Search Results

Now showing 1 - 10 of 11
  • Master Thesis
    Dil, Kültür ve Tarih Bağlamında Tanzimat Sonrası Basınla Beraber Yaşanan Modernleşmeye Dair İnceleme
    (2015) Teke, İsmail; Ülker, Halil İbrahim
    İnsanların kolektif yaşama ihtiyacı karşılıklı olarak iletişime geçme sonucunu doğurmuştur. Bu şekilde ortaya çıkan dil, nesilden nesile bilgi ve tecrübe aktarım aracı olarak kültürü yaratmış ve zaman içerisindeki devinimleri ise tarih kavramının içerisinde yer almıştır. Bir toplumun bir daha geri döndürülemeyecek bir biçimde geleceğe aktarılması olan kalkınmanın gelişmişlik düzeyi göstergelerinden biri olan modernleşme ise bu üç sacayağının kesişim kümesinde yer alan bir olgu olup bu üç sacayağının üzerinde şekillenmektedir. Bu tezin amacı Tanzimat dönemi sonrasında dil, kültür ve tarih olgularının basınla beraber yaşanan modernleşme kapsamında evrimi ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun modernleşme üzerine olası etkisini açıklamaktır. Tezde öncelikle bu öğeler önce sırası ile açıklanmış ve etkiler analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dil, kültür, tarih, Tanzimat, basın; modernleşme, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu
  • Master Thesis
    Tarih ve Çeviri: Türkiye?de Teknik Çeviri Tarihi Üzerine Bir Çalışma
    (2012) Atay, Nuh Naci; Aksoy, N. Berrin
    Küreselleşen dünyada, teknolojinin gelişmesi ve teknolojik iletişime olan talebin artmasıyla birlikte, teknik çeviri oldukça büyük bir önem kazanmıştır. Günümüzde, dünya genelinde yapılan çevirilerin büyük bir kısmını teknik çeviri faaliyetleri oluşturmaktadır. Bundan dolayı teknik çeviri konusuna çok boyutlu bir bakış açısıyla önem verilmesi gerekmektedir.Bu bağlamda, geçmiş olayların ve karakterlerin kronolojik ve coğrafi olarak kayıt altına alınması açısından tarih ve çeviri arasındaki ilişki, teknik çeviri çalışmalarına önem verilmesi anlamında, ön plana çıkmıştır. Diğer taraftan çeviri araştırmaları korpusunda teknik çeviriye yeteri kadar önem verilmemiştir. Akademik çalışmalar ve araştırmalar sayesinde, teknik çeviri ve teknik yazıma olan talebin gittikçe artması dolayısıyla tüm tarihi ve dilbilimsel yönleri ile teknik çeviri geniş anlamda ele alınmaya başlanmıştır. Böylesine bir arka plan ile çerçevesi belirlenmiş olan tezimiz, Türkiye'deki teknik çevirinin tarihi ve gelişimi üzerine bir çalışma yapmayı hedeflemektedir. Kuramsal arka planı ortaya koymak için, Osmanlı'lardan başlayıp tarih ve çeviri arasındaki ilişkiye odaklanılmış ve buradan hareketle teknik çevirinin Selçuklu ve Osmanlı'dan itibaren Türkiye Cumhuriyetini de kapsayarak ülkemizde nasıl geliştiği ve yer aldığı üzerine bir araştırma yapılmıştır.Anahtar Sözcükler: Çeviri Tarihi, Teknik Çeviri, Türkiyede Teknik Çeviri, Çeviri Faaliyetleri
  • Master Thesis
    Atatürk Dönemi'nde Türk-sovyet İlişkileri (1919-1938)
    (2010) Şener, Ayşe; Öztürk, Reşat
    Türkiye ile Rusya arasında yüzyıllardır süren ilişkiler içinde inişli ve çıkışlı zamanlar yaşanmıştır. Türk-Rus savaşları, iki ülke arasındaki komşuluğu zedelemiştir. 1917 yılında Rusya'da meydana gelen Bolşevik İhtilaliyle, Çarlık rejiminin yıkılmasından sonra Sovyet Rusya, emperyalizm karşıtı bir tutum izlemiştir. Bunun sonucunda da o güne kadar genellikle düşmanca gelişmiş olan Türk-Rus ilişkileri, Batılılar karşısında emperyalizme karşı ortak noktada buluşmuştur. Çok zor şartlar altında girişilen Millî Mücadele hareketinin Sovyet Rusya'nın, dış politikasında özel bir yeri vardır. Mustafa Kemal Paşa, TBMM'nin açılmasından sonra 26 Nisan 1920'de Sovyet Lideri Lenin'e bir mektup göndererek Ulusal Kurtuluş Mücadelesi için savaş malzemesi ve maddî yardım talebinde bulunmuş, emperyalistlere karşı işbirliği önermiştir. Sovyetlerle ilk resmi temas, Mustafa Kemal Paşa'nın bu mektubuyla başlamış oldu. Daha sonra 1920'de Bekir Sami Bey, 1921'de de Yusuf Kemal Bey heyetleri Moskova'ya gönderilmiştir. Sonuçta 16 Mart 1921'de taraflar arasında Moskova Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma, Sovyet Rusya ile yeni Türkiye arasında ilk diplomatik antlaşmadır. Batılı devletler Anadolu'da Sevr Antlaşması doğrultusunda küçük devletler görmek isterlerken, yeni Türk Devleti, Sovyet Rusya gibi büyük bir devlete Misak-ı Millî sınırlarını onaylatarak bu uluslararası oyunu bozmuştur. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra da iki ülke arasındaki iyi ilişkiler sürmüştür. Musul sorununun Türkiye aleyhine çözümlendiği dönemde, iki devlet 17 Aralık 1925'te Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalamışlardır. 1919 yılındaki koşullar sebebiyle başlayan emperyalist batıya karşı kader birliği, 1923'ten sonra işbirliğine dönüşmüştür. 1936 yılındaki Montrö Konferansı Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkilerinde yeni gelişmelerin başlangıcı olmuştur. 1919'dan 1938'e kadar Mustafa Kemal Paşa'nın izlediği Sovyet politikası, iki ülke arasında iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerinin kurulmasını ve devamını sağlamıştır.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Bolşevizm, Çiçerin, Türk-Sovyet İlişkileri, Moskova Antlaşması.
  • Master Thesis
    Osmanlı Ermenilerinin 1915'teki Tehciri ve Uluslararası Hukuk: Hadiselerin Yasal Çerçevede Sorgulanması
    (2016) Balıkçıoğlu, Seher; Ünal, Hasan
    Bu tez temel olarak Osmanlı Ermenilerinin 1915'de Tehcir edilmesini uluslararası hukuk çerçevesinde analiz ederek, soykırım iddialarının geçerliliğini sorgulamaktadır. Bu bağlamda, ilgili uluslararası hukuki belgeler özellikle 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi incelenmiştir. Tarihi gerçekleri saptırarak hukuki olarak farklı sonuçlara ulaşılabileceği Ermenilerin Tehciri konusunda olduğu gibi mümkündür. Bundan dolayı, burada açıkça ifade edilmeli ki, bu çalışmanın konusunu tarihi gerçekleri inceleyerek Türk ve Ermeni taraflarının anlatıları arasındaki farklılığı ortaya koymak oluşturmamakta olup, hukuki analizler Türk tarafının tarihi anlatıları temel alınarak yapılmıştır ki bu anlatılar saygın Türk ve Batılı bilim adamlarınca da desteklenmektedir. Türkiye'yi Ermenilere karşı yargılama yapılmaksızın soykırım suçu işlemekle suçlamak ya da 1915 Tehciri'ni soykırım olarak nitelendirmek uluslararası hukukun ihlalidir. 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi'ne göre ilgili mahkemeler soykırım suçunun yargılanması için yetkili kılınmıştır. Tarihçilerin, politikacıların, gazetecilerin, hukukçuların bile Tehcirin soykırım olarak nitelendirilmesi ile ilgili kesin hüküm verme yetkileri yoktur, çünkü terim hukuki nitelik taşımaktadır. Geriye yürümezlik ilkesi gereğince Soykırım Sözleşmesi'nin sözleşmenin kabulünden önce gerçekleşen hadiselere uygulanması mümkün olmamakla birlikte, bu tez sözleşme uygulansaydı Tehcirin soykırım suçunu oluşturmayacağını savunmaktadır. Ayrıca, şu anki uluslararası ceza hukuku kapsamında Tehcir insanlığa karşı suç ya da savaş suçu dahi teşkil etmemektedir. Çünkü, askeri zorunluluklar Osmanlı Devletini tehcir kararını almaya zorlamıştır.
  • Doctoral Thesis
    Julian Barnes'ın Flaubert's Parrot, a History of the World in 10 ½ Chapters Ve the Sense of an Ending Eserlerinde Tarih Boyunca Gerçekliğin Ifadesi
    (2021) Demirtürk, Mehtap; Tekin, Kuğu
    Bu tezin amacı, Julian Barnes'ın kişisel, biyografik ve resmi tarihleri içeren eserleriyle, gerçek ve kurgu arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak tarih boyunca gerçeğin ifadesini sunmaktır. Barnes postmodern edebiyat dünyasında hayli dikkat çekici yazarlardan biridir ve üç tarih dalında, gerçekliğin ifadesini postmodern bir bakış açısıyla geçmişi irdeleyerek sorunsallaştırmıştır. Bu çalışmada, Barnes'ın Flaubert's Parrot biyografik tarih örneği olarak incelenmiştir, A History of the World in 10 ½ Chapters adlı eseri ise resmi tarih örneği olarak analiz edilmiştir ve son olarak The Sense of an Ending adlı eseri kişisel tarihin bir örneği olarak tartışılmıştır. Bu tez, tarihin üç alt türünü analiz ederek, tarih veya geçmişte gerçeğin ne kadar güvenilmez, sorgulanabilir ve öznel olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Barnes'ın bir dal olarak tarihe ironik bir yaklaşımı vardır ve üç romanında da tarihin/geçmişin geçerliliğini ve tarafsızlığını sorgulamaktadır. Tarihin üç dalından örnekler vererek, kişi geçmişi bireysel olarak da deneyimlese, tarih resmi kitaplarda yazılı da olsa, tarihin arkasında dini bir inanç da yatsa, geçmişte yaşananlara dair somut bir delil olmadığını iddia etmektedir. Biyografik, kişisel ve resmi tarihlerin özelliklerine işaret etmek için, bu tezde postmodernizmin onları nasıl sorunsallaştırdığına ve Julian Barnes'ın tarihi/geçmişi anlatırken postmodernizmin araçları olarak tarihsel üstkurmaca ve parodi üzerine Hutcheon'ın görüşlerini nasıl kullandığına işaret edilmiştir.
  • Master Thesis
    Jeanette Winterson'un 'tutku' ve 'vişnenin Cinsiyeti' Adlı Romanlarındaki Tarih ve Fantazinin Kullanımı
    (2011) Usman, Gökçen; Menteşe, Oya; Menteşe, Oya; Menteşe, Oya Batum; Department of English Language and Literature; Department of English Language and Literature
    Bu tezin amacı Jeanette Winterson'ın Tutku ve Vişnenin Cinsiyeti adlı romanlarını postmodern edebiyat çerçevesinde tarihsel üstkurmaca ve büyülü gerçekçilik tartışmalarına yol açacak olan tarih ve fantezi kullanımı bakımından incelemektir. Bu çalışma yazarın söz konusu postmodern yazım tekniklerini ataerkil değerleri çarpıtmak için kullandığını göstermektedir. Giriş bölümünde postmodernizmin sosyo-kültürel ve tarihsel geçmişi, tarihsel üstkurmaca, büyülü gerçekçilik, cinsiyet ve cinsiyet rolleri kavramları, Jeanette Winterson'ın edebi biyografisi ve eserlerine ilişkin detaylı bilgi verilmiştir. Gelişme bölümündeki incelemelerle amaçlanan Winterson'ın her iki romandaki karakterler aracılığıyla kadınlık ve erkeklik arasındaki ayrımı bulanıklaştırdığını, böylece ataerkilliğin belirlediği geleneksel cinsiyet rollerini çarpıttığını metinlerden seçilen ifadelerle ispatlamaktır. Ayrıca Winterson hem tarihi hem de fantastik ortam ve karakterler yoluyla ve olağandışı unsurlarla gerçek ve fantezi sınırlarını aşmakta, ayrıca ataerkil toplumun belirlediği gelenek, kanun, kurum, norm, inanç ve geleneksel kuralları reddetmektedir. Sonuç olarak alternatif gerçeklikler ve tarihler sunarak, Winterson toplumdaki susturulmuş grup olan kadınların sesini duyurmakta, böylece kadınlar üzerindeki ataerkil hakimiyet ve baskıya karşı durmaktadır.
  • Master Thesis
    Türk Tarihine Yön Veren Siyasi Düşünceler: Jön Türklerin Siyasi Fikirleri Üzerinden Bir Değerlendirme
    (2022) Buzpınar, İbrahim; Mühürcüoğlu, Korhan
    Osmanlı Devleti belli bir siyasi düşünce ve gelenek üzerine kurulmuş köklü bir devlettir. Uzun süre monarşi ile yönetildikten sonra türlü etmenlerle değişmesi zaruri hale gelmiştir. Rönesans, reform, Fransız İhtilali gibi dünya genelinde yaşanan önemli gelişmeler Osmanlı Devletini de yakından ve derinden etkilemiştir. Kendi döneminde geri kaldığını fark edemeyen Osmanlı Devleti ise bu olayların getirdiği yenilikleri sonradan fark edebilmiştir. Savaş meydanında art arda yenilgiler almasıyla Batının askeri alanda ileriye gittiğini fark eden Osmanlı, Batının askeri ilim ve tekniğini almak maksadıyla yüzünü batıya çevirmiştir. Böylece Osmanlı modernleşmesi ile birlikte Osmanlı siyasi düşünce ortamında da köklü bir dizi gelişme yaşanmıştır. Askeri kurumlarla başlayan modernleşme kısa sürede eğitim, siyaset gibi alanlarda da etkili olmaya başlamış ve Osmanlı Devleti, tarihi bir döneme girmiştir. Bu modernleşme sürecinde Jön Türk Hareketi etkili sonuçlar ortaya koymuş ve Osmanlının siyasi alanında tarihi değişimler yaratmıştır. Bu çalışmada Osmanlı siyasi düşüncesi içinde Jön Türk Hareketi ele alınmıştır. Jön Türk Hareketi, siyasi düşünce perspektifinden kuramsal bir bakış açısıyla incelenmiştir. Öncelikle Osmanlı Devletinin genel işleyişi, son dönemi ve Jön Türk Hareketine giden süreç incelenmiştir. İkinci bölümde Jön Türk Hareketinin temel yaklaşımları, vuku bulduğu olaylar ve etkileri incelenmiştir. Son bölümde ise Jön Türk Hareketinin sosyal, siyasi ve ekonomik sonuçları ele alındıktan sonra harekete yön veren önemli isimlerden İbrahim Temo, Prens Sebahattin, Ahmet Rıza Bey ve Mustafa Kemal Atatürk'ün fikirleri incelenmiştir. Kişilerin Jön Türk Hareketi içinde oynadıkları rol, benimsedikleri ana düşünce prensibi, düşüncelerini uygulama yöntemleri kuramsal bir bakış açısıyla irdelenmiştir. Bu kişilerin siyasi yaklaşımlarının incelenmesi Jön Türk Hareketinin siyasi düşünce açısından hangi temel ve dinamikler üzerine kurulduğunun anlaşılması adına oldukça önemlidir. Sonuç kısmında Jön Türk Hareketine yönelik değerlendirmeler yapılarak çalışma tamamlanmıştır.
  • Doctoral Thesis
    Çağdaş İngiliz Romanında Tarih Temsili: Kazuo Ishiguro'nun Çocukluğumu Ararken, Graham Swift'in Su Diyarı ve Julian Barnes'ın Flaubert'in Papağanı Adlı Romanlarına Yeni Tarihselci Bir Yaklaşım
    (2015) Serdaroğlu, Duygu; Menteşe, Oya Batum
    1980li yılların ortasında 'yeni' bir edebi teori/yaklaşım olarak ortaya çıkan Yeni Tarihselcilik kuramı tarih anlayışına yeni bakış açıları sunarak, tarih yazımı ve kurgu yazımı ve dolayısıyla tarihçi ve kurgu yazarı ararsındaki katı çizgiye meydan okuyarak her ikisinin de kurgulanmış metinsel temsiller olduğunu iddia etmektedir. Başka bir deyişle, Yeni Tarihselcilik, tarih yazarının bakış açısı ve içinde bulunduğu politik, kültürel ve sosyal koşulların anlatımını etkilemesi nedeniyle nesnel bir tarihten ve geçmişe ait 'mutlak' doğrulardan bahsetmenin mümkün olmadığını savunur. Yeni Tarihselcilik akımı tek bir tarih olmadığına ve çoklu tarih anlayışına inandığı için tarihin kendisiyle değil tarih(ler)in nasıl temsil edildiği ile ilgilenir. Bu tezin amacı edebiyat dünyasının önemli çağdaş tarihsel romanlar olan Kazuo Ishiguro'nun Çocukluğumu Ararken, Graham Swift'in Su Diyarı ve Julian Barnes'ın Flaubert'in Papağanı adlı romanlarındaki tarih temsillerini zaman, hafıza, belgeleme ve anlatım teknikleri açısından incelemektir. Detektif romanlarının ve biyografi türünün en güzel parodi örneklerinden olan bu üç eser, detektif, tarih öğretmeni ve biyografi yazarı başkarakterleri ile tarih yazımı sorunsalı açısından aynı paydada buluşmaktadır. Böylece, bu tezin amacı bu eserlerde işlenen tarihin çeşitli öznel temsilleri ile kişisel ve genel tarihin nasıl iç içe geçtiğini ortaya çıkartmaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni tarihselcilik, çağdaş tarihsel roman, tarihsel metin, tarih temsili, metnin tarihselleşmesi, tarihin metinselleşmesi.
  • Master Thesis
    Afganistan'da Taliban'ın Yükselişi
    (2020) Habibi, Sayed Eqbal; Gürel, Şükrü Sina; Gürel, Şükrü Sina; Gürel, Şükrü Sina; Political Science and Public Administration; Political Science and Public Administration
    Taliban, 1994 yılında İslami köktendinci bir özelliğe sahip devrimci bir cihatçı grup olarak ortaya çıktı ve Afganistan İslam Emirliği'ni 1996'dan 2001'e kadar kurdu ve bu sadece Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından kabul edildi. Zamanla, Sovyet-Afgan savaşının kurtarıcısı, Afganistan'ın temizleyicileri olarak ortaya çıkmalarından bu yana pek çok farklı rol oynadılar. yıllar geçti, kötü taraflarını gösterdiler ve insanlar tarafından benimsenmeyen aşırı bir İslam versiyonunu uygulamaya başladılar. Yine de, El Kaide ile bağlantı kurana ve İslam'ın Selefi mezhebinin etkisi altına girene, İslam'ı uygulama şekillerini değiştirene ve Şeriat Yasasının aşırı bir versiyonunu takip edene kadar beş yıl ülkeyi yönetmeye devam ettiler. Taliban'ın çöküşü, 11 Eylül saldırılarının baş şüphelisi olan Usame Bin Ladin'i teslim etmeyi reddettiklerinle başladı; Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri 2001 yılında Afganistan'a baskın düzenledi ve Taliban İslam Emirliği'ni kınayarak Taliban'ı iktidardan uzaklaştırdı. Taliban'ın yenilgisinden sonra ABD dikkatini Irak'a çevirdi ve bu durum, şimdiye kadar devam eden Afgan isyanının ayrılmaz bir parçası haline gelen neo-Taliban olarak yeniden örgütlenen ve yeniden şekillenen Taliban'ın yeniden ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. ülkeyi son 16 yıldır devam eden terör ve isyanın çekirdek merkezi haline getirmek. Afganistan'da İslami bir hükümet olan ilk ideoloji ve motivasyonlarının aksine, Afganistan'ın ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilen bir ülke olduğunu iddia ediyorlar, yabancı güçler Afganistan'dan tamamen çekilinceye kadar savaşmaya devam ediyorlar. Anahtar Sözcükler: Taliban, Madrese, Mucahidin Yeni Taliban, Afgan Barış Süreci
  • Master Thesis
    Aydınlanma-kemalizm-modern Cumhuriyet
    (2011) Bıdak, Ali Rıza; Ülker, Halil İbrahim
    Çözülen ve çöken bir imparatorluktan ulus devlete doğru giden bir süreç vardır. Osmanlı aydınları imparatorluğun çözülüşünü görmektedir. Ortaya koydukları çözümler imparatorluğun sistemi içinde ve onu ayakta tutmaya yöneliktir. Bu çabalarda aydınlanmanın etkileri görülmektedir. Modernleştirici uygulamalarda söz konusudur. Fakat bu çözüm çabaları yıkılması engellenemeyecek bir imparatorluğun ayakta kalmasını hedeflemektedir.Toplumlar tabi oldukları tarihin değişme ve gelişme yasalarını göz ardı etmektedir. Tarihin yasaları imparatorluklar dönemini kapatmakta ve ulus devletleri tarih sahnesine çıkarmaktadır. Kurtuluş Savaşı'nı yürüten kadrolar başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere imparatorluğun ayakta tutulamayacağını görmüştür. Çabalarını modern bir ulus devleti ortaya çıkarma yönünde yoğunlaştırmışlar ve Kurtuluş Savaşı'na önderlik ederek bağımsız bir devletin kuruluşunu gerçekleştirmişlerdir.Bu Cumhuriyeti kurarken etkilendikleri tarihsel olayların başında 1789 Fransız Devrimi ve onun aydınlanma felsefesi gelmektedir. Bu etkilenim Türk toplumunun modernleşme çabalarında çok açık bir şekilde görülmüştür. Gerçekten bu devrim Osmanlı'dan devraldığı sorunları bütünüyle çözememiştir. Osmanlı'dan devralınan sorunların bütünüyle çözülmesi de günümüze kadar devam eden sorunların-sıkıntıların kaynağı olmuştur.