10 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 10
Master Thesis Agatha Christie'nin Taken At The Flood ve Death On The Nile Adlı Romanlarındaki Kadın Karakterlerin, Simone de Beauvoir'ın The Second Sex Eseri Işığında, İlişkilerindeki Konumlarının İncelenmesi(2020) Aksu, Pelin Duygu; Aras, GökşenBu tezin amacı, Agatha Christie'nin Taken at the Flood ve Death on the Nile başlıklı romanlarındaki kadın karakterlerin ilişkileri içindeki konumlarının araştırılmasıdır. Referans olarak Simone de Beauvoir'ın The Second Sex (İkinci Cinsiyet) kitabındaki the 'One' ve the 'Other' (asıl ve öteki) konseptleri kullanılmıştır ve kadınların ilişkileri içinde erkek partnerleri tarafından ötekileştirilip ötekileştirilmediği analiz edilmiştir. Buna ek olarak kadın karakterler birbirleriyle de karşılaştırılmıştır ve ötekileşen ve ilişkilerinde pasif rolde olan kadınların, ilişkilerinde ikincil rolde olmayan diğer kadın karakterlerden neden farklı olabilecekleri, Marxist feminist bakış açısıyla incelenmiştir. Ayrıca, tezde feminizmin ve detektif romanın tarihsel gelişimi ve değişimine de değinilmiştir. Bunun amacı, romanların yazıldığı dönemdeki feminizm hareketi ve roman türü olarak altın çağını (golden age) yaşayan detektif romanının, tezde incelenen romanların yazıldığı zamanın şartlarıyla değerlendirmektir. Christie'nin edebiyat kariyeri ise, gelişmekte olan türün öncülerinden biri olduğu için ve otobiyografisinden edinilen bilgilerin yazarın kariyerinin ve yarattığı karakterlere etkisinin gözlenebilmesi amacıyla eklenmiştir. Sonuç olarak, Chrtistie'nin birbirine yakın tarihlerde yayımlanan bu iki romanında, biri hariç tüm kadın karakterler, ilişkilerinde de ötekileşirilmemiştir; aksine tüm karar mekanizmalarının bu kadınların elinde olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Ötekileştirilen tek karakterin (Rosaleen Cloade) olduğu, ve ekonomik sınıfa bağlı olarak erkek partneri tarafından ezilmeye mahkum olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Feminizm, Kadın, Agatha Christie, Öteki, İlişkiMaster Thesis Günlüklerine yansıyan Virginia Woolf ve George Eliot dünyasının feminist keşfi(2021) Hadi, Srosht Subhi; Canlı, Sifat GülsenThis thesis employs the feminist and psychoanalytical approaches in order to study the diaries of George Eliot and Virginia Woolf who are considered to be the major feminist writers during the nineteenth and early twentieth century. These writers' diaries are studied in order to explore these writers' worlds as well as their life experiences as women in male-dominated societies. In a context which was characterized by the sexist and phallocentric attitudes towards women's role in the society and literary canon, these female prodigies embarked on a quest to find their true self and to assert themselves as accredited women writers. These writers' quest for self-assertion, however, was imbued with various intervals of hope and despondency, but, in spite of various obstacles, they remained persistent to free themselves from the shackles of patriarchy and to define their own notion of womanhood. Hence, they were able to initiate a path towards New Women's intellectual awareness and their liberty from the psychological, economic and literary hegemony of patriarchy. Key Words: Diary, Feminist Theory, Psychoanalytical Theory, Hegemony, PatriarchyMaster Thesis Shakespeare'in Othello ve Venedik Taciri Oyunlarında Rönesans Dönemi'ndeki Ataerkil Toplum(2021) Alkasım, Ibrahım Nashwan Salım; İzmir, SibelBu tez, Shakespeare'in Othello ve Venedik Taciri oyunlarında ataerkillik kavramını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu iki oyun, Ortaçağ ve Rönesans döneminde erkek egemen toplumun kadınları nasıl etkilediğini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, Othello ve Venedik Taciri'ni feminist bir bakış açısıyla incelemektir. Ayrıca bu tez, bu iki oyunun kadın karakterlerinin ataerkil topluma nasıl başkaldırdığını tartışacaktır. Bu tez, genel olarak önceki dönemlerde ve özel olarak Rönesans döneminde kadınların çektiği acıları konu almaktadır. Rönesans döneminde, kadınların kendilerini ispatlamak için erkekler kadar fazla bir şansı olmadığı söylenebilir. Ataerkil toplumda, kadının rolünü ortadan kaldırmak için her türlü baskı uygulanıyordu. Teorik bölüm, Rönesans döneminde kadınların eğitim, iş ve toplumdaki rolleri açısından çektikleri sıkıntılarla ilgili gerçekleri ve ayrıntıları ele alacaktır. Buna ek olarak, bu bölüm, Simone de Beauvoir'ın İkinci Cinsiyet teorisini ve Virginia Woolf'un denemesi Kendine Ait Bir Oda'yı ele alacaktır. Sonraki iki bölüm, Shakespeare'in Othello ve Venedik Taciri oyunlarındaki kadın karakterler Desdemona, Portia ve Jessica'nın rollerini ve onların toplum üzerindeki etkilerini ve onları yalnızca ikinci cinsiyet olarak gören bir toplumda rollerinin ve tepkilerinin nasıl olacağını tartışacak.Master Thesis The Legend of (patriarchally) Good Women: an Analysis of Gender Discrimination(2017) Hakman, Ekmel Emrah; Gültekin, Azade LerzanGeoffrey Chaucer, İyi Kadınlar Destanı isimli eserinin Önsöz'ünde, daha önceki eserleri kadın karşıtı olduğu için aşk tanrısı Cupid tarafından cezalandırıldığını ve kadınları hak ettikleri gibi iyi gösteren bir eser yazması gerektiğine dair bir rüya gördüğünü belirtir. Bu açından İyi Kadınlar Destanı, feminist çalışmaların ilk örneklerinden biri ve Chaucer'ın önceki eserlerinde ortaya koyduğu kadın düşmanlığına dair özür olması beklenir. Ancak çeşitli nedenlerle İyi Kadınlar Destanı'nın bu işlevi yerine getirmediği görülmektedir. İyi Kadınlar Destanı, klasik edebiyattan alınmış on kadının hayatını aktaran dokuz destandan oluşur. Bu karakterler Kleopatra, Thisbe, Hypsipyle, Medea, Lucretia, Ariadne, Philomela, Phyllis, and Hypermestra'dan oluşmaktadır. Ancak, Chaucer'ın seçtiği bu isimler, bizzat Önsöz'ünde belirttiği şekilde kadınları olumlu biçimde gösterecek bir içerik ortaya koymamaktadır. Söz konusu kadınların hayatlarından seçilen olaylara dair ortaya koyduğu aktarımlar, kadınların iffetli ve erkeklere kıyasla eşit derecede iyi ve zeki olduklarına dair bir tablo sunma konusunda Chaucer'ın başarısız olduğu sonucuna varmamıza sebep olmaktadır. Bu tablonun aksine, Chaucer'ın tasvirleri, kelime seçimleri ve İyi Kadınlar Destanı'ndaki kadınların hayatlarını mahveden erkekleri eserine ekleme biçimi, Chaucer'ın ataerkil cinsiyet rollerini destekleyen ve dolayısıyla yine kadın karşıtı bir eser yarattığına işaret etmektedir. Günümüz feminist yaklaşımlarını bir 14. yüzyıl eserine uygulamak pek mümkün olmadığı için bu tez, söz konusu on kadına dair diğer tarihsel aktarımlarla İyi Kadınlar Destanı'nın karşılaştırılmasına da yoğunlaşmıştır. Ek olarak, Christine de Pizan'ın yazdığı ve İyi Kadınlar Destanı ile çağdaş sayılabilecek bir eser olan Le Livre de la Cité des Dames ile yapılan karşılaştırma, iki eserin beş ortak karaktere sahip olması nedeniyle tez konusunun desteklenmesine katkı yapmıştır. Bu tez, Geoffrey Chaucer'ın eserde açıkça belirttiği amaca rağmen, İyi Kadınlar Destanı'nın ataerkil sosyal normlar ve cinsiyet rollerini güçlendiren bir eser olduğu sonucuna varmıştır.Book Part A Feminist Reading of Rupi Kaur's Milk and Honey(Peter Lang Publishing Group, 2024) Serdaroğlu, D.Considered to be a fourth wave of feminist, Rupi Kaur deals with the problems of women, such as sexual discrimination, misogynism, violence and commodification of the female body. Despite the harsh criticism targeting her minimalist and simple writing style embellished with her own illustrations, Kaur makes her voice heard throughout the world via the Internet- especially the social media- by sharing her poems on the Instagram. The poet divided her milk and honey (2014), into four parts; in each of the four parts which symbolizes a different stage of a woman's life replete with fears, challenges, struggles and hopes, she not only talks about the sufferings of women and female empowerment but also with her illustrations, she attracts many readers visually. Hence, this chapter analyses Rupi Kaur's milk and honey from a feminist perspective by focusing on victimization and commodification of women as well as women empowerment with regard to her non- traditional writing style. © 2023 Peter Lang Group AG, Lausanne. Published by Peter Lang GmbH, Berlin, Deutschland. All rights reserved.Doctoral Thesis Zaynab Alkali'nin The Stillborn, Buchi Emecheta'nın Kehinde ve Sefi Atta'nın Everything Good Will Come Eserlerindeki Nijeryalı Alt Sınıf Kadınlarının Durumunun Yapıbozucu Açıdan Okunması(2017) Akbay, Yakut; Canlı, GülsenBu çalışmanın amacı Gayatri Spivak'ın kadını özne olarak ele alan alt sınıfa yönelik karamsar yaklaşımının tüm alt sınıf kadınlar için geçerli olmadığını göstermektir. Alt sınıf kadının durumu, Nijeryalı kadınlarının yapıbozucu yaklaşım kapsamında irdelenmesi ile incelenecektir. Bu amaçla, Derrida'ya ait temel kavramlar, örneğin, fallogosantrizm, différance, düşüm ve palimpsest, alt sınıf kadınların hayatını etkileyen kültürel unsurların incelenmesine uygulanacaktır. Ayrıca, ikinci ve üçüncü romanlar bağlamında kullanılacak olan Homi K. Bhabha'nın taklit, kendileme ve belirsizlik kavramları Nijeryalı alt sınıf kadınlarının durumunu kavramsallaştırmak amacıyla çalışmada kullanılacaktır. Nijeryalı kadın yazarlar tarafından yazılan romanların yapıbozucu okunması temelinde bu çalışma Nijeryalı alt sınıf kadının ne derece değişiklikler geçirdiğini ortaya çıkaracaktır. Bunu yaparken de değişik kültürel çevreler bünyesinde, Nijeryalı alt sınıf kadınının kendisi ile ilgili farkındalık, kendine güven ve sonrasında kendini gerçekleştirmesine götüren yol izlenecektir. Böylece çalışma, Nijerya kültüründe geleneksel kadın kavramını yeniden tanımlamayı mümkün kılacak, Afrika Feminizmi olarak bilinen yerel kadın kuramının da geçerliliğini gösterecektir. Çalışma Spivak'ın alt sınıf kadınının aksine, Nijeryalı alt sınıf kadının erkek egemen toplumda kendine alan oluşturabileceği sonucuna varacaktır.Master Thesis Margaret Atwood'un Surfacing ve Doris Lessing'ın The Cleft Başlıklı Eserlerinin Ekofeminist Yaklaşımla İncelenmesi(2017) Hani, Hani; Aras, GökşenBu tez, Margaret Atwood'un Surfacing ve Doris Lessing'in The Cleft adlı eserlerindeki kadın, doğa ve ataerkillik arasındaki ilişkiyi ekofeminist yaklaşımla incelemektir. Bu çalışma, kadına ve çevreye karşı kötü muameleleri birlikte ele alarak, ataerkil yapıların bu koşulları nasıl meydana getirdiğini ele alır. Ekofeminizm kadının ve çevrenin değersizleştirilmesi arasında bir paralellik olduğunu ileri sürer. Bu çalışma ekofeminizmin tarihsel gelişimini ve bu kuramın dayandığı ilkeleri inceler. Bu çalışma aynı zamanda ekofeminizm ile benzer ideolojik özellikler taşıyan feminizm ve ekokritisizm gibi kuramlar arasındaki bağlantıları da ele alır. Bu çalışma ataerkil güçlerin ve yapıların, erkekleri kayırmak amacıyla yapılan çarpıtılmış kültürel değişimlerin sonucu olduğunu ortaya koyar. Bu güçler ve yapılar, erkeklerin daima kadın ve çevreye göre öncelikli olduğunu vurgular. Bu ataerkil benmerkezcilik kadın ve çevrenin istismar edilmesine yol açmaktadır. Üzerinde çalışılan iki roman karşılaştırmalı bir platformda ele alınmıştır ve bu romanlarda kadın, doğa ve ataerkillik gösterimlerinin arasında benzerlikler olduğu keşfedilmiştir. Ataerkillik üzerinde çalışılan bu romanlarda benzer araçları kullanarak kadın ve çevreyi istismar etmektedir. Bu çalışma ataerkil yapıların kadın ve çevreye saygı duyacak bir biçimde yeniden yapılandırılması gerekliliğini vurgulayan ekofeminist yaklaşımın sözü geçen romanlarda nasıl yansıtıldığını ortaya koymaktadır.Master Thesis Çoğuldizge Kuramı Işığında Türkiye'de Feminist Çeviri Teorisi ve Feminizm Arasındaki İlişki(2022) Şenocak, Seda; Hastürkoğlu, Gökçen; Hastürkoğlu, Gökçen; Hastürkoğlu, Gökçen; English Translation and Interpretation; English Translation and InterpretationYalnızca kelimelerin değil kültürlerin ve ideolojilerin de taşınmasına yardım eden çeviri zamanla dilbilimden ayrılıp ayrı bir alan oluşturmuştur. Disiplinler arası oluşu, çevirinin birçok alt alana sahip olmasını sağlamıştır. Kültürel çalışmalara yönelinen döneme kadar çeviride orijinal metin ve yazar üstünlüğü hakimdi. Ancak kültürel dönüş ile çevirmenlerin kültür aktarımındaki rolü de ortaya çıkmıştır. İkincillik ve görünmezlik konusunu çevirmen kimliğinin yanısıra varoluşları itibariyle toplum tarafından benzer bir pozisyona konulan kadınlar da kendilerini görünür kılmayı ve ataerkilliği yıkmanın yolunu dilde bulmuştur. 'Dil ne kadar özgürleşirse kadınlar da o kadar özgür olabilir' bakış açısıyla dildeki ataerkilliği yıkmak isteyen kadınların çevirmen kimlikleri ile ortaya koydukları feminist çeviri büyük etkiler yaratmıştır. 1980'lerde dünyada ikinci dalga feminizmin yaşandığı bir dönemde Türkiye'de kadınlar da önceleri şiddete karşı ayaklanmış ve kurtuluşlarını yine kendilerinin sağlayabileceğini düşünerek bir örgütlenme başlatmışlardır. Dünyanın farklı yerlerinden kadınların da benzer sorunları yaşadıklarını gören kadınlar bu konutu bilgilenmek ve bilgilendirmek amacıyla araştırmaya başlamış ve kaynak olmadığını fark ettiklerinde de çeviriye başvurmuşlardır. Bu tez; çeviri ve dil ilişkisini de göz önünde bulundurarak Türkiye'de 1980'li yıllarda başlayan feminist çeviri çalışmaları ile feminist çeviri hareketi arasındaki ilişkiyi çoğuldizge kuramı ile incelemektedir.Doctoral Thesis Çağdaş Romanda Var Olma ve Güçlenme Aracı Olarak Hikaye Anlatımı: Margaret Atwood'un The Handmade's Tale, Jennifer Johnston'ın The Invisible Worm ve Margaret Drabble'ın The Red Queen Adlı Romanları(2020) Al-obaıdı, Hayfaa Abdulkhaleq Ahmed; Elbir, BelginBu çalışmada, üç kadın yazar Margaret Atwood, Jennifer Johnston ve Margaret Drabble'ın, sırasıyla The Handmaid's Tale (1985), The Invisible Worm (1991) ve The Red Queen (2004) adlı romanları incelenmektedir. Bu romanların tümünde kadın başkarakterler, geçmişte başlarından geçen acı ve yaralayıcı olayların neden olduğu travma ile baş etme yöntemi olarak hikayelerini anlatma yolunu seçmişlerdir ve bir değişim ve iyileşme sürecinden geçmektedirler. Tezin amacı, hikaye anlatımının bu süreçteki etkisinin ve işlevinin romanlarda nasıl betimlendiğini irdelemek ve tartışmaktır. Bu tez, esas olarak, travma bağlamında kendini güçlendirme mekanizması olarak hikaye anlatımının etkinliğine ve hikaye anlatımının özellikle hayatta kadınlara kalanlara etkisi üzerine odaklanmaktadır. Bu çalışmadaki kadın karakterler genellikle bir çeşit değişim ve iyileşme yolundadır tezde, travmatik iyileşme konusu 'konuşma' veya 'yazma' şeklinde hikaye anlatımının gerçekleştirilmesiyle birlikte arastırılmaktadır. Birinci bölüm travma teorisi ve hikaye anlatma ile ilgilidir. Bu bölümde, Travma ve hikaye anlatımı arasındaki bağlantı ve psikologların travmatik deneyimlerin üstesinden gelmek için hastalarıyla hikaye anlatımını nasıl kullandıkları tartışılmaktadır. Bu bölümde ayrıca bazı psikologlar, akademisyenler ve edebiyat eleştirmenlerinin travma tanımlarına değinilmektedir. Psikolojik travma tipik olarak felaket olayları, savaş, cinsel şiddet, çocuk istismarı, aile içi vahşet veya sevilen bir insanı kaybetmekle oluşur. Özellikle, 1970'lerin sonuna doğru, doğal afet, savaş veya büyük bir bireysel kayıp, zihinsel hasarlar için psikolojik travma kavramı ve özellikle psikolojide travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) kavramı yaygınlaşmaya başlamıştır. Zihinsel yaraya yol açan eyleme 'travmatizasyon' denilmiş ve bu nedenle 'travma' anlayışı travma cerrahisi ile karşılaştırılabilir şekilde geliştirilmiştir. Sonraki üç bölümde romanlar tek tek ele alınarak, yazarların romanlarındaki baş kadın karakterlerin travmanın üstesinden gelme sürecinde hikaye anlatımının işlevini nasıl gösterdikleri ayrıntılı bir biçimde ve birinci bölümde anlatılan kuramlar ve eleştiri yöntemleri ışığnda incelenmekte ve tartışılmaktadır. Sonuç bölümünde ise, romanların temaları, biçimleri ve anlatım yöntemleri arasındaki benzerlik ve faklılıkların anlamı ve önemi üzerine toplu bir değerlendirme sunulmaktadır. Bu çalışma, incelenen romanlarda hikaye anlatımının geçmişte acı çeken ve ezilen insanları iyileştirmede ve iyileştirmede önemli bir rol oynadığını gösterdiğini ortaya koymaktadır. Çalışmanın konusu olan üç romanda da hikaye anlatımı, acı çeken insanlar için bir ses bulma ve yaşanan travmayı ifade etme süreci ile ilişkilendirilmektedir.Master Thesis The Representation of Feminist Dystopia in Margaret Atwood's the Handmaid's Tale and Katharine Burdekin's Swastika Night(2015) Yurdakul, Selin; Tekin, KuğuBu tezin amacı, Margaret Atwood'un The Handmaid's Tale ve Katharine Burdekin'in Swastika Night başlıklı feminist distopyalarında, kadın kimliğinin yapılandırılmasını ve yansıtılmasını incelemektir. Tez konusu bu romanlar aracılığı ile teokratik devletlerin erkek egemen toplum yapısında kadın kimliğinin arka plana atıldığı ve hatta silindiği öne sürülmüştür. Kuram bölümünde, eleştirmenlerin görüşlerinden yola çıkılarak, ütopya ve distopya kavramları tanımlanmıştır. Bunların yanı sıra, iki feminist eleştirmen, Luce Irigaray ve Helene Cixous'nun ilgili çalışmaları analiz bölümündeki roman incelemelerine ışık tutması amacıyla ele alınmıştır. Analiz bölümünde ise, The Handmaid's Tale ve Swastika Night romanlarında teokratik ve baskıcı toplum düzeni ve bu düzende kadının yeri incelenmiştir. Sonuç olarak, Burdekin'in ve Atwood'un kaleme aldığı distopyalarda, kadınların birey olarak değer görmediği, sadece üreme amaçlı kullanılan objeler olduğu kanıtlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: distopya, totalitarizm, teokrasi, kadının indirgenmesi

