96 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 96
Master Thesis Graham Greene'in a Gun for Sale Ve Travels With My Aunt Adlı Eserlerindeki Mizah Kavramı(2011) Gökçek, Çiğdem; Canlı, GülsenMizah ve gülme insanoğlunun en doğal ifade biçimlerindendir ve sosyal etkileşimin vazgeçilmez unsurlarıdır. İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimin çok yönlülüğü sebebiyle mizah ve gülme de çeşitli biçimlerde ortaya çıkmaktadır. İnsan deneyiminin çok yönlü olmasına bağlı olarak bu unsurlar değişik bakış açıları çerçevesinde tartışılmış ve zaman içinde pek çok mizah ve gülme kuramları geliştirilmiştir. Bu kuramlar arasında en önemlileri üstünlük, rahatlama ve uyumsuzluk kuramlarıdır. Her ne kadar tek yönlü bakış açısına göre yapılacak bir tanım, mizahı bir bütün olarak açıklamada yetersizse de, kuramların her biri özünde mizahın en çarpıcı özelliğini, insanın hayata adaptasyonunu sağlama işlevini vurgulamaktadır.Bu tezde, Graham Greene'in A Gun for Sale ve Travels with My Aunt adlı eserlerindeki mizah kavramı, mizahın uyum sağlayıcı gücünü temel alan Susanne Langer'in komik kuramı The Comic Rhythm çerçevesinde değişik kuramlar da göz önünde bulundurularak incelenmektedir. Langer'ın teorisine göre insanlar da doğadaki diğer canlılar gibi hayatta kalma dürtüsü ile hareket ederler ve birbirleriyle sürekli etkileşim halindedirler. Bu etkileşim nedeniyle insanlar değişik durumlarla karşılaşır ve yeni deneyimler edinirler. Karşılaşılan durumlar insanlarda şaşkınlık, öfke, korku ya da utanma gibi çeşitli duygular uyandırır ve psikolojik, zihinsel ya da fiziksel dengenin sarsılmasına sebep olur. Canlı dengesinin korunması hayatın temel amacı olduğundan, yaşam enerjisi insanı kaybolan dengesini yeniden kurması için harekete geçirir. İnsanların yeni durumlara ve çevresine adaptasyonu da, hayatın ritmini oluşturan bu canlılık dengesinin bozulup yeniden sağlanması sürecidir. Kaynağını yaşam enerjisinden alan mizah da hayatın ritmini yansıtmaktadır. Greene her iki eserinde de mizahın insanın içindeki yaşam enerjisinin yükselişi olarak ortaya çıkışını ve bu enerjinin insanın duygu ve düşünce dünyasını, dünyaya bakış açısını yenileyici gücünü vurgular. Yazar mizah kavramını , insanın dünyayla olan çatişması boyunca sık sık sarsılan dengesini yeniden kurma gayreti olarak göstermektedir.Anahtar Kelimeler:1.Mizah2.Yaşam enerjisi3.Denge4.Adaptasyon5.Hayatta KalmaMaster Thesis Peter Ackroyd'un The Biography eserinde kentin grotesk, gotik ve karnavalesk temsili(2016) Ay, Fisun Çelik; Tekin, KuğuBu çalışmanın amacı Peter Ackroyd'un London: The Biography adlı eserinde, kent ve kent insanları arasındaki bağlantı ve şehir gerçeğinin yazında grotesk, gotik ve karnavalesk açıdan nasıl yansıtıldığını incelemektir. Peter Ackroyd'un bu eserinin incelenmesinde, kent ve kent insanlarının karşılıklı ve karmaşık etkileşimlerinin sonucunda, yazarlar için sınırsız bir kaynak olan kentin yaşayanlarıyla beraber çürümüş ve canavarlaşan bir coğrafyaya dönüştüğü öne sürülmektedir. Bu çalışmanın kuram bölümünde grotesk, gotik ve karnaval kavramları çeşitli kuramcıların düşüncelerine yer verilerek tanımlanmıştır. Ayrıca bu bölümde diğer eleştirmenlerin fikirlerinin yanı sıra, Mikhail Bakhtin'in grotesk ve karnavalesk kavramları söz konusu eseri analiz bölümünde inceleyebilmek için açıklanmıştır. İlk analiz bölümünde, eserdeki kent kimliği, Mikhail Bakhtin ve Wolfgang Kayser'in grotesk tanımlarına ve diğer yazarların şehir ve grotesk söylem hakkındaki fikirlerine dayandırılarak incelenmiştir. İkinci analiz bölümünde ise Ackroyd'un kent tasvirindeki gotik öğeler tartışılmıştır. Son analiz bölümünde ise, London: The Biography'deki karnavalesk öğeler araştırılmıştır. Sonuç bölümünde, Ackroyd'un eserinde kent ve insanların birbirine bağlı oldukları ve kent insanlarının, içinde yaşadıkları kente dönüşerek, karanlık ve canavarlaştıran barbar kent tarafından biçimlendirildikleri kanıtlanmaktadır.Doctoral Thesis Sarah Scott'ın A Description Of Millennium Hall, Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution Of 1900 ve Fay Weldon'nın Darcy's Utopia Adlı Eserlerinde Ütopik Söylemin İncelenmesi(2017) Düzgün, Şebnem; Aras, GökşenSarah Scott'ın A Description of Millenium Hall (1762), Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution of 1900 (1890) ve Fay Weldon'ın Darcy's Utopia (1990) adlı eserleri yönetici sınıfta bulunan erkeklerin gücünü ve imtiyazlarını meşrulaştıran ataerkil politikaları eleştirir. Sırasıyla on sekizinci yüzyıl ortasında, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl sonlarında etkili olan feminist akımlardan etkilenmiş olan Scott, Dixie ve Weldon, kadın başkahramanları aracılığıyla feminist ütopyalarında baskıcı ataerkil ideolojiye ve söyleme karşı çıkarlar. Cinsiyet ayrımcılığını sosyo-politik bir sorun olarak ele alan kadın kahramanlar, kadınların zihinsel ve fiziksel yönlerden daha aşağı bir konumda oldukları varsayımının din, eğitim ve evlilik gibi sosyal kurumlar tarafından dayatıldığını ileri sürerler. Ayrıca, kadınların ve ikincil toplumsal, ırksal ve dini sınıfların baskılanması arasında da benzerlik kurarlar. Tez, çoğunlukla Foucault'nun ve feministlerin söylemlerine gönderme yaparak Scott, Dixie ve Weldon'ın eserlerinde kadınların ezilmesi ve sömürülmesi konusunu tartışır ve toplumsal cinsiyet meselesinin farklı sosyo-tarihsel açılardan ele alınsa da başkahramanların, kadınların ezilmesinin ideolojik olduğunu ve kadınların sözde biyolojik, zihinsel veya ahlaki açıdan güçsüzlükleriyle ilgili olmadığını savunduklarını açıklamayı amaçlar. Ayrıca, kadınların ikincil konuma itilmesinin, gücün üst sınıf Hıristiyan beyaz erkeklerin ellerinde toplanmasını savunan ataerkil devlet tarafından yasallaştırıldığını iddia ettikleri ortaya konur. Tez, Scott, Dixie ve Weldon'ın kadın kahramanlarının, kadınların erkek egemenliğinden kurtarılması için ataerkil gücü pekiştiren geleneksel sosyal, ekonomik, politik, dini ve ahlaki ideolojilerin yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundukları sonucuna varır.Master Thesis Bülent Ecevit Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Dördüncü Sınıf Öğrencilerinin Eğitimleri Boyunca Aldıkları Çeviri Derslerinin Eğitimlerine Katkısı(2018) Saka, Esra; Aksoy, Nüzhet BerrinBu çalışma, Bülent Ecevit Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı Bölümü dördüncü sınıf öğrencilerinin eğitimleri boyunca aldıkları çeviri derslerinin akademik çalışmalarını olası etkilerini ve bu öğrencilerin söz konusu çeviri derslerine karşı tutumlarını ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırma, Bülent Ecevit Ünversitesi İngiliz Dili Edebiyatı öğrencilerine bu çeviri dersleriyle sağlayabileceği dil bilinci, okuma beceri, kelime edinimi, yazma becerileri, kültür bilinci, bilişsel beceriler, metin bilgisi gibi çeviri yetisini oluşturan öğeler üzerine odaklanmaktadır. Çalışma boyunca öne sürülen hipotez Bülent Ecevit Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı Bölümü verilen çeviri derslerinin sözü edilen öğrencilere Türkçe ve İngilizce arasındaki dilsel farklılıklar üzerinde bilinç oluşturma , temel dil becerilerini geliştirme, Türk ve İngiiliz kültürleri arasındaki farklılıklar konusunda bilgi edinme, dil kullanımında bilişsel beceriler edinme, farklı metin ve edebi türlerin içerdiği dil zenginliğiyle ilgili farkındalık kazanmak gibi konularda yardımcı olabileceğidir. Çalışmada bu tezi desteklemek üzere nicel bir araştırma yürütülmüştür. Veriler cevapları 'tamamen katılıyorum' ve 'tamamen katılmıyorum' arasında beş değişken ve 25 maddeden oluşan Likert tutum ölçeği içeren bir anket kullanılarak toplanmıştır. Bu anketle İngiliz Dili Edebiyatı üçüncü sınıfı öğrencileriyle 2016-2017 akademik yılının bahar döneminde bir pilot çalışma yapılmış, anketin gerçeklik ve yeterliliği Cronbach Alfa Katsayı Testi ile kontrol edilmiştir. Nihai anket uygulaması pilot çalışmasından üç hafta sonra gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin anket sorularına verdiği cevaplar, Bülent Ecevit Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı dördüncü sınıf öğrencilerinin eğitimleri boyunca aldıkları çeviri dersine karşı tutumlarının olumlu olduğu ve bu derslerin akademik çalışma ve başarılarına katkıda bulunduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Çeviri, Çeviri Bilim, Edebiyat, Dil Bilinci, Okuma Beceri, Kelime Edinimi, Yazma Becerileri, Kültür Bilinci, Bilişsel Beceriler, Metin Bilgisi.Master Thesis İngiliz Gotik Edebiyatında Tekinsizlik Kavramı: Horace Walpole?un The Castle Of Otranto, Charles Robert Maturin?in Melmoth The Wanderer Adlı Romanları(2011) Paçcı, Hatice Tüzün; Canlı, GülsenBu tez çalışmasının esas amacı ,18 ve 19. Yüzyıllarda Gotik romanın nasıl geliştiğini, değiştiğini göstermek ve tekinsizlik kavramının nasıl kullanıldığını türün başlangıcı olarak Horace Walpole'un The Castle of Otranto(1764), psikolojik Gotik olarak da Charles Robert Maturin'in Melmoth the Wanderer (1820) adlı eserlerini metin analizi yöntemi ile Sigmund Freud'un Tekinsizlik makalesi ışığında incelemek ve Gotik romanın aynı zamanda psikoterapi aracı olmak gibi bir işlevinin olduğunu göstermektir..Okuyucuyu saran psikolojik ve karmaşık ögeler göz önüne alındığında, Gotik roman öncelikli olarak okuyucusunu eğlendirme arzusunun yanı sıra, korkutmak üzerine de kurulu çelişkili bir türdür. Bu anlamda oxymoroniktir; doğaüstü şartlarda `korku' ve `büyük bir zevkle ürpermek' gibi iki aşırı duyguyu birleştirmek bu türün belirgin özelliklerinden biridir. Bu noktada Gotik romancılar için can alıcı şey okuyucunun hayal gücünü özgür bırakmak, ve onu egzotik, gizemli ve bilinmeyen dünyalara doğru yönlendirmektir.The Castle of Otranto'da Walpole bir fantezi dünyası yaratarak okuyucusunu hem eğlendirmek, hem de aynı zamanda toplumun sorunlarını gözlemlemesini sağlamıştır. Melmoth the Wanderer'da Maturin insan doğasını inceleyerek insan psikolojisini yansıtmış, hem de toplumun ilkelerini ve kurumlarını eleştirmiştir. Böylece bu iki eser boyunca, Walpole ve Maturin okuyucunun keyifli bir dehşet arzusuna olan merakını tatmin etmişler ve aynı zamanda da psikososyal bir terapi olarak da toplumu gözlemlemesini sağlamıştır. Diğer yandan, bu iki eser korku, terör, dehşet, tekinsizlik ve yücelik duyguları açısından okuyucunun zihinlerine hitap ettikleri için de dikkate değerdir.Master Thesis Anxiety and Its Stimuli in the Protagonists of Thomas Hardy's Tess of the D'urbervilles and Charles Dickens' Great Expectations: a Study From a Psychological Perspective(2017) Hammadi, Omar; Aras, GökşenBu tez, İngiliz edebiyatının iki ana karakteri, Tess of the D'Urbervilles'deki Tess ve Great Expectations'daki Pip'i incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Freud'un endişe kavramı ve savunma mekanizması ve bu kavramların eserde nasıl yansıtıldığı analiz edilmektedir. İki karakter, bu tezde de gösterildiği gibi, belirli davranış ve tutumları açısından hem benzer hem de farklıdır. Örneğin, ikisinin de sorunlarla dolu çocuklukları ele alınmıştır. Tess, erkek egemen dünyaya adımının, kardeşleri için mükemmel bir fırsat olduğuna inanmaktadır. Karakterlerin bakış açısı incelendiğinde, ilgili eserlerdeki diğer karakterlerden daha fazla duygusal oldukları görülür ve bu durum okuyucuların psikolojik kaygı kavramını ve bu kavramın Freudcu kaygı anlayışındaki olası yansımalarını görmelerini sağlar. Karakteri psikolojik açıdan tanımlayan bu hikayede, ana karakter Tess, John ve Joan Durbeyfield'in en büyük çocuğu ve son derece fakir bir ailenin üyesidir. Papaz Tringham ile kazara gerçekleşen bir karşılaşmada, tüm ailenin yaşam biçimi değişir ve papaz John'un ailesinin 'Urbervilles`in şövalye geleneğinden gelen köklü soyunun kalan son temsilcisi' olduğu ortaya çıkar. Great Expectations, ana karakteri Pip'in çocukluğundan olgunluğa geçiş hikayesine odaklanmaktadır. Great Expectations, ana karakterin bağımsızlığı ve iç dünyasında yaşananları yansıtmaktadır. Bu tezde, Pip'in hayatı, Freud'un endişe kavramı açısından incelenmektedir. Pip, herhangi bir erkek çocuğunun başarabileceğinden daha fazlasını istemektedir. Great Expectations'da ahlak, sevgi, para ve sosyal statüden kaynaklanan çelişkiler bulunmaktadır. Bu faktörler, birinci şahıs anlatıcısı Pip'in zihinsel yolculuğunun analiz edilmesine olanak sağlamaktadır. Tezde, romanın ana karakteriyle ilgili bu konuların, kaygıyla ilgili sorunlara ait olduğu vurgulanmıştır. Çalışma aynı zamanda farklı nedenlerden ortaya çıkan çeşitli kaygı düzeyleri, onların farklı yaşlar üzerindeki etkileri ve bu karakterleri, bu psikolojik sorun karşısında daha savunmasız hale getiren çeşitli faktörlere ilişkin bir değerlendirme sunmaktadır. Tez, okuyucunun bu karakterlerin yaşamında yer alan endişenin farklı aşamalarını anlamasını sağlar. Aynı zamanda yazarların, bu karakterlerdeki benzer ve farklı psikolojik bakış açılarını kullanımını yansıtır. Çalışmada, bu karakterlerin yaşamlarında, ailelerinde, maddi durumlarında, problemlerinde ve önemsedikleri meselelerde farklılıkları olduğunu fakat endişeye karşı geliştirdikleri tutumlarında benzerlikler olduğu tartışılır ve farklı durumlara karşılık veriş biçimleri, Freud'un derslerinde ortaya koyduğu fikri yansıtır. Bu tez, bu iki ana karakterde endişeye katkıda bulunan farklı faktörler olduğu sonucuna varır. Ancak, bu iki eserin sonucuna bakıldığında, merkezlerindeki karakterlerin deneyimlerinden farklı şeyler öğrendikleri görülür.Master Thesis The Mysteries Of Udolpho ve Jane Eyre Romanlarında Gotik Mekan ve Karakter Üzerine Bir Çalışma(2019) Mahgoob, Anas Waad; Tekin, KuğuBu çalışma Ann Radcliffe ve Charlotte Bronte'nin The Mysteries of Udolpho ve Jane Eyre başlıklı romanlarında gotik mekanlar ve karakterleri incelemektedir. Bu iki romanda da kadın baş karakterler kötü erkeklerin merhametsiz zalim davranışları ve baskılarına maruz kalmışlardır. Her iki romanda da baş karakterler, bir süreliğine olsa da, karanlık, gizemli, korkutucu, doğaüstü olayları deneyimlemek zorunda kalmışlardır. Çoğu Gotik romanda görüldüğü üzere kadın ve erkek arasındaki cinsiyet eşitsizliğine göre gücü elinde tutan taraf neredeyse her zaman erkek karakterlerdir. Güçlü erkek figürü kadının hayatını sefil bir hale dönüştürmede baş roldedir. Kadın ne zaman erkeğin iradesi dışında hareket etse ya da konuşsa ya fiziksel ya da psikolojik şiddete uğramaktadır. Ayrıca her iki romandaki gotik mekanlar kadın baş kahramanların acımasız erkek gücü karşısında hissettikleri korku duygusunu artırmaktadır. Kadının erkek tiranlığına gösterdiği tepki her iki romanın da ana konusudur. On sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda iki kadın yazar tarafından yazılmış bu iki gotik roman kadının ataerkil toplumda bağımsızlığını kazanarak özgür bir birey olma mücadelesini aktarmaktadır. Bu tezin amacı sözü edilen romanlardaki gotik mekanların baş karakterler üzerinde yarattığı korkutucu etkiyi incelemektir çünkü korku duygusu her iki kahramanın içindeki mücadele ve direniş dürtüsünü tetiklemektedir. Her iki romanın sonunda baş karakterler kendi özgür iradelerine göre konuşup hareket edebilen bireyler olurlar ve böylece her iki romancının özlemini duyduğu, erkek egemen toplumda kadının özgür kimliğini ifade edebileceği bir alan sağlama arzusunun gerçekleştiği de görülür.Doctoral Thesis Modern İngiliz Detektif Romanında Türe Özgü Yapıların Yıkılması, Cinsiyet ve İdeoloji İlişkisi(2020) Güneş, Mustafa; Elbir, Nüket BelginPolisiye türü ve polisiye romanın genelde edebi türe özgün bir formül ve çerçeve içerisinde yazıldığı düşünülür. Ancak, bu tezin amacı, 1970'li yıllardan sonra, klasik polisiye roman yazınında, cinsiyet ve ataerkil ideoloji ile bağlantıları olan ciddi bir yol ayrımı yaşandığı savını araştırmak ve mümkünse ispatlamaktır. P.D. James'in kadınların profesyonel tercihleri ve gelişimlerini engelleyen sınırları sorgulayan ve yıkmaya çalışan 1970'lerin 'yeni kadın' kavramını örnekleyen detektif figürünü resmettiği Kadınlara Göre Değil (1972) adlı kitabıyla başlayan bu edebi yol ayrımı, Martin Amis'in, özellikle kurgusal detektifin geleneksel karakter tasviri, dilin daima polisiye türüne özgü bir biçimde kullanılışı, gerilimin her zaman tepe noktasına ulaştığı ve çözümlendiği alışılagelmiş anlatım tarzı, ve suçun hep benzer türde ve özellikte olması ve sonuçlarının hep aynı şekilde cezalandırılması gibi polisiye roman türüne has klişeleri yıktığı ve aynı zamanda polis teşkilatında çalışan bir kadın detektifin bu maskülen ortamda var olmasının zorluklarını ve belki de imkansızlığını ele alan Gece Treni (1997) gibi eserlerle devam eder. Graham Swift'in Günyüzü (2003) adlı romanı bu tartışmaları hem daha ileri noktalara taşır hem de türe özgü bilindik anlatı yapılarını alt üst eder ve bu edebi alt üst olma, klasik polisiye romanlarındaki tipik 'kurtarıcı' detektif figürünün de alt üst edilmesiyle paralel olarak verilir. Swift'in romanında detektif figürü, toplumu işlenen suçtan kurtarmak istemeyen veya bu yeteneğe sahip olamayan ve suçun bozduğu düzenin yeniden kurulmasını sağlayamayan ya da bu konularla ilgilenmeyen bir anti-kahramana veya anti-detektife dönüştürülür. Aynı doğrultuda klasik detektif figürünün geleneksel azami otoritesi ve polisiye romanda alışılagelmiş tasvir eden 'erkek bakışı' gücünü ve otoritesini, özellikle kadınlar karşısında, kaybetmiş olarak resmedilir. Çalışmada ele alınan üç romanın, polisiye türüne özgü yapıları yıkmasının geleneksel kadın ve erkek ilişkilerinin ve toplumdaki tipik rollerinin sorgulamasıyla paralel olduğu görülür.Master Thesis Kureishi'nin the Buddha of Suburbia Ve Hamid'in the Reluctant Fundamentalist Adlı Eserlerinde Melez Kimlikler(2021) Barato, Rahma Amar; Aras, GökşenBu tez, The Buddha of Suburbia (1990) ve The Reluctant Fundamentalist (2007) adlı romanlarda, yirminci ve yirmi birinci yüzyılda göçmen olarak kabul edilen, iki kahraman Kerim ve Changez'i, incelemektedir. Çalışma, Homi Bhabha, Søren Frank, Stuart Hall ve diğer önemli yazarlar tarafından tartışılan melezlik teorisini kullanarak, iki kahramanın; ev sahibi kültürlerdeki yolculuklarında göçmen olarak değişimlerini incelemektedir; Karim için melez bir vatandaş olarak ev sahibi olan ülke İngiltere'dir; Pakistanlı Changez'in ise melez bir vatandaş olarak ona ev sahibi olan ülke Amerika'dır. Dahası, her iki romandaki kadın karakterler; Jamila, Elanor ve diğer karakterler, Karim ve Changez'in hayatında önemli bir rol oynar. The Buddha of Suburbia'nın anlatıcısı, Karim, bir yeniyetmeden yirmi yaşındaki bir yetişkin olurken, farklı kimlik değişimlerinden geçer. Romanın başında, kendisini neredeyse bir İngiliz olarak tanımlar; sadece siyah tenli, koyu saçlı bir İngiliz vatandaşıdır, bu garip kan karışımı onun üçüncü alanını oluşturur. Karim aidiyet ve ait olmama duygusuna sıkışıp kalmış, Hint görünümü, geleneği ve yemekleri ve İngiliz toplumuna kabul olma arzusuyla melez bir alanda, ara yerde yaşamaktadır. Öte yandan, The Reluctant Fundamentalist'in kahramanı Changez, Karim'e benzemektedir. Roman bir günde anlatılsa da, okuyucu Changez'in karakterini ve yaşadığı değişiklikleri anıları üzerinden görebilmektedir. Bir göçmen olarak Changez farklı biçimlerde acı çeker; bir tarafta kişisel düzeyde cinsel bir sorundan, diğer tarafta ise esasen 11 Eylül saldırılarından sonra toplumsal ve siyasal düzeyde arada kalmışlık, ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele eder. Bu çalışma, göçmenlerin ve ailelerinin ev sahibi ülkelerde yaşarken karşılaştıkları zorlukları tasvir etmektedir. Göçmen karakterler, her iki şekilde de karşılaştıkları durumla başa çıkarlar; acı çekerek ve acı verici bir deneyim yaşayarak veya deneyimi üretken bir deneyim olarak kabul ederek; her iki deneyimde de, göçmen kimliği tamamen değişmektedir.Master Thesis Emily Bronte'nin Wuthering Heights (uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi(2019) Muhealdeen, Rasool Abdullah; Elbir, Nüket BelginEmily Bronte'nin Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi. Bu çalışmada Ondokuzuncu Yüzyıl İngiliz yazarları Emily Bronte'nin Wuthering Heights ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre başlıklı romanları, Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi bağlamında, Sigmund Freud'un kişilerin davranışlarını önemli ölçüde etkileyen psikolojik etkenler kapsamında ortaya koyduğu savunma mekanizmaları kavramı ışığında incelenmektedir. İncelemenin yöntemi, söz konusu iki romanda savunma mekanizmalarının nasıl kullanıldığının araştırılmasıdır. Çalışmanın amacı, bu iki önemli yazarın romanlarının farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu amaçla, Wuthering Heights ve Jane Eyre romanlarındaki başlıca roman kişilerinin romanda betimlenen tutumlarını ve davranış biçimlerini belirleyen savunma mekanizmaları incelenmektedir. İnceleme, iki romanın kahramanları olan Catherine Earnshaw, Heathcliff, Jane Eyre ve Mr Rochester adlı roman kişilerinin roman boyunca davranışları yoluyla sergiledikleri savunma mekanizmalarını ele almakta ve aralarındaki benzerlik ve farklara dikkat çekmektedir. Çalışmada ayrıca, romanların yazarları Bronte kardeşlerin bu karakterleri yaratma süreçlerini ve karakterlere yükledikleri özellikleri etkilediği varsayılan savunma mekanizmaları da dikkate alınmakta ve roman kişilerinin davranışlarını yazarların yaşamları ve kişilik özellikleri açısından tartışan bir değerlendirme sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi, Savunma Mekanizmaları, Sigmund Freud, Emily Bronte, Wuthering Heights, Charlotte Bronte, Jane Eyre.

