Search Results

Now showing 1 - 10 of 16
  • Master Thesis
    Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Stratejilerinin Uzay Güvenliğine Etkisi
    (2023) Çalışkanlar, Ferah Dilek; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Uzay; BM tarafından düzenlenen ve birçok ülkenin altına imza attığı uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınmış ve genel olarak dünyanın ortak malı kabul edilmiştir. ABD başlangıçta bu çalışmalar içinde yer alsa da 1960'lı yıllarda SSCB'nin uzay kabiliyetleri kendi kabiliyetleri ile yarıştığında ya da geçmeye başladığında kendini tehdit altında hissetmiş ve BM'nin uzay hakkındaki bazı düzenlemelerini kabul etmemiştir. O yıllarda ABD'nin Ay'a astronot indirmesiyle mutlak üstünlük temin edilmiş ve uzay temelinde dünyayı yeni bir savaşa sürükleyecek bir olay yaşanmamıştır. Günümüzde ise başta Rusya ve Çin olmak üzere rakip ülkelerin uzay alanındaki çalışmaları ABD'yi tedirgin etmektedir. Bu yeniden alevlenen rekabetin uzayı bir çatışma alanına döndürüp döndürmeyeceği uluslararası ilişkiler bağlamında önemli bir sorunsaldır. Bu çalışmada, ABD'nin ulusal güvenlik uzay stratejilerinin uluslararası boyutta devletler üzerindeki etkisinin tehdit ve caydırıcılık bakımından önemi, ABD'nin uzayda tek başına hareket etmesini engelleyecek uluslararası bir dengenin olmasının ve uzayın silahsızlandırılmasının dünya için gerekliliği, geliştirilen uzay savunma sistemleri ve bunların atmosfer ötesine taşınarak uzayı yeni bir savaş cephesine dönüştürme girişimleri nitel araştırma yöntemleri kullanılarak tarihi anlaşmalar doğrultusunda incelenmiş, ABD başkanlarının uzay alanındaki ulusal güvenlik stratejileri incelenerek, ABD liderliğinde uzayın askerileştirilmesi engellenmez ise dünya için oluşabilecek tehdit ve yaratabileceği tahribat tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Çin'in Yükselişinde ABD'nin Rolü: Ortaklıktan Tehdide
    (2024) Soylu, Selin Nur; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Amerika Birleşik Devletleri ve Çin Halk Cumhuriyeti ilişkileri resmi olarak 1972 yılında başlamıştır. Gelişen ikili ilişkiler sonucunda uluslararası arenada tarihi şekillendirecek birçok farklı hipotezi de içinde barındırmaktadır. ÇHC'nin kurulmasıyla beraber ülkenin büyüyen ekonomisi, küresel bir güç olan ABD için bir tehdit unsuruydu. ABD'nin Asya bölgesi üzerine artan ilgisi ÇHC ile kimi zaman iyi ilişkilerin gelişimi için adımlar atılsa da, neticede krizleri de beraberinde getirmiştir. İki farklı ideolojik yapıya sahip ÇHC ve ABD 1972 yılından itibaren yapılan diplomatik adımlar, ekonomik işbirlikleri ve ticaretle günümüzün süper güçleri konumuna gelebilmişlerdir. Bu araştırmanın asıl amacı ise, Çin'in Amerika için neden ve nasıl bir tehdit haline geldiğidir. Çalışmanın birinci bölümünde, 1972-1990 arası yaşanan diplomatik ilişkiler, askeri destek ve ekonomik ilişkilerden oluşmaktadır. İkinci bölüm ise,1990-2010 arası Asya-Pasifik dönemini (Obama Asia Pivot politikaları). Üçüncü bölüm ise, 2010'dan günümüze kadar olan ABD'nin Asya politikalarından bahsedilirken ABD'nin liderlerinin kararlarının dış politikada Asya için nasıl şekillendiğini anlatan ana bölümden oluşmaktadır.
  • Master Thesis
    Suriye Baas Partisi'nin İktidar Mücadelesinde Arap Milliyetçiliğinin Rolü
    (2019) Khalil, Dilek; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Bu çalışmanın amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde tohumları atılan ve 20. yüzyılın ilk yarısında şekillenmeye başlayan Arap milliyetçiliği akımı ve bu akımın Suriye Baas partisinin kurulmasında ve daha sonra iktidar mücadelesindeki rolünü ele almaktır. Arap milletinin kadim bir etnik kimliğe sahip olmasından dolayı etno-sembolcülük modern milliyetçilikle kadim millet anlayışını birleştiren bir sentez sunduğu için bu teori Arap milliyetçiliğini açıklamakta temel referans noktası olarak kullanılacaktır. Ayrıca Arap kavmi uzun vadeli zaman dilimine yayılmış bir kültürel mirasa ve köklü bir tarihe sahiptir. Bu nedenle çalışmada Fernand Braudel'in üç katmanlı tarih anlayışı uyarınca Arap milliyetçiliğinin tohumlarının atılmasına katkı sağlayan bir dizi olaylara yer verilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ve Fransız mandasında tohumları atılan Arap milliyetçiliği 1940'lı yıllarda Baas partisiyle birlikte Suriye'de kurumsal bir kimlik kazanmıştır. Bu bağlamda, Baas partisinin, Arap milliyetçiliği ve Arap ümmetinin birliği yolunda verdiği mücadele, ideolojik yapısı, şiarı, temel ilkeleri ve hedefleri açıklanmıştır. Son olarak ise, 1951-1970 yılları arasında özellikle Baas partisinin iktidara gelmesiyle gelişen dış politika olayları ve Arap milliyetçiliği ve birliği yolunda verdiği mücadelenin dış politika eylemlerine nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Çalışmanın temel iddiası, Arap milliyetçiliğini temsil eden, birlik, hürriyet ve sosyalizm ideolojileri ve halen var olan 'Sonsuz Misyona Sahip Tek Arap Ulusu' şiarıyla yola çıkan Baas partisinin uluslararası politikada ve bölgede yaşanan gelişmeler, Suriye içinde yaşanan istikrarsızlıklar ve kaos ortamı sonucunda Arap ümmetini birleştirme yolunda verdiği mücadelede yenik düşmüş olduğudur. Anahtar kelimeler: Baas Partisi, Arap Milliyetçiliği, Birlik, Hürriyet, Sosyalizm
  • Master Thesis
    Kuşak ve Yol Girişimi: Cibuti ve Pakistan Örnekleri
    (2021) Osmanlı, Seyda Nur; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Bu çalışma Çin Halk Cumhuriyeti tarafından başlatılan Kuşak ve Yol Girişimi'nin Çin Halk Cumhuriyeti dış politikası açısından hedeflerini ortaya çıkartmak için yapılmıştır. Bu nedenle Çin Halk Cumhuriyeti içerisindeki ekonomik ve siyasi koşullar çerçevesinde Kuşak ve Yol Girişimi'ni meydana getiren gelişmeler incelenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti ekonomisinin son yıllarda karşı karşıya kaldığı zorluklara Xi Jinping döneminde proaktif politikaların izlenerek çeşitli çözümler geliştirildiği görülmüştür. Nihayetinde çeşitli siyasi ve ekonomik sorunlara çözüm ihtiyacı ile başlatılan Kuşak ve Yol Girişimi Çin Halk Cumhuriyeti dış politikası için ekonomik ve siyasi kazanımları da beraberinde getirmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olan çoklu durum çalışması (çoklu vaka çalışması) kullanılmıştır. Cibuti Cumhuriyeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti iki durum olarak ele alınarak Kuşak ve Yol Girişimi hakkında derinlemesine araştırma yapılmıştır. Ele alınan vakaların her ikisinde de deniz haydutluğu, radikalizm, ayrılıkçılık gibi Çin Halk Cumhuriyeti açısından tehdit unsuru olan çeşitli güvenlik sorunlarının bulunduğu gözlemlenmiş ve bu güvenlik sorunları ile Kuşak ve Yol Girişimi arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkiler araştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda Çin Halk Cumhuriyeti'nin Kuşak ve Yol Girişimi sayesinde ekonomik araçlar kullanılarak her iki vakada güvenlik sorunlarının üstesinden gelinmeye çalışıldığı saptanmıştır. Bu yöntemin Batı Kalkınma Stratejisi ile aynı yöntem ve amaçlara sahip olmasından hareketle Kuşak ve Yol Girişimi'nde uygulanan yöntemlerin Çin Halk Cumhuriyeti siyaseti açısından bir sürekliliği yansıttığı, bununla birlikte 'bağlantı' kavramı sayesinde özellikle liman bağlantıları aracılığıyla Çin Halk Cumhuriyeti'nin erişim alanının genişlediği saptanmıştır. Ayrıca pek çok farklı alanda 'Çin Standartları'nın elde edilmeye çalışıldığı ve bu standartların Kuşak ve Yol Girişimindeki altyapı yatırımlarında uygulandığı görülmüştür. Öte yandan Girişim'in çeşitli siyasi, coğrafi, hukuki ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğu ve girişimdeki projelerin şeffaflık ve saydamlık gibi çeşitli niteliklerden yoksun olduğu görülmüştür. Kuşak ve Yol Girişimi'nin başarıya ulaşarak yatırım alan ülkelerin refahına ve bölgesel refahlara katkı sağlaması ve Xi Jinping dönemi önemli politika formülasyonu olan Çin Rüyası'nın gerçekleşmesi için, Girişim'in önündeki yatırımların yapıldığı ülkelerdeki sorunlara yönelik çözümler geliştirilmesinin gerekli olduğu saptanmıştır.
  • Master Thesis
    Kuşak ve Yol Girişiminin Türkiye-çin İlişkilerine Etkileri
    (2024) Er, İsmail Bora; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Çin tarafından 2013 yılında ilan edilen 'Kuşak ve Yol Girişimi' küresel ticaret ağlarının yeniden şekillenmesini amaçlayan bir girişim olarak karşımıza çıkmaktadır. Girişim aynı zamanda son yüzyılın büyüyen gücü olan Çin'in bölgesel ve küresel ölçekte kalkınmadan beslenen yeni bir dış politika yaklaşımı olarak değerlendirilmektedir. Çin'in girişim kapsamında iş birliklerini ve ilişkilerini arttırmak istediği Asya, Avrupa ve Afrika ülkelerinin girişim içerisindeki konumları ve rolleri Kuşak ve Yol Girişiminin, Çin dış politikası üzerinde yarattığı değişimin göstergesidir. Bu bağlamda girişimin sürdürülebilirliği ve uygulanabilirliği noktasında kritik öneme sahip Türkiye Cumhuriyeti, Çin için önemli bir ortak olarak görülmektedir. Bu bağlamda tezin konusu 2015-2024 yılları arasında KYG kapsamında gelişen Türkiye Çin ilişkileridir. Türkiye-Çin ilişkileri üzerine ekonomik, siyasi ve diplomatik iş birliği alanları da dahil olmak üzere hem Türkçe hem İngilizce yazın oldukça kısıtlıdır. Bu yüzden çalışmanın amacı bu kısıtlı literatüre KYG ile gelişen ikili ilişkilerin ekonomik, siyasi, diplomatik dinamiklerini detaylı ele alarak katkı sağlamaktır. Ancak gelişen ilişkilerin daha iyi analiz edilebilmesi için Türkiye-Çin ilişkilerine tarihsel perspektiften bakılarak incelenmesi gerekmektedir. İki ülke arasında ki ilişkilerin şekillenmesinde önemli bir yeri olan Uygur meselesinin gerek Kuşak ve Yol Girişimi sürecinde, gerekse tarihsel süreçte etkilerine çalışma içerisinde yer verilmiştir. Çalışmanın argümanı KYG kapsamında hayata geçirilen ikili iş birliklerinin sorun ve fırsat alanlarının sadece son dokuz yıldaki dinamiklerle ve ekonomik verilerle açıklanamayacağı, bu yüzden ikili ilişkileri oluşturan dinamiklerin tarihsel ve politik arka planlarını da analiz etmenin büyük önem arz ettiğidir. Bu yüzden tezin ana bölümleri 2015-2024 yılları arasını ele almakla birlikte, bu zaman aralığındaki ilişkilere zemin hazırladığı düşünülen tarihsel ilişkiler kısmı ayrı bir bölüm olarak ele alınmıştır.
  • Master Thesis
    Irak-iran İlişkileri: 1980-2018
    (2019) Mıshaal, Husseın Abdullah; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Bu tez çalışması, 1980 yılından günümüze Irak ve İran devletleri arasındaki siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler noktasında ortaya çıkan krizleri anlamlandırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda her iki devletin rejimleri, etnik, dini ve mezhepsel yapıları göz önünde bulundurularak analiz yapılmıştır. Irak'ın yaklaşık bin kilometre kara sınırına sahip olduğu İran devletiyle ilişkileri geçmişten günümüze dönemsel olarak farklılık göstermiş, kimi zaman ortak çıkar ekseninde hareket edilmiş, kimi zaman ise çıkarların çatışması çerçevesinde hem bölgesel hem de küresel düzeyde problemlere neden olmuştur. Dünya'nın en büyük petrol ve maden rezervlerine sahip olan bu devletler, tarih boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapmanın yanı sıra, uluslararası aktörlerinde dönem dönem çatışma sahası olmuş ve uluslararası hegemonyalarını kanıtlama yolunda söz konusu bölgede güç mücadelesine girerek arkalarında bıraktıkları kan ve gözyaşlarıyla bu ülkeleri ve bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemişlerdir. 1980 yılından günümüze İran ve Irak devletleri arasında süregelen ilişkiler literatürde genel olarak körfez savaşlarına, bölgesel ve uluslararası aktörlerin tutumlarına veya iki devlet arasında çıkan bu savaşa yaklaşımlarına odaklanmaktadır. Bu minvalde; tez çalışmasında, 1980 yılı ve sonraki dönemin seçilmesinin temel nedeni, hem tarihsel açıdan uluslararası güç mücadelesinin en yüksek seviyede yaşandığı yıllar olmasından hem de takip eden süreci etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim söz konusu dönemde Ortadoğu bölgesinin kaderini derinden etkileyen olayların; hem iki ülke arasında, hem bölgesel anlamda hem de küresel anlamda yaşanmış olması bu düşünceyi; bir retorik ötesinde kanıtlar mahiyettedir. Buradan hareketle uluslararası akademi literatürüne mütevazı bir katkı yapmak amaçlanmıştır. Bu bağlamda tez çalışmasının ilk bölümünde; tarihsel perspektiften Irak ve İran devletlerinin ilişkileri yaşadıkları temel problemler çerçevesinde analiz yapılacak, ikinci bölümünde; söz konusu dönemin iki önemli aktörü olan Nuri el-Maliki ve Tarık el-Haşimi'nin Irak'ın İran'a yönelik dış politika davranışlarındaki etkileri ortaya ii koyulacak; üçüncü bölümünde ise 1980 yılından günümüze Irak ve İran devletleri arasında yaşanan beş temel sorun ele alınarak ilişkiler analiz edilecektir. Nihayetinde sonuç bölümünde ise 1980 yılından günümüze Irak-İran ilişkileri söz konusu bölümlerde yapılan analizler çerçevesinde anlamlandırılacaktır. Anahtar Kelimeler: Irak, İran, Körfez Savaşı, Nuri El Maliki, Tarık El Haşimi
  • Master Thesis
    Rusya-Ukrayna Savaşı bağlamında Türkiye'nin güvenlik algısı ve Doğu Akdeniz
    (2024) Kaya, Buse; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Türkiye'de ulusal güvenlik kavramı tarihsel tecrübelerle oluşmuş ve jeopolitik yapısı güvenlik algılamasında oldukça etkili olmuştur. Türkiye bulunduğu coğrafya itibariyle stratejik bir bölgedir. Türkiye'nin Doğu ve Batı arasında bir köprü olması jeostratejik önemini artırmaktadır. Fakat Türkiye'nin sınır komşularının ideoloji ve rejimlerinin farklı olması statükosunu korumasında bir tehdit olarak görülmüştür. Bu nedenle Türkiye'nin güvenlik algısı geleneksel güvenlik yaklaşımı çerçevesinde şekillenmiştir. Doğu Akdeniz Bölgesi Türkiye'nin sınır, enerji ve jeopolitik açıdan güvenliğini sağlamasında önemli bir alan olmuştur. Doğu Akdeniz Bölgesindeki hidrokarbon enerji kaynaklarının keşfedilmesi ile bölgedeki devletler arasındaki çatışmalar artmış ve uluslararası alanda dikkatler bu bölgede toplanmıştır. Devletlerin kendi deniz yetki alanlarını belirlemesi ve bölgeden çıkan hidrokarbon enerji kaynaklarının kullanımı, bölgedeki devletler arasında rekabete yol açmıştır. Rusya Ukrayna Savaşının başlaması, enerji kaynakları açısından Rusya'ya bağımlı olan AB'nin, Doğu Akdeniz'de enerji rezervlerine sahip olan devletlerle iş birliği içerisine girmesine neden olmuştur. Ayrıca Doğu Akdeniz Bölgesi ABD, NATO, AB tarafından Rusya'nın çevrelenmesinde stratejik bir bölge olarak görülmektedir. Rusya'nın yayılmacılığı ve ABD'nin bölgede artan nüfuzu Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırmaktadır. Türkiye Doğu Akdeniz'deki haklarını ve güvenliğini korumak istemektedir. NATO ülkesi olan Türkiye, Rusya ile de ileri düzeyde iş birliği içerisindedir. Türkiye savaş sırasında tarafsız bir politika sergilemekte ve ulusal güvenliğini ön plana koymaktadır. Bu çalışmada Rusya Ukrayna Savaşının Doğu Akdeniz Bölgesine etkileri ve Türkiye'nin güvenlik algısı çerçevesinde bölgedeki politikalarına yansımaları incelenecektir.
  • Master Thesis
    Ak Parti Döneminde Türkiye-afganistan İlişkileri
    (2024) Karvanbashı, Shujauddın; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    11 Eylül 2001'de ABD'deki terör saldırılarından sonra, dünyada bir takım jeopolitik değişim yaşanmıştır. Saldırıların faili olarak bilinen El Kaide terör örgütünün Taliban hareketi ile ittifak halinde olması, Afganistan'ı ilk hedef haline getirmiştir. Ardından 7 Ekim 2001'de ABD'nin öncülüğünde yapılan askeri müdahale ile Taliban örgütü yıkılmıştı. Afganistan'da 11 Eylül 2001 sonrasında yaşanan gelişmeler sırasında Türkiye'de AK Parti siyasal iktidarı ele geçirmiş ve tek başına iktidar olmuştur. Dolayısı ile 'AK Parti Döneminde Türkiye – Afganistan İlişkileri' adı altında ele alınan bu çalışmanın ana muhtevasını, Türkiye'nin olaylardan sonraki tutumu, Afganistan ile olan siyasi, ekonomik, askerî ve kültürel ilişkileri oluşturmaktadır. Bu çerçevede Türkiye NATO kapsamında iki kez üstlendiği ISAF komutası ve NATO Kıdemli Sivil temsilciliği görevi ile Afganistan'daki uluslararası güçler bağlamında layığı ile kendi görevini yerine getirdiği gibi, TİKA, Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü, Türk Kızılay'ı ve diğer sivil toplum kuruluşları ile bireysel olarak da Afganistan'da ciddi çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmaların mahiyetinin akademik ortamda işlenmesi, Türkiye'nin Afganistan'daki faaliyetlerinin gelecek nesillere aktarılması açısından son derece önemlidir. Bu çalışma literatür tarama yöntemi ve yapılan röportajlara dayanmaktadır. Yapılan araştırmalar, raporlar, bilimsel makaleler ve kitapların yanında gazete haberleri ile internet sayfalarından da yararlanılmıştır. Bunun yanında farklı dönemlerde Afganistan'da görev yapan diplomatlar ve diğer kuruluş üyeleri ile söyleşiler de gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada ilk olara Afganistan hakkında genel bilgiler verilmiş ve daha sonra tarihsel süreçte Türkiye - Afganistan ilişkileri ele alınmıştır. Son olarak da 11 Eylül gelişmeleri ve AK Parti döneminde Türkiye – Afganistan ilişkileri incelenmiştir.
  • Master Thesis
    Şangay İşbirliği Örgütü ve Kuşak ve Yol Girişimi Bağlamında Rusya-çin İşbirliği
    (2024) Gökbel, Kübra; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Soğuk Savaş sonrası kurulan yeni dünya düzeninde ABD'nin Orta Asya bölgesinde askeri, siyasi ve ekonomi alanında hegemonya kurma çabaları Rusya ve Çin'in tepkisine neden olmuştur. Rusya ve Çin'in hassas noktası olan Orta Asya bölgesinde ABD'nin söz sahibi olacağı endişesi iki aktörü ortak paydada buluşturmuştur.İki ülkenin de ortak hedefi ABD'nin tek kutuplu sistemine karşı çok kutuplu sistemin ön plana çıkarılmasıdır. Ancak Rusya ve Çin,Orta Asya ülkelerinin desteği olmadan uluslararası sistemde çok kutuplu sistemi hayata geçiremeyeceklerinin bilincindedir. Bu bağlamda SSCB dağılması sonrası Orta Asya'da oluşan güç boşluğunu doldurmak isteyen ABD'ye karşı Rusya ve Çin işbirliği sürecine girmiş ve Orta Asya ülkelerini de bu işbirliği sürecinin içine alarak Şangay İşbirliği Örgütü'nü (ŞİÖ) kurmuşlardır. Böylece ABD'nin tek kutuplu sistemine karşı bir duruş sergileyen ŞİÖ, Rusya-Çin işbirliğinin ilk somut adımı olmuştur. ABD'nin tek kutuplu sistemine karşı duran yükselen güç Çin'in ekonomik kalkınma projesi olarak ortaya attığı Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) ise Rusya'nın desteği ile ABD'ye karşı durdukları Rusya-Çin işbirliğinin ikinci somut adımı olmuştur. Soğuk Savaş sonrası Rusya-Çin işbirliğine odaklanan bu çalışma ŞİÖ ve KYG'nin ABD'yi dengeleyen ve çok kutuplu sistemin hayata geçirilmesi için uygun zemini hazırlayan iki araç olarak kullanıldığını ileri sürmektedir.
  • Master Thesis
    Uluslararası Finansal Düzende Asya Altyapı Yatırım Bankası (aııb) ve Türkiye-aııb İlişkileri
    (2021) Aydın, Fatih; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası finansal arenada ABD ve Batı merkezli bir düzen kurulmuştur. Kendilerine dünyada yoksulluğu kaldırmayı ve küresel finansal istikrarı sağlamayı misyon olarak belirleyen finansal düzenin kuruluşları olan IMF, Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası takındıkları politik tutum ve sağladıkları kredilerle ilişki kurdukları ülkelere ekonomik gelişme ve istikrar sağlayamadıkları gibi o ülkeleri daha da krize sürüklediği gözlemlenmiştir. Bu duruma üçüncü dünya ülkeleri ve özellikle gelişmekte olan ülkeler itiraz etmiştir. Bu itirazın sözcülüğünü ise Çin üstlenmiştir. 2010 yılından itibaren dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin, mevcut finansal kuruluşlarda adil bir yapı ve işleyiş olmadığını belirtmiş ve reform çağrısında bulunmuştur. İtirazların karşılık bulmadığını gören Çin alternatif arayışlara girmiş ve küresel çapta devasa projelere girişmiştir. Bu bağlamda attığı adımlarla küresel bir ekonomik güç olmayı hedefleyen Çin, girişimlere yeterli finansmanı oluşturmak için çok taraflı bir kalkınma bankası olarak Asya Altyapı Yatırım Bankasının kuruluşuna öncülük etmiştir. Bu çalışmada AIIB'nin uluslararası finansal düzende nasıl bir konuma, potansiyele ve etkiye sahip olduğu mevcut finansal kuruluşlar üzerinden karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiş ve AIIB'nin Türkiye ile olan ilişkileri incelenmiştir.