyonu ve beden hoşnutluğu üzerindeki etkilerini incelemek ve bu verileri çift taraflı çanta taşıyan bireylerle karşılaştırmaktır. Çalışmanın bir diğer amacı da değerlendirilen parametrelerin birbirleriyle olan ilişkilerini araştırmaktır. Araştırmaya, yaş ortalaması 12,85 ± 1,54 yıl olan ve yaşları 10 ile 17 yıl arasında değişen toplam 47 adölesan katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılar, çanta taşıma alışkanlıklarına göre tek taraflı çanta taşıyan (n= 23) ve çift taraflı çanta taşıyan (n= 24) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Postüral açı ölçümleri (BTA, KVA, STA), fotometrik yöntem ile dijital fotoğraflar üzerinden ImageJ programı kullanılarak yapıldı. El kavrama kuvveti Jamar® el dinamometresi, parmak kavrama kuvveti Jamar® pinchmetre kullanılarak değerlendirildi. Postür, New York Postür Analizi, üst ekstremite fonksiyonu QuickDASH, beden hoşnutluğu ise Beden Bölgelerinden ve Özelliklerinden Hoşnut Olma Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Tek taraflı çanta taşıyan bireylerin kilosu (p = 0,002), vücut kitle indeksi (p = 0,005), dominant (p = 0,002) ve non-dominant el kavrama kuvveti (p= 0,006), ve dominant parmak kavrama kuvveti (p= 0,011) çift taraflı çanta taşıyan bireylerden daha yüksek olduğu tespit edildi. BTA, KVA, STA, postür puanı, QuickDASH skoru ve beden hoşnutluğu açısından gruplar arasında fark saptanmadı (p> 0,05). Yaş, boy, kilo ve vücut kitle indeksi ile el ve parmak kavrama kuvvetleri arasında pozitif yönde orta ile kuvvetli arasında değişen düzeyde ilişki olduğu belirlendi. Çanta ağırlığı ile dominant (r =-0,352, p =0,015) ve non-dominant (r =-0,361, p = 0,013) el kavrama kuvveti arasında negatif yönde orta kuvvette, dominant el kavrama kuvveti ile STA arasında negatif yönde orta kuvvette (r =-0,354, p = 0,015) ilişki saptandı. QuickDASH skoru ile beden hoşnutluğu arasında negatif yönde orta kuvvette (r =-0,300, p = 0,041), KVA arasında pozitif yönde zayıf ilişki (r = 0,292, p = 0,046) olduğu belirlendi. BTA ile STA arasında negatif yönde orta kuvvette (r =-0,384, p = 0,008) bir ilişki olduğu bulundu. Adölesanlarda tek taraflı çanta taşıma, el ve parmak kavrama kuvvetini artırmaktadır. Tek taraflı ve çift taraflı çanta taşıyan grupların postüral açıları, genel postürü, üst ekstremite fonksiyonunu ve beden hoşnutluğu benzerdir. Çanta ağırlığının artması kavrama kuvvetinde azalma ile ilişkilidir ve postüral açılardaki değişimler, el kavrama kuvvetini, el fonksiyonlarını ve beden algısını farklı düzeylerde etkilemektedir. Tek taraflı çanta taşımanın kısa vadede postüral hizalanma üzerinde anlamlı bir bozulmaya neden olmadığı, taşımanın yapıldığı tarafın tekrarlayan yüklenmeye maruz kalmasının el ve parmak kavrama kuvvetinde artışa neden olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: adölesan, beden algısı, el kuvveti, postür,
  • Master Thesis
    Alt Üriner Sistem Disfonksiyonu Olan Çocuklarda, Genel Eklem Hipermobilitesi ile Pelvik Taban Kas Aktivitesi, Üroflovmetri Parametreleri, Alt Üriner Sistem Semptomları ve Semptomların Şiddeti Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
    (2023) Öztürk, Aslı; Arda, İrfan Serdar
    Bu çalışma, alt üriner sistem disfonksiyonuna sahip çocuklarda genel eklem hipermobilitesi prevelansını belirlemek ve genel eklem hipermobilitesi ile pelvik taban aktivitesi, üroflowmetri parametreleri ve alt üriner sistem semptomları ile bu semptomların şiddeti arasındaki ilişkinin retrospektif olarak incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya 6-12 yaş aralığında 83 erkek, 62 kız toplam 145 hasta dahil edilmiştir. Çocukların yaş, cinsiyet, boy, kilo bilgileri dosyalardan taranarak kaydedildi. Pelvik taban kas aktivitesi, kasın istirahat ve istemli kontraksiyon fazlarında yüzeyel elektromyografi (EMG) ile ölçülerek kaydedilmiş olan kayıtlar taranarak, alt üriner sistem semptomları klinikte ebeveynler tarafından doldurulmuş olan İşeme Bozuklukları Semptom Skoru (İBSS) sonuçları kullanılarak, idrar akış hızı ve işeme parametleri muayene esnasında gerçekleştirilmiş olan üroflowmetri testi ve ultrason tetkiklerinin sonuçları kullanılarak, eklem hipermobilitesi varlığı ise Beighton skoru sonuçları taranarak değerlendirilmiştir. Çalışma grubumuzdaki alt üriner sistem disfonksiyonlu çocuklarda %74,5 oranında eklem hipermobilitesi gözlenirken, aşırı aktif mesane semptomları ile eklem hipermobilitesi varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptandı (p=0,005). İBSS skoru ile Beighton Skoru arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardı (p<0.05). Sonuç olarak, aşırı aktif mesaneli çocuklarda prognozun öngörülmesi ve tedavinin planlanmasında eklem hipermobilitesi değerlendirmesinin yararlı olabileceği ve eklem hipermobiliteli çocukların alt üriner sistem disfonksiyonları ve semptomları açısından değerlendirilmesinin büyük öneme sahip olduğu söylenebilir. Artmış eklem hipermobilitesinin çocuklarda alt üriner sistem disfonksiyonlarına yatkınlığa sebep olması, alt üriner sistem disfonksiyonları için erken tanı koyma ve koruyucu yaklaşımlarla disfonksiyonları önleme fırsatını tanıyabilir.
  • Master Thesis
    Lomber Disk Hernisi Olan Hastalarda Dinamik Bantlamanın Ağrı, Ağrı Eşiği, Endurans, Denge, Lomber Eklem Hareketliliği ve Fonksiyonellik Üzerine Akut Etkilerinin İncelenmesi
    (2023) Adalı, Mehmet Fatih; Uluğ, Naime
    Bu çalışma dinamik bantlamanın lomber disk hernili hastalarda ağrı, ağrı eşiği, endurans, denge, lomber eklem hareketliliği ve fonksiyonellik üzerine akut etkilerini incelemek için gerçekleştirildi. Çalışmaya Kırşehir Kaman Devlet Hastanesi'nde uzman hekim tarafından fizyoterapi ve rehabilitasyon ünitesine gönderilen, daha önce yapılan fizik muayene ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) sonuçlarına göre lomber disk hernisi tanısı konulan 34 gönüllü, erişkin hasta dahil edildi. Hastalar dinamik bant (n=17) ve sham bant (n=17) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Hastaların ağrısı Sayısal Derecelendirme Ölçeği, ağrı eşiği Jtech Commander dijital algometre, lomber kas enduransı Modifiye Sorenson Testi, dengesi fonksiyonel uzanma testi, lomber eklem hareketliliği universal gonyometre ve hastaların fonksiyonel hareket düzeyleri zamanlı kalk ve yürü testi ile değerlendirildi. Değerlendirmeler bantlama uygulanmadan önce, bantlama uygulandıktan 2 saat sonra ve 3 gün sonra olmak üzere 3 aşamada gerçekleştirildi. Dinamik bantlama uygulamasının bantlama öncesine kıyasla 2 saat sonraki ve 3 gün sonraki ölçümlerinde lomber eklem fleksiyonu haricinde kalan diğer tüm parametrelerde iyileşme sağladığı görülürken, sham bantlama grubunda ise 2 saat sonra ve 3 gün sonraki ölçümlerinde her hangi bir değişim görülmemiştir. Sonuç olarak dinamik bantlama uygulamasının lomber eklem fleksiyonu haricinde kalan diğer tüm parametrelerde iyileşme sağladığı ve bu nedenden dolayı lomber disk hernisinin akut tedavisinde uygulanabilecek yöntemlerden birisi olarak tercih edilebileceği düşünülmektedir.