TR-Dizin
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14411/21
Browse
Recent Submissions
Article Açık Sigortacılık ve Ab Hukukundaki Gelişmeler Işığında Türk Mevzuatı Açısından Bir Değerlendirme(2025) Hızır, SerdarAçık sigortacılık, dijitalleşmenin ve veri paylaşımının giderek önem kazandığı sigortacılık sektöründe, müşteri verilerinin üçüncü taraflarla güvenli ve şeffaf şekilde paylaşılmasına dayalı yeni nesil bir iş modelidir. Bu model, uygulama programlama arayüzleri (API’lar) sayesinde farklı taraflar arasında veri alışverişini mümkün kılarak, kişiselleştirilmiş sigorta ürünlerinin geliştirilmesine ve sektörde rekabetin artmasına katkı sağlamaktadır. Ancak modelin uygulanması, özellikle kişisel verilerin korunması, veri güvenliği, sözleşmesel sorumluluk ve denetim mekanizmaları açısından önemli hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada, öncelikle açık sigortacılığın tanımı, yapısal unsurları, paydaşlara sağladığı faydalar ve taşıdığı riskler ele alınmaktadır. Ek olarak, modelin açık bankacılık ile ilişkisine ve benzerlik ve farklı yönlerine de değinilmektedir. Ayrıca konuya ilişkin olarak Avrupa Birliği hukukundaki düzenlemelerdeki gelişmeler ve açık sigortacılığın Türkiye’de yürürlükte olan mevzuata uygunluğu incelenmektedir. Sonuç olarak çalışmada, açık sigortacılık modelinin Türk hukuk sistemine dâhil edilebilmesi için yasal reformlara ihtiyaç olduğuna dikkat çekilmektedir.Article Bosentan Reduces Myocardial Ischemia-Reperfusion Injury in Rats(2025) Küçük, Ayşegül; Dursun, Alı Dogan; Arslan, Mustafa; Özer, Abdullah; Demirtas, Huseyin; Gulcan, Mehmet Burak; Yığman, ZeynepObjectives: This study aimed to investigate the cardioprotective effects of bosentan, an endothelin receptor antagonist, against myocardial ischemia-reperfusion injury (MIRI) in rats. Materials and Methods: Twenty-four adult Wistar-Albino rats were randomly divided into four groups: control, bosentan only, myocardial ischemia-reperfusion (MIR), and MIR-bosentan (MIR-B). Ischemia was induced by ligation of the left anterior descending coronary artery for 30 minutes, followed by 90 minutes of reperfusion. Bosentan was administered intraperitoneally at 30 mg/kg during ischemia in the MIR-B group. Histopathological evaluation assessed neutrophil infiltration, cardiomyocyte damage, tissue edema, and hemorrhage, while biochemical analyses measured total oxidant status (TOS), total antioxidant status (TAS), oxidative stress index (OSI), and paraoxonase-1 (PON-1) activity in myocardial tissue. Results: The MIR group showed significantly increased histopathological injury scores, including neutrophil infiltration, cardiomyocyte damage, edema, and hemorrhage, compared to control and bosentan-only groups (p<0.001). Bosentan treatment significantly reduced these injury scores in the MIR-B group compared to the MIR group (p<0.05). Biochemically, the MIR group exhibited elevated TOS and OSI levels and reduced TAS and PON-1 activity, indicating oxidative stress. Bosentan administration significantly improved these parameters by lowering TOS and OSI levels, and by increasing TAS and PON-1 activity compared to the MIR group (p<0.05). Conclusion: In conclusion, bosentan demonstrated significant protective effects against MIRI by attenuating histological damage and oxidative stress in rat myocardium. These findings suggest that endothelin receptor antagonism with bosentan may offer a promising therapeutic approach to reduce myocardial injury following ischemia-reperfusion events such as those occurring during coronary artery bypass grafting. Further studies are needed to explore its clinical potential.Article Tedavi İş Birliği Portalı’na Kayıtlı Olan ve Olmayan Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluk Tanılı Hastaların Tedavi Uyumunun Karşılaştırılması - Kesitsel Bir Çalışma(2025) Caykoylu, Ali; Esen, Fatma Betül; Bal, Nese Burcu; Karslıoğlu, Ersin Hatice; Avan, MehmetAmaç: Şizofreni ve diğer psikotik bozukluk tanıları ile Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde (TRSM) takipli hastalardan Tedavi İş birliği Portalı’na (TİP) kayıtlı olan ve olmayanların tedavi uyumları ile TİP’e kayıt öncesi ve sonrası yatarak tedavi oranlarının karşılaştırılması planlanmıştır. Yöntemler: Örneklem; TİP’e kayıtlı olan ve olmayan olarak iki gruba ayrılmıştır. Gruplara sosyodemografik veri ve anket formu, Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PNSÖ), Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği (BSPÖ) ve Tıbbi Tedaviye Uyum Oranı Ölçeği (TTUOÖ) uygulanmıştır. Ayrıca TİP’e kayıtlı hastaların kayıt öncesi ve sonrası yatış sayıları ve yatış şekilleri (istemli-istemsiz) incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya, TİP’e kayıtlı 75, TİP’e kayıtlı olmayan 32 olmak üzere toplam 107 hasta alınmıştır. TİP’e kayıtlı olan hasta grubunda erkek cinsiyet daha fazla saptanmıştır. İki grup arasında BSPÖ, TTUOÖ, PNSÖ toplam puan ve alt ölçek puanları açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yatış sayısında yapılan karşılaştırmada TİP’e kayıt sonrası hastaların yatış oranında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). BSPÖ puanı için yapılan Standart Çoklu Regresyon analizinde; cinsiyet, tedaviye kadar geçen süre ve PNSÖ alt ölçek puanlarının toplam varyansın %37’sini açıkladığı bulunmuştur. Sonuç: TİP’in, kısa vadede hastalık belirti şiddeti veya ilaç uyumu gibi durumlarla ilişkisini tespit etmemiş olsak da uzun vadede hastaneye yatış oranında azalma şeklinde olumlu katkısı olduğu söylenebilir.Article Baş Önde Postürü Olan Genç Yetişkinlerde Baş Postürü Yürüyüş Parametrelerini ve Simetrisini Değiştirir Mi? Kesitsel Bir Çalışma(2025) Begen, Sena Nur; Karahan, Zehra; Uluğ, Naime; Yılmaz, SevalAmaç: Baş önde postür (BÖP) bozukluğu yaygın bir postüral problemdir. Bununla birlikte, yürüyüş kinematiği üzerindeki etkisi belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerde baş postürünün yürüyüşün spatio-temporal parametreleri ve asimetrisine etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Genç erişkinlerde gerçekleştirilen bu kesitsel çalışmada katılımcılar kraniovertebral açı (KVA) değerine göre BÖP ve normal postür olmak üzere iki gruba ayrıldı. Katılımcıların KVA, kranial rotasyon açısı ve kraniohorizontal açıları lateralden çekilen fotoğraflar ile değerlendirildi ve MB-Ruler yazılımı ile analiz edildi. Katılımcıların demografik bilgileri (cinsiyet, yaş, boy, kilo) kaydedildi ve yürüyüş spatiotemporal parametreleri—ilk temas, destek, sallanma fazları, adım döngüsü, dinamik basınç ve yürüyüş simetri skorları—FreeMED force platformu (Sensor Medica, İtalya) kullanılarak ölçüldü. Yürüyüş simetrisi simetri indeksi kullanılarak hesaplandı. Bulgular: Çalışmaya ortalama yaşları 23 yıl (22-23 ÇAA) olan 66 katılımcı (41 kadın ve 25 erkek) dahil edildi. Sol adım döngüsü uzunluğu ile kranial rotasyon açısı arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki bulundu (r=0,316, p=0,024). Ancak, gruplar arasında diğer yürüyüş kinematik parametrelerinde anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Ayrıca, CVA ile yürüyüş spatio-temporal parametreleri veya yürüyüş simetrisi arasında anlamlı bir korelasyon bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Baş önde postürün genç yetişkinlerde kinematik spatio-temporal yürüyüş parametrelerini ve yürüyüş simetrisini önemli ölçüde değiştirmediğini göstermektedir. Daha hassas ölçümler sağlayabilecek üç boyutlu postür ve yürüme analizi yöntemleri ile planlanan çalışmalara ihtiyaç vardır.Article Güncel Gelişmeler Işığında Bankaların Kaydi Altın İşlemlerinin Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi Karşısında Durumu(2025) Müftüoğlu, ZeynepBanka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu (6802 sayılı Kanun)’na düzenlenmekte; Kanun’da, lehlerine para kalması halinde bankaların tüm işlemleri vergisinin konusu kapsamına alınmaktadır. Kanunda, bankaların kambiyo işlemlerinin matrahı işlem bedeli; diğer işlemlerin matrahı banka lehine kalan bedel olarak gösterilmekte; bankaların kambiyo işlemleri ve diğer işlemlerinin tabi olduğu vergi oranı da farklılaştırılmaktadır. Bankaların fiziki teslimat olmaksızın yaptıkları kaydi altın işlemlerinin 6802 sayılı Kanun’da düzenlenen kambiyo işlemi mi yoksa diğer işlemler gibi mi vergilendirileceği 2020 yılından bu yana tartışılmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB)’nın Türkiye Bankalar Birliği’ne gönderdiği görüş yazısında bankaların söz konusu işlemlerinin kambiyo işlemi gibi vergilendirileceğini iletmesi üzerine konu Danıştay’a taşınmış; Danıştay 7. Daire ve temyiz incelemesinde Vergi Dava Daireleri Kurulu, işlemi vergilerin yasallığı, hukuki güvenlik, hukuki belirlilik ve açıklık ilkelerine aykırı bulmuştur. Anılan görüş yazısı ve mahkeme kararlarının ardından 2025 yılının Mart ayında cumhurbaşkanı kararı ile bankaların kaydi altın işlemlerinin kambiyo işlemi olduğu düzenlenmiş; bu kararın da vergilerin yasallığı ilkesini ihlal ettiği tartışmaları başlamıştır. Çalışmanın ilk bölümünde kaydi altının hukuki niteliği; ikinci bölümünde banka ve sigorta muameleleri vergisi incelenmektedir. Üçüncü bölümde GİB’in görüş yazısı, Danıştay kararları ve cumhurbaşkanı kararı aktarılmaktadır. Çalışmanın son bölümünde, bankaların kaydi altın işlemlerinin mevcut düzenlemeler kapsamında vergi rejimi saptanmakta; eleştirel yaklaşım benimsenerek üçüncü bölümde ele alınan işlem ve kararlar değerlendirilmekte; sürece dair sorunlar belirlenerek çözüm önerileri geliştirilmektedir.Article Küresel İklim Rejiminde Denizel Çevre Politikaları: Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı Kararlarına Dayalı Bir Değerlendirme(2025) Yıldız, Mete; Karlı, AygünBu çalışma, küresel iklim rejimi kapsamında denizel çevre politikalarının nasıl ele alındığını ve BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) taraflar konferansları (COP, CMP ve CMA) kararlarının bu politikalar üzerindeki etkisini incelemektedir. Denizel çevre, iklim değişikliğinin etkilerini en yoğun şekilde hisseden ekosistemlerden biridir ve bu bağlamda uluslararası politika kararlarının bu ekosistemlere yönelik etkileri büyük bir önem taşımaktadır. Makale, küresel iklim rejimi ve denizel çevre politikalarının tarihsel gelişimi, BMİDÇS ve bağlı anlaşmalar çerçevesinde değerlendirilmesi, COP kararlarının analizi ve denizel çevre politikalarıyla ilişkisini ele almaktadır. Ayrıca, Kyoto Protokolü (CMP kararları) ve Paris Anlaşması (CMA kararları) kapsamında alınan kararların denizel ekosistemlere etkisi de incelenmektedir. Çalışma, küresel iklim rejiminin okyanus ve denizlere olan etkisini anlamak amacıyla BMİDÇS tarafından alınan kararları belirli kategorilere ayırmakta ve sınıflandırmaktadır. Bunlar arasında deniz taşımacılığında karbon emisyonlarının azaltılması, küçük ada devletlerinin dirençliliği, deniz kıyılarının korunması ve planlanması, denizel biyoçeşitliliğin korunması, deniz su seviyesindeki yükselmenin önlenmesi, balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliğinin sürdürülebilirliği, asidifikasyonun engellenmesi ve mavi karbon süreçlerinin geliştirilmesi gibi temel alanlar yer almaktadır. Makalenin bulguları, son yirmi yılda okyanus ve denizlerin iklim politikaları içindeki rolünün arttığını göstermektedir. COP kararlarında denizel çevre konuları giderek daha fazla yer almakta, ancak bu kararların bağlayıcılığının ve etkinliğinin sınırlı olduğu belirtilmektedir. Kyoto Protokolü kapsamındaki CMP kararlarında denizel çevre konularına yeterince odaklanılmadığı görülürken, Paris Anlaşması sonrasında CMA kararlarında bu konulara daha fazla vurgu yapıldığı saptanmıştır. Sonuç olarak, BMİDÇS ve bağlı konferans kararlarının denizel çevre politikaları üzerindeki etkisi giderek artmaktadır. Ancak, deniz ekosistemleri ve iklim politikaları arasındaki ilişkinin daha fazla vurgulanması, denizel çevreyi koruyacak bağlayıcı kararların alınması ve uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Makale, gelecekteki BM iklim rejimi toplantılarında denizel ekosistemlere ilişkin kararların daha çok yer alabilmesi için politika yapıcılara önerilerde bulunmaktadır.Article AB Hukukunda Temel Hakların Geçerlilik Dayanağı(2025) Arsava, Ayse FusunAB Temel Haklar Şartı’nın Lizbon anlaşmasının bir parçası olarak yürürlüğe girmesinden itibaren AB’de temel hak koruması pozitif hukuk teşkil eden AB Temel Haklar Şartı’na istinat etmektedir. Ancak ABAD içtihatları temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği tartışmasının henüz tam olarak sonlanmadığını ortaya koymaktadır. ABAD kararlarında AB Temel Haklar Şartı’nın yürürlüğe girmesi ile beraber temel hak koruması her ne kadar ilk sırada AB Temel Haklar Şartı’na istinat ettiriliyorsa da, kimi ABAD kararlarında halâ subsidier nitelikli (ikame edilebilir) genel hukuk prensibine istinat edildiği görülmektedir. Makalede öncelikle temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği ve AB Temel Haklar Şartı’nda pozitif hukukta temini ele alınmakta, ardından AB Hukukunda temel hak teminatında genel hukuk prensipleri yanı sıra AB Temel Haklar Şartı’nın geçerlilik dayanağı teşkil etmesi tartışmasının Divan içtihadına yaptığı etkiye ışık tutulmaktadır,Article Yeniden Çeviride Zamana Karşı Bağlam: The Jungle Book Üzerinden Yeniden Çeviri Hipotezinin Yeniden İncelenmesi(2023) Özer, Özge BayraktarRudyard Kipling Türkçeye ilk olarak bir çocuk edebiyatı eseri olan The Jungle Book’un 1936 yılında yayınlanan çevirisi (Cengel Kitabı) ile kazandırılmıştır. Söz konusu ilk çeviriyi günümüze kadar pek çok yeniden çeviri takip etmiştir. Bu çalışma, The Jungle Book eserinin beş farklı Türkçe çevirisi üzerinden yeniden çeviri hipotezinin temel varsayımlarını yeniden sınamayı amaçlamaktadır. Yeniden çeviriler hem birbirleriyle hem de ilk çeviriyle metne bağlı ve kültüre özgü unsurlar açısından karşılaştırılmıştır. Bu doğrultuda benimsenen yöntem açısından, çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, incelenen çevirilerin yayınlandığı dönemlerdeki sosyo-bağlamsal koşulları odağına alan artsüremli bir inceleme yer almaktadır. İkinci kısımda ise yeniden çeviri hipotezini yeniden sınamak üzere eşsüremli incelemeye yer verilmiştir. Sunulan karşılaştırmalı örneklere dayanarak, yeniden çeviri hipotezinde öne sürüldüğü gibi ilk çeviri ve yeniden çeviriler arasında, erek odaklı yaklaşıma yönelik doğrusal bir ilerlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bunun yerine, çevirinin üretildiği ve yayımlandığı dönemin bağlamsal faktörlerinin, çevirmenlerin çeviri seçimlerinde daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, hipotezin doğrulanması ya da yanlışlanmasında, vaka analizi yöntemindeki örnek metin seçimlerinin de etkili olabileceği gösterilmiştir. Bu bağlamda, yeniden çeviri kavramı ve yapısına ilişkin daha güvenilir bulgular için artsüremli ve eşsüremli incelemenin bütüncül bir anlayışla bir arada yapılması önerilmiştir.Article Impact of Simplified Transcatheter Aortic Valve Implantation Approach on Procedural and Clinical Outcomes(2025) Güney, Murat CanObjectives: Increased operator experience and development of techniques have reduced complication rates, and the new trend is the simplified approach (SA) in transcatheter aortic valve implantation (TAVI). The aim of this study is to compare the safety, efficacy, and outcomes of the SA with the standard non-simplified ap - proach (NSA). Methods: We retrospectively included 517 consecutive symptomatic severe aortic stenosis (AS) patients undergoing TAVI. The procedure is performed under general anesthesia accompanied by TEE and with predilatation in the NSA group. Whereas sedation and local anesthesia, removal of the routine use of transesophageal echocardiography (TEE), skipping the predilatation step in appropriate patients is adopted in SA group. Results: Among 517 patients, 144 underwent TAVI with SA and 363 with NSA. The NSA group was treated with the most Sapien XT valve (69.4% vs. 92.8; P<0.001). There were no significant differences in post-procedural complications between the groups as defined by the Valve Academic Research Consortium (VARC)- 2 criteria. Although there was a trend toward lower mortality at 30-day favoring SA group, this finding did not differ significantly between the groups (0% vs. 2.9%, respectively for SA and NSA groups, P=0.058). However, total cumulative mortality at the end of the follow-up period was found to be significantly reduced in the SA group (7.6% vs. 35.7; P<0.001). The multivariate logistic regression analysis revealed that predilatation, general anesthesia, TEE guidance, and simplified approach were independent predictors of total mortality. Conclusions: Our study showed that simplified TAVI procedure was safe and was no related to adverse events. Compared to the NSA group, SA-TAVI had statistically significant lower total mortality rates.Article 868 MHz Frekansında Açık Alan Ortamlarında Kısa Menzilli IoT Uygulamaları için XBee P2P Bağlantılarının Yayılım Çalışması(2025) Dalveren, Yaser; Cerci, EmreBu çalışma, dış ortamlarda 868 MHz'de çalışan XBee modüllerini kullanan kısa menzilli noktadan noktaya (P2P) kablosuz iletişim için bir ön yayılma analizi sunmaktadır. Kısa menzilli Nesnelerin İnterneti (IoT) uygulamaları bağlamında XBee P2P bağlantılarının doğrudan planlanmasını ve dağıtımını kolaylaştırmak için kentsel, banliyö ve kırsal ortamlarda görüş hattı (LOS) koşulları altında ampirik ölçümler yapılmıştır. Serbest Uzay Yol Kaybı (FSPL), İki Işınlı Zemin Yansıması, Log-mesafe, Hata-Okumura ve Cost231-Hata dahil olmak üzere beş iyi bilinen ampirik yol kaybı modelinin performansı, Alınan Sinyal Gücü Göstergesi (RSSI) verilerine dayanarak değerlendirilmiştir. Bulgular, FSPL modelinin kırsal alanlarda en yüksek doğruluk seviyesini gösterirken, Log-distance modelinin kentsel ve banliyö bağlamlarında daha iyi performans sergilediğini göstermektedir. Buna karşılık, Two-Ray ve Cost231-Hata modelleri tüm ortamlarda ölçülen verilerle nispeten sınırlı derecede uyum göstermektedir. Bu bulguların, dış mekan IoT ortamlarında enerji tasarruflu ve uygun maliyetli XBee tabanlı P2P ağlarının basit bir şekilde konuşlandırılması için değerli bilgiler sunması beklenmektedir.Article The Relationship of Cognitive Functions with Physical Fitness Parameters, Balance, and Fall Risk in Older Adults(2025) Yiğit, Öznur; Korkusuz, Süleyman; Korkusuz, Büşra SeçkinoğullarıObjectives: This study examines the effects of cognitive parameters on physical fitness, balance, and fall risk. Materials and Methods: The study included 79 older adults. Cognitive functions of older adults were assessed using the Montreal Cognitive Assessment Scale (MoCA) and Clock Drawing Test (CDT). The Berg Balance Scale (BBS) was used to assess balance and fall risk, and the Senior Fitness Test (SFT) was used to assess physical fitness parameters (PFP). According to MoCA, individuals were included in the Mild Cognitive Impairment (n=38) and Normal Cognitive Level (n=41) groups. Results: The mean age of individuals in the Mild Cognitive Impairment group was 71.50 ± 4.41, while the mean age of individuals in the Normal Cognitive Level group was 70.48 ± 4.57. In our study, individuals with mild cognitive impairment were found to have worse balance scores and physical fitness parameter scores, except for lower and upper extremity flexibility and aerobic endurance. While a significant relationship was noted between MoCA and balance as well as fall risk, no relationship was found between CDT and the balance score. Furthermore, no association between the CDT and any physical fitness parameter was found, despite a good correlation between the MoCA and several physical fitness parameters. Conclusion: In conclusion, it was shown that global cognition in geriatric individuals is related to balance and PFP, such as agility, upper and lower extremity strength.Article Interpretations of Murano Glass in Interior Design Through Its Functional, Decorative, and Artistic Values(Anadolu Univ, 2025) Sengul, Ipek; Erdogan, Busra NurMurano glass is a world-renowned type ofglass produced on the island of Murano, located in Venice, Italy. It is distinguished by its traditional handcrafting techniques, a wide range of colors, high transparency, and its role as an aesthetic design element. Murano glass isutilized in interior spaces both as a functional and a decorative element. This study aims to examine the functional, decorative, and artistic uses of Murano glass in interior architeture. The research evaluates how Murano glass shapes spatial perception, the relationship between its material properties and usage types, and its contributions to interior spaces. Initially, interior elements that use Murano glass as the primary material were investigated. Following a literature review, the usage areas of Murano glass were detailed under the categories of lighting elements, wall panels and mosaics, space dividers, furniture and decorative accessories, artistic installations, and sculptures. Based on the collected data, the study identifies how Murano glass contributes to interior architecture in terms of functio nality, decoration, and artistic value, as well as how its material properties enhance interior spaces. It was observed that the significance of each usage type varies across categories, with certain functions being more prominent in specific applications. In conclusion, considering the diverse applications of Murano glass in interior architecture, its role in spatial aesthetics and decorative value has been emphasized.Article Türkiye’de Yükseköğrenim Başvuru Oranının Belirleyicileri(2025) Üner, Mehmet Mithat; Çamalan, Özge; Karatepe, TunaAmaç - Bu araştırma, Türkiye'de 2006-2024 döneminde yükseköğretim kurumlarına başvuru oranlarını etkileyen makro ekonomik faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Son yıllarda Yükseköğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) başvuru sayılarında yaşanan belirgin düşüş, yükseköğretime olan talebin belirleyicilerinin analizini gerekli kılmaktadır. Çalışma, medya tarafından sıklıkla gündeme getirilen yoksulluk, üniversite mezunları arasındaki işsizlik ve maaş farkları gibi makro ekonomik değişkenlerin yükseköğretim talebi üzerindeki etkisini ampirik olarak ortaya koyarak alandaki boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Yöntem- Araştırmada 2006-2024 dönemi yıllık zaman serisi verileri kullanılarak çoklu doğrusal regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Bağımlı değişken olarak yükseköğretim kurumlarına başvuru oranı (YKS başvuru sayısının 15-24 yaş grubu nüfusa oranı), bağımsız değişkenler olarak ise yoksulluk oranı, yükseköğretim mezunu işsizlik oranı (15-24 yaş grubu) ve eğitimin ekonomik getiri oranı (9/1 dereceli memur maaşının net asgari ücrete oranı) kullanılmıştır. Veriler ÖSYM raporları, TÜİK istatistikleri ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kaynaklarından elde edilmiştir. Bulgular - Regresyon analizi sonuçları, her üç makro ekonomik değişkenin de yükseköğretim başvuru oranları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Yoksulluk oranı en güçlü belirleyici faktör olarak öne çıkmış (β=-2.524, p<0.001), yoksullukta 1 puanlık artışın başvuru oranını 2,5 puan azalttığı tespit edilmiştir. Üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranı da başvuruları olumsuz etkilemekte (β=-0.481, p=0.020), \"diplomalı işsizlik\" olgusunun caydırıcı etkisini göstermektedir. Eğitimin ekonomik getiri oranı ise sınırlı da olsa pozitif etki göstermektedir (β=0.202, p=0.036). Model, yükseköğretim talebindeki toplam değişkenliğin %77,7'sini açıklamaktadır. Tartışma- Araştırma bulguları, yoksulluk oranının yükseköğretim başvuruları üzerinde en güçlü belirleyici etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranı da başvuruları negatif yönde etkilemektedir. Maaş oranının pozitif ancak sınırlı etkisi bulunmaktadır. Model, Türkiye'de yükseköğretim talebinin makro ekonomik değişkenlerle açıklanabildiğini ortaya koymaktadır.Article Yetişkin Bireylerde DASH Diyetinin Mental Sağlık ile İlişkisinin Değerlendirilmesi(2025) Çetıner, Ozlem; İnan, Cansu Memiç; Şarahman, CerenAmaç: Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerde Hipertansiyonu Durdurmak için Diyet Yaklaşımları (Dietary Approaches to Stop Hypertension-DASH) diyetinin mental sağlık ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Bireyler ve Yöntem: Çalışma, 30 Haziran-10 Eylül 2024 tarihleri arasında Ankara’da yaşayan 20-64 yaş arası 400 yetişkin birey ile yürütülmüştür. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Anket formu; genel bilgiler, DASH Diyet Kalitesi Ölçeği ve Warwick-Edinburg Mental İyi Oluş Ölçeği (Warwick-Edinburg Mental Well-Being Scale-WEMWBS) olmak üzere üç bölümden oluşmuştur. Mental sağlık ile DASH diyetine uyum arasındaki ilişkinin belirlenmesi için potansiyel karıştırıcı faktörlere (yaş, cinsiyet, gelir düzeyi, öğrenim durumu, sigara içme, alkol tüketimi, fiziksel aktivite düzeyi ve beden kütle indeksi) düzeltmeler yapılarak doğrusal regresyon modelleri oluşturulmuştur. Bulgular: DASH diyetine uyum durumları incelendiğinde, bireylerin %72.0’sinin düşük, %25.2’sinin orta, %2.8’inin yüksek uyum gösterdiği saptanmıştır. DASH diyetine orta ve yüksek uyum gösterenlerde, düşük uyum gösterenlere göre kadınların ve fiziksel aktivite düzeyi yüksek olanların sıklığı ile ortalama yaşın daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Her gün meyve ve sebze tüketenlerin sıklığı DASH diyetine orta ve yüksek uyum gösteren bireylerde düşük uyum gösterenlerden daha yüksektir (p<0.05). DASH diyetine orta ve yüksek uyum gösteren bireylerde WEMWBS puanının düşük uyum gösterenlerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Potansiyel karıştıcı faktörlere göre yapılan düzeltmelerde DASH diyet uyumundaki bir puan artışın, WEMWBS puanında 0.195 puan artışla ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, DASH diyetine daha yüksek uyumun daha iyi mental sağlık ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Toplumda mental sağlığın iyileştirilmesi ve ilişkili sağlık sorunlarının azaltılması için beslenme programları ve eğitimler ile DASH diyetine uyum teşvik edilebilir.Article Sağlık Sektöründe Yapay Zeka Kullanımı(2024) Koyuncu, Murat; Göçer, SafiyeArticle DSÖ Avrupa Bölgesinde Grip Salgınının Büyüklüğünün Tahmin Edilmesi(2025) Bulut, TevfikBu çalışma DSÖ Avrupa ülkeleri ve bölgelerindeki grip salgınının büyüklüğünü tahmin etmeyi amaçlamaktadır. Bu ülkelerin dalga boyları, A ve B alt tipleri de dahil olmak üzere influenza vakalarının sayısına göre karşılaştırılmıştır. Salgının büyüklüğünü değerlendirmek için nüfus yoğunluğu, insani gelişme endeksi, vaka sayısı ve ilk vakanın kaydedilmesinden bu yana geçen gün sayısı gibi faktörler göz önünde bulundurularak epidemiyolojik dalga boyu yöntemi kullanılmıştır. Birleşik Krallık, İngiltere, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında en yüksek dalga boyu skorlarına (We) sahip olmuştur. Buna karşılık, Azerbaycan sırasıyla 2022 ve 2023 yıllarında en düşük dalga boyu skorlarına (We) sahip olmuştur. DSÖ Avrupa ülkeleri ve bölgeleri için ortalama dalga boyu skoru 2023'te zirveye ulaşırken, en düşük skor 13,44 We ile 2022'de görülmüştür. Çalışma, epidemiyolojik dalga boyu yönteminin salgın boyutunu tahmin etmek için kullanılabileceğini ve salgının daha net ve daha güvenilir bir kesitsel görüntüsünü sağlayabileceğini göstermektedir.Article İki-Boyutlu ve Üç-Boyutlu Hücre Kültür Modellerinde Güncel Gelişmeler ve Uygulamalar(2025) Kıbar, Gunes; Tevlek, AtakanHücre kültür modelleri, temel ve uygulamalı biyomedikal araştırmalarda kritik bir araç olarak kullanılmaktadır. Geleneksel 2-boyutlu (2B) hücre kültür sistemleri, basitlikleri ve kolay uygulanabilirlikleri nedeniyle uzun yıllardır tercih edilmekle birlikte, hücrelerin doğal mikroçevrelerini yeterince taklit edememesi nedeniyle bazı sınırlamalara sahiptir. Bu eksikliklerin giderilmesi amacıyla geliştirilen 3-boyutlu (3B) hücre kültür modelleri, hücre-hücre ve hücre-matriks etkileşimlerini daha iyi yansıtarak biyolojik süreçlerin daha doğru bir şekilde modellenmesine olanak sağlamaktadır. Özellikle mikroakışkan tabanlı sistemler, organoidler ve biyomalzemelerle zenginleştirilmiş 3B platformlar, kanser araştırmalarından doku mühendisliğine kadar geniş bir yelpazede yenilikçi uygulamalara kapı aralamıştır. Bu derleme, 2B ve 3B hücre kültür modellerinin tarihsel gelişimini, avantaj ve dezavantajlarını, güncel uygulamalarını ve biyomedikal araştırmalardaki gelecekteki potansiyellerini ele almaktadır. Ayrıca, dinamik ve manyetik hücre kültürü gibi ileri teknolojilerin 3B modeller üzerindeki etkileri tartışılarak, bu alandaki yenilikçi yaklaşımlar için bir perspektif sunulmaktadır.Article Distal Pankreatektomi Sonrası Pankreatik Fistül Gelişimini Tahmin Etmede İnflamatuar İndekslerin Rolü(2025) Kerem, Mustafa; Emral, Ahmet Cıhangır; Çetinkaya, GökayAmaç: İnflamatuar belirteçlerin, distal pankreatektomi sonrası pankreatik fistül gelişimini tahmin etmedeki önemi, bu konuda yapılan çalışmalarla yeterince derinlemesine incelenmemiştir. Bu çalış-ma, distal pankreatektomi yapılan hastalarda postoperatif inflamatuar indekslerin, özellikle SII (siste-mik immün inflamasyon indeksi), NLR (nötrofil-lenfosit oranı) ve PLR (trombosit-lenfosit oranı), pank-reatik fistül gelişimi ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metod: Bu retrospektif çalışmada, Ocak 2020 ile Aralık 2023 arasında pankreatik kanser nedeniyle distal pankreatektomi uygulanan hastalar analiz edilmiştir. İstatistiksel analizler, pankreatik fistül (B ve C dereceleri) gelişen hastaların, üçüncü postoperatif günde elde edilen laboratuvar sonuç-larına dayalı olarak hesaplanan SII, NLR ve PLR verileri retrospektif olarak incelenerek yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya, belirlenen kriterlere uyan 72 hasta dahil edildi. Bu hastaların 25'inde (% 34.7) pankreatik fistül gözlemlendi. Bu çalışmada, BMI ve yumuşak pankreatik doku pankreatik fistül gelişimi için istatistiksel olarak anlamlı risk faktörleri olarak bulundu (her ikisi için p=0.02). Postoperatif üçün-cü günde ölçülen SII ve NLR, pankreatik fistül gelişiminin istatistiksel olarak anlamlı prediktörleri olurken, postoperatif PLR’nin pankreatik fistül gelişimini tahmin etmede istatiksel anlamlı sonuç vermediği görüldü. SII’nin pankreatik fistül gelişiminin tahmin edilmesinde NLR'den daha güçlü bir prediktör olduğu görüldü. Sonuç: Bu çalışma, inflamasyonla ilişkili indeksler olan SII ve NLR'deki artışın, distal pankreatektomi sonrası pankreatik fistül gelişiminin tahmin edilmesinde etkili bir yöntem olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, PLR'nin pankreatik fistül gelişimini tahmin etmede etkili olmadığı görüldü.Article Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Olarak Bulundurulması veya El Değiştirmesi Suçu (TCK M. 174)(2025) Yalçın, CanTCK m. 174 hükmünde kanun koyucu, üç farklı suç tipi düzenlemiştir. Bu suçların işlenebilmesi için, yasaklanan fiillerin yetkili makamların izni olmaksızın gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Söz konusu iznin varlığının, hukuka uygunluk nedeni olduğu ileri sürülmekteyse de izin şartı, tipiklikte bir unsur olarak düzenlendiği için, bu çalışmada iznin varlığının, tipikliği kaldıran bir hal olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca TCK m. 174 hükmü kapsamında değerlendirilebilir bir fiilin, korunan hukuki varlığı tehlikeye atmaya elverişliliği olmasa dahi, salt yetkili makamdan izin alınmamış olması sebebiyle cezalandırılmasının, ihlal ilkesine aykırılık teşkil edebileceği sonucuna ulaşılmıştır. TCK m. 174/3 hükmüyle önemsiz tür ve miktarda patlayıcı maddeyi satın alan, kabul eden veya bulunduran kişinin cezalandırılacağı öngörülmüştür. Öte yandan, kanunun gerekçesinde bu fiillerin, meşru ihtiyaçları gidermek amacıyla gerçekleştirilebilecekleri belirtilerek yaratılan çelişki, bu çalışmada bir kanun değişikliği önerisiyle giderilmeye çalışılmıştır. TCK m. 174/1’in ikinci cümlesinde düzenlenen hazırlık suçunun maddi konusunun belirsiz olması ve karşılığında öngörülen müeyyidenin, TCK m. 174/1’in birinci cümlesinde düzenlenen suçun müeyyidesiyle aynı olması sebebiyle suçta ve cezada kanunilik, belirlilik ve orantılılık ilkelerini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, TCK m. 174/1’in birinci cümlesinde düzenlenen suç kapsamında, “bulundurma” seçimlik hareket olarak sayılmamış olmasına karşılık, uygulamada bu suç kapsamındaki maddelerin bulundurulmasından ceza verildiği gözlemlenmiş ve bu uygulamaların kanunilik ilkesine aykırı olduğu ortaya konulmuştur.Article 2023 Yılı Cumhurbaşkanlığı Seçimi: Recep Tayyip Erdoğan’ın Kampanya Stratejileri Üzerine Bir İnceleme(2025) Esiyok, Elif; Üner, Mehmet MithatPolitik pazarlama, siyasal seçim süreçlerinde seçmen tercihlerini şekillendirme, kamuoyu algısını yönlendirme ve seçim başarısını artırmada kritik bir rol oynamaktadır. Seçim süreçlerinde, siyasi partiler seçmen kitlesine ulaşabilmek, onların desteklerini kazanmak ve rakipleri karşısında üstünlük elde edebilmek için kapsamlı politik pazarlama stratejileri geliştirerek, uygulamaktadır. Bu çalışmada, örnek olay incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Örnek olay kapsamında, Türkiye’de gerçekleştirilen 2023 Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) uyguladığı politik pazarlama stratejileri incelenmiştir. Seçim başarısında katkı sağlayan bu stratejiler, iletişim çabaları ve rekabet üstünlüğü elde etme yaklaşımları üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışma bulguları, AK Parti’nin rekabet üstünlüğü elde etmesine vesile olan pazarlama iletişimi çabalarının on ana başlık altında incelenebileceğini göstermiştir. Bu stratejiler; seçim tarihinin belirlenmesi, stratejik zamanlama planının oluşturulması, sosyal medyanın etkin kullanımı, veri odaklı mikro hedefleme stratejisinin kullanılması, seçmen psikolojisini etkileyen duygusal katarsis, hikâye anlatımı kullanımı, tekno-milliyetçilik vurgusu, toplumsal bütünleşmeyi sağlayan ortak kültür vurgusu, farklı etnik ve dil gruplarına ulaşabilmek adına farklı dillerde mesajların iletilmesi ve pazarlama iletişimi tekniklerinin etkin kullanılması gibi yenilikçi yaklaşımları içermektedir. Kampanya sürecinde geliştirilen stratejiler ile farklı seçmen grupları ile etkili iletişim kurulmuş ve güçlü bir seçmen sadakati pekiştirilmiştir. Çalışma bulguları, politik pazarlamanın seçim süreçlerindeki belirleyici rolünü vurgularken, modern seçim kampanyalarının nasıl şekillendiğine dair önemli bulgular sunmaktadır. Pazarlama iletişimi ve politika arasındaki etkileşimi daha iyi anlamaya yönelik katkı sağlayan bu analiz, gelecekteki seçim kampanyalarına ışık tutabilecek niteliktedir.
