55 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 55
Master Thesis Sosyal faktörlerin Jane Eyre, David Copperfield ve Great expectations başlıklı eserlerdeki karakterler üzerindeki etkisi(2019) Rashid, Mohammed; Aras, GökşenBu tez, sırasıyla Jane Eyre, David Copperfield ve Great Expectations başlıklı eserlerdeki üç ana karakterin davranışlarını analiz etmektedir. Tez, sosyal etki teorisini Stanley Milgram, Solomon Asch ve Muzafer Sheriff gibi psikologların deneylerinde incelenen faktörler doğrultusunda incelemektedir. Tez, bu faktörlerin kahramanların davranışları, kararları, eğitimleri, evlilikleri ve tutumları üzerindeki etkisini göstermektedir. Üç kahraman Jane, David ve Pip, sosyal etki teorisinin neredeyse aynı faktörlerinin etkisinden muzdariptir. Yukarıda bahsedilen üç roman, birinci şahıs anlatısında yazılmıştır ve faktörlerin etkisi, karakterlerin erken çocukluk döneminde başlamaktadır. Jane Eyre'de başkahraman, davranışlarını Gateshead normlarına uyarlamakta zorluklarla karşılaşır. Jane, bağımsız bir kimlik, cinsiyetler arasında eşitlik, iyi bir eğitim ve kariyer düşlemektedir. Sosyal etki teorisinin faktörleri, Jane'in hedeflerine giden yoldaki temel engeller haline gelir. Sadece başkahramanlar değil, romandaki karakterlerin çoğu da, sosyal etki teorisinin, itaat, uyum, sosyal sınıf ve sosyal değişim gibi faktörlerinden etkilenmektedir. David Copperfield'da, başkahramanın yaşamı üvey babası Bay Murdstone tarafından alt üst edilir. David, mülkünü, eğitimini, güvenliğini, özgürlüğünü ve annesinin sevgisini üvey babasının gelmesiyle kaybeder. Uzlaşamaması nedeniyle, Murdstone'un normlarına uyamaz. Bu nedenle, evden de gönderilir. David'in davranışları iyi ve kötü melek Steerforth ve Agnes nedeniyle etkilenmektedir. Great Expectations başlıklı eserde de Sosyal sınıf faktörlerinin etkilerini görmek mümkündür. Pip'in hayali, Estella'yla aynı sınıfta olabilmektir. Sınıf kavramı, Pip'in eğitimini, evliliğini ve tutumlarını etkilemektedir. Bu tez, sosyal sınıfın, karakterlerin davranışlarını ve kararlarını nasıl değiştirdiğini göstermektedir. Buna ek olarak, sosyal sınıfın ilişkileri kurmadaki büyük rolü ve üst sınıftan insanların alt sınıftaki insanlara nasıl davrandıkları adı geçen romanlarda incelenmektedir. Ayrıca, adalet konusu üç romanda ayrıntılı olarak tartışılmakta, adaletin sosyal etki teorisi faktörü tarafından ve özellikle sosyal sınıf tarafından nasıl ihlal edildiği gösterilmektedir.Master Thesis Agatha Christie'nin Taken At The Flood ve Death On The Nile Adlı Romanlarındaki Kadın Karakterlerin, Simone de Beauvoir'ın The Second Sex Eseri Işığında, İlişkilerindeki Konumlarının İncelenmesi(2020) Aksu, Pelin Duygu; Aras, GökşenBu tezin amacı, Agatha Christie'nin Taken at the Flood ve Death on the Nile başlıklı romanlarındaki kadın karakterlerin ilişkileri içindeki konumlarının araştırılmasıdır. Referans olarak Simone de Beauvoir'ın The Second Sex (İkinci Cinsiyet) kitabındaki the 'One' ve the 'Other' (asıl ve öteki) konseptleri kullanılmıştır ve kadınların ilişkileri içinde erkek partnerleri tarafından ötekileştirilip ötekileştirilmediği analiz edilmiştir. Buna ek olarak kadın karakterler birbirleriyle de karşılaştırılmıştır ve ötekileşen ve ilişkilerinde pasif rolde olan kadınların, ilişkilerinde ikincil rolde olmayan diğer kadın karakterlerden neden farklı olabilecekleri, Marxist feminist bakış açısıyla incelenmiştir. Ayrıca, tezde feminizmin ve detektif romanın tarihsel gelişimi ve değişimine de değinilmiştir. Bunun amacı, romanların yazıldığı dönemdeki feminizm hareketi ve roman türü olarak altın çağını (golden age) yaşayan detektif romanının, tezde incelenen romanların yazıldığı zamanın şartlarıyla değerlendirmektir. Christie'nin edebiyat kariyeri ise, gelişmekte olan türün öncülerinden biri olduğu için ve otobiyografisinden edinilen bilgilerin yazarın kariyerinin ve yarattığı karakterlere etkisinin gözlenebilmesi amacıyla eklenmiştir. Sonuç olarak, Chrtistie'nin birbirine yakın tarihlerde yayımlanan bu iki romanında, biri hariç tüm kadın karakterler, ilişkilerinde de ötekileşirilmemiştir; aksine tüm karar mekanizmalarının bu kadınların elinde olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Ötekileştirilen tek karakterin (Rosaleen Cloade) olduğu, ve ekonomik sınıfa bağlı olarak erkek partneri tarafından ezilmeye mahkum olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Feminizm, Kadın, Agatha Christie, Öteki, İlişkiDoctoral Thesis Kıyamet Kâbuslarına Bir Bakış: Mary Shelley'nin Frankenstein'ı, H. G. Wells'in Dr. Moreau'nun Adası ve Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sında Kıyametin Kurgusal Vahiyleri(2022) Özçelik, Kaya; Aras, GökşenBu tezin amacı, Mary Shelley'nin Frankenstein'ını, H. G. Wells'in Dr. Moreau'nun Adası'nın ve Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sının hem bilim hem de teknolojideki gelişmelerin insanlığı yakın ve içkin kıyamete ne ölçüde yaklaştırdığı konusunda İngiliz kıyamet romanlarının 1818'den 1932'ye kadar olan dönemi kapsayan öncü temsilcileri olduklarını tartışmaktır. Bu fikri başlangıç noktası alarak, bu çalışmanın amacı bilimsel ve teknolojik gelişmenin kaynağı olarak adlandırılan her bireyin doğasında var olan kibrin, en üst düzeyde mükemmellik uğruna, aslında tamamen gücün/güçlülerin gizlendiği bir bahaneden başka bir şey olmadığını göstermeyi amaçlamaktır. Seçilen romanlarda, kıyametin olası patlak vermesinin asıl nedenleri, her ikisinin de kendisini sinsi ve tam kılık değiştirmiş olarak ortaya çıkaran çılgın bilim adamı kinayesinden totaliter ideolojiye kadar atıfta bulunarak takip edilmektedir. Kıyamet olarak çalışmanın temel fikri, kronolojik olarak insanlık tarihinde kaydedilen ve hepsi birbiriyle ilişkili olan bu tür gelişmelerin kaçınılmaz sonucu olarak izlenecektir: sanayi devriminin başlangıcı ve daha sonra modern dünyaya geçişin ilk adımı olarak ortaya çıkan sanayicilik ideolojisi; bu başlangıçla fitillenen ve sanayileşmeye cevaben ortaya çıkan bilim ve teknolojideki yükseliş; ki böylece tüm bu sebepler önce sömürgecilik ve emperyalizmin başlangıcını sonra hüküm sürmesini; kapitalizmin yükselişi ve hüküm sürmesi; ve tüm bu birbirine sıkıca kenetlenmiş gelişmelerden kaynaklanan insanların yaşamlarındaki diğer olumsuz yansımalar, kadınların durumu gibi. İlgili her romancının hem kıyameti hem de kıyamet vizyonunu ortaya çıkarmak için, bu çalışmada yeni tarihçi ve Foucault'nun bio-güç/politika yaklaşımları takip edilecektir. Tüm bunlar göz önüne alındığında, gerek bilim gerekse teknolojideki gelişmelere duyulan bitmek bilmeyen istekle ortaya çıkan kibir ve daha fazla güce duyulan açgözlülüğün ya ceset parçalarını biraraya getirip bir canlı yaratmayla ya da hayvanları insanlaştırarak ya da insan eliyle totaliter gücü kazanmak ve sürdürmek için birçok insan yaratarak yaklaşmakta olan kıyametin patlak vermesinin önünün açtığı bu çalışma kapsamındaki üç romanla kanıtlanmaktadır.Master Thesis Graham Greene'in a Gun for Sale Ve Travels With My Aunt Adlı Eserlerindeki Mizah Kavramı(2011) Gökçek, Çiğdem; Canlı, GülsenMizah ve gülme insanoğlunun en doğal ifade biçimlerindendir ve sosyal etkileşimin vazgeçilmez unsurlarıdır. İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimin çok yönlülüğü sebebiyle mizah ve gülme de çeşitli biçimlerde ortaya çıkmaktadır. İnsan deneyiminin çok yönlü olmasına bağlı olarak bu unsurlar değişik bakış açıları çerçevesinde tartışılmış ve zaman içinde pek çok mizah ve gülme kuramları geliştirilmiştir. Bu kuramlar arasında en önemlileri üstünlük, rahatlama ve uyumsuzluk kuramlarıdır. Her ne kadar tek yönlü bakış açısına göre yapılacak bir tanım, mizahı bir bütün olarak açıklamada yetersizse de, kuramların her biri özünde mizahın en çarpıcı özelliğini, insanın hayata adaptasyonunu sağlama işlevini vurgulamaktadır.Bu tezde, Graham Greene'in A Gun for Sale ve Travels with My Aunt adlı eserlerindeki mizah kavramı, mizahın uyum sağlayıcı gücünü temel alan Susanne Langer'in komik kuramı The Comic Rhythm çerçevesinde değişik kuramlar da göz önünde bulundurularak incelenmektedir. Langer'ın teorisine göre insanlar da doğadaki diğer canlılar gibi hayatta kalma dürtüsü ile hareket ederler ve birbirleriyle sürekli etkileşim halindedirler. Bu etkileşim nedeniyle insanlar değişik durumlarla karşılaşır ve yeni deneyimler edinirler. Karşılaşılan durumlar insanlarda şaşkınlık, öfke, korku ya da utanma gibi çeşitli duygular uyandırır ve psikolojik, zihinsel ya da fiziksel dengenin sarsılmasına sebep olur. Canlı dengesinin korunması hayatın temel amacı olduğundan, yaşam enerjisi insanı kaybolan dengesini yeniden kurması için harekete geçirir. İnsanların yeni durumlara ve çevresine adaptasyonu da, hayatın ritmini oluşturan bu canlılık dengesinin bozulup yeniden sağlanması sürecidir. Kaynağını yaşam enerjisinden alan mizah da hayatın ritmini yansıtmaktadır. Greene her iki eserinde de mizahın insanın içindeki yaşam enerjisinin yükselişi olarak ortaya çıkışını ve bu enerjinin insanın duygu ve düşünce dünyasını, dünyaya bakış açısını yenileyici gücünü vurgular. Yazar mizah kavramını , insanın dünyayla olan çatişması boyunca sık sık sarsılan dengesini yeniden kurma gayreti olarak göstermektedir.Anahtar Kelimeler:1.Mizah2.Yaşam enerjisi3.Denge4.Adaptasyon5.Hayatta KalmaDoctoral Thesis Sarah Scott'ın A Description Of Millennium Hall, Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution Of 1900 ve Fay Weldon'nın Darcy's Utopia Adlı Eserlerinde Ütopik Söylemin İncelenmesi(2017) Düzgün, Şebnem; Aras, GökşenSarah Scott'ın A Description of Millenium Hall (1762), Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution of 1900 (1890) ve Fay Weldon'ın Darcy's Utopia (1990) adlı eserleri yönetici sınıfta bulunan erkeklerin gücünü ve imtiyazlarını meşrulaştıran ataerkil politikaları eleştirir. Sırasıyla on sekizinci yüzyıl ortasında, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl sonlarında etkili olan feminist akımlardan etkilenmiş olan Scott, Dixie ve Weldon, kadın başkahramanları aracılığıyla feminist ütopyalarında baskıcı ataerkil ideolojiye ve söyleme karşı çıkarlar. Cinsiyet ayrımcılığını sosyo-politik bir sorun olarak ele alan kadın kahramanlar, kadınların zihinsel ve fiziksel yönlerden daha aşağı bir konumda oldukları varsayımının din, eğitim ve evlilik gibi sosyal kurumlar tarafından dayatıldığını ileri sürerler. Ayrıca, kadınların ve ikincil toplumsal, ırksal ve dini sınıfların baskılanması arasında da benzerlik kurarlar. Tez, çoğunlukla Foucault'nun ve feministlerin söylemlerine gönderme yaparak Scott, Dixie ve Weldon'ın eserlerinde kadınların ezilmesi ve sömürülmesi konusunu tartışır ve toplumsal cinsiyet meselesinin farklı sosyo-tarihsel açılardan ele alınsa da başkahramanların, kadınların ezilmesinin ideolojik olduğunu ve kadınların sözde biyolojik, zihinsel veya ahlaki açıdan güçsüzlükleriyle ilgili olmadığını savunduklarını açıklamayı amaçlar. Ayrıca, kadınların ikincil konuma itilmesinin, gücün üst sınıf Hıristiyan beyaz erkeklerin ellerinde toplanmasını savunan ataerkil devlet tarafından yasallaştırıldığını iddia ettikleri ortaya konur. Tez, Scott, Dixie ve Weldon'ın kadın kahramanlarının, kadınların erkek egemenliğinden kurtarılması için ataerkil gücü pekiştiren geleneksel sosyal, ekonomik, politik, dini ve ahlaki ideolojilerin yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundukları sonucuna varır.Doctoral Thesis Shakespeare'in Trajedilerinde Rekabet Durumuna Sebep Olan Doğa Durumu ve Mimetik Arzu: Titus Andronicus, Macbeth ve King Lear(2019) Balkaya, Mehmet Akif; Canlı, Sifat GülsenBu tezin amacı William Shakespeare'in Titus Andronicus (1594), Macbeth (1606), ve King Lear (1608) isimli trajedilerini rekabet durumu örnekleri olarak incelemektir. Çalışma, rekabet durumunun, Thomas Hobbes'un doğa durumu teorisi ile René Girard'ın mimetik arzu teorisinin arasındaki ilişkiyle açığa çıktığını iddia eder. Bu amaçla, doğa durumu, mimetik arzu ve rekabet durumu bunların kökenleri, tanımları, türleri ve özellikleriyle birlikte çalışılır. Doğa durumu, bu durumdaki kişi doğuştan eşitliğe inandığından dolayı, kişinin bencil ve kendini koruyan durumda olmasına işaret eder. Bu durumda, kişi diğerleriyle savaşım halindedir çünkü herkesi güven altında tutacak bir otorite ya yoktur ya da bu otorite zayıftır. Öte yandan, bir otoritenin egemenliği altında, medeni bir toplumda dahi, kişisel kazanımları için gizlice çıkarcı planlar yapan bireyler olabilir. Böyle bir otorite, herhangi bir iç kargaşa ve başkaldırıyı önlemek için medeni hukukla düzen sağlar. Ancak buna rağmen, medeni hukuka aykırı davranan, doğa durumu ve mimetik arzu ile ilişkili olan rekabet durumundan dolayı bir çatışma durumu ortaya çıkabilir. Bu durum salgın bir hastalık gibi etrafa yayılabilir. Hobbes'a göre çatışma durumunu ortaya çıkaran sebepler çekişme, (kendine) güvensizlik ve şan, şereftir. Bu kavramlar mimetik arzu ile paralellik göstermektedir. Mimetik arzu, kişinin bir nesneye karşı bir model yani dolayımlayıcı vasıtasıyla dolayımlanmış olan arzusudur. Bir dolayımlayıcıyı taklit etmek rekabeti öne çıkarır, çünkü arzulanan nesne çekişmeye sebep olur. Bu sebepten, mimetik arzu üçgen bir yapıya sahiptir: model alınan dolayımlayıcı, arzulayan kişi ve arzulanan nesne. Çalışma doğa durumu ve mimetik arzunun özelliklerini ve bunların ilişkisinin rekabet durumuna sebep olduğu sonucuna varacaktır. Bu ilişki ile Shakespeare'in seçilen üç trajedisi incelenecektir.Master Thesis Shakespeare ve Marlowe'un Oyunlarında Iıı. Richard ve Barabas'ın Dışlanmış Kötü Karakter Olarak Tasviri(2022) Reekab, Hayder Ban; İzmir, SibelBu tezin konusu, Shakespeare'in III. Richard ve VI. Henry ozyunlarinda yer alan III. Richard ve Marlowe'un Maltalı Yahudi adlı oyunundaki Barabas karakterlerinin 'istisnai' davranışlarının gelişimi ve bu karakterlerin nasıl kötü özellikler kazandıkları ile ilgilidir. Freud'un 'Psikanalizle Buluşan Bazı Karakter Tipleri: istisnalar' çalışmasına dayanan ve daha sonra Harold Blum'un teorik araştırmaları aracılığıyla açıklanan bu tez, III. Richard ve Barabas'taki 'İstisnai' davranışı vurgulamaktadır. Ayrıca bu tez, III. Richard'ı şekil bozukluğu açısından Freud'un açıkladığı 'istisnai' karakteri geliştirmede bir faktör olarak, Barabas'ı ise Blum'un açıkladığı Hıristiyan bir toplumda dışlanmış bir Yahudi açısından değerlendirir. Ardından, bu karakterlerin maruz kaldığı kötü muamelelerinin bir sonucu olarak nasıl 'telafi' aradıklarını ve onların kötü karakterler olduğunu kanıtlayan Makyavelist ilkelerinden istifade ederek amaçlarına, yani 'telafi'ye nasıl ulaştıklarını açıklar. Ayrıca bu tezde, kötü karakter temsilini açıklamak için , kötülük özellikleri Machiavelli'nin Prens kitabının Elizabeth dönemi anlayışıyla ilişkilendirilir. Bu iki oyunun seçilmesinin önemi, ana karakterlerinin, ister III. Richard örneğinde olduğu gibi doğuştan olsun, isterse Barabas'ın durumundaki gibi çevredeki toplumun bir sonucu olsun, her iki türde de kötü muamele örneğinin bulunmasıdır. Ayrıca, Makyavelist ilkeler açısından, bu iki oyun, 16. yüzyıl dramasında Makyavelist kötü karakterlerin öncüleri ve Prens'deki manifestolar bağlamında öne çıkar. Bu tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, şekil bozukluğu açısından Freud'un 'İstisna' teorisine ve Yahudi karşıtlığı açısından ise Blum'un teorisine odaklanmaktadır. Ardından. Prens'teki Makyavelist ilkeleri ve bu ilkelerin Elizabeth toplumu üzerindeki etkisini ve Innocent Gentillet'nin Kont-Machiavelli kullanımını vurgular. İkinci bölüm, VI. Henry'nin 2. ve 3. bölümlerinde ve III. Richard oyununda III. Richard'ın şekil bozukluğunu ve bu bozukluğun karakteri üzerine etkisini Machiavelli'nin kitabına dayanarak III. Richard'ın 'telafi' arayışını ve kötülüğünü tartışmaktadır. Son olarak üçüncü bölüm, Yahudi karşıtlığının Barabas'ın 'istisnai' karakter gelişimini nasıl etkilediğini, bunun onun 'telafisi' arayışına nasıl yol açtığını ve Barabas'ın amacına ulaşmak için uyguladığı Makyavelist ilkelerini ele almaktadır.Master Thesis Emily Bronte'nin Wuthering Heights (uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi(2019) Muhealdeen, Rasool Abdullah; Elbir, Nüket BelginEmily Bronte'nin Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi. Bu çalışmada Ondokuzuncu Yüzyıl İngiliz yazarları Emily Bronte'nin Wuthering Heights ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre başlıklı romanları, Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi bağlamında, Sigmund Freud'un kişilerin davranışlarını önemli ölçüde etkileyen psikolojik etkenler kapsamında ortaya koyduğu savunma mekanizmaları kavramı ışığında incelenmektedir. İncelemenin yöntemi, söz konusu iki romanda savunma mekanizmalarının nasıl kullanıldığının araştırılmasıdır. Çalışmanın amacı, bu iki önemli yazarın romanlarının farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu amaçla, Wuthering Heights ve Jane Eyre romanlarındaki başlıca roman kişilerinin romanda betimlenen tutumlarını ve davranış biçimlerini belirleyen savunma mekanizmaları incelenmektedir. İnceleme, iki romanın kahramanları olan Catherine Earnshaw, Heathcliff, Jane Eyre ve Mr Rochester adlı roman kişilerinin roman boyunca davranışları yoluyla sergiledikleri savunma mekanizmalarını ele almakta ve aralarındaki benzerlik ve farklara dikkat çekmektedir. Çalışmada ayrıca, romanların yazarları Bronte kardeşlerin bu karakterleri yaratma süreçlerini ve karakterlere yükledikleri özellikleri etkilediği varsayılan savunma mekanizmaları da dikkate alınmakta ve roman kişilerinin davranışlarını yazarların yaşamları ve kişilik özellikleri açısından tartışan bir değerlendirme sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi, Savunma Mekanizmaları, Sigmund Freud, Emily Bronte, Wuthering Heights, Charlotte Bronte, Jane Eyre.Master Thesis John Fowles'ın Fransız Teğmen'in Kadını ve Yaratık Adlı Eserlerinin Tarihyazımsal Üst-kurmaca Olarak İncelenmesi(2003) Soy, Özlem Şahin; Gültekin, Azade LerzanBu tezde yirminci yüzyılın ikinci yarısında teorize edilmiş olan tarihyazımsal üstkurmaca tekniği, bu tekniğin önde gelen uygulayıcılarından John Fowles'ın Fransız Teğmenin Kadını ve Yaratık adlı eserlerine uygulanarak incelenmiştir. 1980'lerde üst-kurmaca tekniğini inceleyen eleştirmenler, tarih-yazımı ile üst-kurmaca arasındaki ilişkiye dikkat çekerek tarihyazımsal üst-kurmaca tekniğini teorize etmişlerdir. Bu teknik son yirmi yıla damgasını vurmuştur. John Fowles'ın Fransız Teğmen'in Kadını (1969) ve Yaratık (1985) adlı eserleri tarihyazımsal üst-kurmaca tekniğine atfedilen özelliklerin hemen hemen hepsini sergiler. Fowles hikayelerini Yaratık romanında 18. yüzyıl İngiltere'sine ve Fransız Teğmen'in Kadını romanında 19. yüzyıl İngiltere'sine oturtur ve benimsediği yazar-eleştirmen rolünün sağladığı ayrıcalıkla hem yazma süreci hem de dönemlerin tarihsel özellikleri hakkında yorum yapmak üzere olay örgüsüne müdahalede bulunur.Master Thesis Yeni Şişelerde Yıllanmış Şarap: Jeanette Winterson'ın Tutku ve Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi Romanlarında Biyolojik Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Kimlik(2022) Özen, Fadime Cansu Palamutçu; Tekin, KuğuBu tezin amacı, Jeanette Winterson'ın seçilen romanlarda yarattığı zaman çizelgesi ve karakterler aracılığıyla biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının nasıl evrildiğini göstermektir: İkinci romanı Tutku ve son yapıtlarından biri olan Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi. Her iki romanda da Winterson, metinlerarasılık, parodi ve zamansal çarpıtma gibi çeşitli postmodern unsurları kullanır; böylece kurmaca yazınındaki geleneksel teknikleri altüst eder. Winterson, Tutku romanında, Henri ve Villanelle adlı iki adet hikaye anlatıcısı yaratır, atfedilen cinsiyet rollerini değiştirir ve biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Dolayısıyla bu tez, toplumsal olarak kadınlardan ve erkeklerden beklenenlerin nasıl farklılaştığına odaklanmakta ve bu inşa edilmiş rollerin performatif doğasının altını çizmektedir. Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi'nde iki anlatıcının yanı sıra iki farklı zaman dilimi de vardır. İlk hikaye, annesi feminist hareketin öncülerinden Mary Wollstonecraft olan Mary Shelley tarafından anlatılır. İkinci anlatıcı, varlığı, cinsiyet rolleri ve değişken kimlikler hakkında çok daha geniş bir perspektif sunan trans doktor Ry Shelley'dir. Dolayısıyla bu tez, ilgili teorilerin ve argümanların ışığında, biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının analizini Winterson'ın karakterleri aracılığıyla sunmayı amaçlamaktadır. Onların deneyimleri, 'yıllanmış bir şarabı yeni şişelere koymanın' hiçbir anlamı olmadığının altını çizer çünkü ikili sistemlerin her zaman 'Öteki' bir tarafı olmuştur. Bu sebeple, bu çalışma, bilindik eski ikili sistemler için üretilen yeni etiketlere rağmen, hetero-ataerkil sistemin kökünün aynı kaldığını da göstermektedir.
