Search Results

Now showing 1 - 10 of 92
  • Master Thesis
    Uluslararası İlişkilerde Darwinizim: Nazizm ve Sosyal Darwinizm
    (2019) Şahin, Sena; Yılmaz, Gözde
    19. yüzyıl, yaşanılan gelişmeler ile insanlık tarihi açısından oldukça önemli bir dönemdir. Bu dönemde yaşanan tarihi, sosyal ve bilimsel gelişmeler tüm dünyayı oldukça etkilemiştir. M.Ö. 600'lü yıllara kadar dayanan evrim fikri ise, Charles Darwin'in 1859 yılında 'Türlerin Kökeni' isimli eserinin yayınlanması ile zirveye ulaşarak tüm alanlarda oldukça önemli etkilere sebep olmuş, sosyal ve siyasal alanlara da nüfuz etmeye başlamıştır. 1851 yılında Herbert Spencer tarafından geliştiren toplumsal hayatta evrim fikri, Darwin'den sonra toplum içinde hızlı bir şekilde gelişerek, Sosyal Darwinizm unsuru ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın başlarında Almanya'yı da etkisi altına alan Sosyal Darwinizm, Nazi ideolojisinin şekillenmesinde etkili olmuş ve Sosyal Darwinizm'in en radikal noktası olan 'ırk hijyeniği' uygulamaları da Naziler tarafından sistemli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada evrim teorisinin sosyal alanlara yansıması, Sosyal Darwinizm kapsamında Nazizm özelinde incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Nazizim, Hitler, Darwinizm, Sosyal Darwinizm
  • Master Thesis
    Milliyetçilik ve türkiye'de milliyetçi akımlar
    (2007) Çağlar, Ozan; Tan, Ayhan
  • Master Thesis
    Su Sorunu: Fırat, Dicle ve Asi Nehirleri Örnekleri
    (2006) Bilgiç, Esra; Bal, İdris
    ÖZETHayatın yeri doldurulamaz unsuru olan su, yaşamsal öneminin yanında,günümüzde tarım ve enerji üretiminin önemli bir girdisini oluşturması sebebiyleulusal kalkınma için de temel bir maddedir. Önemli bir güç unsuru olması sebebiyle,giderek azalan bir kaynak olarak, ülkeler arasındaki politik, ekonomik ilişkilerietkileyen su, zaman zaman başka nitelikteki siyasi anlaşmazlıklarla da etkileşimiçerisinde ihtilaflara sebep olabilmektedir. Uluslararası hukuk bağlamında konuincelendiğinde, çeşitli uygulamalar ve yapılan çalışmalarda, suların hakça, makul veoptimum kullanımı ile kıyıdaş ülkelere önemli zarar vermeme ilkelerinin büyükölçüde benimsendiği görülmektedir.Suriye ve Irak arasında Fırat, Dicle ve Asi nehirleriyle ilgili anlaşmazlık daTürkiye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi'ne başlamasıyla birlikte daha da görünürbir hal almış ve terör, Hatay meselesi gibi konularla bağlantılı olarak gerilimleresebep olmuştur. Suriye ve Irak, Türkiye'nin proje çerçevesinde inşa ettiği barajlaraözellikle de su tutulma dönemlerinde, bazen kendi sularının azalacağı bazen desuların kirlenmesine neden olduğu gerekçesiyle karşı çıkmış, sorunu uluslararasıplatforma taşımaya çalışmıştır. Türkiye ile Irak arasında 1946 anlaşması ve Türkiyeile Suriye arasında ise 1987 Protokolü imzalanmış, günümüz statüsünü belirleyen1987 Protokolü ile Suriye'ye yıllık ortalama 500 metreküp/sn su bırakılmasıkararlaştırılmıştır. Fakat Irak ve Suriye üç tarafın katılımıyla yeni bir anlaşmayapılmasını ve bırakılan su miktarının arttırılmasını talep etmektedir. Ülkelerinnehirlere katkıları ve tüketim hedefleri dikkate alındığında, Suriye ve Irak'ın toplamsu taleplerinin, nehirlerin su potansiyelinin üzerinde olduğu görülmektedir. Fırat veDicle nehirlerini ?uluslararası sular? olarak kabul eden ve ?suların paylaşımı?nıöngören Suriye ve Irak'ın tezleri; Üç Aşamalı Plan ile ?sınır aşan? iki nehrinsularının tahsisinin yapılabileceğini ifade eden Türkiye'nin tezleri ile çatışmaktadır.Türkiye Üç Aşamalı Plan yanında Barış Suyu Projesi ve Manavgat Projesi gibi çeşitliöneriler sunarak, Ortadoğu'nun su sorununa çözüm üretmeye çalışmıştır.Fırat, Dicle ve Asi nehirleri ile ilgili olarak, Suriye ve Irak ile arasında meydanagelen anlaşmazlık, Türkiye siyasetinde önemli bir yer işgal etmiş ve bölge ülkeleri ileolan ilişkilerini etkilemiştir. Ayrıca temel amacı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nindiğer bölgelerle arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak olan GüneydoğuAnadolu Projesi; çeşitli sulama, enerji, altyapı ve çevre projelerinin yanı sıra insanigelişmeye olanak sağlayan sosyal projeleri ile de arz ettiği ekonomik, sosyolojikönem dolayısıyla Türkiye'nin kalkınmasında itici bir unsur olacaktır. Bu ise sorununekonomik boyutu olduğunu da göstermektedir.Su sorununun, son dönem gelişmelerle beraber, tarafları ve niteliği bakımındanyeni boyutlar kazanmış olduğu görülmektedir. Sorunun, ABD'nin Irak'ı işgali ileoluşan yeni yönetim ve Avrupa Birliği'nin Fırat ve Dicle sularına artan ilgisiyle,kazandığı yeni boyutlarla artan önemi dolayısıyla, izlenmesi gereken yenistratejilerin belirlenmesinin gerekliliği açıktır.
  • Master Thesis
    Avrupa Güvenlik Anlaşmaları Çerçevesinde Güney Kafkasya Bölgesi için Bir Çözüm Modeli
    (2014) Otabatmaz, Tolga; Karasar, Hasan Ali
    Güney Kafkasya bölgesinde çıkan çatışmaların asıl sebebi tarihi anlaşmazlıklar, bölgenin jeostratejik ve ekonomik önemidir. Kafkasya'da silahlı çatışmalar şu anda sona ermiş olmakla beraber bölgede güvenlik meselesi halen büyük bir problemdir. Avrupa'da güvenliği sağlamak maksadıyla anlaşmalar-Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşması (AKKA), Viyana Belgesi-2011 (VB-11), Açık Semalar Anlaşması (ASA)-imzalanmış ve bu anlaşmalar NATO ile eski Varşova Paktına üye ülkeler arasında güvenliği ve güç dengesini sağlamışlardır. Fakat söz konusu anlaşmalar Güney Kafkasya bölgesinde güvenliği sağlayamamışlardır. Güney Kafkasya'da güvenliği sağlamak için yapılabileceklerden birisi de anlaşmaları zaman içinde ortaya çıkmış olan güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde gözden geçirerek düzenlemektir. Anlaşmaların ne şekilde gözden geçirilerek düzenleneceği ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak hale getirileceği konusu önemini korumaktadır. Bu çalışmada Avrupa'da askeri anlamda güvenliği sağlamak maksadıyla imzalanmış olan anlaşmaların Güney Kafkasya bölgesinde güvenliğinin sağlanmasında neden başarısız olduklarının sebepleri ve çözüm yolları ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: 1. Güney Kafkasya 2. AKKA 3. VB-11 4. ASA 5. Çözüm modeli
  • Master Thesis
    İkinci Körfez Harekâtı Sonrası Türkiye'nin Kuzey Irak Politikası
    (2007) Karadağ, Haluk; Bilgiç, Veysel
    Kuzey Irak bölgesi, Türkiye'nin tarihi, coğrafi ve kültürel bağlarla bağlıolduğu, dış politikada zaman zaman ön plana çıkarttığı, zaman zaman isesessizlikle izlediği, ancak önemini hiçbir vakit yitirmediği ve arka bahçesiolarak nitelendirilebilecek bir coğrafyadır. Bu coğrafya uzun süre Osmanlıİmparatorluğu'nun egemenliği altında kalmış, devletin zayıflamasıyla eldençıkmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla ise ?Misak-ı Milli? sınırlarıiçerisinde yer almıştır. Fakat dönemin siyasi konjonktürünün uygun olmamasınedeniyle Irak Devleti'ne terk edilmiştir.Bu çalışmada, ABD'nin 2000'li yılların başından itibaren uygulamayaçalıştığı uzun adıyla ?Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi?, kısaadıyla ?Büyük Orta Doğu Projesi? olarak bilinen uygulamanın Afganistan'dansonra ikinci basamağını teşkil eden, genel anlamda Irak, özel manada KuzeyIrak incelenmiştir. Bu bakımdan Irak'ın 1990'da Kuveyt'e saldırması ve I.Körfez Harekâtı ile başlayan süreç, 2003'te ABD'nin Irak'ı işgali ile sonaermiş olmaktadır. Bölgemizde bu kadar hızlı değişimlerin yaşanmasıTürkiye'nin yıllardır uygulamakta olduğu Kuzey Irak politikalarında dadeğişimi zorunlu kılmaktaydı.Saddam sonrasının Irak'ında bir bakıma ABD ile komşu olanTürkiye'nin gündeminde; Kuzey Irak'ta oluşumunu tamamlamış ancakresmen ilan edilmemiş olan Kürt Devletinin kurulması, Kerkük'ün demografikyapısının değiştirilerek Kürtleştirilmeye çalışılması, Irak'ın asli unsurlarındanolan Türkmenlerin azınlık durumuna düşürülerek asimile edilmeye çalışılmasıve PKK ile Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunun irtibatlandırılarak Türkiyeüzerinde oyunlar oynanmaya çalışılması gibi sorunlar yer almaktadır.Bu maksatla, bölgede etkin olmaya çalışan uluslararası aktörler de gözönünde bulundurularak meydana gelen olaylar incelenmiş, Türkiye'nin KuzeyIrak'ta alması gereken tedbirler ve uygulaması gereken politikalara ilişkintavsiyeler ortaya konulmuştur.
  • Master Thesis
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet (kktc)'nin Meşruluğu Bağlamında Mülkiyet Sorunu
    (2011) Çağlar, Halime Nazlı; Keser, Ulvi
    Bu çalışma önce İngiltere tarafından haksız ve tek taraflı olarak ilhak edilen daha sonra güç odakları tarafından uluslararası sorun haline getirilen, devreye önce Birleşmiş Milletler (BM), en son olarak da Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nin girmesi sonrasında çok yönlü bir sorun olan KKTC'nin meşruluğu ve tanınması bağlamında, 1974 Barış Harekâtı sonrasında her iki toplumun geride bıraktıkları taşınmaz mallarla ilgili olarak özellikle AİHM tarafından alınan bazı kararları irdelemek amacıyla kaleme alınmıştır.
  • Master Thesis
    Kosova`nın Nihai Statüsü: Tarihi Süreç ve Günümüzdeki Geişmelerin İncelenmesi
    (2006) Önen, Ahmet Meriç; Olcay, Bülent
    Kosova, coğrafi konumu nedeniyle Balkanlar'ın düğüm noktasını oluşturan ve stratejikbakımdan önemli bir bölgedir. Bu nedenle tarihsel süreç içinde birçok medeniyetin ilgi odağıhaline gelmiştir. Bu gün ise Kosova'lı Arnavutlar bağımsız bir devlet olmak yolundamücadele vermektedir.Yugoslavya Cumhuriyeti farklı etnik kökenleri barındıran yapısıyla, II nci DünyaSavaşı'ndan sonra kurulmuştur. Tito'nun ölümü ve dünya konjonktüründe meydana gelendeğişiklikler, Yugoslavya'yı parçalanma sürecine taşımıştır. Federasyonu oluşturan devletlerbağımsızlıklarını bir bir elde ederken, Kosova'lı Arnavutların bağımsızlık yönünde talepleriSırp güçleri ve Miloşeviç tarafından şiddet olayları ve birçok insanlık suçunun işlenmesinintemel nedenini teşkil etmiştir.Sırplar Kosova'nın Ortodoks ve Slav kültürünün vazgeçilmez bir parçası olduğunu ve bunedenle Kosova'nın Sırbistan'ın ayrılmaz bir parçası olduğu tezini savunurken, Kosova'lıArnavutların yıllardır baskı gördüklerini, Kosova topraklarında çoğunluğu oluşturmalarınedeniyle Sırbistan yönetiminden bağımsız talep etmeleri Kosova Sorununun temelini teşkiletmektedir.Miloşeviç Yönetimi'nin Kosovalı Arnavutlara yönelik şiddet olaylarını durdurmak amaçlı,1999 yılında NATO Birlikleri'nin Kosova'ya yaptığı harekat sonrasında, 1244 sayılı GüvenlikKonseyi kararı ile Kosova için özerk bir yönetim kurulması kabul edilmiştir.BM kontrolünde geçen altı yıllık süreçte Kosova'lı Arnavutlar bağımsızlık için mücadelevermişlerdir. BM, Kosova'nın bağımsız devlet olabilme standartlarını henüz taşımadığıyönünde kararlı olmasına rağmen, BM öncülüğünde Sırbistan ve Kosova arasında bağımsızlıkiçin müzakerelere başlanmıştır. 2006 yılı Kosova bağımsızlık mücadelesinde önemli bir yılolacaktır. Sırbistan-Kosova ve BM'in katılımı ile gerçekleşecek görüşmelerde Kosova'nın2006 yılı sonunda koşullu bir bağımsızlık statüsünün kabul edilmesi beklenmektedir.
  • Master Thesis
    Azınlık Hakları; Küreselleşme-ab-türkiye
    (2007) Ağar, Yakup; Başeren, Sertaç Hami
    Günümüzde küreselleşme ve ulusüstü yapılanmalar karşısında engelolarak görülen ulus-devletin zayıflatılmasında ve/veya yenidendönüştürülmesinde azınlıklara özel bir misyon yüklenmeye çalışılmaktadır.Azınlıklara yüklenmeye çalışılan bu misyon, bir ulus içinde farklı etnik, dilselve dinsel grupların azınlık olarak tanınması veya tanınmaması konusundaönemli tartışmalara sebebiyet vermektedir.Bu çalışmanın amacı, uluslararası hukukta evrensel düzeyde kabulgörmüş, genel geçer bir azınlık tanımı ve uygulamasının bulunupbulunmadığına cevap aramaktır. Araştırma, azınlık olmanın temel ölçütlerininneler olduğu, azınlıkların korunmasının tarihsel ve siyasi boyutunun nasılgeliştiği, uluslararası örgütler bağlamında azınlıklar konusunda yapılandüzenlemelerin neler olduğu ve Türkiye'nin azınlıklar konusundakiuygulamasının nasıl geliştiği gibi sorular üzerinde yükselmiş, yöntem olarakaraştırma konusunun doğası gereği betimleyici bir yaklaşım sergilenmiştir.Verilerin yorumlanmasıyla ulaşılan tüm bulgular, uluslararası hukuktagenel geçer bir azınlık tanımı bulunmadığını, azınlık kavramı konusunda dadevletlerin yükümlülüklerinin taraf oldukları andlaşmalar ve oluşumuna karşıçıkmadıkları teamülü hukuk kuralları ile belirlendiğini ortaya koymaktadır.Ulusal bilincin hâlâ küresel bilincin önünde oluşu, küreselleşme sürecindeazınlık haklarına yönelik artan vurgunun etnik milliyetçilik hareketlerindenöteye gidemeyişi, azınlıklarla ilgili uluslararası belgelerde devletlerinegemenlik ve toprak bütünlüğünün vurgulanışı, Türkiye'de Ermeni, Rum,Yahudi ve Bulgarlar dışında azınlık olduğu iddiaların gerisinde hiçbirhukuksal temel yapının bulunmayışı gibi bulgular ise, ulus-devletin başlıcadevlet biçimi olarak tarihsel bir rol oynamaya devam ettiğini ve yaşanan busüreçte öne sürülen yeni azınlık taleplerinin hukuki olmaktan çok siyasiolduğunu göstermektedir.Anahtar kelime : Azınlık, Küreselleşme, Ulus-devlet, Çokkültürlülük
  • Master Thesis
    Devrim Sonrası İran'ın Değişen Dış Politika Algılaması
    (2005) Taflıoğlu, Serkan; Hurmi, Bahar
    11 ÖZET DEVRİM SONRASI İRAN'IN DEĞİŞEN DIŞ POLİTİKA ALGILAMASI İslam devrimi sonrası, ana görüşler devrim ihracı ve tüm dünyadaki Müslümanların hamisi olmaktı. İdealistler jeo-stratejiye ters olan islami bir dış politika uygulamak istiyorlardı. Onlar bir İslam ülkesinin dış siyasetini adalet, iyi niyet ve islami esasların yönlendirmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu görüşün taraftarları, uluslar arası alanda, büyük güçlerin hakimiyetini reddedip, kendilerinde gerçekleşen devrim gibi, devrimlerin gerçekleşmesi için islami özgürlük hareketlerine ve ezilmiş halk hareketlerine maddi ve siyasi destek verilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Diğer taraftan realistler, diğer ülkelerle özellikle büyük güçlerle barışçıl ekonomik ve diplomatik ilişkilerinin geliştirilmesini vurgulamaktaydılar. Uluslar arası seviyeden daha çok ulusal seviyede yoğunlaşmaktaydılar. Bu araştırmanın ilk bölümünde, İslam devriminin tarihsel gelişimi ve ilk dönem liberaller ve ruhaniler arasında ki çatışma incelenecektir.Mehdi Bazargan hükümeti devrim ihracı felsefesine ve büyük güçlere meydan okumaya inanmıyordu. Amerika Birleşik Devletleri de dahil batı ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmak istiyordu. Fakat Ayetullah Humeyni taraftarlarının Amerikan Elçiliği'ni işgal etmesiyle, Bazargan hükümeti istifa etmiş ve ruhaniler İran'da hakim olmuşlardır. Yine bu bölümde, İran anayasal yapısı ve dış politika üzerinde etkili kurumlar hakkında bazı bilgiler verilmiştir. İran-Irak arasındaki toprak sorununun tarihsel geçmişi hakkında bazı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, devrim sonrası ilk on yılda 'ne doğu ne batı' ve 'ümmet' siyasetinin dış politikada uygulanması süreci değerlendirilmiştir. Bu dönemde iki farklı grup olsa da, esas mücadele coğrafi sınırlar yerine ideolojik sınırın islami ideolojinin yayılması ve devrim ihracı söylemleri üzerinde gerçekleşmekteydi. Ayetullah Humeyni 'nin vefatıyla Rafsancani iktidara gelmiş, savaşın bitimiyle dış tehditler azalmıştır. Sovyetler birliği'nin çöküşüyle, İran'ın çevre koşulları değişmiştir. Bu bölümde İran'ın Avrupa Birliği, Türkiye ve arap devletleri ile olan ilişkileri de değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, Hatemi'nin sivil toplum ve çoğulculuk söylemi ile iktidara gelmesiyle, dış politikada yeni etkenler girmesi incelenmiştir. 11 Eylül saldırıları sonucu İran'ın uluslar arası politikada ki konumu ve bunun dış politikasına etkisi değerlendirilmiştir. İran'ın Avrupa Birliği ile olan ekonomik siyasi ilişkileri ve İran nükleer enerji siyaseti de bu bölümde incelenmiştir. Sonuç bölümde ise, İran'ın iç politikada ki gelişmeleri ve bunun İran dış politikasına ve bölgeye muhtemel etkileri değerlendirilmiştir.
  • Master Thesis
    Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan'ın Enerji Potansiyelleri ve Politikaları
    (2007) Özdemir, Yavuz; Başak, Cengiz; Başak, Cengiz; Başak, Cengiz; Department of International Relations; Department of International Relations
    Sanayileşmenin artmasına bağlı olarak, 20. yüzyılda olduğu gibi, 21.yüzyılda dadünyanın gelişmiş ekonomilerinin en büyük itici gücünün enerji kaynakları olacağıkesindir.Teknolojik gelişmelerin ışığında, insanoğlunun ihtiyaç önceliklerinindeğişerek daha üst seviyelere çıkması, bizleri bu enerji kaynaklarına bir nevi bağımlıduruma getirmiştir.Bu bağlamda, günümüzde enerji elde etmek amacıyla kullanılankaynaklar arasında petrol ve doğal gazın tüketim açısından diğerlerinden dahaöncelikli bir konuma yükseldiği görülmektedir.Dünya enerji ihtiyacının gün be gün arttığı günümüzde, gelişmiş sanayilere sahipbüyük devletlerin enerji güvenliklerini sağlamak adına, söz konusu kaynaklarınüretildiği ve nakledildiği coğrafyalarda etkinliklerini arttırmaya çalıştıklarıgözlemlenmektedir. Bu noktada, Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardındanbünyesinde bulundurduğu zengin hidrokarbon kaynaklarıyla Orta Asya Bölgesi'nin,dolayısıyla da bu coğrafyada kurulmuş olan Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistanve Özbekistan Cumhuriyetleri'nin dünya siyasetindeki önemlerinin arttığısöylenebilir.Araştırmamızda, bölgenin artan önemine bağlı olarak burada kurulmuş olan,Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetleri'ninenerji potansiyelleri ve politikaları incelenmiştir. Konu incelenirken, enerji eksenlibölgesel sorunların yanı sıra, Türkiye de dahil olmak üzere, küresel ve bölgeselgüçlerin bölge politikaları da irdelenmiştir.Tüm bunların ışığında, Kazakistan,Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan'ın sahip oldukları enerji kaynaklarını reelbir şekilde kullanarak, gelecekte bölge içinde etkin birer ekonomik güce dönüşüpdönüşemeyecekleri sorgulanmıştır.Bunlara göre, adı geçen ülkelerin sahip oldukları kaynaklarını doğru politikalardahilinde etkili bir şekilde kullanabilmeleri durumunda, çokta uzak olmayan birgelecekte, Orta Asya Bölgesinin önemli ekonomik güçleri arasında yer alabilecekleriöngörülmüştür.