Search Results

Now showing 1 - 7 of 7
  • Master Thesis
    Üniversite Öğrencilerinin Menstruasyona İlişkin Tutumlarının ve Hijyen Alışkanlıklarının Belirlenmesi
    (2024) Şahin, Dilara; Bayraktar, Nurhan
    Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin menstruasyona ilişkin tutumlarının ve hijyen alışkanlıklarının belirlenmesi amacı ile gerçekleştirilmiş tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışmaya Atılım Üniversitesinde Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü ve İşletme Fakültesinde öğrenim gören araştırmaya katılmayı kabul eden 151 kişi dahil edilmiştir. Veriler Etik Kurul onayının alınmasının ardından 1 Kasım 2023 ile 1 Ocak 2024 arasında, Tanıtıcı Bilgi Formu, Genital Hijyen Davranışları Ölçeği ve Menstruasyon Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin, %90.7'sinin menstruasyon öncesi bilgi aldığı, bilgi kaynağının çoğunlukla (%85.5) anne olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin, Genital Hijyen Davranışları Ölçeği toplam puan ortalamaları 95.76 (Min-Maks: 41.00-114.00) ve Menstruasyon Tutum Ölçeği toplam puan ortalamaları 2.57 (Min-Maks: 1.29-3.45) bulunmuştur. Katılımcıların Genital Hijyen Davranışları Ölçeği toplam puan ortalamaları ile Menstruasyon Tutum Ölçeği toplam puan ortalamaları arasında ilişki saptanmamıştır. Fakat Genital Hijyen Davranışları Ölçeği anormal bulgu farkındalığı alt boyut puanı ile Menstruasyon Tutum Ölçeği toplam puanı ve Menstruasyon Tutum Ölçeği -doğal bir olgu olarak menstruasyon alt boyut puan arasında pozitif yönlü ve zayıf düzeyde anlamlı ilişki belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, toplumda menstruasyona ilişkin olumlu tutum geliştirmeye yönelik politikalar ve çok yönlü stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir.
  • Master Thesis
    Stria Gravidarum ile Pelvik Taban Disfonksiyon Semptomları Arasındaki İlişkinin Gebelik Döneminde İncelenmesi
    (2023) Karakaya, Gamze; Sönmezer, Emel
    Bu çalışma; üçüncü trimesterdeki gebelerde stria gravidarum ile pelvik taban disfonksiyonu arasındaki ilişkinin incelenmesi ve stria gravidaruma etki edebileceği düşünülen maternal yaş, gestasyonel yaş, vücut kitle indeksi, gebelik öncesi vücut kitle endeksi, gebelikte alınan kilo, hipermobilite, bel ağrısı ve yeti yitimi, diastasis recti abdominis varlığı ve şiddeti ile ilişkinin incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 32-36 haftalar arasında 44 gebe dahil edilmiştir. Pelvik taban disfonksiyonları (PTD), Pelvik Taban Distres Envanteri-20 (PTDE-20); stria gravidarum (SG) şiddeti Davey Skoru; pelvik taban kas kuvveti (PTKK) transperineal ultrason; hipermobilite ise Beighton Hipermobilite Skorlama Sistemi ile değerlendirildi. Gebelerin yaşı, gestasyonel yaşı, gebelikte ve gebelik öncesi vücut kitle indeksi (VKİ) ve gebelikte alınan kilo miktarı kaydedildi. Stria gravidarum ve diğer sonuç ölçümleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Davey Skoru ile PTDE-20 arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulunurken (p = 0,007); PTKK ile istatistiksel olarak negatif korelasyon bulundu (p = 0,010). Davey skoru ile gebelikteki VKİ (p = 0,002) ve gebelik önceki VKİ (p = 0,013) değerleri arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulundu. Ayrıca Davey skoru ile maternal yaş arasında da istatistiksel olarak negatif korelasyon bulundu (p = 0,008). Sonuç olarak; SG varlığı ve şiddetinin hipermobilite ve gebelikte kilo alımından bağımsız olarak maternal yaş, gebelik ve gebelik öncesi VKİ ile ilişkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle sadece gebelikte alınan kilo değil VKİ değerlerini de izlemek SG tahmini için önemlidir. Ek olarak SG varlığı ve şiddeti, PTKK'nin azalması ve PTD varlığı ve şiddeti ile de ilişkiliydi. SG şiddetindeki artış pelvik taban disfonksiyonuna olan yatkınlığı artırabilir. Basit abdominal stria gravidarum değerlendirme yöntemi, gebelikte pelvik taban disfonksiyonu oluşup oluşmayacağını öngörmek için önerilebilir.
  • Master Thesis
    Emzirme Öz-yeterliliği, Emzirme Motivasyonu, Benlik Saygısı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
    (2023) Ünsal, Başak; Topal, Cansu Akdağ; Boztepe, Handan
    Emzirme, doğum sonu dönemde anne bebek arasında bağın hızlıca oluşmasında önemli bir yere sahiptir. Emzirmenin erken dönemde başlaması ve devam etmesinde annelerin emzirme öz-yeterliliği algıları etki gösterir. Bandura'nın öz-yeterlilik kuramından etkilenerek oluşturulan emzirme öz-yeterliliği annelerde oluşan emzirme motivasyonu ve annelerin kendine olan güveninden etkilenmektedir. Bu çalışmada; Emzirme Öz-yeterliliği, Emzirme Motivasyonu Benlik Saygısı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı olarak planlanan çalışma Gazi Üniversitesi Hastanesinde 20 Kasım 2022- 1 Mart 2023 tarihleri arasında güç analizi ile belirlenen 260 postpartum dönemdeki anne ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Sosyodemografik Form, Emzirme Öz-yeterlilik Ölçeği, Emzirme Motivasyon Ölçeği, Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, emzirme öz-yeterliliği ile emzirme motivasyonu arasında (p<0,05) ve emzirme öz-yeterliliği ile benlik saygısı arasında pozitif anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Annelere doğum öncesi emzirme eğitimi verilirken eğitim kapsamına annelerin psikolojik sürecini destekleyen programlar da eklenmelidir. Hemşireler, annelere aile ve eş desteği sağlanması için eğitimlere ve uygulamalara aile üyelerininde eklenmesini sağlamalıdır. Anahtar kelimeler: Emzirme öz-yeterliliği, emzirme motivasyonu, benlik saygısı, hemşirelik, emzirme
  • Master Thesis
    Dudak ve Damak Yarığı Olan Bebeğe Sahip Annelerin Postpartum Depresyon Düzeylerinin Belirlenmesi
    (2023) Aslankaya, Nuray; Boztepe, Handan; Topal, Cansu Akdağ
    Bu çalışma, dudak ve damak yarığı olan bebeğe sahip annelerin, postpartum depresyon düzeylerinin belirlenmesi amacı ile yapılmış, tanımlayıcı kesitsel türde bir araştırmadır. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Polikliniği'nde takip edilen, dudak ve damak yarığı olan bebeğe sahip, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 150 anne dahil edilmiştir. Veriler 2 Ocak – 1 Nisan 2023 tarihleri arasında anneler ile görüşülerek, Sosyo-demografik Veri Formu ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmaya katılan 53 (%35,33) kişinin Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeğinden 12 ve üzerinde puan aldığı belirlenmiştir. Olası risk faktörlerinden, annenin sigara kullanma durumu, bebeğin tanısını öğrenme zamanı, gebeliği süresince travmatik/üzücü olay yaşama durumu ve bebeğin cinsiyeti, düşük ekonomik düzey istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Dudak damak yarıklı bebeklerin karmaşık tıbbi ve cerrahi müdahaleye maruz kaldıkları göz önüne alındığında, bu bebeklerin annelerinin stres, korku, anksiyete, depresyon gibi durumları daha fazla yaşadığı düşünülmektedir. Bu sebeple dudak damak yarıklı bebeğe sahip anneler doğum sonrası dönemde hemşireler tarafından iyi gözlemlenmeli ve depresyon açısından değerlendirilmelidir. Postpartum depresyon varlığı tespit edilen anneler gerekli birimlere yönlendirilmelidir.
  • Master Thesis
    Menopoz Dönemindeki Kadınlarda Algılanan Stresin Sıcak Basması Üzerindeki Etkisi
    (2025) Namlu, Neslihan; Sönmez, Münevver; Nazik, Evşen
    Bu çalışma, menopozal dönemdeki kadınlarda algılanan stresin sıcak basması üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olan bu çalışmaya, bir devlet hastanesinin kadın doğum polikliniğine başvuran 40-60 yaş aralığında, araştırmaya katılmaya gönüllü ve katılım kriterlerine uyan sıcak basması yaşayan menopoz dönemindeki 138 kadın dahil edilmiştir. Veriler Etik Kurul onayının alınmasının ardından 20.01.2024 ile 07.10.2024 tarihleri arasında, Tanıtıcı Bilgi Formu, Menopoza Özgü Sıcak Basması Ölçeği (MÖSBÖ) ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, One-Way Anova, çoklu doğrusal regresyon analizi, pearson korelasyon testleri ve algılanan stresin sıcak basması üzerindeki etkisini değerlendirmek için Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmıştır. Araştırmada ASÖ puan ortalaması 30,68±9,47 MÖSBÖ puan ortalaması 56,08±20,76 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılım gösteren kadınların yaş ortalaması 52,61±4,31, menopoza girme yaş ortalaması ise 47,90±3,38 olarak bulunmuştur. Kadınların %94,2'sinin doğal yolla menopoza girdiği belirlenmiştir. Gerçekleştirilen ileri analizlerde algılanan stres puanları üzerinde kahve tüketiminin (β = 1,912, SE = 0,509, t = 3,754, p <0,001), menopoz şikayetlerine yönelik uygulama yapmama durumunun (β = 6,614, SE = 2,144, t = 3,085, p = 0,003) ve menopoz dönemi ile ilgili bilgi almama durumunun (β = 3,519, SE = 1,604, t = 2,194, p = 0,030); menopoza özgü sıcak basması puanları üzerinde menopoz şikayetlerine yönelik herhangi bir uygulama yapma durumunun (B = 17,075, SE = 6,063, z = 2,816, p = 0,005) anlamlı bir artırıcı etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Algılanan stres ve sıcak basması faktörleri ile kurulan yapısal eşitlik modeli analizinde ASÖ puanları ile MÖSBÖ ölçüm puanları arasında aynı yönlü bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Buna göre kadınlarda algılanan stres düzeylerindeki artışın, sıcak basmasını da arttırdığı belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, kadınlar için menopoz sürecinde karşılaşabilecekleri semptomlar ve başa çıkma yöntemleri hakkında eğitimler düzenlenmesi önerilmektedir.
  • Master Thesis
    Hemşirelerin İçselleştirilmiş Kadın Düşmanlığı ve Benlik Saygılarının Değerlendirilmesi
    (2025) Dilci, Funda; Bayraktar, Nurhan
    Bu araştırmanın amacı, hemşirelerin içselleştirilmiş kadın düşmanlığı ile benlik saygılarının belirlenmesi ve içselleştirilmiş kadın düşmanlığı ile benlik saygılarının arasındaki ilişkinin ve sosyodemografik özelliklerin içselleştirilmiş kadın düşmanlığı üzerinde ve benlik saygılarına etkisini incelemektir. Bu tez çalışması tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara Etlik Şehir Hastanesi'nde çalışmakta olan 2294 kadın hemşire oluşturmaktadır. Örneklem için Ankara Etlik Şehir Hastanesi'nde bulunan 8 ana binada çalışan kadın hemşire sayısı tespit edilmiştir ve tespit edilen kadın hemşire sayısına göre minimum hemşire sayısı 226 olarak belirlenmiştir. 26 Ocak- 11 Mart 2024 tarihleri arasında yapılan çalışmamıza 720 hemşire gönüllü katılım sağlamıştır. Veri toplama sürecinde Sosyodemografik Bilgi Formu, İçselleştirilmiş Kadın Düşmanlığı Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği olmak üzere üç farklı ölçme aracı kullanılmıştır. Bulgular, hemşirelerin içselleştirilmiş kadın düşmanlığı orta- yüksek düzeyde olduğunu göstermiştir. İçselleştirilmiş kadın düşmanlığı alt boyutları olan kadını değersizleştirme eğilimi orta seviyede, kadına güvenmeme orta- yüksek seviyede, erkeklere kadından daha fazla değer verme eğiliminin ise yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hemşirelerin benlik saygısının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin içselleştirilmiş kadın düşmanlığı ve benlik saygısı arasında negatif yönde düşük düzeyde ilişki saptanmıştır. Aile yapısı tutucu- geleneksel, öğrenim durumu ön lisans, yaş grubu 31-40 yaş aralığında ve Onkoloji hastanesinde çalışan hemşirelerde içselleştirilmiş kadın düşmanlığı daha yüksek olduğu belirlenmiştir. İçselleştirilmiş kadın düşmanlığına yönelik bilgi ve farkındalığın yükseltilmesi, farklı çalışmalar ile ilişki düzeylerinin tespit edilmesi konunun çok yönlü olması ve aydınlatılması açısından önemli veri kaynağı olacaktır.
  • Master Thesis
    Türkiye'deki Göçmen Suriyeli ve Türk Kadınlarda Prenatal Dönem Bağlanma Düzeylerinin Karşılaştırılması
    (2022) Tekmen, Ezgi Kübra; Boztepe, Handan; Topal, Cansu Akdağ
    Her ebeveynlik beraberinde bir takım sorumlulukları getirmektedir. Doğmuş olan bebeğin; mutlu, huzurlu, başarılı olabilmesi içinebeveynleri ile bebek arasında güvenli bir bağlanmanın kurulmuş olması gerekmektedir. Bu çalışmada; Suriyeli göçmenlerin ve Türk gebe kadınların gebelik döneminde prenatal bağlanma düzeylerini karşılaştırmak, bunları etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır.Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı olarak planlanan çalışma Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 08 Eylül- 31 Aralık 2021 tarihleri arasında güç analizi ile belirlenen 197 Suriyeli gebe kadın, 200 Türk gebe kadın olmak üzere toplamda 397 gebe ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Sosyodemografik Form ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan 397 gebenin prenatal bağlanma puan ortalaması 55,22± 11,66 olarak bulunmuştur.Türk (61,79±8,55) katılımcıların prenatal bağlanma puanlarının Suriyeli (48,38±10,39) katılımcılara göre daha yüksek olduğu görülmüştür(p<0,05).Suriyeli gebelerin prenatal bağlanma düzeyinin düşük olmasında göçmen olmanın ve göçün gebelik üzerindeki olumsuzluklarının etkili olduğu düşünülmektedir. Hemşireler göçün insan ve kadın üzerine etkilerini bilmeli; güvenli ve güvensiz bağlanmaya işaret eden durumları erkenden tespit edebilmeli, prenatal dönemde bağlanmayı etkin hale getirerek, bağlanmanın geliştirilmesi için aileye destek olmalıdır.