Search Results

Now showing 1 - 10 of 30
  • Article
    Citation - WoS: 3
    Citation - Scopus: 3
    Incidence of Medical Device-Related Pressure Injuries and Identification of Risk Factors in the Neonatal Unit
    (Elsevier Sci Ltd, 2024) Yarkiner, Zalihe; Bahar, Arzu; Sonmez, Munevver; Kapan, Emine; Sahin, Simge; Kostekci, Ezgi; Erdeve, Omer
    Aim: This study was conducted to investigate the incidence of medical device-related pressure injuries (MDRPIs) and the risk factors influencing their occurrence in the neonatal intensive care unit (NICU). Method: This study is a prospective, descriptive study. The research was conducted with 116 newborns between June 1, 2022, and June 1, 2023. Newborns who stayed in the neonatal intensive care unit for at least 24 h were observed daily for medical device-related pressure injuries under and around each medical device throughout their stay in the intensive care unit. The "Case Report Form," "MDRPIs Monitoring Form," "Braden Q scale for children," National Pressure Injury Advisory Panel (NPIAP) Pressure Grading, and Glasgow Coma Scale were used in the research. Results: The incidence of medical device-related pressure injuries is 35.3 % (41/116). It was found that 38.1 % (16/42) of medical device-related pressure injuries developed due to Near-Infrared Spectroscopy (NIRS) probes, and 33.5 % (14/42) developed due to medical devices related to the respiratory system. In terms of anatomical location, 38.1 % occurred on the forehead, and 23.8 % on the arm/leg. The difference between birth weight, gestational age, development of MDRPIs in newborns receiving sedation and inotropes was found to be statistically significant. Regression analysis identified gestational age (p = 0.040, OR = 0.795, 95%CI = [0.632-1.000]) as an independent risk factor for the occurrence of medical device-related pressure injuries. Conclusions: The incidence of medical device-related pressure injuries in newborns was relatively high in this study, with gestational age being the most significant risk factor for MDRPIs formation. It is crucial for neonatal intensive care nurses to consider associated risk factors while providing newborn care and implement appropriate preventive measures to reduce the incidence of MDRPIs.
  • Master Thesis
    Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde İş Yükünün Hasta Güvenliği Üzerindeki Etkisinin Belirlenmesi
    (2011) Eroğlu, Eylem Kaya; Esatoğlu, Afsun Ezel
    Araştırmanın amacı; kamuya ait bir eğitim ve araştırma hastanesinde iş yükünün, hasta güvenliği üzerinde etkisinin belirlenmesi ve iş yüküne bağlı olarak tıbbi hatalarının meydana gelme sıklıklarının saptanmasıdır.Araştırmanın evrenini, Ankara İli'nde bulunan Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen, birbirinden farklı özelliklere sahip dört ayrı kliniğindeki toplam 73 hemşire ve hemşirelerin bildirdikleri hasta güvenliğini tehdit eden tüm olay bildirimleri oluşturmaktadır. Araştırma 16 Haziran 2009- 16 Eylül 2009 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın verileri, benzer çalışmalarda kullanılan, alanyazın ve uzman görüşü alınarak hazırlanan toplam dört ayrı formla toplanmıştır. Araştırma sonucu iş yükü ile elde edilen veriler Excel programında, hata bildirimi ile elde edilen veriler ise SPSS 13.0 programında analiz edilmiştir.Araştırma kapsamında 3 aylık süre boyunca, dört ayrı klinikte toplam 7619 hastaya, 108 yatak kapasitesi ile 55 aktif çalışan hemşire tarafından bakım hizmeti verilmiştir. Yoğun Bakım Ünitesi'nde 24 saat içinde hastaya verilen bakım saati 10,4, Süt Çocuğu Servisi'nde 2,0, Büyük Çocuk 2 Servisi'nde 2,1, Hematoloji Onkoloji Servisi'nde ise 3,0 olarak bulunmuştur. Hasta bağımlılık düzeyine göre verilmesi gereken 24 saatlik bakım saatleri, Yoğun Bakım Ünitesi'nde 19,7, Süt Çocuğu Servisi'nde 13,5, Büyük Çocuk 2 Servisi'nde 9,5, Hematoloji Onkoloji Servisi'nde ise 10,3 olarak saptanmıştır. Hasta bağımlık düzeyine göre verilmesi gereken bakım saati üzerinden yapılan hesaplamalarda, birimlerde çalışması gereken toplam hemşire sayısı 205 olarak bulunmuştur.Araştırmada, toplam 236 hata bildirimi alınmıştır. Hataların türlerine göre dağılımı incelendiğinde, tanı ve bakım süreci hatalarının %68,7, ilaç hatalarının %29,6, düşmelerin ise %1,7 oranında gözlendiği saptanmıştır. Hatalar, risk derecelerine göre 2 ile 5 arasında sınıflandırılmış ve hataların %59,2'sinin hemşirelik hizmetlerini dolaylı etkileyen, %40,7'sinin ise hemşirelik hizmetlerini doğrudan etkileyen nedenlerle ilişkilendirildiği belirlenmiştir. Hata risk dereceleri ile servisler arasında ve hata risk dereceleri ile hasta bağımlılık düzeyleri arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunmuş, hata risk dereceleri ile çalışma saatleri arasında ve bakılan hasta sayısı arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunamamıştır.Anahtar Sözcükler: Hasta güvenliği, hemşire istihdamı, hasta bağımlılığı, iş yükü, güvenli istihdam, istenmeyen olay, tıbbi hata.
  • Master Thesis
    Hemşirelerin Güvenli Kan Transfüzyonlarına Yönelik Bilgi ve Beceri Düzeylerinin Saptanması (dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma ve Ulus Devlet Hastaneleri Örneği)
    (2014) Güleşen, Gülçin; Bircan, İsmail
    Bu araştırma, son zamanlarda oldukça büyük önem taşıyan güvenli kan transfüzyonu konusunda hemşirelerin bilgi ve beceri düzeylerini belirlemek ve sorun çözümüne yönelik öneriler geliştirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesinde görev yapan 115 hemşire ile Ankara Ulus Devlet Hastanesinde görev yapan 35 hemşire olmak üzere toplam 150 hemşire oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak 32 adet sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, Chi-Square testi ve yüzdelik kullanılmıştır. Daha önce yapılmış çalışmalara göre araştırmaya katılan hemşirelerin güvenli kan transfüzyonuna yönelik genel bilgi puanlarının 51-70 puan (%49) arasında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastanelerde kan transfüzyon komitesinin bulunması, hemşirelerin büyük çoğunluğunun lisans mezunu (n:76) olması, grup içerisinde daha önce hizmet içi eğitim almış hemşirelerin sayısının fazla olması (n:111) ve bu hastanelerde hizmet kalite standartlarına verilen önemin fazla olması bu sonucun çıkmasında etkili olmuştur. Ancak güvenli kan transfüzyonu ile ilgili alt bölümlerden kan transfüzyon uygulama öncesi, sırası, sonrası ve komplikasyonlara ilişkin bilgi puanlarının 50 puan ve altında olduğu, bu konularda hemşirelerin bilgi yetersizliklerinin olduğu bulgusuna ulaşılmışken; kan transfüzyonu ile ilgili HKS'ye yönelik bilgi puanı 71 ve üzeri puan (% 58,7) olarak bulunmuştur. Çalışmamızda hemşirelerin yaşı, hizmet içi eğitime katılma durumları ve hemşirelik mesleğinde çalışma süresi ile güvenli kan transfüzyonu genel bilgi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkmazken; hemşirelerin eğitim düzeyi, çalıştıkları birim ve hizmet içi eğitime katılma süresi ile güvenli kan transfüzyonu genel bilgi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca ulaşılmıştır. Hizmet içi eğitimlerde güvenli kan transfüzyon eğitimlerinin daha fazla önem verilerek yapılması ve eğitimlerin bir güne sıkıştırılarak yapılmaması, eğitimlere ön test ve son test yapılmasına yer verilmesi bilgi düzeyini daha da artıracaktır. Sıkılaştırılmış olarak yapılan eğitimlerde bilgilendirmede istenilen sonuca ulaşım azalmaktadır. Araştırmamızda bir hafta ve üzeri eğitim alanların bilgi puanları daha yüksek çıkmıştır. Hizmet içi eğitimlerde güvenli kan transfüzyonu konusundaki eğitimlerin bir yıl içerisinde düzenli aralıklarla (3 ayda bir) tekrarlanması ve en az bir hafta yapılması; hataların azalmasına ve bilgilerin kalıcı olmasına dolayısı ile sağlık hizmeti sunumunda kalitenin de artmasını sağlayacaktır. Hemşirelerin çalıştığı birimle güvenli kan transfüzyonu bilgi puanı arasında anlamlı ilişki olması nedeniyle yapılan eğitimlerin kliniklerin türüne göre ve birim bazlı yapılması eğitimlerin etkinliliğini ve verimliliğini artıracaktır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; hemşirelerin eğitim düzeyinin en az lisans seviyesinde olması için imkânlar tanınması ve hastanelerde çalıştırılacak hemşire kadrosu seçiminde en az lisans mezunu hemşirelerin bulunması, hemşirelere güvenli kan transfüzyonuna yönelik etkili, sürekli ve planlı bir hizmet içi eğitim verilmesi, verilen eğitimin etkinliğinin ölçülmesi ve uygulamaya yönelik standardizasyon çalışmalarının geliştirilmesi, tüm hastanelerde kullanılan standart formların geliştirilmesi, yurtdışı örneklerde olduğu gibi transfüzyon hemşire ekibinin oluşturulması ve var olan kan transfüzyon komitelerinin aktif olarak çalışmaları önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: 1. Hemşire, 2. Güvenli Kan Transfüzyonu, 3. Bilgi Beceri Düzeyi, 4. Eğitim 5. Kan Transfüzyon Komitesi
  • Master Thesis
    Üniversite Öğrencilerinin Menstruasyona İlişkin Tutumlarının ve Hijyen Alışkanlıklarının Belirlenmesi
    (2024) Şahin, Dilara; Bayraktar, Nurhan
    Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin menstruasyona ilişkin tutumlarının ve hijyen alışkanlıklarının belirlenmesi amacı ile gerçekleştirilmiş tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışmaya Atılım Üniversitesinde Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü ve İşletme Fakültesinde öğrenim gören araştırmaya katılmayı kabul eden 151 kişi dahil edilmiştir. Veriler Etik Kurul onayının alınmasının ardından 1 Kasım 2023 ile 1 Ocak 2024 arasında, Tanıtıcı Bilgi Formu, Genital Hijyen Davranışları Ölçeği ve Menstruasyon Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin, %90.7'sinin menstruasyon öncesi bilgi aldığı, bilgi kaynağının çoğunlukla (%85.5) anne olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin, Genital Hijyen Davranışları Ölçeği toplam puan ortalamaları 95.76 (Min-Maks: 41.00-114.00) ve Menstruasyon Tutum Ölçeği toplam puan ortalamaları 2.57 (Min-Maks: 1.29-3.45) bulunmuştur. Katılımcıların Genital Hijyen Davranışları Ölçeği toplam puan ortalamaları ile Menstruasyon Tutum Ölçeği toplam puan ortalamaları arasında ilişki saptanmamıştır. Fakat Genital Hijyen Davranışları Ölçeği anormal bulgu farkındalığı alt boyut puanı ile Menstruasyon Tutum Ölçeği toplam puanı ve Menstruasyon Tutum Ölçeği -doğal bir olgu olarak menstruasyon alt boyut puan arasında pozitif yönlü ve zayıf düzeyde anlamlı ilişki belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, toplumda menstruasyona ilişkin olumlu tutum geliştirmeye yönelik politikalar ve çok yönlü stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir.
  • Master Thesis
    Hemşirelerin Stres ve Motivasyon Analizi (dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Ulus Devlet Hastanesi Örneği)
    (2014) Güleşen, Yunus; Bircan, İsmail
    Bu araştırma, sağlık hizmetlerinin sunumunda önemli bir rol üstlenen hemşirelerin stres ve motivasyon durumlarını ile stres motivasyon ilişkisini saptamak, kurumların amaçlarına ulaşmada en büyük sorun olan personeli etkileyen olumsuzlukları ortadan kaldırmak, fayda sağlayacak stratejiler geliştirmek, personelin etkin ve verimli çalışmasına katkı sağlamak amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesinde görev yapan 116 hemşire ile Ankara Ulus Devlet Hastanesinde görev yapan 35 hemşire olmak üzere toplam 151 hemşire oluşturmaktadır. Araştırma verileri kaynak taraması yapılarak ve araştırmaya katılan hemşirelerle yüz yüze yapılan görüşmelerde anket yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Ankette Richardson tarafından geliştirilmiş olan 44 sorudan oluşan ''Stres Kaynağı Ölçeği'' ile Barbuto ve School tarafından geliştirilmiş olan 30 sorudan oluşan ''Motivasyon Kaynakları Envanteri'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, Kruskal Wallis testi ve Pearson Korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada hemşirelerin %56.3'ünün sosyal stres vericiler yönünden, %49'unun işle ilgili stres vericiler yönünden hastalık geliştirme olasılığı olduğunu, %51'inin kendini yorumlama biçiminden kaynaklanan stres vericiler yönünden hastalık geliştirme eğiliminde olduğu ve %45'inin fiziki çevreden kaynaklanan stres vericiler yönünden hastalık geliştirme olasılığı oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin cinsiyeti ile sosyal stres vericiler, çocuk sayısı ile fiziki çevreden kaynaklanan stres vericiler ve meslekteki toplam hizmet süresi ile kendini yorumlama biçiminden kaynaklanan stres vericilere ait puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Hemşirelerin cinsiyeti ile hedef içselleştirme alt grubu, haftalık çalışma süresi ile iç güdüsel süreç alt grubu, ek gelir durumu ile araçsal süreç alt grubu, iç güdüsel süreç alt grubu ve dış benlik kavramı alt grubu puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda stresi azaltıcı ve motivasyonu arttırıcı faktörler konusunda önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: 1. Hemşire 2. Stres 3. Motivasyon
  • Master Thesis
    Sağlık Yüksekokulunda Eğitim Gören Hemşirelik ve Ebelik Bölümü Öğrencilerinin Hasta Hakları Konusunda Bilinç Düzeylerinin Belirlenmesi: Amasya Üniversitesi Örneği
    (2016) Binay, Onur; Törüner, Ali Mete
    Uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler ile sıklıkla tartışılan, çözüm aranan, hasta ve personel açısından daha iyiyi hedefleyen ve üzerinde önemle durulan hasta haklarının uygulanabilirliği, toplumsal bilinç oluşturulmasından önce sağlık hizmetini sunan personelin eğitimi ile sağlanabilir. Bu anlayışla etik kural ve değerleri özümsemiş öğrencilerin yetiştirilmesinde eğitim kurumlarının rolü önemlidir. Türkiye'de mezuniyet öncesi dönemde, öğrencilerin hasta hakları konusunda bilinç düzeylerinin ölçülmesi hususunda yeterince çalışma yapılmamıştır. Bu çalışma ile hemşirelik ve ebelik bölümü öğrencilerinin hasta haklarına ilişkin bilgilerini, düşüncelerini, davranış ve alışkanlıklarını, duyarlılıklarını tıp etiği ve kuralları içerisinde incelemek amaçlanmıştır. Amasya Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik ve Ebelik Bölümü öğrencilerinden 361'i üzerinde uygulanan tanımlayıcı tipteki bu çalışmada, demografik özelliklere ait soruların yanı sıra Hasta Haklarına Yönelik Tutum ve Katılımını ölçmeye yönelik 5'li Likert ölçeğine göre hazırlanmış sorulardan yararlanılmıştır. Ölçeğin güvenirliliği ise Cronbach Alpha Katsayısı ile ölçülmüş ve 0,7'nin üzerinde bulunmuştur. Araştırmanın sonuçlarından bazıları şöyledir: Katılımcıların %69,8'ini hemşirelik bölümü öğrencileri, %30,2'sini ebelik bölümü öğrencileri oluşturmaktadır. Öğrencilerin %83,9'unun kadın, %16,1'inin erkek olduğu belirlenmiştir. Kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre, ebelik bölümü öğrencilerinin hemşirelik bölümü öğrencilerine göre hastaların iletişim ve bilgi alma haklarına yönelik tutumları ölçeği puanları daha yüksek bulunmuş ve istatistiksel olarak anlamlandırılmıştır. Sonuç olarak; iletişimin bireyi tanımlamak, gereksinimleri karşılayabilmek ve anlaşılabilir olmak açısından önemli olduğu görülmüştür. Öğrencilerin herhangi bir ayrıma tabi tutulmaksızın, kişilerin her türlü sağlık hizmetinden faydalanma ve tedavi görmeleri konusunda bilinçli oldukları ortaya çıkmıştır. Eğitim müfredatında bulunan/eklenmesi düşünülen dersler her dönemi ve sınıfı kapsayacak şekilde hasta hakları kavramının tartışılabildiği, yaşanan ihlallerin, yetki ve sorumlulukların bilindiği dersler olarak değiştirilmeli, mesleki değer ve etkili iletişim tekniklerini barındıracak içerikte olmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: Hasta Hakları, Bilgi Düzeyi, Hemşirelik Bölümü, Ebelik Bölümü, Üniversite Öğrencileri
  • Master Thesis
    Hemşirelerin Çalışma Yaşam Kalitesinin Hasta Tatmini Üzerindeki Etkisinin İrdelenmesi
    (2013) Toprak, Çiğdem; Çelik, Yusuf
    Bu araştırmada Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi?nde yataklı kliniklerde çalışan Hemşirelerin Çalışma Yaşam Kalitesinin Hasta Tatmini Üzerine Etkisi incelenmiştir.Araştırmada Hacettepe Erişkin Hastanesi Yataklı tedavi kliniklerinde çalışan 201 hemşireye çalışma yaşam kalitesini değerlendirmek için Sağlık Personeli Çalışma Yaşam Kalitesi ölçeği ve 313 hasta içinde Hasta Tatmini anketi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 18 programında değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenler olan yaş, medeni durum, çocuk sayısı, mesleki çalışma süresi, iş güvencesi, gece çalışma durumu ve gelir durumu, çalışma yaşam kalitesiyle ilgili olan parametrelerle olan ilişkisi açısından incelenmiştir. Yaş grupları arasında sürekli gelişme ve iyileşme faaliyetlerinin yanı sıra işstresi ve zaman baskısı açısından anlamlı farklılıklar izlenmiştir. Kurumda çalışma süresi göz önüne alınarak yaş grupları arasında yapılan karşılaştırmada iş stresi ve zaman baskısı açısından anlamlı farklılık saptanmıştır. Hasta tatmini anketinde incelenen bağımsız değişkenler hastaneye ilk başvuru durumu, cinsiyet, yaş, medeni durum, öğrenim durumu, sosyal güvence, meslek, tedavi şekli ve yatış süresi olmuştur. Daha önceden başvuru yapmışolan ve ilk kez başvuran hastalar arasında memnuniyet düzeyleri açısından anlamlı farklılık izlenmiştir. Kadın ve erkek hasta grupları arasında da memnuniyet düzeyleri anlamlı olarak farklı saptanmıştır (p<0,05). Hastalar tarafından yatan hasta tatmin anketinde yer alan hemşirelik hizmetleri, hekimler ve hastanenin genel değerlendirilmesi olumlu olarak değerlendirilmiştir. Ankette hastaların hastaneye ilk başvuru mu? sorusuna %68?1 hayır yanıtını verdiği saptanmıştır. Bu hastaların daha önce bu kurumda tedavi aldığı ve memnun kaldığı için tekrar aynı kurumu tercih ettiğini düşündürmektedir. Çalışma sonucunda hemşirelerin çalışma yaşam kalitesi ile hasta tatmini arasında herhangi bir ilişki olmadığı görülmüştür. Bu konuda ise profesyonel meslek anlayışına göre hemşirelerinin çalışma yaşam kalitesindeki olumsuzlukları hastalarına yansıtmadığını düşündürmektedir ve bakım alan hastaların hemşirelik hizmetleri uygulamalarından memnun olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: 1.Çalışma yaşam kalitesi 2. Hasta tatmini
  • Master Thesis
    Emzirme Öz-yeterliliği, Emzirme Motivasyonu, Benlik Saygısı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
    (2023) Ünsal, Başak; Topal, Cansu Akdağ; Boztepe, Handan
    Emzirme, doğum sonu dönemde anne bebek arasında bağın hızlıca oluşmasında önemli bir yere sahiptir. Emzirmenin erken dönemde başlaması ve devam etmesinde annelerin emzirme öz-yeterliliği algıları etki gösterir. Bandura'nın öz-yeterlilik kuramından etkilenerek oluşturulan emzirme öz-yeterliliği annelerde oluşan emzirme motivasyonu ve annelerin kendine olan güveninden etkilenmektedir. Bu çalışmada; Emzirme Öz-yeterliliği, Emzirme Motivasyonu Benlik Saygısı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı olarak planlanan çalışma Gazi Üniversitesi Hastanesinde 20 Kasım 2022- 1 Mart 2023 tarihleri arasında güç analizi ile belirlenen 260 postpartum dönemdeki anne ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Sosyodemografik Form, Emzirme Öz-yeterlilik Ölçeği, Emzirme Motivasyon Ölçeği, Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, emzirme öz-yeterliliği ile emzirme motivasyonu arasında (p<0,05) ve emzirme öz-yeterliliği ile benlik saygısı arasında pozitif anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Annelere doğum öncesi emzirme eğitimi verilirken eğitim kapsamına annelerin psikolojik sürecini destekleyen programlar da eklenmelidir. Hemşireler, annelere aile ve eş desteği sağlanması için eğitimlere ve uygulamalara aile üyelerininde eklenmesini sağlamalıdır. Anahtar kelimeler: Emzirme öz-yeterliliği, emzirme motivasyonu, benlik saygısı, hemşirelik, emzirme
  • Master Thesis
    Hemşirelerde Çalışan Sessizliği ve İş Doyumu Arasındaki İlişki
    (2016) Akarsu, Sevgi Fatma; Tengilimoğlu, Dilaver
    Bu çalışma, Hemşirelikte Çalışan Sessizliğini, iş doyumu ile birlikte demografik değişkenlerin etkileyip etkilemediğini saptamayı amaçlamıştır. Araştırmanın evrenini Ankara'da Sağlık Bakanlığı'na bağlı olan Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışan tüm hemşireler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden her iki hastanede 300 hemşire olmak üzere toplam 600 kişi oluşturmaktadır. Veriler için 8 değişkenli demografik özellikler ölçeği, çalışan sessizliğinin üç alt boyutu olan IBS, KKS ve IKS ölçekleri ve 14 faktörden oluşan iş doyumu ölçeği kullanılmıştır. Bütün veriler SPSS programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmede 't' testi, ANOVA testi ve çoklu regresyon çözümlemesi ENTER testi kullanılmıştır. Analiz sonucunda erkek hemşirelerin kadınlara göre iş doyumları ve sessizlik ortalamalarının daha yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca bekâr hemşirelerin sessizlik puanları evlilere oranla yüksek bulunmaktadır. Laboratuvarda çalışan hemşireler diğerlerine göre daha sessiz kalmaktadırlar. Eğitim düzeyi arttıkça çalışan sessizliği davranışı azalmaktadır. Kısaca hemşirelerde çalışan sessizliği, cinsiyet, medeni durum, çalışılan birim ve eğitim düzeyi değişkenlerinden etkilenmektedir. Hemşirelerde iş doyumu ise yalnızca cinsiyet değişkeninden etkilenmektedir. Ayrıca demografik özelliklerden cinsiyet ve eğitim düzeyi ile birlikte iş doyumunun çalışan sessizliğini etkilediği görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Çalışan sessizliği, İş doyumu, Hemşireler, Demografik özellikler
  • Master Thesis
    Menopoz Dönemindeki Kadınlarda Algılanan Stresin Sıcak Basması Üzerindeki Etkisi
    (2025) Namlu, Neslihan; Sönmez, Münevver; Nazik, Evşen
    Bu çalışma, menopozal dönemdeki kadınlarda algılanan stresin sıcak basması üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olan bu çalışmaya, bir devlet hastanesinin kadın doğum polikliniğine başvuran 40-60 yaş aralığında, araştırmaya katılmaya gönüllü ve katılım kriterlerine uyan sıcak basması yaşayan menopoz dönemindeki 138 kadın dahil edilmiştir. Veriler Etik Kurul onayının alınmasının ardından 20.01.2024 ile 07.10.2024 tarihleri arasında, Tanıtıcı Bilgi Formu, Menopoza Özgü Sıcak Basması Ölçeği (MÖSBÖ) ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, One-Way Anova, çoklu doğrusal regresyon analizi, pearson korelasyon testleri ve algılanan stresin sıcak basması üzerindeki etkisini değerlendirmek için Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmıştır. Araştırmada ASÖ puan ortalaması 30,68±9,47 MÖSBÖ puan ortalaması 56,08±20,76 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılım gösteren kadınların yaş ortalaması 52,61±4,31, menopoza girme yaş ortalaması ise 47,90±3,38 olarak bulunmuştur. Kadınların %94,2'sinin doğal yolla menopoza girdiği belirlenmiştir. Gerçekleştirilen ileri analizlerde algılanan stres puanları üzerinde kahve tüketiminin (β = 1,912, SE = 0,509, t = 3,754, p <0,001), menopoz şikayetlerine yönelik uygulama yapmama durumunun (β = 6,614, SE = 2,144, t = 3,085, p = 0,003) ve menopoz dönemi ile ilgili bilgi almama durumunun (β = 3,519, SE = 1,604, t = 2,194, p = 0,030); menopoza özgü sıcak basması puanları üzerinde menopoz şikayetlerine yönelik herhangi bir uygulama yapma durumunun (B = 17,075, SE = 6,063, z = 2,816, p = 0,005) anlamlı bir artırıcı etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Algılanan stres ve sıcak basması faktörleri ile kurulan yapısal eşitlik modeli analizinde ASÖ puanları ile MÖSBÖ ölçüm puanları arasında aynı yönlü bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Buna göre kadınlarda algılanan stres düzeylerindeki artışın, sıcak basmasını da arttırdığı belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, kadınlar için menopoz sürecinde karşılaşabilecekleri semptomlar ve başa çıkma yöntemleri hakkında eğitimler düzenlenmesi önerilmektedir.