40 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 40
Doctoral Thesis Shakespeare'in Trajedilerinde Rekabet Durumuna Sebep Olan Doğa Durumu ve Mimetik Arzu: Titus Andronicus, Macbeth ve King Lear(2019) Balkaya, Mehmet Akif; Canlı, Sifat GülsenBu tezin amacı William Shakespeare'in Titus Andronicus (1594), Macbeth (1606), ve King Lear (1608) isimli trajedilerini rekabet durumu örnekleri olarak incelemektir. Çalışma, rekabet durumunun, Thomas Hobbes'un doğa durumu teorisi ile René Girard'ın mimetik arzu teorisinin arasındaki ilişkiyle açığa çıktığını iddia eder. Bu amaçla, doğa durumu, mimetik arzu ve rekabet durumu bunların kökenleri, tanımları, türleri ve özellikleriyle birlikte çalışılır. Doğa durumu, bu durumdaki kişi doğuştan eşitliğe inandığından dolayı, kişinin bencil ve kendini koruyan durumda olmasına işaret eder. Bu durumda, kişi diğerleriyle savaşım halindedir çünkü herkesi güven altında tutacak bir otorite ya yoktur ya da bu otorite zayıftır. Öte yandan, bir otoritenin egemenliği altında, medeni bir toplumda dahi, kişisel kazanımları için gizlice çıkarcı planlar yapan bireyler olabilir. Böyle bir otorite, herhangi bir iç kargaşa ve başkaldırıyı önlemek için medeni hukukla düzen sağlar. Ancak buna rağmen, medeni hukuka aykırı davranan, doğa durumu ve mimetik arzu ile ilişkili olan rekabet durumundan dolayı bir çatışma durumu ortaya çıkabilir. Bu durum salgın bir hastalık gibi etrafa yayılabilir. Hobbes'a göre çatışma durumunu ortaya çıkaran sebepler çekişme, (kendine) güvensizlik ve şan, şereftir. Bu kavramlar mimetik arzu ile paralellik göstermektedir. Mimetik arzu, kişinin bir nesneye karşı bir model yani dolayımlayıcı vasıtasıyla dolayımlanmış olan arzusudur. Bir dolayımlayıcıyı taklit etmek rekabeti öne çıkarır, çünkü arzulanan nesne çekişmeye sebep olur. Bu sebepten, mimetik arzu üçgen bir yapıya sahiptir: model alınan dolayımlayıcı, arzulayan kişi ve arzulanan nesne. Çalışma doğa durumu ve mimetik arzunun özelliklerini ve bunların ilişkisinin rekabet durumuna sebep olduğu sonucuna varacaktır. Bu ilişki ile Shakespeare'in seçilen üç trajedisi incelenecektir.Doctoral Thesis Çağdaş Romanda Travma ve Anlatı: Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler, Michéle Roberts'ın Evin Kızları ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar Adlı Romanları(2024) Toksöz, İsmet; Elbir, Nüket BelginBu tezin amacı bireysel ve toplumsal travmayı ortaya çıkarma ve bu travmalarla yüzleşme aracı olan öykülemenin Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler (1982), Michéle Roberts'ın Evin Kızları (1992) ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar (2008) adlı romanlarında bireysel ve savaş travmasını ortaya çıkarmada nasıl kullanıldığını incelemektir. Edebi travma kuramının yükselişi romancıların eserlerinde travmayı nasıl yansıttığını büyük ölçüde etkilemiştir. Edebi travma kuramının yükselişinden önce, edebiyatta travmanın işlenmesinin odak noktası travmanın olgusal detayları ve travma ile ilgili hatırlananlar üzerineydi. Ancak, edebi travma kuramının ortaya çıkışı ile birlikte romancılar travmanın psikolojik, duygusal ve anlatımsal sonuçlarını ve travmanın nasıl hatırlandığını incelemeye başladılar. Ishiguro, Roberts ve Barry romanlarında travmayı etkili bir şekilde kurgulayarak anlatım stratejileri olan yazım tarzları, kelime seçimleri, parçalanmış anlatım teknikleri, tutarsız anlatıcıları ve öyküleme kullanımı yoluyla travmanın romandaki temsiline katkıda bulunmuşlardır. Bu çalışma için seçilen üç romanın ana karakterleri Etsuko, Thérése ve Roseanne, savaş travmalarıyla yüzleşmek, bunları ortaya çıkarmak ve bunlarla başa çıkmak için öykülemeyi bir anlatım stratejisi olarak kullanmışlardır. Seçilen üç romanın anlatım stratejilerini inceleyen bu çalışma Ishiguro, Roberts ve Barry'nin, öykülemenin travma mağdurlarının sessizliğini bozmak ve söylenemezi söylenebilir kılmak için bir öz-iyileşme aracı olarak kullanılabileceğini işaret ettiklerini göstermiştir. Bu çalışma, ayrıca, travmanın nesiller arası kendisini gösteren doğasını ele alarak, travmanın nesiller arasında aktarıldığını öne süren postbellek teorisinin geçerliliğini de göstermiştir. Bununla birlikte, bu çalışma, öykülemeyi bireysel ve savaş travmalarıyla yüzleşme aracı olarak kullanmalarının Etsuko, Thérése ve Roseanne'i bireysel ve savaş travmaları ile yüzleşme yolunda daha cesur kıldığını da vurgulamıştır.Doctoral Thesis Displacement and Fluid Identities in Little Bee, Shooting Kabul and Exit West(2021) Rıaz, Adnan; Tekin, KuğuGünümüzde yaşanan göç dalgaları, uluslararası toplumun yerli kültürlere bakış açısını yeniden şekillendirdi. Göçmen kültürü, ulus-devletlerin değerlerini, kültürlerini ve normlarını bir dereceye kadar seyrelterek onlara meydan okumaktadır. Tez, göçün keyfi bir seçim olmaktan ziyade kapitalizm ve küreselleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk olduğuna odaklanmaktadır. Başlıca suçlular olan sömürgecilik ve yeni-sömürgecilik araçları, zayıf ulusların, gelişmiş dünyanın ekonomik ve politik çıkarlarını beslemek için sömürülmesinde kullanılmaktadır. Kültürel ve ekonomik parazitler olarak görülen mültecilere sığındıkları gelişmiş ülkelerde nefretle bakılmaktadır. Little Bee Shooting Kabul ve Exit West romanları mevcut göç krizini mercek altına almaktadır. Žižek ve Agamben'in göçmenlerin doğuşu ve hak mücadelelerine ilişkin görüşlerinin de desteğiyle bu tez, konu ve kuramlar arasında bir paralellik kurmaktadır. Little Bee çok uluslu şirketlerin faaliyetlerinin kurbanı olan genç bir mülteci kızın mücadelelerini anlatmaktadır. Hikâyede genç kız her ne kadar Birleşik Krallık'a ulaştıktan sonra olumlu ilişkiler kurmaya çalışsa da yetkililer onu mülteci kimliğini kanıtlayan belgeleri göstermediği nedeniyle sınır dışı eder. Shooting Kabul Afganların, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin çekilmesinin ardından Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle savaştan zarar gören Afganistan'dan gidişlerini anlatmaktadır. Eserde göçmen kültürünün derin köklülüğü, göçmenlerin ev sahibi kültüre meydan okuma biçimleri ve göç sonrası yaşam betimlenmektedir. Exit West dini fanatikler tarafından istila edilen mültecilerin vatanının kasvetli bir resmini çizmektedir. Vatandaşlar her ne kadar Batı yaşam modelini kopyalamaya çalışsalar da ekonomik ilerleme ve barış sağlayamazlar. Ancak roman, korkunç bir savaşın ardından göçmeyip yurtta kalanlar ve göç edenlerin yeniden buluşup yakınlaşmalarıyla olumlu bir hava ile sona ermektedir.Doctoral Thesis Göçmenlerdeki Kimlik Oluşturma Süreci: Buchi Emecheta'nın Kehinde'si, Zadie Smith'in White Teeth'i ve Yasmin Crowther'ın The Saffron Kitchen'i(2014) Safaeı, Ladan Amır; Canlı, Sifat GülsenBu tez, göçmenlerin kimlik oluşturma sürecini araştırmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada ispat edilmeye çalışılan husus göçmenlerin kimlik oluşturma sürecinin iki eşzamanlı aşamadan oluştuğudur. Bu aşamalardan ilki göçmenlerdeki kimlik oluşumunun doğuştan başlayıp ölüme kadar devam ettiğini (epigenetic) ileri sürerken diğeri kimlik oluşumunun kültürleşme (acculturation) süreci doğrultusunda şekillendiğini vurgular. Erik Erikson'un Epigenesis of Life Cycle (1963, 1968) teorisine göre insanlar kişisel ve sosyal kimliklerini doğdukları ülkede veya ebeveynlerinin etnik kültürü etkisinde oluştururlar. Ancak göç ettikleri ülkede, tamamen yeni bir ortamda, karşılaştıkları kültürel ve sosyal krizlerden dolayı, kimliklerinin sosyal tarafı değişikliklere maruz kalır. Göçmenlerin sosyal kimlik oluşturma sürecinde yaşadıkları ve kimliklerine yansıyan bu değişiklikler John W. Berry'nin kültürleşme stresi (acculturative stress) ve Paul Pedersen's yeniden yapılandırdığı Adler'in kültür şoku (culture shock) kavramları doğrultusunda incelenmiştir. Sonuç olarak, göçmenlerin kimliklerindeki değişken yapı ve onun sonucunda oluşturdukları kişisel ve sosyal kimliklerinin hayatları boyunca değişebileceği sonucuna varılmıştır. Bu tez beş bölümden oluşmuştur. İlk bölümde, göçmenlerin kimlik oluşturma sürecinde önemli olan temel kavramlar ve teoriler açıklanmıştır. Daha sonraki üç bölümde bu teori ve prensipler, seçilen, tarih sırasına göre, Buchi Emecheta'nın Kehinde, Zadie Smith'in White Teeth ve Yasmin Crowther'ın The Saffron Kitchen eserlerindeki karakterlere uygulanmıştır. En son bölümde de göçmenlerin psikososyal kimlik oluşturma sürecinden nasıl geçtikleri ve kişisel ve sosyal kimliklerini nasıl oluşturdukları üzerinde varılan sonuçlar tartışılmıştır. Anahtar sözcükler: Göçmen kimliği, Epigenesis teorisi, Acculturation, Kehinde, WhiteTeeth, The Saffron Kitchen.Doctoral Thesis Viktorya Dönemi Şiirinde ve Modernist Şiirde Temsil Edilen, Kadınların Ataerkilliğe Karşı Bitmeyen Mücadelesi(2024) Özdemir, Feyza Apaydın; Elbir, Nüket BelginYüzyıllar boyunca kadınlar erkek egemen bir dünyada hayatta kalmaya çalışmışlardır. Bu mücadelelerini dile getirmek ve kadınların basmakalıp tasvirini yıkmak için, edebiyatın en eski biçimi olan şiir genel olarak kadın yazını; kadın dünyasını, kadın ve erkek kültürünü anlatan kadın karaktere kamusal bir ses vererek kadınların arzularını, özlemlerini ve ataerkilliğe karşı isyanlarını ifade etmekte bir araç olarak kullanılmıştır. Bu, Elaine Showalter'ın Kültürel Kadın Eleştirisi Modeli'ndeki yaklaşımına karşılık gelmektedir. Showalter, kadın yazınının işçi, hizmetçi, yazar, ev kadını ve hatta prenses de dahil tüm kadınların ataerkil sisteme karşı çıkışlarının ve eşitlik mücadelelerini dile getirmelerinin bir aracı olduğunu savunur. Eşitlik arayışlarının kadın yazınına nasıl yansıdığını araştıran bu çalışma, kadın yazınının bir 'alt metin' içerdiğini savunur. Çalışma, şiirleri analiz etme aşamasında Showalter'ın teorisine uygun olarak 'alt metin' ve 'vahşi bölge' gibi terimleri kullanmaktadır. Böylece şiirler, kadın kültürü ve kadın yazını arasında bağlantı kurularak analiz edilmekte ve şiirlerde 'alt metnin' nasıl gömülü olduğu vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda, tezin ana teması, kadınlar arasında birleştirici işlevi olan kadın kültürünün ve mücadelesinin tasvir edilmesi, kadın şiirinin on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyılın ilk on yılına kadar olan tarihsel gelişiminin temsil türleri ve kullandığı şiirsel teknikler açısından incelenmesidir. Çalışma, kadın kültürünün genel kültürün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve toplumsal cinsiyet normlarına meydan okumada önemli bir rol oynadığını, bunun Viktorya dönemi kadın şiirinde keşfedildiğini ve Modernist şiirde toplumsal cinsiyet kavramının genişletilmesi ve modernist tekniklerin kullanılması yoluyla vurgulandığını ortaya koymaktadır. Böylelikle, çalışma on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyılın başlarına kadar geçen süre içerisinde kadın şiirinin içerik ve biçim açısından gelişimini göstermiş ve Viktorya dönemi gelenekselciliğinden modernist yaklaşıma geçişin izini sürmüştür. Çalışma ayrıca kadın şairlerin geleneksel cinsiyet normlarını ihlal ettiklerini, kadınlar için biçilen itaatkâr rollere karşı çıktıklarını ve kamusal ve ev içi alanlarda yeni roller ortaya koyduklarını göstermiştir. Böylelikle kadın şairler, kadın geleneğinin ortaya çıkışında kadın yazınının önemine dikkat çekmiş ve şiirin erkeklikle olan güçlü ilişkisini sorgulamışlardır.Doctoral Thesis Apokaliptik Romanların Karakteristik Açıdan Karşılaştırmalı Çalışması: Mary Shelley'nin The Last Man'i, H.g. Wells'in The War Of The Worlds'u, John Wyndham'ın The Day Of The Triffids'i ve Jeanette Winterson'ın The Stone Gods'ı(2020) Gürova, Ercan; Elbir, Nüket BelginBu çalışmanın amacı İngiliz apokaliptik romanlarının karakteristik özelliklerindeki dönüşümü ve bu dönüşümün neden ve sonuçlarını Shelley, Wells, Wyndham ve Winterson'ın romanları üzerinden 1826'dan 2007 yılına kadarki süreçte tartışmaktır. Bu çalışma İngiliz Edebiyatında ilk modern apokaliptik romandan başlayarak seçilen dört romanda resmedilen apokaliptik şartların, unsurların ve güçlerin dönüştüğünü göstermeyi amaçlamaktadır. Bu dönüşüm esrarengiz, görünmez ve beden-dışı güçlerden bir grup bilim insanı, tiran kötü karakterlere veya uzaylılara ve nihayet felaketlerden herkesin doğrudan sorumlu olduğu kolektif bir suçluluğa doğru olmuştur. Seçilen romanlar apokaliptik, postkolonyal, posthumanist ve ekokritik yaklaşımların bulgularından yararlanacaktır. Bilim Kurgu eleştirmeni Darko Suvin'in 'biliş, yadırgatma ve yenilik' kavramlarına romanların tartışmasında atıfta bulunulacaktır. Bu çalışma ayrıca seçilen romanları Kermode ve Berger'in apokaliptik teorileri/yazıları ışığında ele alacaktır.Doctoral Thesis Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon'u Üzerine Transhumanist ve Eleştirel Posthumanist Bir Çalışma(2024) Yastıbaş, Gülşah Çınar; Tekin, KuğuBu tez, yirmi birinci yüzyılın distopik bilim ve spekülatif kurgu edebiyatındaki Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon isimli eserlerini, transhümanizm ve eleştirel posthümanizm bağlamında incelemektedir. İnsanın fiziksel, bilişsel ve psikolojik sınırlarını aşmak için geliştirilen ve transhümanizmle örtüşen teknolojileri, aynı zamanda eleştirel posthümanizm ile örtüşen etik, çevresel ve sosyo-politik kaygıları inceleyerek, bu tez, seçilen eserlerde transhümanist yaklaşımın tekno-iyimser vizyonu ile böyle bir vizyonun tekno-kapitalist toplumlarda ortaya çıkan benzeri görülmemiş sonuçları arasındaki çatışmayı göstermeyi amaçlamaktadır. Seçilen eserler, teknolojinin insan deneyimlerini ve diğer varlıklarla ilişkilerini şekillendirmedeki rolünü anlamak için analiz edilmekte ve nihayetinde insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlanmaya yönelir. Bu tez, Julian Huxley, Max More, Nick Bostrom, Donna Haraway, N. Katherine Hayles ve Rosi Braidotti gibi önemli savunucuların görüşlerine dayanarak transhümanizm ve eleştirel posthümanizm teorik çerçevelerini kullanmaktadır. Bu analiz aracılığıyla tez, edebiyatın gelişmekte olan teknolojilere yönelik toplumsal bakış açılarını şekillendirme ve insanlığın geleceği üzerine eleştirel düşünmeyi tetikleme gücünü vurgulamaktadır. Transhümanizmin tekno-iyimser vizyonu ile posthümanizmin eleştirel bakış açılarını karşılaştıran bu tez, teknolojik ilerlemenin bireyler, toplum ve çevre üzerindeki daha geniş etkilerini dikkate alan dengeli bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Çalışma nihayetinde, bu edebi eserlerin insan geliştirme teknolojileriyle ilişkili kaygıları nasıl yansıttığını ve bunlara karşı nasıl uyardığını göstermeyi ve hızlı teknolojik değişim çağında insanlığın potansiyel geleceğine dair incelikli bir anlayış sunmayı amaçlamaktadır.Doctoral Thesis Hilary Mantel'in Every Day Is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1988) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) Eserlerinde Annelerin Engelli Çocuk Yetiştirme Deneyimi(2025) Semercioğlu, Pelin Duygu Aksu; Tekin, KuğuBu tez, Hilary Mantel'in Every Day is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1985) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) adlı eserlerinde engelli çocukların annelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorluklar ele alınırken, annelik deneyimleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri, ailelerde babaların rolleri, engelliliğin temsili ve romanların geçtiği zamanlardaki sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin işlevleri de tartışılacaktır. Bu tez engelli çocukların annelerinin yaşadığı zorlukların, esasen, toplumsal düzenin ataerkil yapısından kaynaklandığını ve bu düzenin büyük ölçüde engelsiz heteroseksüel erkek bireyler için tasarlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, tez annelik ve feminist engelli çalışmalarını temel almakta olup, Judith Butler'ın Performativite Kuramı ve Rosemarie Garland Thomson'ın Feminist Engellilik Kuramına referansla bir inceleme gerçekleştirmektedir. Butler'a göre toplumsal cinsiyet rolleri, tekrar eden pratikler sonucunda şekillenir ve norm olarak kabul edilir; dolayısıyla doğal değil, toplumsal olarak inşa edilmiştir. Garland Thomson ise engelliliğin fiziksel değil, toplumsal olarak inşa edildiğini öne sürer. Bu yüzden, bireyleri engelli kılan fiziksel ya da bilişsel farklılıklar değil, toplumun engelsiz bireyler için tasarlanmış yapıları olduğu savunulmaktadır. Bu çalışma, geleneksel aile yapısı içinde annelerden ideal annelik sergilemelerinin beklendiğini ve bu durumun annelerin omuzlarına ağır bir yük olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, engelli bir çocuğa annelik etmenin, aile içi dinamikler ve toplumsal yapı göz önünde bulundurulduğunda, çok daha fazla zorluk içerdiği tartışılmaktadır. Seçilen romanlar aracılığıyla, bu tezin, engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorlukların temelinde toplumsal normların yattığını ve bu normların, anneleri çocuklarının birincil bakım sağlayıcısı olarak konumlandırdığını ve, bunun yanı sıra, babaların aile içindeki yokluğu ve sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, annelerin çocuklarını yetiştirirken daha fazla zorluk yaşamasına neden olduğunu bulmayı amaçlar.Doctoral Thesis Modernist Şiiri İnşa Etmek: Ezra Pound'un ve T. S. Eliot'ın Şiirlerinde Londra'nın Ulusaşırı Temsilleri(2018) Alta, Seda Şen; Elbir, Nüket BelginTarih boyunca Londra, İngiliz edebiyatında birçok yazarın eserlerinde betimlediği ve çoğu kez bir sembol olarak kullandığı bir kent olmuştur. Küçük bir tüccar kasabası olarak kurulan Londra'nın, çokuluslu bir metropole dönüştüğünde edebiyat metinlerindeki işlevinin ve taşıdığı anlamların da değişime uğradığı görülmektedir. Kent, yazarların betimlemeleri sayesinde yeni anlamlar kazanırken, öte yandan da kentte meydana gelen çeşitli değişiklikler kentin görünüşünü ve dolayısıyla yazarların kenti eserlerinde kullanma biçimlerinin değişmesine neden olmaktadır. Diğer bir deyişle, edebiyat ile kent arasında yakın bir ilişki bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren çağdaş kuramcı ve eleştirmenler kent anlatısı içeren edebi eserleri mekân odaklı okuma yöntemleriyle incelemeyi önermişlerdir. Ayrıca bu eleştirmenler bir kentin bir metne dönüşebileceğini, edebi metinlerdeki kent anlatısının ise okuyucunun zihninde kenti yeniden kurabileceği ve yaratabileceği, anlatım yöntemlerine göre yazarın kent ile ilgili izlenimleri değiştirebileceği ve hatta şehrin fiziki yapısını bile etkileyebileceği öne sürmektedirler. Söz konusu eleştirmenler, yazarların kent ile ilişkilerini konu eden edebi anlatılara kent edebiyatı, bu çerçevede kent ile ilgili şiirlere kent şiiri adını vermişlerdir. Bu yöntem, şiirlerdeki kent imgelerinde kentteki tarihsel, toplumsal ve ideolojik değişimlerin tespit edilebilmesinin yanı sıra modernizm gibi edebiyat akımlarının ve bu akımların içinde yer alan yazarların ve eserlerinin de mekân odaklı okumalarının yapılabilmesini sağlamıştır. Ayrıca mekânsal eleştiriyi savunan eleştirmenler kentin yerlisi olan yazarlar ile yabancı yazarların kenti farklı yöntemlerle betimlediklerini öne sürmüşlerdir. Bu tezde, yukarıda belirtilen mekân odaklı eleştiri yöntemleri ışığında, birçok eserlerinde Londra kentini konu ve izlek edinen Amerikalı asıllı modernist şairler Ezra Pound ve T. S. Eliot'ın Londra'yı temsil etme biçimleri incelenecek ve bu iki şairin Londra temsillerini, Londra'nın daha önceki edebi temsilleriyle nasıl bir araya getirerek modernist şiir tekniklerini oluşturmada kullandıkları tartışılacaktır. Kenti bir yabancının gözünden anlatarak, ulusaşırı bir bakışla eski ve yeniyi kaynaştıran Pound ile Eliot'ın şiirlerindeki Londra kenti imgeleri yoluyla modern dünyanın karmaşasını çeşitli yönleriyle ortaya koymaya çalıştıkları vurgulanacaktır.Doctoral Thesis Modern Menippos Hicvi Örnekleri Olarak Peter Barnes'ın Oyunları: The Ruling Class, Leonardo's Last Supper, Noonday Demons, And Dreaming(2018) Işık, Sevcan; Canlı, Sifat GülsenBu tezin amacı Peter Barnes'ın The Ruling Class (1968), Leonardo's Last Supper (1969), Noonday Demons (1969), and Dreaming (1969) adlı oyunlarını modern Menippos hicvi örnekleri olarak incelemektir. Bu amaçla, bir edebi tür olarak hiciv, etimolojisi, kökeni, tanımları, özellikleri ve türleri ile çalışılacaktır. Belli bir bozukluğa yapılan rhetorik saldırı olarak tanımlanan ve tartışmanın ortasında bozukluğa karşı bir erdemin övülmesini içeren formel nazım şeklinde yazılan hicvin aksine, Menippos hicvinin tanımı değişken yapısından dolayı zordur. Bu yüzden Menippos hicvini tanımlarken ne olduğundan çok ne yaptığını sormak daha yararlı olacaktır. En basit tanımıyla, Menippos hicvi düz yazı ve nazmın karışımıdır. Ayrıca, bu tür hiciv karnivalesk bir atmosfer yaratarak normlarla, kültürel, dini ya da felsefik doktrinlerle ilgili kesin yargıları reddeder. Bu kesin yargıları reddederken Menippos hicvi parodi, ironi, metinlararasılık, normalde bir arada olamayacak şeylerin yan yana getirilmesi, fantastic öğeler ve, delilik ve düş kurma gibi her türlü psikolojik anormallikleri içeren teknikler kullanır ve tüm bu teknikler aynı zamanda oyunların karnivalesk niteliklerini artırır. Menippos hicvi oyunların sonunda herhangi bir çözüm önermez çünkü herhangi bir ideolojiyi diğerine üstün göstermek yerine tüm ideolojilerin yanlış ve uygulamalarının bozuk olduğunu gösterir. Menippos hicvinin tüm özellikleri Barnes'ın seçilen oyunlarında bulunmaktadır. Bu da bu oyunların Menippos hicvinin örnekleri olarak sınıflandırılabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, Barnes kariyeri boyunca her zaman benzer temalarda Menippos hicvi formunda yazmış olduğu için Barnes'ın oyunlarınin, Menippos hicvi olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Menippos hicvi, hiciv, nazım hiciv, Peter Barnes, karnevalesk, The Ruling Class, Leonardo's Last Supper, Noonday Demons, Dreaming.

