6 results
Search Results
Now showing 1 - 6 of 6
Master Thesis Sovyetler Birliği'nin 1991 Yılında Dağılması Sonrasında Türkiye'nin Orta Asya'daki Beklentileri ve Bu Beklentilerin Karşılanamama Sebepleri(2013) Acar, Özgür; Gürson, PoyrazSovyetler Birliği?nin dağılmasından sonra Türkiye?nin bağımsızlığını yeni kazanmış olan Orta Asya devletlerinden beklentilerinin örnek olay incelemesi yöntemi ile ele alındığı bu çalışmada; ?Türkiye?nin, Sovyetler Birliği?nin 1991 yılında dağılmasından sonra Orta Asya?da bağımsızlıklarını ilan eden devletlerinden beklentileri nelerdi?, bu beklentiler neden oluşmuştu?, bu beklentiler ne oranda karşılanabildi?? sorularının cevapları araştırılmıştır. Çalışmada Türkiye ile Orta Asya devletleri arasındaki tarihsel bağlar ile ?pan-Türkizm? ve ?pan-İslamizm? gibi ideolojilerin Türkiye?nin bölge ülkelerine yönelik büyük beklentilerini beslediği, ancak Orta Asya devletlerindeki Sovyet mirası, radikal terörizmden kaynaklanan güvenlik ihtiyaçları ve dış güçlerin bölgeye olan ilgilerinin Türkiye?nin bölgeye yönelik beklentilerini önemli oranda kısıtladığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Orta Asya 2. Pan-Türkizm 3. Pan-İslamizm 4. İdeoloji 5. Sovyet mirası 6. Radikal terörizmMaster Thesis Sovyet Dönemi Konutlarında Mekansal Dönüşüm Süreci: Moskova Örneği(2015) Jular, Nermin Azizzade; Akın, EmelBu çalıĢmada, konut yapılarında mekânsal dönüĢüm süreci, toplumsal değiĢim sürecindeki politik yapılanma temelinde incelenmektedir. Çarlık dönemi, sosyalist dönem (Sovyetler Birliği) ve kapitalist dönem (bugünkü Rusya) olarak birbirinden çok 3 farklı rejimi ardı ardına yaĢaması ve her dönemin konutlarının zengin örneklerinin mevcut olması nedeniyle, araĢtırma için Moskova kenti seçilmiĢtir. Sadece 3 farklı rejim değil, aynı zamanda sosyalist dönemde farklı sosyo-ekonomik uygulamalar söz konusudur. Bu nedenle, konutların mekânsal dönüĢüm süreci, çarlık döneminden günümüze kadarki süreçte, politik yapılanmanın farklılaĢtığı dönemler altında irdelenmiĢtir. 1917 Devrim‟i öncesi Çarlık Rusya‟sı, 1917-1991 arası sosyalist dönemde Lenin, Stalin, KruĢçev, Brejnev ve Gorbaçov dönemleri ve 1991‟den günümüze kadarki kapitalist dönemde Moskova‟da konut üretimi ve seçilen konutların mekânsal biçimlenmeleri irdelenmiĢtir. Çarlık Rusya‟sı ve Sovyetler döneminde inĢa edilen konutların günümüzdeki durumları saptanarak mekânsal dönüĢüm süreçleri değerlendirilmiĢtir. Dokümantasyon ve yerinde gözlemlerle belgeler değerlendirilmiĢ, her dönem Moskova‟da konut üretimi ve günümüzdeki mevcut konutların içerisinden seçilen konutların mekânsal analizleri yapılmıĢtır. Ayrıca, günümüzde Çar Dönemi ve Sovyetler Birliği‟nden kalan (Komün evleri, Stalinkalar ve KruĢçevkalar) konutlarda yaĢayan 50 farklı kiĢi üzerinde yüz yüze anket uygulanmıĢtır. Anahtar Kelimeler : Sovyetler Birliği, Moskova, Konut, Mekân-Politik Yapılanma-Ġktidar ĠliĢkisi, Mekânsal DönüĢümMaster Thesis Atatürk Dönemi'nde Türk-sovyet İlişkileri (1919-1938)(2010) Şener, Ayşe; Öztürk, ReşatTürkiye ile Rusya arasında yüzyıllardır süren ilişkiler içinde inişli ve çıkışlı zamanlar yaşanmıştır. Türk-Rus savaşları, iki ülke arasındaki komşuluğu zedelemiştir. 1917 yılında Rusya'da meydana gelen Bolşevik İhtilaliyle, Çarlık rejiminin yıkılmasından sonra Sovyet Rusya, emperyalizm karşıtı bir tutum izlemiştir. Bunun sonucunda da o güne kadar genellikle düşmanca gelişmiş olan Türk-Rus ilişkileri, Batılılar karşısında emperyalizme karşı ortak noktada buluşmuştur. Çok zor şartlar altında girişilen Millî Mücadele hareketinin Sovyet Rusya'nın, dış politikasında özel bir yeri vardır. Mustafa Kemal Paşa, TBMM'nin açılmasından sonra 26 Nisan 1920'de Sovyet Lideri Lenin'e bir mektup göndererek Ulusal Kurtuluş Mücadelesi için savaş malzemesi ve maddî yardım talebinde bulunmuş, emperyalistlere karşı işbirliği önermiştir. Sovyetlerle ilk resmi temas, Mustafa Kemal Paşa'nın bu mektubuyla başlamış oldu. Daha sonra 1920'de Bekir Sami Bey, 1921'de de Yusuf Kemal Bey heyetleri Moskova'ya gönderilmiştir. Sonuçta 16 Mart 1921'de taraflar arasında Moskova Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma, Sovyet Rusya ile yeni Türkiye arasında ilk diplomatik antlaşmadır. Batılı devletler Anadolu'da Sevr Antlaşması doğrultusunda küçük devletler görmek isterlerken, yeni Türk Devleti, Sovyet Rusya gibi büyük bir devlete Misak-ı Millî sınırlarını onaylatarak bu uluslararası oyunu bozmuştur. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra da iki ülke arasındaki iyi ilişkiler sürmüştür. Musul sorununun Türkiye aleyhine çözümlendiği dönemde, iki devlet 17 Aralık 1925'te Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalamışlardır. 1919 yılındaki koşullar sebebiyle başlayan emperyalist batıya karşı kader birliği, 1923'ten sonra işbirliğine dönüşmüştür. 1936 yılındaki Montrö Konferansı Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkilerinde yeni gelişmelerin başlangıcı olmuştur. 1919'dan 1938'e kadar Mustafa Kemal Paşa'nın izlediği Sovyet politikası, iki ülke arasında iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerinin kurulmasını ve devamını sağlamıştır.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Bolşevizm, Çiçerin, Türk-Sovyet İlişkileri, Moskova Antlaşması.Master Thesis İttifaktan Düşmanlığa Dönüşen Türk-sovyet İlişkileri: Stalin Dönemi Türk Dış Politikasında Yaşanan Büyük Değişim(2020) Özel, Fatih; Aygül, CenkTürkiye Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği arasında gelişen ilk ilişkiler dönemin şartları ile değerlendirildiğinde 'zorunlu' tabiri en uygun ifade olarak belirmektedir. Türkiye'nin dış politikasında kuruluşuyla beraber Sovyetler Birliği temel eksen noktası olarak görülmüş, 1936 yılında yaklaşan savaşın etkisiyle Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile ikili ilişkilerde ilk kırılma yaşanmıştır. İkinci Dünya Savaşında gerçekleşen Alman-Sovyet ittifakı Türkiye üzerinde deyim yerindeyse soğuk duş etkisi yaratırken, ikili ilişkilerde güvensizliğin temel alındığı bir döneminde başlangıcı olmuştur. Türkiye'nin savaşa dahil olmama konusunda yürüttüğü 'aktif tarafsızlık' politikası nedeniyle Sovyetler Birliğinin de dahil olduğu müttefiklerle ilişkiler gergin bir halde sürerken, savaş süresince ve savaş sonrası Sovyetler Birliğini, Boğazlar ve doğu illeri üzerinde hak talebi ile ikili ilişkiler büyük yara almıştır. Bu güvensizliğin yarattığı etkiyle, Türkiye savaş sonrası oluşan yeni dünya düzeninde Sovyet tehdidine karşı oluşan Batı bloğunda güç dengesi yaratmak maksadıyla yer almıştır. İttifak olarak başlayan ikili ilişkiler düşmanlığa evirilmiş ve tamir edilmesi güç olan yaralar almıştır. Tez çalışmasının dönem sınırı olarak Stalin dönemini incelemesinin nedeni, ittifak ve dostluk döneminin Stalin ile başlaması ve gerginlikten, kopuşa kadar Stalin'in tek lider olarak yürüttüğü politikalarının bir ürünü olmasıdır. Stalin'in ölümü sonrası, Sovyetler Birliği ikili ilişkilerde en temel sorunlar olan toprak talebinden ve Boğazlardan hak iddiasından vazgeçmesi ise Stalin döneminde izlenen Türk ve Sovyet politikaları incelenmesini önemli kılmaktadır. Bu tez çalışmasında dönemin en belirgin teorisi olan realizmin Türk dış politikasına yansımaları incelenmiş, bu bağlamda bu teorinin uygulanma sahaları açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sovyetler Birliği, Stalin, Boğazlar, 2. Dünya Savaşı, Komünizm, RealizmMaster Thesis Soğuk Savaş Sonrası Değişen Konjonktürde Rusya Federasyonu - Avrupa Birliği İlişkileri ve Türkiye'ye Yansımaları(2011) Boğaz, Serhan; Hurmi, A. Bahar TurhanRusya, Soğuk Savaşın ardından Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bir süre kaos içine girmiştir. Ancak daha sonra zengin enerji kaynaklarının da verdiği güçle ekonomisini yeniden toparlayarak dünyada söz sahibi olmuş ve Çin gibi ülkelerle ittiklar kurmuştur. Rusya böylece dünyada Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı çok kutupluluğu savunmaya çalışmaktadır. Avrupa Birliğinin ise devamlı gelişen bir oluşum olarak Rusya Federasyonu ile yakın ilişkileri vardır. Özellikle AB'nin enerji bağımlılığı nedeniyle bu ilişkilerde zaman zaman sorunlar yaşanmaktadır. Bu ilişkiler, hem Rusya ile aynı coğrafyada bulunan hem de yıllardır AB üyesi olmak için bekleyen Türkiye'yi yakından ilgilendirmektedir.Master Thesis Soğuk Savaş Sonrası Eski Sscb Coğrafyasında Görülen Etnik ve Dinsel Çatışmalar(2012) Kalay, Güler; Keser, UlviSSCB dağıldıktan sonra oluşan siyasal boşluk ortamında etno-milliyetçilik, hareket sahası bulmuştur. Ulus, etnik ve dinsel unsurlar ve azınlık gibi kavramlar dünya siyasal gündeminde belirleyici rol oynayan güçlü devletlerce çıkarları doğrultusunda şekillendirilmiş, milyonlarca insan iktisadi ve poliitk olarak bağımlı hale getirilmiştir. Muhafazakar ve egrici ulusçuluğun, radikal dinciliğin Sovyetler Birliği sonrasında Moldova, Kafkasya, Transkafkasya ve Orta Asya'daki beş yeni bağımsız devlette körüklendiği, ulusal düşman olarak ırksal, dinsel, dilsel, etnik farklılıkların nefrete dönüştüğü görülmektedir. Eski Sovyet coğrafyasında SSCB sonrası yaşanan etnik ve dinsel çatışmaların nedenlerini tek bir kategori altında açıklayabilmek mümkün değildir. Bu çalışmada Soğuk Savaş sonrasında yeniden şekillenen uluslararası sistemin getirdikleri ve söz konusu bölgelerde etkin olan devletlerin dış politikaları dikkate alınarak Moldova, Kafkasya, Transkafkasya ve Orta Asya bölgelerinde görülen çatışmalar açıklanmaya çalışılmış, çatışma halindeki grupların birbirleri ile ilişkilerinin tarihsel arka planı, içinde bulundukları sosyo-ekonomik, sosyo-politik durumlarının karşılaştırılması, bulundukları bölgenin jeopolitik ve jeostratejik önemi gibi bir dizi alt başlıkların incelenerek her bir çatışmanın kendi öznelliğinde kendi özgün koşullarında incelenmesinin doğru analiz edilebilirliği açısından önemli olduğu düşünülmüştür.
