14 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 14
Doctoral Thesis Distopya Romanlarında Güç Mekanizmasının Yeni Tarihselciliğe Göre Okunması: Anthony Trollope'un The Fixed Period, Anthony Burgess'ın A Clockwork Orange ve Kazuo Ishiguro'nun Never Let Me Go Adlı Eserleri(2019) Bekler, Ecevit; Aras, GökşenAnthony Trollope, Anthony Burgess ve Kazuo Ishiguro tarafından yazılan sırasıyla The Fixed Period (1882), A Clockwork Orange (1962) ve Never Let Me Go (2005) romanları Yeni Tarihselcilik teorisi kullanılarak incelenmiştir. Bu teori kullanılarak metin, yazarın hayatı ve her dönemin sosyal, kültürel ve politik koşulları arasındaki ilişki dikkatli bir çalışma ile ortaya çıkarılmıştır. Romanlar, kültürleri ve söylemlerinin metinsel ürünleri olarak dönemleri hakkında derin bilgi sağlar. The Fixed Period, A Clockwork Orange ve Never Let Me Go, sırasıyla sömürgecilik, gençlik suçları ve bilimsel söylemlerin ürünleridir. Bu çalışma, her bir romanın, dönemlerinin çağdaş ve önde gelen sosyal sorunlarını yansıttığını ortaya koymaktadır. Romanların distopik olması sosyal meselelerle ilgili endişeleri yansıtmaktadır. Çağdaş edebi metinler ve edebi olmayan metinler, her dönemin baskın ideolojisini bulmak için kullanılmıştır. Üç farklı dönemin kültürel ve entelektüel tarihini daha iyi anlamak için Stephen Greenblatt ve Michel Foucault'nun güç, ideoloji ve söylem hakkındaki teorileri ve argümanları toplumdaki güç mekanizmalarının işlevi konusunda temel alınmıştır. Bu tez, güç ilişkilerinin ve kontrol mekanizmalarının toplumlardaki sosyal ve kültürel değişimlere paralel olarak dönemden döneme değiştiğini göstermiştir. Günümüzde insanlar sadece doğaya değil aynı zamanda birbirine de hükmetmektedir. Bu çalışma, makineleşmenin, teknolojinin ve bilimin, insanların yaşam standartlarını arttırdığı ve toplumun refahına katkıda bulunduğunu ancak bu gelişmelerin daha fazla kontrol mekanizmalarının oluşmasına neden olduğunu da ortaya koymaktadır.Master Thesis Frankenstein ve Dracula adlı romanlardaki gotik öğeler: Canavar temsilinde tekinsizlik(2020) Çalışkan, Hüseyin; Aras, GökşenFrankenstein ve Dracula adlı romanlardaki Gotik Öğeler: Canavar temsilinde tekinsizlik. Bu çalışmada on dokuzuncu yüzyıl İngiliz yazarları Marry Shelley ve Bram Stoker'ın Frankenstein ve Dracula başlıklı romanları, tekinsizlik bağlamında Sigmund Freud'un 'The Uncanny' başlıklı makalesi temel alınarak incelenmiş ve her iki romanda da okuyucuyu ve karakterleri tekinsizlik kavramına sürükleyen durumlar açıklanmıştır. İnceleme her iki romanın da baş karakterleri olan 'Canavar' ve Jonathan Harker' ın gerek içinde bulundukları tekinsiz durumlar, gerekse çevrelerindekileri sürükledikleri bu alışılmadık durum, Gothic romanın temel elemanları dikkate alınarak çlışılmıştır. Her iki romanda da gotik unsurların, karakterler özelinde okuyucu üzerinde korku ve tekinsizlik ortaya çıkardığı görülmüştür. Bu his, insanları Freud'un tabiriyle alışık oldukları durumlar içinde alışık olmadıkları yaklaşımlar yaşamaya iter. Böylece karakterler korkuyu içselleştirerek hayatı sorgulamaya başlarlar. Bunu yalnızca karakterler değil, okuyucular da aynı bağlamda hissedebilirler. Gotik romanın amaçlarından biri olan okuyucuyu korku ve tereddüte sevk etmek, bu romanlarda gerek ana karakter gerekse yardımcı karakterler aracılığıyla aktarılmıştır. Bu tezde gotik yaratıklar ve onların ortaya çıkardığı alışılmadık durumlar, Freud'un makalesi temel alınarak romanın gotik öğeleri çerçevesinde aynı dönemde yazılan iki faklı roman üzerinden aktarılacaktır.Master Thesis Thomas Hardy: Casterbridge'in Belediye Başkanı, Tess Of The D'urbervilles ve Adsız Sansız Bir Jude Romanlarındaki Trajik Bakış Açısı(2018) Al-bayatı, Aaya Yousıf Sabah; Aras, GökşenBu tez, Thomas Hardy'nin Casterbridge'in Belediye Başkanı, Tess of the D'Urbervilles ve Adsız Sansız Bir Jude adlı eserlerindeki Henchard, Tess ve Jude'a hayat veren başkahramanların yaşamlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, eserdeki ana karakterlerin trajik yaşamlarını Klasik ve Elizabeth dönemi trajedi kavramları açısından ele almaktadır. Bu çalışma Thomas Hardy tarafından roman biçiminde sunulan Shakespeare ve Aristoteles trajedisinin temel unsurlarına ve yapısına bakış açısına yoğunlaşmaktadır. Buna ek olarak, bu tez, Thomas Hardy'nin üç romanındaki kader düşüncesinin, Klasik ve Shakespeare bakış açısından benzerliklerini ve farklılıklarını incelemektedir. Esas olarak, romanlardaki başkahramanların trajik yaşamları üzerinden trajik insanlık halini ortaya koymaktadır. Casterbridge'in Belediye Başkanı'nda, Michael Henchard daha romanın ilk bölümünde kendi kaderini yazmış ve geçmişinde yapmış olduğu hata onun bugününde bile peşini bırakmamış ve hatta bu hata onun trajik çöküşüne neden olmuştur. Öte yandan, Tess of the D'Urbervilles romanında, Tess Durbeyfield'in kaderi ilahi adaletin elindedir. Rastlantı eseri, Tess'in babası soylu bir ataya mensup olduklarını öğrenir ve kızının kaderini akrabalarıyla tanıştırarak değiştirir. Tess, ahlak kurallarına karşı geldiği için toplum tarafından yargılanır ve cezalandırılır. Cezası kendi karakterinin sonucu olan Henchard'in aksine. Bununla birlikte, Adsız Sansız Bir Jude romanında, Jude sınıf farklılıkları tarafından kurban edilmiş ve toplumun eğitim ve evlenme yasalarına boyun eğmek zorunda bırakılmıştır. Bu tez, okuyucunun üç ana karakterin içinde bulundukları farklı koşulları ve bu koşulların onları felakete ve trajik hayatlara sürükleyecek kararlar almada nasıl etkili olduğunu anlamada yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, kahramanların yaşamlarını ' gaflet', ' farkına varma', 'arınma', 'dönüm noktası' ve benzeri. trajik unsurlar açısından ele almaktadır. Bu tez, Hardy'nin kendi toplumuna olan eleştirisini, Sofokles ve Shakespeare gibi büyük trajedi oyun yazarlarının eserlerinden esinlenerek incelemektedir. Ayrıca, bu tez yazarın Geç Viktorya Dönemindeki trajik vizyonunu ve karamsar tavrını incelemektedir. Anahtar Kelimeler: Trajedi, Hardy, Aristoteles, Gaflet, Arınma, Henchard, Tess, Jude, Farkına Varma, Dönüm NoktasıMaster Thesis Sosyal faktörlerin Jane Eyre, David Copperfield ve Great expectations başlıklı eserlerdeki karakterler üzerindeki etkisi(2019) Rashid, Mohammed; Aras, GökşenBu tez, sırasıyla Jane Eyre, David Copperfield ve Great Expectations başlıklı eserlerdeki üç ana karakterin davranışlarını analiz etmektedir. Tez, sosyal etki teorisini Stanley Milgram, Solomon Asch ve Muzafer Sheriff gibi psikologların deneylerinde incelenen faktörler doğrultusunda incelemektedir. Tez, bu faktörlerin kahramanların davranışları, kararları, eğitimleri, evlilikleri ve tutumları üzerindeki etkisini göstermektedir. Üç kahraman Jane, David ve Pip, sosyal etki teorisinin neredeyse aynı faktörlerinin etkisinden muzdariptir. Yukarıda bahsedilen üç roman, birinci şahıs anlatısında yazılmıştır ve faktörlerin etkisi, karakterlerin erken çocukluk döneminde başlamaktadır. Jane Eyre'de başkahraman, davranışlarını Gateshead normlarına uyarlamakta zorluklarla karşılaşır. Jane, bağımsız bir kimlik, cinsiyetler arasında eşitlik, iyi bir eğitim ve kariyer düşlemektedir. Sosyal etki teorisinin faktörleri, Jane'in hedeflerine giden yoldaki temel engeller haline gelir. Sadece başkahramanlar değil, romandaki karakterlerin çoğu da, sosyal etki teorisinin, itaat, uyum, sosyal sınıf ve sosyal değişim gibi faktörlerinden etkilenmektedir. David Copperfield'da, başkahramanın yaşamı üvey babası Bay Murdstone tarafından alt üst edilir. David, mülkünü, eğitimini, güvenliğini, özgürlüğünü ve annesinin sevgisini üvey babasının gelmesiyle kaybeder. Uzlaşamaması nedeniyle, Murdstone'un normlarına uyamaz. Bu nedenle, evden de gönderilir. David'in davranışları iyi ve kötü melek Steerforth ve Agnes nedeniyle etkilenmektedir. Great Expectations başlıklı eserde de Sosyal sınıf faktörlerinin etkilerini görmek mümkündür. Pip'in hayali, Estella'yla aynı sınıfta olabilmektir. Sınıf kavramı, Pip'in eğitimini, evliliğini ve tutumlarını etkilemektedir. Bu tez, sosyal sınıfın, karakterlerin davranışlarını ve kararlarını nasıl değiştirdiğini göstermektedir. Buna ek olarak, sosyal sınıfın ilişkileri kurmadaki büyük rolü ve üst sınıftan insanların alt sınıftaki insanlara nasıl davrandıkları adı geçen romanlarda incelenmektedir. Ayrıca, adalet konusu üç romanda ayrıntılı olarak tartışılmakta, adaletin sosyal etki teorisi faktörü tarafından ve özellikle sosyal sınıf tarafından nasıl ihlal edildiği gösterilmektedir.Master Thesis Agatha Christie'nin Taken At The Flood ve Death On The Nile Adlı Romanlarındaki Kadın Karakterlerin, Simone de Beauvoir'ın The Second Sex Eseri Işığında, İlişkilerindeki Konumlarının İncelenmesi(2020) Aksu, Pelin Duygu; Aras, GökşenBu tezin amacı, Agatha Christie'nin Taken at the Flood ve Death on the Nile başlıklı romanlarındaki kadın karakterlerin ilişkileri içindeki konumlarının araştırılmasıdır. Referans olarak Simone de Beauvoir'ın The Second Sex (İkinci Cinsiyet) kitabındaki the 'One' ve the 'Other' (asıl ve öteki) konseptleri kullanılmıştır ve kadınların ilişkileri içinde erkek partnerleri tarafından ötekileştirilip ötekileştirilmediği analiz edilmiştir. Buna ek olarak kadın karakterler birbirleriyle de karşılaştırılmıştır ve ötekileşen ve ilişkilerinde pasif rolde olan kadınların, ilişkilerinde ikincil rolde olmayan diğer kadın karakterlerden neden farklı olabilecekleri, Marxist feminist bakış açısıyla incelenmiştir. Ayrıca, tezde feminizmin ve detektif romanın tarihsel gelişimi ve değişimine de değinilmiştir. Bunun amacı, romanların yazıldığı dönemdeki feminizm hareketi ve roman türü olarak altın çağını (golden age) yaşayan detektif romanının, tezde incelenen romanların yazıldığı zamanın şartlarıyla değerlendirmektir. Christie'nin edebiyat kariyeri ise, gelişmekte olan türün öncülerinden biri olduğu için ve otobiyografisinden edinilen bilgilerin yazarın kariyerinin ve yarattığı karakterlere etkisinin gözlenebilmesi amacıyla eklenmiştir. Sonuç olarak, Chrtistie'nin birbirine yakın tarihlerde yayımlanan bu iki romanında, biri hariç tüm kadın karakterler, ilişkilerinde de ötekileşirilmemiştir; aksine tüm karar mekanizmalarının bu kadınların elinde olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Ötekileştirilen tek karakterin (Rosaleen Cloade) olduğu, ve ekonomik sınıfa bağlı olarak erkek partneri tarafından ezilmeye mahkum olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Feminizm, Kadın, Agatha Christie, Öteki, İlişkiDoctoral Thesis Sarah Scott'ın A Description Of Millennium Hall, Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution Of 1900 ve Fay Weldon'nın Darcy's Utopia Adlı Eserlerinde Ütopik Söylemin İncelenmesi(2017) Düzgün, Şebnem; Aras, GökşenSarah Scott'ın A Description of Millenium Hall (1762), Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution of 1900 (1890) ve Fay Weldon'ın Darcy's Utopia (1990) adlı eserleri yönetici sınıfta bulunan erkeklerin gücünü ve imtiyazlarını meşrulaştıran ataerkil politikaları eleştirir. Sırasıyla on sekizinci yüzyıl ortasında, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl sonlarında etkili olan feminist akımlardan etkilenmiş olan Scott, Dixie ve Weldon, kadın başkahramanları aracılığıyla feminist ütopyalarında baskıcı ataerkil ideolojiye ve söyleme karşı çıkarlar. Cinsiyet ayrımcılığını sosyo-politik bir sorun olarak ele alan kadın kahramanlar, kadınların zihinsel ve fiziksel yönlerden daha aşağı bir konumda oldukları varsayımının din, eğitim ve evlilik gibi sosyal kurumlar tarafından dayatıldığını ileri sürerler. Ayrıca, kadınların ve ikincil toplumsal, ırksal ve dini sınıfların baskılanması arasında da benzerlik kurarlar. Tez, çoğunlukla Foucault'nun ve feministlerin söylemlerine gönderme yaparak Scott, Dixie ve Weldon'ın eserlerinde kadınların ezilmesi ve sömürülmesi konusunu tartışır ve toplumsal cinsiyet meselesinin farklı sosyo-tarihsel açılardan ele alınsa da başkahramanların, kadınların ezilmesinin ideolojik olduğunu ve kadınların sözde biyolojik, zihinsel veya ahlaki açıdan güçsüzlükleriyle ilgili olmadığını savunduklarını açıklamayı amaçlar. Ayrıca, kadınların ikincil konuma itilmesinin, gücün üst sınıf Hıristiyan beyaz erkeklerin ellerinde toplanmasını savunan ataerkil devlet tarafından yasallaştırıldığını iddia ettikleri ortaya konur. Tez, Scott, Dixie ve Weldon'ın kadın kahramanlarının, kadınların erkek egemenliğinden kurtarılması için ataerkil gücü pekiştiren geleneksel sosyal, ekonomik, politik, dini ve ahlaki ideolojilerin yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundukları sonucuna varır.Master Thesis Margaret Atwood'un Surfacing ve Doris Lessing'ın The Cleft Başlıklı Eserlerinin Ekofeminist Yaklaşımla İncelenmesi(2017) Hani, Hani; Aras, GökşenBu tez, Margaret Atwood'un Surfacing ve Doris Lessing'in The Cleft adlı eserlerindeki kadın, doğa ve ataerkillik arasındaki ilişkiyi ekofeminist yaklaşımla incelemektir. Bu çalışma, kadına ve çevreye karşı kötü muameleleri birlikte ele alarak, ataerkil yapıların bu koşulları nasıl meydana getirdiğini ele alır. Ekofeminizm kadının ve çevrenin değersizleştirilmesi arasında bir paralellik olduğunu ileri sürer. Bu çalışma ekofeminizmin tarihsel gelişimini ve bu kuramın dayandığı ilkeleri inceler. Bu çalışma aynı zamanda ekofeminizm ile benzer ideolojik özellikler taşıyan feminizm ve ekokritisizm gibi kuramlar arasındaki bağlantıları da ele alır. Bu çalışma ataerkil güçlerin ve yapıların, erkekleri kayırmak amacıyla yapılan çarpıtılmış kültürel değişimlerin sonucu olduğunu ortaya koyar. Bu güçler ve yapılar, erkeklerin daima kadın ve çevreye göre öncelikli olduğunu vurgular. Bu ataerkil benmerkezcilik kadın ve çevrenin istismar edilmesine yol açmaktadır. Üzerinde çalışılan iki roman karşılaştırmalı bir platformda ele alınmıştır ve bu romanlarda kadın, doğa ve ataerkillik gösterimlerinin arasında benzerlikler olduğu keşfedilmiştir. Ataerkillik üzerinde çalışılan bu romanlarda benzer araçları kullanarak kadın ve çevreyi istismar etmektedir. Bu çalışma ataerkil yapıların kadın ve çevreye saygı duyacak bir biçimde yeniden yapılandırılması gerekliliğini vurgulayan ekofeminist yaklaşımın sözü geçen romanlarda nasıl yansıtıldığını ortaya koymaktadır.Master Thesis Totalitarizmin William Golding'in Sineklerin Tanrısı, George Orwell'in Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört Romanlarına Yansıyan Etkileri(2015) Özçelik, Kaya; Aras, GökşenBu çalışma, William Golding'in Sineklerin Tanrısı (1953), George Orwell'in Hayvan Çiftliği (1945) ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949) romanlarını ele alarak, totalitarizmin gelişimini ve bireyi insani değerlerinden uzaklaştırma ve toplumda huzursuzluğa yol açma gibi toplumun birliğini bozan zarar verici etkilerini üç temel safhada incelemeyi amaçlamaktadır. Yirminci Yüzyılda var olan Totalitarizm ile Faşizm 1922-1975 dönemine sığdırılabilir. Bu dönem Mussolini ile başlar, Hitler ve Stalin ile devam eder, ve en son Franco'nun ölümüyle sonlanır. Bu diktatörlerden Mussolini, Hitler ve Franco hem faşist hem de totaliter olarak kabul edilirken, Stalin ise sadece totaliter lider olarak kabul edilmektedir. Bu diktatörler Totalitarizmi halkın üzerinde benzer ideallerini ve güçlerini kullanarak, fikir aşılama ve manipülasyon yöntemleriyle korku ve terör yayarak kendi menfaatlerine yönelik mutlak ve merkezi bir kontrol sağlayan, yıkımdan başka hiçbir şeye yaramayan ya da ideallerin kaybolmasına neden olan bir yönetim şekli olarak tanıttılar. Bu dönemde, bireyler her yönüyle ifade ve düşünce özgürlüklerinden mahrum bırakılarak insanı değerlerinden uzaklaştırılmış ve 'halk için devlet' olan kavram, kendi menfaatlerine hizmet eden yasaklar koymak ya da baskı kurmak için 'devlet için halk' kavramı olarak değiştirilmiştir. Bu dönemde, huzur vaat eden idealler, yönetimi ele geçirmek için suistimal edilmiş, totaliter yönetimi güvence altına almak için terör ve korku ortamı yaratılmış, milyonlarca kişinin ölümüne sebep olunmuştur. Bu romanlarda, William Golding ve George Orwell Yirminci Yüzyıl totalitarizmine dayanarak Totalitarizmin nasıl kurulduğunu, korku, manipülasyon ve terörle nasıl devam ettirildiğini sert bir dille eleştirmişlerdir. Bu çalışma, bir giriş, beş ana bölüm ve bir de sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, eleştirmenlerin görüşleri ışığında Totalitarizmin yirminci yüzyıl İngiliz romanındaki yeri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler:Totaliter karşıtı edebiyat, Totalitarizm, Faşizm, Distopya, KapitalismMaster Thesis Margaret Atwood'un Cat's Eye ve The Handmaid's Tale Başlıklı Eserlerinde Travma Temsili ve Kimlik İnşası(2019) Mohammed, Sarah Falah; Aras, Gökşen; Aras, Gökşen; Aras, Gökşen; Department of English Language and Literature; Department of English Language and LiteratureBu tezin amacı, travmanın temsilinin ve travmanın Margaret Atwood'un Cat's Eye ve The Handmaid's Tale başlıklı eserlerindeki kadın karhamanların kimlik oluşumuna etkisini analiz etmektir. Bu romanlar, travmanın temsili, kimlik oluşumu ve bu kavramları çalışmak için kullanılan yöntemler bakımından pek çok benzer ve farklı özelliklere sahiptir. Teori bölümünde, psikanalizin kısa bir tanıtımı yer almaktadır. Bu bölümde, travma teorisinin detaylı analizi, travma ile yüzleşmek, ve travmanın anlatıdaki temsili gibi travma ile ilgili konulara açıklık getirilmektedir.Kimlik oluşumu ve kadın kimliği de bu bölümde tartışılmaktadır. Analitik bölümler, Cat's Eye ve The Handmaid's Tale kahramanlarının travmatik deneyimleri ve nedenleri, travmaları ile başa çıkabilmek için travmaları ile yüzleşmelerini ve tecrübeleri nedeniyle yaşadıkları kimlik krizlerini tartışmaktadır. Sonuç, kadın kahramanların her ikisinde de travmatik nevroz yaratan sosyal ve politik faktörleri ortaya koymaktadır. Romanlardaki travma temsili ve yüzleşme yöntemleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların yanı sıra, kahramanların kimlik inşası da bu bölümde sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Travma, kimlik, Kadın, Offred, Elaine, AtwoodMaster Thesis Kureishi'nin the Buddha of Suburbia Ve Hamid'in the Reluctant Fundamentalist Adlı Eserlerinde Melez Kimlikler(2021) Barato, Rahma Amar; Aras, GökşenBu tez, The Buddha of Suburbia (1990) ve The Reluctant Fundamentalist (2007) adlı romanlarda, yirminci ve yirmi birinci yüzyılda göçmen olarak kabul edilen, iki kahraman Kerim ve Changez'i, incelemektedir. Çalışma, Homi Bhabha, Søren Frank, Stuart Hall ve diğer önemli yazarlar tarafından tartışılan melezlik teorisini kullanarak, iki kahramanın; ev sahibi kültürlerdeki yolculuklarında göçmen olarak değişimlerini incelemektedir; Karim için melez bir vatandaş olarak ev sahibi olan ülke İngiltere'dir; Pakistanlı Changez'in ise melez bir vatandaş olarak ona ev sahibi olan ülke Amerika'dır. Dahası, her iki romandaki kadın karakterler; Jamila, Elanor ve diğer karakterler, Karim ve Changez'in hayatında önemli bir rol oynar. The Buddha of Suburbia'nın anlatıcısı, Karim, bir yeniyetmeden yirmi yaşındaki bir yetişkin olurken, farklı kimlik değişimlerinden geçer. Romanın başında, kendisini neredeyse bir İngiliz olarak tanımlar; sadece siyah tenli, koyu saçlı bir İngiliz vatandaşıdır, bu garip kan karışımı onun üçüncü alanını oluşturur. Karim aidiyet ve ait olmama duygusuna sıkışıp kalmış, Hint görünümü, geleneği ve yemekleri ve İngiliz toplumuna kabul olma arzusuyla melez bir alanda, ara yerde yaşamaktadır. Öte yandan, The Reluctant Fundamentalist'in kahramanı Changez, Karim'e benzemektedir. Roman bir günde anlatılsa da, okuyucu Changez'in karakterini ve yaşadığı değişiklikleri anıları üzerinden görebilmektedir. Bir göçmen olarak Changez farklı biçimlerde acı çeker; bir tarafta kişisel düzeyde cinsel bir sorundan, diğer tarafta ise esasen 11 Eylül saldırılarından sonra toplumsal ve siyasal düzeyde arada kalmışlık, ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele eder. Bu çalışma, göçmenlerin ve ailelerinin ev sahibi ülkelerde yaşarken karşılaştıkları zorlukları tasvir etmektedir. Göçmen karakterler, her iki şekilde de karşılaştıkları durumla başa çıkarlar; acı çekerek ve acı verici bir deneyim yaşayarak veya deneyimi üretken bir deneyim olarak kabul ederek; her iki deneyimde de, göçmen kimliği tamamen değişmektedir.
