Search Results

Now showing 1 - 10 of 11
  • Master Thesis
    Irak Kuzeyindeki Enerji Kaynaklarının Kürt Devlet Oluşumuna Etkisi
    (2012) Sanyürek, Mehmet Bora; Gürson, Poyraz
    ?Irak Kuzeyindeki Enerji Kaynaklarının Kürt Devlet Oluşumuna Etkisi? konulu tez çalışmamızla; Türkiye ve dünya gündemini meşgul eden Irak'taki Kürt olgusu, Irak kuzeyindeki enerji kaynakları ve bu kaynakların, muhtemel bir Kürt devletinin kurulmasına yapacağı etkiler incelenmiştir.Tez çalışmamızın hazırlanmasında, konu ile ilgili yapılan kaynak taramasından sonra, elde edilen veriler süzülerek, tarafsız bir bakış açısıyla, incelenmeye başlanmıştır. Ağırlıklı olarak; kitap, makale ve rapor gibi kaynaklardan faydalanılarak yapılan çalışmada, bölge konusunda uzman kişilerin görüşlerine de başvurulmuştur.Çalışmamız süresince elde edilen verilerin analiz edilmesi sonucunda; bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasının sosyolojik, ekonomik ve politik yönden mümkün gözükmediği, halihazırda var olan Kürt özerk bölgesine destek veren başat güçlerin de Ortadoğu'daki dengelerin bozulmasına engel olmak maksadıyla, böyle bir devletin kurulmasına izin vermeyeceği, ancak her şeye rağmen bağımsız bir Kürt devletinin kurulması durumunda ise ya bu devletin uzun ömürlü olamayacağı yada dış destek sonucu ayakta tutulmaya çalışılarak, bölgesel çatışmaların önünün açılacağı değerlendirmesine varılmıştır.Anahtar kelimeler: Kürt devleti, Enerji kaynakları, Ortadoğu
  • Article
    Pazarlama Çağında “pazarlamama”!
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Gürson, Poyraz; Eşiyok Sönmez, Elif
    Pazarlama kavramı uzun yıllardır gündemde olan ve çoğu firma için pazarda tutunabilmek amacıyla ürün, dağıtım, fiyatlandırma ve tanıtım için belirlenen stratejilerin temelini oluşturmaktadır. Pazarlama aslında tüketiciler ve üreticiler için gerekli olan mal veya hizmetlerin üretilmesi, bu üretilen mal ve hizmetlerin tanıtımının ve dağıtımının yapılması olarak tanımlanır (Elden, Ulugök ve Yeygel, 2005: 16). Bu dağıtım sürecinde belirlenen stratejilerde pazarlama stratejileridir. Pazarlama anlayışının başlıca ögeleri; (1) Tüketici yönlülük, yani potansiyel müşterinin hedef ve beklentilerinin saptanıp ona göre pazarlama ve üretim yapılması, (2) Bütünleşik pazarlama fonksiyonları, yani diğer departmanlar ile pazarlama departmanı arasında fiyat, tutundurma, dağıtım ve ürün gibi elemanlar arası uyum ve işbirliği sağlanması, (3) Tüketicinin tatmini ve kar sağlanması, ancak burada satış öncesi ve sonrası tatmin düzeylerinin ölçümlerinin yapılması gerekmektedir (Tek, 1991: 13). Ancak bu tip pazarlama stratejileri daha ziyade yeni piyasaya çıkmakta olan bir firma-marka tarafından tercih edilmektedir. İçerisinde bulunduğumuz küresel çağda örgütler kendilerini ifade etmek çeşitli pazarlama iletişim yöntemlerini kullansalar da, bazı durumlarda kurumlar pazarlamama (demarketing) stratejisini uygularlar.
  • Master Thesis
    Stratejik Ortaklıktan Model Ortaklığa Türk-amerikan İlişkileri ve Ortadoğu
    (2011) Doğan, Zehra; Gürson, Poyraz
    Soğuk Savaş boyunca Türkiye-ABD ilişkileri Sovyet yayılmacılığı ve komünizm tehdidi altında ortak güvenlik temelli gelişirken Soğuk Savaş sonrası dönem özellikle iki ülkeye Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu'da daha çok işbirliği olanakları sunmuş ve iki ülke ilişkileri için ?stratejik ortaklık? modeli gündeme gelmiştir. Körfez Savaşı bu yeni ilişki biçimi için ilk sınav olurken 11 Eylül Saldırıları sonrası yaşanan gelişmeler geliştirilmeye çalışılan ?stratejik ortaklık? ilişkisini derinden etkilemiştir. Nitekim Barack Hüseyin Obama, ABD Başkanı olduktan sonra ABD gibi büyük bir Hristiyan nüfusla Türkiye gibi laik bir devlet olmakla beraber nüfusunun büyük bir oranı Müslüman olan bir ülkenin ilişkisinin tüm dünyaya model olabileceğini dile getirerek ?model ortaklık? kavramını önermiştir. Ancak kavramın gündeme geldiği günden beri Ortadoğu kaynaklı yaşanan gerilimler bu kavramın içinin doldurulması noktasında sıkıntılar yaratmıştır. Özellikle Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ?stratejik derinlik? yaklaşımı ile Türkiye'nin komşuları ve Ortadoğu ile ilişkilerini geliştirmesi Türkiye'nin ABD ve Avrupa'dan uzaklaşarak Ortadoğu'ya yakınlaştığı ve dış politikanın bir ?eksen kayması? yaşadığı iddialarına neden olmuştur. Bu iddialar Türk-Amerikan ilişkilerine de doğrudan yansımıştır. Nitekim bu çalışma, tüm bu varsayımlar ışığında İkinci Dünya Savaşı'ndan Obama'nın ABD Başkanı olmasına kadar geçen sürede iki ülke ilişkilerinin seyrini Ortadoğu üzerinden aktarmayı amaçlamaktadır.Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan ilişkileri, Ortadoğu, Soğuk Savaş, Stratejik Ortaklık, Model Ortaklık, Stratejik Derinlik
  • Master Thesis
    Sovyetler Birliği'nin 1991 Yılında Dağılması Sonrasında Türkiye'nin Orta Asya'daki Beklentileri ve Bu Beklentilerin Karşılanamama Sebepleri
    (2013) Acar, Özgür; Gürson, Poyraz
    Sovyetler Birliği?nin dağılmasından sonra Türkiye?nin bağımsızlığını yeni kazanmış olan Orta Asya devletlerinden beklentilerinin örnek olay incelemesi yöntemi ile ele alındığı bu çalışmada; ?Türkiye?nin, Sovyetler Birliği?nin 1991 yılında dağılmasından sonra Orta Asya?da bağımsızlıklarını ilan eden devletlerinden beklentileri nelerdi?, bu beklentiler neden oluşmuştu?, bu beklentiler ne oranda karşılanabildi?? sorularının cevapları araştırılmıştır. Çalışmada Türkiye ile Orta Asya devletleri arasındaki tarihsel bağlar ile ?pan-Türkizm? ve ?pan-İslamizm? gibi ideolojilerin Türkiye?nin bölge ülkelerine yönelik büyük beklentilerini beslediği, ancak Orta Asya devletlerindeki Sovyet mirası, radikal terörizmden kaynaklanan güvenlik ihtiyaçları ve dış güçlerin bölgeye olan ilgilerinin Türkiye?nin bölgeye yönelik beklentilerini önemli oranda kısıtladığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Orta Asya 2. Pan-Türkizm 3. Pan-İslamizm 4. İdeoloji 5. Sovyet mirası 6. Radikal terörizm
  • Master Thesis
    Türkiye'de kalkınma ve işbirliği dış yardımlarının kurumsallaşması
    (2013) Şahin, Süleyman; Gürson, Poyraz
    Çalışmanın konusu, Dünya?da sürekli gelişen uluslararası yardım stratejilerinin paralelinde, Türkiye?deki yasal düzenlemeler ve uluslararası kuruluşlarla yapılan anlaşmalara göre oluşan kurumsallaşma sürecini incelemek ve önerilerde bulunmaktır. Günümüzde nitelik ve nicelik olarak çeşitlilik gösteren uluslararası yardımların başlangıcı, 1. Dünya Savaşı sonrası ve 2. Dünya Savaşı sürecinde, ABD?nin Rusya, İngiltere, Fransa, Yunanistan ve Türkiye?ye yaptığı yardımlardır. ABD söz konusu yardımlarını bilahare ünlü Truman ve Marshall yardımlarını planlamak ve uygulamaya koymak suretiyle devam ettirmiş ve zaman içinde birçok dönüşüme tabi tutmuştur. Temel insani değerlerin uluslararası sözleşmelere bağlanarak ön plana çıkması; yoksulluk, geri kalmışlık ve terör ile mücadele, geleneksel olarak eski sömürgelerine yardım eden sanayileşmiş batı ülkelerini, diğer bölgelere de yardım etmeye zorlamıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde UNDP koordinatörlüğünde kalkınma programları uygulanmaya başlanmış ve Marshall Planı ile doğan OEEC, Türkiye?nin de kurucu üyesi olduğu OECD?ye dönüştürülmüştür. Diğer yandan 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan güç dengesinin ortaya çıkardığı NATO, Varşova Paktı?nın dağılmasıyla amaç değiştirmiş ve Barış İçin Ortaklık Projesini uygulamaya koymuştur. Bugün bütün dünyada, birçok ülke, BM alt kuruluşları, OECD, uluslararası finans organizasyonları ve sivil toplum kuruluşları Binyıl Kalkınma Hedefleri olarak belirlenen ilkeleri uygulamaya çalışmaktadır. Ancak bazı ulusların `sömürge? konusundaki geçmiş tecrübeleri bazı tartışmalara da yol açmaktadır. Uluslararası yardımlar çerçevesinde Türkiye?ye bakıldığında, önceleri Marshall Planından ve NATO?dan yardım alan ülkeler arasında yer almış olmakla birlikte, 1. Dünya Savaşı sonrası Afganistan?a, 2. Dünya savaşı sırasında ise Yunanistan?a kendi imkânları ile yardımlar yaparak, yardım veren ülke konumunda da bulunmuştur. Özellikle Soğuk Savaş?ın sona ermesiyle birlikte SSCB?nin dağıldığı coğrafyada ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinin sosyal ve ekonomik durumu, Türkiye Cumhuriyeti?ni dış yardımlarını artırmaya zorlamıştır. Türkiye daha sonraları Dünya?daki bütün problem alanlarına değişik tanımlamalarla yardım yapmaya başlamıştır. Fiili yardımlar devam ederken, arka planda yasal düzenlemeler yapılmış, yeni kurumlar kurulmuş ve mevcut kamu kurumlarına yeni ilave görevler verilmiş; ikili ve çok uluslu anlaşmalar imzalanmış ve böylece Türkiye, dış yardım kapasitesini sürekli geliştirdiği bir sürece girmiştir. Hatta Türkiye, uluslararası yardım arenasında örnek olarak gösterilen ve takdir gören uygulamalar geliştirmiştir. Bu bağlamda, temel görevi dış yardımları planlamak ve uygulamak olan kurumlar, hedef ülkelerin ihtiyaçlarını, süratle, etkin ve ekonomik olarak karşılamak için yurtiçi hizmet veren kamu kurumlarının uzmanlık birikimlerini mobilize etmeye başlamışlardır. Zaman içinde faaliyet konularında uzmanlık kapasitesine sahip sivil toplum teşkilatlarının da bu organizasyona dâhil olması ile çok aktörlü ve güçlü bir dış yardım yapısı oluşmuştur. Bölgesel gelişmeler Türkiye?yi sığınmacı kabul eden bir ülke statüsüne getirmiş ve sığınmacı sayısı olağanüstü rakamlara ulaştıkça, Eximbank gibi finansman kuruluşlarının yaptığı yardımlar ile başlayan süreç, Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı gibi güvenlik kurumlarının yardımlarının ön plana çıktığı bir sürece dönüşmüştür. Eski sömürgeleri ile ilişkilerini dönüştürerek sürdüren batı ülkeleri ve küresel ekonomide yeni `Pazar? kazanma mücadelesi veren sanayi ülkeleri ile Türkiye?nin yolları doğal olarak ayrılmış ve Türkiye `nerede kriz varsa oraya koşmayı? dış yardım stratejisinin odak noktası olarak belirlemiştir. Türkiye?nin oluşturduğu bu çok aktörlü, esnek ve yüksek kapasiteli yapı şimdiye kadar istenen faydayı sağlamıştır. Ancak, yapısı gereği risklere de açıktır. Çalışma, işte bu kurumsal yapıyı irdelemekte; yapının güçlü yönlerine işaret etmekle birlikte; yapıya yeni boyutlar kazandırmaya, noksanları gidermeye ve zayıf yönleri iyileştirmeye yönelik somut öneriler ortaya koymaktadır. ANAHTAR KELİMELER: 1- Dış yardımlar 2- Uluslararası işbirliği 3- Uluslararası örgütler 4- Kurumsallaşma 5- Geri kalmışlık
  • Master Thesis
    Ortadoğu'daki Enerji Kaynaklarının Önemi ve Türkiye Üzerinden Taşınması ile Türkiye'nin Kazandığı Jeopolitik Konum
    (2012) Elmas, Beşir; Gürson, Poyraz
    Bu tez Ortadoğu coğrafyasında bulunan zengin ham petrol ve doğalgaz kaynaklarının uluslararası ilişkiler alanda önemiyle Türkiye üzerinden enerji nakil boru hatları ile enerjiyi arz eden gelişmiş batılı ülkelere güvenli bir şekilde taşınması sürecinde enerji kaynakları bakımından zengin sayılamayacak olan Türkiye'nin sahip olacağı stratejik öneminin ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Dünya üzerinde bulunan başta ABD, İngiltere ile Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerinin ulusal ve uluslararası hedeflerine ulaşabilmeleri için endüstrilerinin ihtiyaç duyduğu ham petrol ve doğalgazı kesintisiz, güvenilir ve hızlı yollardan tedarik etmeleri gerekmektedir. Ham petrol ve doğalgaz enerji kaynaklarına ihtiyaç duyan gelişmiş ülkelerin özellikle ABD ve Rusya Federasyonu dışında büyük bir çoğunluğunun bu kaynakların rezervi açısından fakir olarak tabir edilen coğrafyada bulunduğu görülmektedir. Dünyanın en zengin ham petrol ve doğalgaz rezervlerinin bulunduğu ülkelerse Türkiye'nin de içinde bulunduğu istikrarsız Ortadoğu coğrafyasında yer almaktadır. Fakat bu ülkeler uzun bir zamandan beri siyasi dengenin sağlanamadığı işgaller, savaşlar ve isyanların yaşandığı bölgelerdedir. Türkiye'nin yer aldığı coğrafya itibarı ile komşu ülkelerine göre siyasi yapısı oturmuş, devlet yapısı olgunlaşmış ve istikrarını yaklaşık 90 senedir koruyabilen tek ülke konumunda olduğu görülmektedir ve doğu ile batı arasında kelimenin tam anlamı ile köprü konumuna sahiptir. Türkiye ise zengin enerji kaynakları olarak ham petrol ve doğalgaza yeterince sahip olup olmadığı kesin ispatlanmış değildir. Bununla birlikte ne Avrupalı ülkeler gibi tam olarak gelişmiş ne de Ortadoğu'daki ülkeler gibi geri kalmıştır. Doğalgaz ve ham petrolün birbirine entegre çoklu enerji nakil boru hatları ile taşınması ülke ve uluslararası kuruluşların Türkiye karşı olan tutumlarının belirlenmesinde son derece önemli rol oynayacaktır. Tez dört ana bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümde stratejik öneme sahip enerji kaynaklarından bahsedilmektedir. İkinci bölümde en zengin ham petrol ve doğalgaz enerji kaynakları rezervlerinin Ortadoğu'da yer aldığı anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde enerji kaynaklarının çoklu iletim hatları ile sevkiyatı işlenmektedir. Dördüncü bölümde ise Türkiye'nin enerji iletim hatları ile uluslar arası alanda kazanacağı stratejik konum işlenmektedir.
  • Master Thesis
    Doğu Akdeniz'de Gkry-israil Yakınlaşmasının Türkiye Açısından İncelenmesi
    (2013) Aktaş, Serkan; Gürson, Poyraz
    Uzun yıllar boyunca dengeli ilerleyen Türkiye-İsrail ilişkileri, 31 Mayıs 2010 tarihinde Gazze'ye insani yardım malzemesi taşıyan filoda yer alan Mavi Marmara feribotuna, Akdeniz'in uluslararası sularında, İsrail'in yaptığı müdahale ile gerilmiş ve takip eden dönemde de giderek bozulmuştur. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)'nin Türk kesiminin görüşünü almaksızın Kıbrıs Cumhuriyeti adına İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge'nin Belirlenmesi Anlaşması imzalaması ve Doğu Akdeniz?de tespit edildiği iddia edilen zengin hidrokarbon kaynakları nedeniyle Kıbrıs Sorunu yeni bir boyut kazanmıştır. Türkiye'nin İsrail ile sarsılan ilişkileri GKRY'ye, Doğu Akdeniz?de kendisine avantajlı bir konum sağlamış ve bölgede varlığı tespit edilen hidrokarbon kaynakları üzerinde, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'ne rağmen, mutlak hâkimiyet elde edebilmesi açısından yeni bir fırsat doğurmuştur. Bu kapsamda İsrail'le ilişkilerini yeniden normal bir seyre kavuşturması, Türkiye'nin bölgedeki çıkarları açısından önemlidir. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki güç mücadelesinin bir aktörü olmakta geç kalmıştır. Türkiye her ne kadar 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf değilse de, Karadeniz'de kıyıdaş devletlerin tümü ile deniz sınırları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge belirlenmesi konusunda anlaşmalar imzalamıştır. Benzer şekilde Türkiye ve KKTC'nin, Doğu Akdeniz'de de deniz yetki alanlarını belirlemesi ve tüm kıyıdaş devletlerle anlaşmalar yapması gereklidir. Bu yolla Türkiye, GKRY'nin süreci kendi lehine yönetmesini engelleyebilecektir. Türkiye'nin kendi çıkarlarını gözetecek siyasi, ekonomik ve askeri faaliyetlerin çerçevesini çizen eylem planları hazırlaması gerekmektedir. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını koruma yoluna giderken bölgede tansiyonu yükseltmemeye dikkat etmeli, bölgesel güvenliğin ve istikrarın sağlanmasında, mümkün olduğu durumlarda işbirliği yöntemiyle yumuşak güç faktörünü kullanmaya gayret göstermelidir. Anahtar Sözcükler 1. İsrail 2. Kıbrıs 3. Münhasır Ekonomik Bölge 4. Doğu Akdeniz 5. Hidrokarbon Kaynakları 6. Türkiye
  • Master Thesis
    Ortadoğu Barışında Güvenlik ve İşbirliği Modeli Arayışları
    (2013) Özdemir, Erbil; Gürson, Poyraz
    Ortadoğu bölgesi özellikle yirminci yüzyılın başından itibaren birçok sorun ile birlikte anılmaya ve adlandırılmaya başlamıştır. Bu bölge özellikle güvenlik açısından birbirinden farklı pek çok risk faktörünü de beraberinde getirmiştir. Tarih boyunca olduğu gibi halen de dünya enerji kaynaklarının neredeyse yarısına yakınına sahip olması, bölgeler ve kıtalar arası enerji ve ticaret koridoru oluşturması, jeopolitik ve jeostratejik öneme haiz olması sebebiyle Ortadoğu bölgesi sürekli olarak istikrarsızlık ve çatışma ortamına maruz kalmıştır. Ortadoğu Bölgesinde meydana gelen her türlü istikrarsızlık ve çatışma, başta bölge ülkeleri olmak üzere bölge dışı büyük güçler vasıtasıyla da tüm dünyayı etkileyen ve meşgul eden bir konu haline gelmiştir. Bu nedenle bu tez çalışmamda, bu kadar büyük öneme sahip bir bölgenin hem kendi içinde hem dünya genelinde refah, güven ve işbirliği ortamını sağlayabilmek adına tıpkı dünya üzerindeki diğer bölgelerde olduğu gibi öncelikle bu bölgenin güvenlik, istikrar ve işbirliğini sağlayacak etken ve öncü olabilecek bir örgüt ve/veya oluşumun gerekliliği anlatılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışmamın ilk bölümünde Ortadoğu bölgesinin tarihi ve tarihsel gelişimine daha sonra bölge güvenlik sorunlarına değinilmiştir. Küresel ve bölgesel örgütler örnek verilerek bölgede oluşturulacak etkin bir yapılanmanın bölge sorunlarının çözülmesinde yardımcı olacağına atıfta bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: 1. Ortadoğu 2. Ortadoğu Güvenliği 3. Güvenliğin Bölgeselleşmes
  • Master Thesis
    Saddam Hüseyin ve Bin Ladin'in ele geçirilmesinin uluslararası kamuoyuna sunumunun hegemonya kavramı kapsamında karşılaştırılması
    (2012) Aval, Burhanettin Selçuk; Gürson, Poyraz
    Dünya tarihinin en önemli günleri arasında yer 11 Eylül 2001, ABD'ye yeni bir dünya düzenini kurması hedefinde önemli bir katkı sağlamıştır. 11 Eylül olaylarıyla yeniden dizayn edilmek istenilen dünya düzeninde ?Sovyet'' korkusu yerini terörün soğuk ve ürkütücü yüzüne bırakmıştır.ABD'nin 43. başkanı olan ve 2001 seçimlerinde Clinton'ın döneminden hoşnutsuz olup, gelir kaybına uğrayan ve onun dönemindeki liberal aşırılıklardan rahatsızlık duyan orta sınıfın desteği ile Florida'da oy sayımı sırasında yaşanan karmaşanın ardından Yüksek Mahkeme'nin kararıyla ABD tarihindeki en tartışmalı ve şaibeli başkanlık seçimlerini kazanmayı başaran Bush, babası gibi realist çizgiden sapmadan askeri güce dayalı bir hâkimiyet peşinde koştu.Bu dönemde uluslararası ilişkiler yeniden şekillenmiş, tek kutuplu dünya düzeninde lideri George W. Bush ile tahakküme dayalı bir hegemonik dünya düzeni kurmaya çalışan ABD, dünya kamuoyunun tepkisi kazanırken, geçmişteki müttefiklerinin birçoğunun desteğini de yitirmiş, yüzlerce milyon insan tarafından da `'büyük düşman'' olarak algılanmaya başlanmıştır.ABD kamuoyunda, Bush başkanlığındaki 8 yıllık dönemde ülkelerinin dünya genelindeki imajları ve terörle mücadele adı altında dünyayı yeniden şekillendirme çalışmalarının başarısızlığı ve mali faturalarının tepkisini seçimlerde göstermiş daha ılımlı dış politika yürüteceğini ifade eden Demokrat Barack Obama'yı iktidara getirmiştir. Başkan Obama, uluslararası uzlaşmaya önem veren barıştan yana, uzlaşmacı, demokratik değerlerin ön planda olduğu ABD imajı yaratmak isteyen bir lider profili çizmeyi hedeflemiş ve bu yönde çalışmalarını yürütmektedir.Bush sonrası iktidara gelen Obama ise özellikle Müslüman coğrafyalarda zirveye tırmanan ABD düşmanlığını ve ülkesinin olumsuz imajını azaltmak, tekrar yitirilen sempatiyi kazanmak için çeşitli yollar denerken, `'büyük düşman'' ilan edilen terörizmle mücadeleyi de aksatmadan sürdürmektedir. Obama, Bush'un aksine ılımlı politikalarıyla rızaya dayalı bir hegemonya peşinden koşmaktadır.Her iki lider de medyayı en etkin şekilde kullanmış ve dünya kamuoyuna mesajlarını en etkin kitle iletişim araçlarıyla ulaştırmışlardır. ABD'nin gücü, bilinçli seçilen görseller kullanarak, sürekli tekrarlarla tüm dünyanın zihnine nakşedildi.
  • Article
    Olayların Seyrini Suriye Halkının Son Sözü Belirleyecek
    (Bilim ve Teknoloji, 2012) Gürson, Poyraz
    Suriye konusundaki uluslararası bölünme, özünde gerekçelerini batının emperyalist kültürü ile doğu kültürü arasındaki niteliksek farklılıklara dayanan kültürel ve ahlaki bir bölünmedir. Dolayısıyla doğunun dostluk, barış ve hak değerleri batının çıkar ve çatışmalarıyla karşı karşıya kalırken, güvenlik konseyinde Suriye krizi konusunda doğan anlaşmazlığın Suriye'ye adil davranmanın uluslararası değerlere karşı zafer kazanmak olduğunun kanıtlaması ardından sömürgeci batı Suriye'ye yönelik vahşi davranışlarına hiçbir gerekçe bulamamıştır. Rusya, Çin ve Hindistan diyalog, barışçıl çözüm ve bağımsız ülkelerin içişlerine müdahaleyi reddetmeye dayalı ahlaki bir tutum sergilerken ABD, İngiltere, Fransa, Almanya çıkarlardan yana tavır almış, güç kullanımını ve tek taraflı desteği çözüm kapısı olarak görmüştür.