Search Results

Now showing 1 - 10 of 13
  • Master Thesis
    Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Orta Asya ve Ortadoğu Petrollerinin Uluslararası Politikadaki Yeri ve Önemi
    (2009) Selvi, Aynur; Olcay, Bülent
    Keşfedildiği günden bu yana devletlerin hem iç politikalarını hem dış politikalarını birincil derecede şekillendiren petrolün önemi yadsınamaz bir gerçek olmuştur. Kolay, kesintisiz ve hesaplı ulaşıldığı zaman ekonomik ve siyasi açıdan büyük avantajlar sağlamasının yanında tam tersi bir durumda ülkelere ciddi zorluklar ve imkansızlar yaşatmaktadır. Diğer bir ifadeyle devletler petrolü temin ederken sınırlı ve maliyetli bir süreç gerçekleştirdiğinde hem devlet merkezli hem de toplumsal merkezli sıkıntılar ortaya çıktığı için, petrol ve petrol taşıma güzergahlarının önemi hayatidir.Petrolün bu hayati öneminin tetiklediği en büyük gerçek, devletlerin bağımlılık dereceleri ne olursa olsun uluslararası sistemde neden olduğu rekabettir. Bu rekabet ise, söz konusu enerji kaynağının dünya üzerindeki eşit olmayan dağılımı sonucu belirli bölgelerde gerçekleşmektedir. Bu bağlamda dünya kanıtlanmış petrol rezervlerinin % 61'ine sahip olan başta Ortadoğu olmak üzere, yakın geçmişte keşfedilen, Ortadoğu'ya alternatif gösterilen ve kaynakların çeşitlendirilmesi gerektiği anlayışının da etkisiyle önem kazanan Orta Asya coğrafyası, tüm dünya devletleri için bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Kısacası, ülkelerin dış politikaları Ortadoğu ve Orta Asya'da ya da çevrelerinde oluşmaya başlamıştır.Çalışmada, Ortadoğu ve Orta Asya'da yaşanan petrol merkezli rekabet, sebep- sonuç ilişkisi kurularak incelenmeye çalışılmıştır. Petrolün ülkelerin Ortadoğu ve Orta Asya bölgelerine yönelik politikalarındaki önemi ile bağlantılı olarak dünya tarihine damgasını vuran gelişmelere de yer verilmiştir. Bu bölgelerde rekabet içinde olan yönetimlerin özellikle de görünmeyen ve açıklanmayan hedeflerinin petrol politikaları ile bağlantısı değerlendirilmeye ve anlamlandırılmaya çalışılmıştır.
  • Master Thesis
    Irak Kuzeyindeki Enerji Kaynaklarının Kürt Devlet Oluşumuna Etkisi
    (2012) Sanyürek, Mehmet Bora; Gürson, Poyraz
    ?Irak Kuzeyindeki Enerji Kaynaklarının Kürt Devlet Oluşumuna Etkisi? konulu tez çalışmamızla; Türkiye ve dünya gündemini meşgul eden Irak'taki Kürt olgusu, Irak kuzeyindeki enerji kaynakları ve bu kaynakların, muhtemel bir Kürt devletinin kurulmasına yapacağı etkiler incelenmiştir.Tez çalışmamızın hazırlanmasında, konu ile ilgili yapılan kaynak taramasından sonra, elde edilen veriler süzülerek, tarafsız bir bakış açısıyla, incelenmeye başlanmıştır. Ağırlıklı olarak; kitap, makale ve rapor gibi kaynaklardan faydalanılarak yapılan çalışmada, bölge konusunda uzman kişilerin görüşlerine de başvurulmuştur.Çalışmamız süresince elde edilen verilerin analiz edilmesi sonucunda; bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasının sosyolojik, ekonomik ve politik yönden mümkün gözükmediği, halihazırda var olan Kürt özerk bölgesine destek veren başat güçlerin de Ortadoğu'daki dengelerin bozulmasına engel olmak maksadıyla, böyle bir devletin kurulmasına izin vermeyeceği, ancak her şeye rağmen bağımsız bir Kürt devletinin kurulması durumunda ise ya bu devletin uzun ömürlü olamayacağı yada dış destek sonucu ayakta tutulmaya çalışılarak, bölgesel çatışmaların önünün açılacağı değerlendirmesine varılmıştır.Anahtar kelimeler: Kürt devleti, Enerji kaynakları, Ortadoğu
  • Master Thesis
    Akdeniz için Birlik Projesi ve Ortadoğu
    (2012) Demircan, Esra Tuğaç; Keser, Ulvi
    Bu tezde 18. yüzyıldan bu yana önemini koruyan Akdeniz bağlamında Ortadoğu coğrafyasındaki menfaat çakışmaları ve çatışmaları ele alınmıştır.Küresel güç olan Amerika Birleşik Devletleri, kıtasal güç olan Fransa, İngiltere, Almanya ve Çin'in jeostrateji ve jeoekonomi bağlamında çatışma bölgesi olan Akdeniz, Ortadoğu'nun ve özellikle de İsrail'in nefes borularından birisini teşkil etmektedir. Bu anlamda Akdeniz jeostratejisi sadece Ortadoğu için değil, bütün dünya için önem arz etmektedir.Söz konusu çalışmada Ortadoğu bölgesinde İsrail'i yalnız bırakmamak ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni Avrupa Birliği'nden uzaklaştırmak için tasarlanmış ?Club Med? projesi denilen Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin ?Akdeniz İçin Birlik Projesi? incelenmiştir.
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği'nin Ortadoğu Politikası ve Ortadoğu Politikasında Türkiye'nin Önemi
    (2010) Arık, Erkun; K.bilgiç, Veysel
    Bu tezin amacı, Türkiye'nin Ortadoğu'daki konumunun ve Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerinin AB üyeliği açısından Türkiye'ye sağlayacağı katkıların bulunup bulunmadığının incelenmesidir. Çalışmanın tezi demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, hukuk devleti, insan hakları gibi liberal Avrupa değerlerini benimsemiş Türkiye'nin Ortadoğu'daki konumunun ve bölge ile geliştirdiği ilişkilerin küresel bir aktör olmak için çaba harcayan AB'nin dış politikasına önemli katkılar sunacağı ve bu nedenle AB üyeliği yolunda Türkiye'ye ciddi bir avantaj sağlayacağıdır. Bu tezde önce konuya ilişkin kavramsal bir çerçeve oluşturularak AB'nin ve Türkiye'nin Ortadoğu politikası 1990'lardan bu yana kronolojik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Ardından Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin Ortadoğu politikasında yaratacağı sorunlar ve buna sağlayacağı katkılar tartışılmıştır.1970'lerin başından beri Ortadoğu bölgesine yönelik politikalar geliştirmeye çalışan AB bölge ülkeleriyle yaptığı ikili anlaşmalarla sınırlı kalmamıştır. Bölge ile kalıcı ilişkilerin kurulması için Ortadoğu barış sürecinin başarıyla sonuçlanması gerektiğinin farkında olan AB, Ortadoğu'ya yönelik uyguladığı Küresel Akdeniz Politikası, Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası, Barselona Sürecini ve Akdeniz İçin Birlik'i kapsayan Avrupa-Akdeniz Ortaklığı politikası ve Avrupa Komşuluk Politikası gibi bölgesel politikalarla bölgede etkin bir aktör olma isteğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Körfez İşbirliği Konseyi gibi bölgesel oluşumlarla da kurumsal ilişkiler geliştirmektedir. Ne var ki Avrupa Birliği'nin Ortadoğu'daki etkisi üye devletler arasında siyasi birliğin olmayışı, siyasi araçlar ve askeri yetenekler konusundaki kurumsal eksiklikler nedeniyle hala sınırlı düzeydedir. Türkiye'nin son on yılda Ortadoğu ülkeleriyle geliştirdiği güçlü ilişki, üye olması halinde AB'nin Ortadoğu politikasına önemli katkılar sunacaktır.Anahtar kelimeler: AB'nin Ortadoğu politikası, Türkiye'nin Ortadoğu politikası, AB-Türkiye ilişkileri, Türkiye'nin AB üyeliği.
  • Master Thesis
    Arap Baharı ve Mısır'da Yansımaları
    (2014) Aydin, Muhammet Şerif; Aygül, Cenk
    Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla birlikte şekillenmeye başlayan Orta Doğu, bugüne kadar tarihi kırılma anları yaşamıştır. Bu kırılmaların birincisi İkinci Dünya Savaşı'nı takiben bölgede bulunan ülkelerin bağımsızlık kazanması ve sonrasında İsrail'in kurulmasıdır. İsrail'e ve Batı politikaları doğrultusunda oluşan monarşilere karşı bir tepki olarak Arap milliyetçiliğinin oluşması ile Baasçı yapıların ortaya çıkması bir başka kırılma anıdır. Mısır'ı SSCB'den uzaklaştırarak ABD çizgisine yaklaştıran 1979 Camp David Antlaşması ve aynı yıl yaşanan İran Devrimi ile İran'ın ABD'den uzaklaşarak SSCB çizgisine yaklaşması kırılma anlarının devamını sağlamıştır. SSCB'nin yıkılması ile birlikte tek kutuplu düzene dönülmesi tüm dünya düzeni için ve aynı zamanda Orta Doğu için yeni bir kırılma anı yaşanmasına sebep olmuştur. Son olarak 2010 yılında başlayan ve hala sürecini sürdüren Arap Baharı da kırılma anlarının en önemlilerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır. Arap Baharı; Orta Doğu ülkelerin halkları tarafından, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde rejim, yönetim, yönetici değişimleri başta olmak üzere değişikliklere ve yenilenmelere yol açan, protesto, ayaklanma, kalkışma, devrim, başkaldırı ve daha birçok adlandırmayla söz edilen Arap halk hareketlerini ifade etmektedir. Körfez ülkeleri, meşruiyetlerinin kaynağını oluşturan ABD desteği sayesinde diğer ülkelerden farklı olarak ekonomi temelli adımlarla devrimlerin önüne geçebilmişken, Tunus, Mısır, Libya ve Suriye ise süreci en ağır şekilde yaşayan ülkeler olmuşlardır. Libya'da değişim talebi dış güçlerin saldırıları ile gerçekleşirken Suriye'de ise iç savaş kanlı bir şekilde devam etmektedir. Mısır'da Tahrir Meydanı'nda başlayan değişim talepleri karşılığını bulmuş ve Hüsnü Mübarek, istifa ederek Cumhurbaşkanlığından ayrılmıştır. Yapılan demokratik seçimler sonucunda Müslüman Kardeşlerin adayı Muhammed Mursi Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamıştır. Özellikle ekonomik parametrelerin kötüye gitmesi ile birlikte yeni bir tepki dalgası oluşmuş ve bu durumu fırsat olarak gören Genel Kurmay Başkanı Abdul Fettah el-Sisi önderliğinde darbe gerçekleştirilmiştir. Bu darbe ile birlikte Mısır'da yeni bir döneme girilmiş ve ülkedeki karışıklıklar, eski rejim ve darbe yanlıları ile değişim talep edenler arasında bir güç mücadelesine dönmüştür. Arap Baharı ile birlikte başlayan değişim temelli olayların genel olarak Orta Doğu'da ve çalışmanın kapsamı dâhilindeki Mısır'da beklentileri karşılayamadığı süreç içerisinde anlaşılmıştır. Süreç öncesinden daha iyi şartlarda yönetilen veya ekonomik anlamda gelişebilen bir ülke henüz olmamıştır. Anahtar Kelimeler 1. Orta Doğu 2. Arap Baharı 3. Körfez Ülkeleri 4. Mısır 5. Müslüman Kardeşler
  • Master Thesis
    Stratejik Ortaklıktan Model Ortaklığa Türk-amerikan İlişkileri ve Ortadoğu
    (2011) Doğan, Zehra; Gürson, Poyraz
    Soğuk Savaş boyunca Türkiye-ABD ilişkileri Sovyet yayılmacılığı ve komünizm tehdidi altında ortak güvenlik temelli gelişirken Soğuk Savaş sonrası dönem özellikle iki ülkeye Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu'da daha çok işbirliği olanakları sunmuş ve iki ülke ilişkileri için ?stratejik ortaklık? modeli gündeme gelmiştir. Körfez Savaşı bu yeni ilişki biçimi için ilk sınav olurken 11 Eylül Saldırıları sonrası yaşanan gelişmeler geliştirilmeye çalışılan ?stratejik ortaklık? ilişkisini derinden etkilemiştir. Nitekim Barack Hüseyin Obama, ABD Başkanı olduktan sonra ABD gibi büyük bir Hristiyan nüfusla Türkiye gibi laik bir devlet olmakla beraber nüfusunun büyük bir oranı Müslüman olan bir ülkenin ilişkisinin tüm dünyaya model olabileceğini dile getirerek ?model ortaklık? kavramını önermiştir. Ancak kavramın gündeme geldiği günden beri Ortadoğu kaynaklı yaşanan gerilimler bu kavramın içinin doldurulması noktasında sıkıntılar yaratmıştır. Özellikle Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ?stratejik derinlik? yaklaşımı ile Türkiye'nin komşuları ve Ortadoğu ile ilişkilerini geliştirmesi Türkiye'nin ABD ve Avrupa'dan uzaklaşarak Ortadoğu'ya yakınlaştığı ve dış politikanın bir ?eksen kayması? yaşadığı iddialarına neden olmuştur. Bu iddialar Türk-Amerikan ilişkilerine de doğrudan yansımıştır. Nitekim bu çalışma, tüm bu varsayımlar ışığında İkinci Dünya Savaşı'ndan Obama'nın ABD Başkanı olmasına kadar geçen sürede iki ülke ilişkilerinin seyrini Ortadoğu üzerinden aktarmayı amaçlamaktadır.Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan ilişkileri, Ortadoğu, Soğuk Savaş, Stratejik Ortaklık, Model Ortaklık, Stratejik Derinlik
  • Master Thesis
    Arap Baharı ve Bahreyn
    (2017) Karakoç, Hüseyin Serdar; Ünal, Hasan
    Arap Baharı ismi ile anılan ve Tunus'ta başlayıp Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye'yi etkileyen halk ayaklanmaları Arap coğrafyasında köklü değişimlere yol açmıştır. Arap Baharı olayları bazen ülkelerin iç dinamikleri ile bazen de uluslararası baskının veya müdahalenin tasarrufu ile rejim, yönetim, yönetici değişikliklerine yol açmıştır. Süreç Bahreyn'de de yankı bulmuş ve halk sokağa dökülmüştür. Fakat sonuçlandığında herhangi bir değişim getirmemiştir. Bu çalışmada Arap Baharı süreci, Arap Baharının Bahreyn'deki yansımaları ve diğer ülkelerin olaylara müdahale süreç ve yöntemleri üzerinde durularak Arap Baharının Bahreyn'de neden başarılı olamadığı irdelenmiştir.
  • Master Thesis
    Ortadoğu'daki Enerji Kaynaklarının Önemi ve Türkiye Üzerinden Taşınması ile Türkiye'nin Kazandığı Jeopolitik Konum
    (2012) Elmas, Beşir; Gürson, Poyraz
    Bu tez Ortadoğu coğrafyasında bulunan zengin ham petrol ve doğalgaz kaynaklarının uluslararası ilişkiler alanda önemiyle Türkiye üzerinden enerji nakil boru hatları ile enerjiyi arz eden gelişmiş batılı ülkelere güvenli bir şekilde taşınması sürecinde enerji kaynakları bakımından zengin sayılamayacak olan Türkiye'nin sahip olacağı stratejik öneminin ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Dünya üzerinde bulunan başta ABD, İngiltere ile Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerinin ulusal ve uluslararası hedeflerine ulaşabilmeleri için endüstrilerinin ihtiyaç duyduğu ham petrol ve doğalgazı kesintisiz, güvenilir ve hızlı yollardan tedarik etmeleri gerekmektedir. Ham petrol ve doğalgaz enerji kaynaklarına ihtiyaç duyan gelişmiş ülkelerin özellikle ABD ve Rusya Federasyonu dışında büyük bir çoğunluğunun bu kaynakların rezervi açısından fakir olarak tabir edilen coğrafyada bulunduğu görülmektedir. Dünyanın en zengin ham petrol ve doğalgaz rezervlerinin bulunduğu ülkelerse Türkiye'nin de içinde bulunduğu istikrarsız Ortadoğu coğrafyasında yer almaktadır. Fakat bu ülkeler uzun bir zamandan beri siyasi dengenin sağlanamadığı işgaller, savaşlar ve isyanların yaşandığı bölgelerdedir. Türkiye'nin yer aldığı coğrafya itibarı ile komşu ülkelerine göre siyasi yapısı oturmuş, devlet yapısı olgunlaşmış ve istikrarını yaklaşık 90 senedir koruyabilen tek ülke konumunda olduğu görülmektedir ve doğu ile batı arasında kelimenin tam anlamı ile köprü konumuna sahiptir. Türkiye ise zengin enerji kaynakları olarak ham petrol ve doğalgaza yeterince sahip olup olmadığı kesin ispatlanmış değildir. Bununla birlikte ne Avrupalı ülkeler gibi tam olarak gelişmiş ne de Ortadoğu'daki ülkeler gibi geri kalmıştır. Doğalgaz ve ham petrolün birbirine entegre çoklu enerji nakil boru hatları ile taşınması ülke ve uluslararası kuruluşların Türkiye karşı olan tutumlarının belirlenmesinde son derece önemli rol oynayacaktır. Tez dört ana bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümde stratejik öneme sahip enerji kaynaklarından bahsedilmektedir. İkinci bölümde en zengin ham petrol ve doğalgaz enerji kaynakları rezervlerinin Ortadoğu'da yer aldığı anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde enerji kaynaklarının çoklu iletim hatları ile sevkiyatı işlenmektedir. Dördüncü bölümde ise Türkiye'nin enerji iletim hatları ile uluslar arası alanda kazanacağı stratejik konum işlenmektedir.
  • Master Thesis
    Ilımlılaşma ve Dahil Olma Teorisi Bağlamında Mısır'daki Müslüman Kardeşler'in Moderasyonu
    (2021) Demir, Pınar; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Mısır, Ortadoğu ve Afrika'nın en önemli ülkelerinden biri olmakla birlikte İslam dünyasının da merkez ülkesinden birisini oluşturmaktadır. Tarih boyunca Mısır'da ortaya çıkan olaylar tüm Ortadoğu'yu etkilemiştir. 20.yy İslamcıların ideolojilerini sisteme entegre etmek istediği bir yıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle 2010 yılında yaşanan Arap Baharı'ndan sonra ortaya çıkan gelişmeler bugüne kadar baskılanmış ve siyasi sistemden dışlanmış muhalif gruplara sisteme dahil olma fırsatını yaratmış ve İslam'ın siyasallaştığı bir dönem başlamıştır. Arap Baharı'nda yaşanan gelişmeler küresel ve bölgesel düzeyde Mısır'ı anlamak açısından büyük önem arz etmektedir. 25 Ocak 2011 yılında ise Mısır'da yaşanan devrim hareketi sonrası iç ve dış aktörlerin ülkenin demokratikleşmesinin önüne nasıl geçtiği ve bununla birlikte Mursi'nin siyasi ve ekonomik olarak liberalleşmesini engellediği görülmüştür. Bu tezde, 2012 yılında Mısır'ın en köklü muhalif hareketi olan Müslüman Kardeşler'in politik sisteme entegre olduktan sonra izlediği stratejileri, iktidarı boyunca gerçekleştirdiği siyasi politikalarını moderasyon teorisi bağlamında dönüşümünün davranışsal mı, yoksa ideolojik olarak mı gerçekleştirdiği analiz edilmektedir. Müslüman Kardeşler'in ılımlılaştığı halde neden sisteme dahil olamamasındaki başarısızlığın nedenleri iç ve dış faktörler açısından incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Müslüman Kardeşler Hareketi, Mısır Devrimi, Moderasyon Teorisi, Arap Baharı, Siyasal İslam
  • Master Thesis
    Amerikan Hegemonyasının Devamı ve Ortadoğu'nun Yeniden Yapılandırılması Arasındaki Pozitif Korelasyon
    (2013) Duran, Ali; Keser, Ulvi
    21. yüzyılın başında 11 Eylül 2001'de yaşanan terör olayı sonrası İslami terör ile mücadele merkezli oluşturulan ABD dış politikası çerçevesinde Afganistan ve Irak işgal edilmiş, tüm Müslümanlar için potansiyel terörist algısı yaratılmıştır. 2008 yılına gelindiğinde Irak'ta artan İran etkisi ve Afganistan'da yürütülen mücadelenin somut bir sonuç vermemesi bir de üstüne üstlük tüm bu mücadelelerin yürütülebilmesi için yapılan harcamaların diğer etkenler ile birlikte ABD ekonomisini krize itmesi ve yürütülen bu politikalar sonucu başta Müslüman kitleler olmak üzere tüm dünya halklarında ABD imajının zedelenmesi sonuçları ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu tablo karşısında ABD, hegemonyanın devamını esas alan genel stratejisi doğrultusunda hatalı olan dış politik yaklaşımını ve 2008 Başkanlık seçimlerinde yönetimini değiştirmiştir.2008 Ekonomik krizi, ABD'nin Irak'tan çekilmesi ve 2010 yılında Ortadoğu'da başlayan Arap Baharı süreci kapsamında ABD dış politikasında hissedilen değişiklik; ABD'nin bölgede etkisinin azaldığı, gelişmelerin ABD insiyatifinin dışında gerçekleştiği iddialarını gündeme taşımıştır. ABD yanlısı otoriter liderler olan Hüsnü Mübarek, Salih ve Bin Ali'nin iktidarlarını kaybetmeleri, El Nahda ve Müslüman Kardeşler gibi İslami grupların bulundukları ülkelerde iktidara gelmeleri ise ABD etkisinin azaldığı iddiasını kuvvetlendiren gelişmeler olarak değerlendirilmiştir. ABD'nin 2008 yılında Mısır'da Mübarek sonrası için muhalifler ile görüştüğü, 2006 yılında Suriye'de Esad rejimi muhaliflerine mali destek sağladığı bilgileri bize Arap Baharı sürecine ABD'nin hazırlıksız yakalandığı iddialarının yanlış olduğunu göstermektedir. 1979 İran Devrimi'nde Şah'ın devrilmesine, 27 Mayıs 1960 İhtilali'nde Türkiye'de Menderes iktidarının son bulmasına da ABD yönetimi ses çıkarmamıştır. Kısacası Mübarek, Salih, Bin Ali gibi ABD ile uyumlu liderlerin bölge ülkelerinde görevlerini kaybetmeleri ilk değildir. ABD ile uyumlu politikalar izledikleri sürece bölge ülkelerinde iktidarda kimin olduğunun ABD açısından bir önemi yoktur. Henüz kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen anılan ülkelerde ABD aleyhine radikal bir dış politika değişikliği de söz konusu olmamış, bilakis Libya gibi kazanımlarda olmuştur.ABD'nin küresel hegemonyasının devamı için enerji kaynaklarının ve ulaşım yollarının kontrol altında tutulması hayati öneme sahiptir. Bu durum muhtemel rakipler Çin ve Hindistan'ın hızla artan enerji ihtiyacı ile birlikte düşünüldüğünde bir kat daha artmaktadır. Ayrıca 1970'li yıllarda Bretton Woods sisteminin yıkılmasından sonra Amerikan dolarının küresel para olma vasfını devam ettirmesini sağlayan en önemli etkenlerden birisinin petrolün dolar ile satılması olduğu unutulmamaldır. Ortadoğu'da ABD etkisinin devamı bölgedeki gelişmeleri yönlendirmesi ile paraleldir. Ortadoğu'daki değişimin ABD'nin kontrolü dışında gerçekleşmesi bölgede ABD etkisinin sonu demektir. Bu ise ABD'nin enerji kaynaklarına hakimiyetinin bitmesi, bölgedeki etkisinin kaybolması nedeniyle enerjinin dolar ile satışı sebebiyle küresel mali sistemi elinde bulundurma avantajının sona ermesi yani hegemon statüsünün kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Kısacası küresel hegemonya mücadelesinin yapılacağı yer Ortadoğu'dur. Ortadoğu'da etkisini kaybeden ABD'nin tüm dünyade etkinliğini yitireceği bir gerçektir. Ortadoğu'daki değişim ile ABD hegemonyasının devamı arasında pozitif bir korealasyon söz konusudur. Bu sebeple bölgede yer alan ülkelerin kendine özgün koşullarını da esas alarak ABD'nin Ortadoğu'daki değişimi kendi ekseninde şekillendirmeye çalışacağı bir realitedir.