Search Results

Now showing 1 - 10 of 12
  • Master Thesis
    Mohsin Hamid'in 'the Reluctant Fundamentalist' ve Jhumpa Lahiri'nin 'the Namesake' Adlı Eserleri Üzerine Göçmen Kimlik Krizine İlişkin Postkolonyal Bir Okuma
    (2022) Akyüz, Hakan; Tekin, Kuğu
    Mohsin Hamid ve Jhumpa Lahiri, The Reluctant Fundamentalist ve The Namesake romanlarında göçmenlerin kimlik bozukluğunu resmeden iki yazardır. The Reluctant Fundamentalist'te 11 Eylül saldırılarının baş karakter olan Changez- New York'ta yaşayan Pakistanli bir göçmen – üzerindeki etkisi ve onun ve Müslümanların ABD'deki kimlik krizinin ana nedenleri inceliyor. Tartışma için Frantz Fanon'un kimlik görüşleri ve Edward Said'e ait Oryantalizm kullanılmıştır. Homi Bhabha'nın The Third Space ve Hybridity eserleri ve Stuart Hall'a ait 'Diaspora', ABD'deki Bengalli göçmelerin diasporik durumlarında kullanılıyor. Bu tez, ABD'deki hayatlarını, eski ve yeni arasında mücadele ettikleri kimlik bozukluğundan muzdarip olduklarını hayal eden Asyalı göçmenler fikrini veriyor. Romanların kahramanları, kendi yerel kültürleri ile üstün gibi görünen ev sahibi (Amerikan) kültürü arasında melez bir kültürel alan işgal eder. Bu tez, göçmene genellikle istenmeyen bir davetsiz misafir olarak davranan yeni bir kültüre girmesinden kaynaklanan kimlik krizini araştırır. Güney Asyalı göçmenlerin Amerikan kültürü ile yerli kültürleri arasında farklılığın yarattığı travmatik deneyimler, postkolonyal kültüre uyarlamak isteyen iki kahramanın kültürel tutumlarının geçiş aşamaları üzerinde durmaktadır.
  • Master Thesis
    James Joyce'un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi ve Virginia Woolf'un Bayan Dalloway Adlı Eserlerinde Gerçek Benliğinin Arayışı
    (2025) Nooruldeen, Daneez; Tekin, Kuğu
    Bu tez, modern edebiyatın temel konularından biri olarak kabul edilen gerçek benlik arayışını araştırmaktadır. Bu çalışma, karakterin sosyal, ailevi ve bazen dini kısıtlamalara maruz kalması nedeniyle yaşadığı anıları, bakış açılarını ve travmatik deneyimleri yakalayan düşünce ve duygu zincirleri oluşturmayı amaçlamaktadır. Ortak temalar ve sıradan yaşamla ilgilenen on dokuzuncu yüzyılın aksine, yirminci yüzyıl özel yaşam ve iç dünyayla ilgilenen daha karmaşık bir dönem olarak tanımlanabilir. I. ve II. Dünya Savaşları'ndan sonra insanlar yalnızlık ve kopukluk çekerek yabancılaştı, modern insan istikrarsız bir hayata ve parçalanmış bir kimliğe sahip olmaya başladı ve bu da onu kendini tanımlamada zorluk çekmeye itti. Karakterlerin düşünceleri rastgele gelir ve belirli bir kurala veya olay örgüsü yapısına uymadan kendiliğinden gelişir. Yazar böylece karakterlerin psikolojisinin derin ve karmaşık katmanlarını keşfeder; karakterin zihninde olup bitenleri yansıtarak duyguların karmaşıklığını yakalar. Modern insan çevresine yabancılaşmış, yalnızlığını kendisiyle ve toplumuyla boğuşarak yansıtmaktadır. Gerçek benliğin dikkate alınmasını incelerken, bilinç akışı, modern yazarın bireyin mücadelesini, yaşam ve yaşama amacını bulma arayışını keşfetmek için kullandığı önemli tekniklerden biri olabilir. Yazar bu anlatım tarzı boyunca karakterin psikolojik durumunu ele alırken aynı zamanda karakterin iç dünyasıyla da tanışıyor. Bu tez, yirminci yüzyılın iki önemli romanındaki: James Joyce'un A Portrait of the Artist as a Young Man ve Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway romanlarındaki kahramanların kimlik oluşumuyla mücadelelerini göstererek ve bu kahramanların ruh hallerini derinlemesine analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu tez boyunca okuyucu, gizli gerçek benliği ortaya çıkarmak ve onunla yüzleşmek için kahramanların zihnine derinlemesine girecektir. Ayrıca bu çalışmada modern insanın, modern toplumda kaybolduğuna inandığı kimliğini inşa etme çabası da incelenmektedir. Anahtar Sözcükler: James Joyce, Virginia Woolf, gerçek benlik, bilinç akışı, A Portrait of the Artist as a Young Man, Mrs. Dalloway
  • Master Thesis
    Neil Gaiman'ın Yokyer ve Coraline Romanlarında Bilinçaltı ve Tekinsizlik
    (2023) Semercioğlu, Barış; Tekin, Kuğu
    Bu tezin amacı, Neil Gaiman'ın kentsel fantazi romanı Yokyer adlı eseri ve gençlik kitabı Coraline'ndeki tekinsizlik ve bilinçaltı elementlerinin temsil edilme biçimlerini inceleyerek, bu temsillerin Sigmund Freud'un teorileri ve diğer Tekinsizlik teorileriyle ne kadar bağdaştığını incelemektir. Her iki romanda da, ana karakterler, kendilerini gerçekliklerinin çarpıtılmış bir versiyonu olan, ve aslında kendi bilinçaltlarının derinliklerini simgeleyen, yansıma bir dünyaya götüren birer yolculuğa çıkarlar. Karakterler korkularının üstesinden gelmeyi ve bastırılmış duygularını kontrol etmeyi, şeytani ikizler, kötücül anne figürleri veya altüst edilmiş alanlar gibi tekinsizlik tezahürleri aracılığıyla öğrenirler. Richard'ın yeraltı şehri, Aşağı Londra'daki sınamaları, ve Coraline'in Diğer Ev'deki mücadeleleri aslında bilinçaltı düşüncelerini bilinçlerine dahil etme çabalarını temsil etmektedir. Bu yüzden bu tez, tekinsizlik temsillerinin karakterlerin değişimlerine, kişiliklerinin gelişimine ve kimlik krizlerinin çözümüne ne kadar katkıda bulunduğuna odaklanmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon'u Üzerine Transhumanist ve Eleştirel Posthumanist Bir Çalışma
    (2024) Yastıbaş, Gülşah Çınar; Tekin, Kuğu
    Bu tez, yirmi birinci yüzyılın distopik bilim ve spekülatif kurgu edebiyatındaki Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon isimli eserlerini, transhümanizm ve eleştirel posthümanizm bağlamında incelemektedir. İnsanın fiziksel, bilişsel ve psikolojik sınırlarını aşmak için geliştirilen ve transhümanizmle örtüşen teknolojileri, aynı zamanda eleştirel posthümanizm ile örtüşen etik, çevresel ve sosyo-politik kaygıları inceleyerek, bu tez, seçilen eserlerde transhümanist yaklaşımın tekno-iyimser vizyonu ile böyle bir vizyonun tekno-kapitalist toplumlarda ortaya çıkan benzeri görülmemiş sonuçları arasındaki çatışmayı göstermeyi amaçlamaktadır. Seçilen eserler, teknolojinin insan deneyimlerini ve diğer varlıklarla ilişkilerini şekillendirmedeki rolünü anlamak için analiz edilmekte ve nihayetinde insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlanmaya yönelir. Bu tez, Julian Huxley, Max More, Nick Bostrom, Donna Haraway, N. Katherine Hayles ve Rosi Braidotti gibi önemli savunucuların görüşlerine dayanarak transhümanizm ve eleştirel posthümanizm teorik çerçevelerini kullanmaktadır. Bu analiz aracılığıyla tez, edebiyatın gelişmekte olan teknolojilere yönelik toplumsal bakış açılarını şekillendirme ve insanlığın geleceği üzerine eleştirel düşünmeyi tetikleme gücünü vurgulamaktadır. Transhümanizmin tekno-iyimser vizyonu ile posthümanizmin eleştirel bakış açılarını karşılaştıran bu tez, teknolojik ilerlemenin bireyler, toplum ve çevre üzerindeki daha geniş etkilerini dikkate alan dengeli bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Çalışma nihayetinde, bu edebi eserlerin insan geliştirme teknolojileriyle ilişkili kaygıları nasıl yansıttığını ve bunlara karşı nasıl uyardığını göstermeyi ve hızlı teknolojik değişim çağında insanlığın potansiyel geleceğine dair incelikli bir anlayış sunmayı amaçlamaktadır.
  • Master Thesis
    İmgesel Gerçekler: George Lamming'in In The Castle Of My Skin ve Edgar Mittleholzer'ın My Bones And My Flute Romanlarının Postkolonyal Ekopsikolojik Okuması
    (2024) Bora, Ceren; Tekin, Kuğu
    Bu tez, daha az çalışılan postkolonyal yazarların iki romanını hem ekoeleştirel hem de psikolojik bakış açılarından analiz etmeyi amaçlamaktadır. İki Karayip-İngiliz yazarın-George Lamming ve Edgar Mittelholzer- sömürge döneminde yazılmış romanlarının ekopsikolojik incelemesini içerir. Her iki roman da kültürel kimlik, kolonyal sömürü ve sömürgecilik sonrası manzaranın betimlenmesi sorunlarını irdelemektedir. Bu iki romancının postkolonyal kaygılarla birlikte ekolojik ve psikolojik sorunlarla nasıl baş ettikleri araştırılmaktadır. Eklektik/disiplinler arası teorik bir okuma yoluyla kültürel kimlik, doğa ve benliğin araştırılması ve betimlenmesi açısından iki roman arasındaki benzerlikler ve farklılıklar vurgulanmaktadır. Sonuç bölümünde de önerildiği gibi, her iki yazar Karayipler bağlamındaki sosyal zorlukların, eşitsizliklerin, çevresel sorunların ve adaletsizliklerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle kapsamlı bir okuma gerektirdiğini göstermektedir. Bu iki roman, doğal ve toplumsal dünyalardaki etkileşimle ilişkili olarak farklılıkların ve bireyselliğin ruhsal bütünlüğüne ilişkin geleneksel anlayışı yeniden inşa etme ve onunla uzlaşma girişimleridir. Bu bağlamda bu tez, her iki romanın psikolojik, ekolojik ve sömürge sonrası kimlik sorunu bağlamında disiplinler arası bir okuma ile bu konularda iki roman arasındaki benzerlik ve farklılıkları göstermektedir.
  • Doctoral Thesis
    Hilary Mantel'in Every Day Is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1988) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) Eserlerinde Annelerin Engelli Çocuk Yetiştirme Deneyimi
    (2025) Semercioğlu, Pelin Duygu Aksu; Tekin, Kuğu
    Bu tez, Hilary Mantel'in Every Day is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1985) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) adlı eserlerinde engelli çocukların annelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorluklar ele alınırken, annelik deneyimleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri, ailelerde babaların rolleri, engelliliğin temsili ve romanların geçtiği zamanlardaki sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin işlevleri de tartışılacaktır. Bu tez engelli çocukların annelerinin yaşadığı zorlukların, esasen, toplumsal düzenin ataerkil yapısından kaynaklandığını ve bu düzenin büyük ölçüde engelsiz heteroseksüel erkek bireyler için tasarlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, tez annelik ve feminist engelli çalışmalarını temel almakta olup, Judith Butler'ın Performativite Kuramı ve Rosemarie Garland Thomson'ın Feminist Engellilik Kuramına referansla bir inceleme gerçekleştirmektedir. Butler'a göre toplumsal cinsiyet rolleri, tekrar eden pratikler sonucunda şekillenir ve norm olarak kabul edilir; dolayısıyla doğal değil, toplumsal olarak inşa edilmiştir. Garland Thomson ise engelliliğin fiziksel değil, toplumsal olarak inşa edildiğini öne sürer. Bu yüzden, bireyleri engelli kılan fiziksel ya da bilişsel farklılıklar değil, toplumun engelsiz bireyler için tasarlanmış yapıları olduğu savunulmaktadır. Bu çalışma, geleneksel aile yapısı içinde annelerden ideal annelik sergilemelerinin beklendiğini ve bu durumun annelerin omuzlarına ağır bir yük olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, engelli bir çocuğa annelik etmenin, aile içi dinamikler ve toplumsal yapı göz önünde bulundurulduğunda, çok daha fazla zorluk içerdiği tartışılmaktadır. Seçilen romanlar aracılığıyla, bu tezin, engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorlukların temelinde toplumsal normların yattığını ve bu normların, anneleri çocuklarının birincil bakım sağlayıcısı olarak konumlandırdığını ve, bunun yanı sıra, babaların aile içindeki yokluğu ve sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, annelerin çocuklarını yetiştirirken daha fazla zorluk yaşamasına neden olduğunu bulmayı amaçlar.
  • Master Thesis
    Kuzey ve Güney ve Büyük Umutlar Romanlarında Sınıf ve Cinsiyet Bağlamında 19. Yüzyıl İngiliz Toplumu
    (2024) Nalbant, İrem; Tekin, Kuğu
    Bu tez, Viktorya dönemi İngiltere'sinde var olan sınıf ve cinsiyet temelli toplumsal sorunları Marksist edebiyat eleştirisi merceğinden inceleyecektir. Kuzey ve Güney (1855) ve Büyük Umutlar (1861) romanları sanayileşmenin etkisiyle birey ile toplum arasındaki çatışmayı anlatmaktadır. Seçilen iki yazarın sorunlu toplumsal konulara bakış açıları tezde tartışılacaktır. Bu sorunlu konuların en önemlileri arasında Viktorya çağının sosyo-ekonomik ve kültürel durumu ve kadınların görece düşük konumu araştırılacaktır. Sanayileşmenin etkisiyle sınıflar arasındaki kopukluk derinleşmiş, özellikle mevcut adaletsiz toplumsal düzen nedeniyle emekçilerin ağır çalışma koşulları dayanılmaz hale gelmiştir. Bu durumların Marksist bir okumayı zorunlu kıldığı görülmektedir. Marksist ideolojiler, farklı sosyal sınıflar etkileşime girdikçe sosyal hareketliliğin insanların davranışlarını nasıl etkilediğini anlamaya çalışmaktadır. Sonuç olarak, kentsel ve kırsal alanlar arasında ortaya çıkan bireysel çatışma, Elizabeth Gaskell'in Kuzey ve Güney'i referans alınarak analiz edilecektir. Charles Dickens'ın Büyük Umutlar'ı ise burjuva toplumsal değerlerinin bireyleri nasıl etkilediği, özellikle yoksul alt sınıf bireyleri nasıl baskıladığı dikkate alınarak incelenecektir. Bu tezin Viktorya dönemi edebiyatında sınıf ve toplumsal cinsiyet temelli konulara ilişkin gelecekteki çalışmalara yeni bir katkı sağlayacağını umuyoruz.
  • Doctoral Thesis
    Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway (1925), Orlando (1928), The Waves (1931), Between The Acts (1941) Romanlarında Modernist Kendini İfade Etme ve Varoluşsal Anlatı Teknikleri ve Stratejileri: Psikanalitik Bir Çalışma
    (2022) Ibnıan, Khaled; Tekin, Kuğu
    Bu tez Virginia Woolf'un eserlerinde öncelikle soliloquy ve monologların nasıl kullanıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez özellikle kişinin kendi varlığı, çevresi ve hatta evren ile derinlikli bir iletişim kurabilmesinde kullanılan anlatı teknik ve stratejilerini tartışmaktadır. Woolf'un eserlerindeki bu derin vizyonlar ve deneyimler, metinlerin kapsamlı bir şekilde okunmasını sağlarken, alt anlamların ve çağrışımların etkilerini, tüm bunların yaşam felsefesi ve/veya gerçek benlik ve farkındalık ile ilgili olup olmadıklarını anlatmaktadır. Bu nedenle tez, yukarıda sözü geçen anlatı teknik ve stratejilerini Virginia Woolf'un dört romanında araştırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Virginia Woolf, psikanalitik kuram, anlatı teknikleri, monolog, soliloquy
  • Master Thesis
    Yeni Şişelerde Yıllanmış Şarap: Jeanette Winterson'ın Tutku ve Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi Romanlarında Biyolojik Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Kimlik
    (2022) Özen, Fadime Cansu Palamutçu; Tekin, Kuğu
    Bu tezin amacı, Jeanette Winterson'ın seçilen romanlarda yarattığı zaman çizelgesi ve karakterler aracılığıyla biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının nasıl evrildiğini göstermektir: İkinci romanı Tutku ve son yapıtlarından biri olan Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi. Her iki romanda da Winterson, metinlerarasılık, parodi ve zamansal çarpıtma gibi çeşitli postmodern unsurları kullanır; böylece kurmaca yazınındaki geleneksel teknikleri altüst eder. Winterson, Tutku romanında, Henri ve Villanelle adlı iki adet hikaye anlatıcısı yaratır, atfedilen cinsiyet rollerini değiştirir ve biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Dolayısıyla bu tez, toplumsal olarak kadınlardan ve erkeklerden beklenenlerin nasıl farklılaştığına odaklanmakta ve bu inşa edilmiş rollerin performatif doğasının altını çizmektedir. Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi'nde iki anlatıcının yanı sıra iki farklı zaman dilimi de vardır. İlk hikaye, annesi feminist hareketin öncülerinden Mary Wollstonecraft olan Mary Shelley tarafından anlatılır. İkinci anlatıcı, varlığı, cinsiyet rolleri ve değişken kimlikler hakkında çok daha geniş bir perspektif sunan trans doktor Ry Shelley'dir. Dolayısıyla bu tez, ilgili teorilerin ve argümanların ışığında, biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının analizini Winterson'ın karakterleri aracılığıyla sunmayı amaçlamaktadır. Onların deneyimleri, 'yıllanmış bir şarabı yeni şişelere koymanın' hiçbir anlamı olmadığının altını çizer çünkü ikili sistemlerin her zaman 'Öteki' bir tarafı olmuştur. Bu sebeple, bu çalışma, bilindik eski ikili sistemler için üretilen yeni etiketlere rağmen, hetero-ataerkil sistemin kökünün aynı kaldığını da göstermektedir.
  • Master Thesis
    Atwood'un The Handmaid's Tale ve The Testaments Eserlerinde Toplumsal Cinsiyetlendirilmiş Mekânın Çift Yönlü İşlevi: Evsel ve Kurumsal Alanlarda Denetim ve Direniş
    (2025) Naouchi, Dana; Tekin, Kuğu
    Bu tez, Margaret Atwood'un The Handmaid's Tale ve The Testaments adlı eserlerinde toplumsal cinsiyetli mekânlar hem ataerkil kontrol aracı olarak işlev gördüğünü hem de feminist direnişe zemin hazırladığını incelemektedir. Gilead'da iktidar mekân üzerinden işler: yatak odaları, mutfaklar, çalışma odaları ve kurumsal yapılar kadınları baskılamak ve disipline etmek amacıyla tasarlanır. Ancak Atwood'un anlatıları bu mekânların durağan olmadığını gösterir; kadınlar bu alanları hafıza, dayanışma ve hayal gücü yoluyla dönüştürür. Yakın okuma yöntemi ve feminist mekân kuramı kullanılarak yapılan bu çalışmada Giorgio Agamben'in egemenlik teorisi, Doreen Massey'nin mekânsal politikalara dair dinamik yaklaşımı, Daphne Spain'in toplumsal cinsiyet ve mimarlık üzerine çalışmaları ile Gaston Bachelard'ın mekân poetikasından yararlanılmıştır. Tez, Gilead'daki her bir mekânın ya baştan toplumsal cinsiyetli olarak inşa edildiğini ya da ataerkil düzenin etkisiyle bu niteliği kazandığını ortaya koyar. Ataerki, tıpkı egemen iktidar gibi, mekân üzerinden işlemekte; ayrıştırmakta, kontrol etmekte ve kimin nerede yer alacağını belirlemektedir. Bu çalışma, Gilead'daki direnişin sadece kaçışla değil, dönüşümle mümkün olduğunu savunur: Kadınlar, Ardua Hall'da Lydia Teyze'nin gizli arşiv faaliyetlerinde ya da Agnes'in ev içindeki sessiz başkaldırısında olduğu gibi, mekânları yeniden şekillendirerek özneleşir. Atwood'un eserleri, ataerkil mekânsal düzenin kırılganlığını ortaya koyarak en baskıcı ortamların bile direniş potansiyeli taşıdığını gösterir. Bu tez, feminist edebiyat çalışmalarına, mekânı geri kazanmanın gücü geri kazanmak anlamına geldiğini vurgulayarak katkı sunmaktadır.