Search Results

Now showing 1 - 6 of 6
  • Master Thesis
    Atatürk Dönemi'nde Türk-sovyet İlişkileri (1919-1938)
    (2010) Şener, Ayşe; Öztürk, Reşat
    Türkiye ile Rusya arasında yüzyıllardır süren ilişkiler içinde inişli ve çıkışlı zamanlar yaşanmıştır. Türk-Rus savaşları, iki ülke arasındaki komşuluğu zedelemiştir. 1917 yılında Rusya'da meydana gelen Bolşevik İhtilaliyle, Çarlık rejiminin yıkılmasından sonra Sovyet Rusya, emperyalizm karşıtı bir tutum izlemiştir. Bunun sonucunda da o güne kadar genellikle düşmanca gelişmiş olan Türk-Rus ilişkileri, Batılılar karşısında emperyalizme karşı ortak noktada buluşmuştur. Çok zor şartlar altında girişilen Millî Mücadele hareketinin Sovyet Rusya'nın, dış politikasında özel bir yeri vardır. Mustafa Kemal Paşa, TBMM'nin açılmasından sonra 26 Nisan 1920'de Sovyet Lideri Lenin'e bir mektup göndererek Ulusal Kurtuluş Mücadelesi için savaş malzemesi ve maddî yardım talebinde bulunmuş, emperyalistlere karşı işbirliği önermiştir. Sovyetlerle ilk resmi temas, Mustafa Kemal Paşa'nın bu mektubuyla başlamış oldu. Daha sonra 1920'de Bekir Sami Bey, 1921'de de Yusuf Kemal Bey heyetleri Moskova'ya gönderilmiştir. Sonuçta 16 Mart 1921'de taraflar arasında Moskova Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma, Sovyet Rusya ile yeni Türkiye arasında ilk diplomatik antlaşmadır. Batılı devletler Anadolu'da Sevr Antlaşması doğrultusunda küçük devletler görmek isterlerken, yeni Türk Devleti, Sovyet Rusya gibi büyük bir devlete Misak-ı Millî sınırlarını onaylatarak bu uluslararası oyunu bozmuştur. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra da iki ülke arasındaki iyi ilişkiler sürmüştür. Musul sorununun Türkiye aleyhine çözümlendiği dönemde, iki devlet 17 Aralık 1925'te Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalamışlardır. 1919 yılındaki koşullar sebebiyle başlayan emperyalist batıya karşı kader birliği, 1923'ten sonra işbirliğine dönüşmüştür. 1936 yılındaki Montrö Konferansı Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkilerinde yeni gelişmelerin başlangıcı olmuştur. 1919'dan 1938'e kadar Mustafa Kemal Paşa'nın izlediği Sovyet politikası, iki ülke arasında iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerinin kurulmasını ve devamını sağlamıştır.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Bolşevizm, Çiçerin, Türk-Sovyet İlişkileri, Moskova Antlaşması.
  • Master Thesis
    1961 Anayasası’nın Türk Toplumsal Gerçekçi Sinemasının Gelişimine Etkisi
    (2025) Kılıçatan, Sinem; Mızrak, Dilan
    27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrasında ilan edilen ve 1961 yılında yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yalnızca bir siyasal rejim değişikliğini değil, aynı zamanda bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesini, kuvvetler ayrılığı ilkesinin güçlendirilmesini ve sosyal devlet anlayışının anayasal zemine taşınmasını ifade eden tarihsel bir kırılma noktasıdır. Türk sineması, bu dönemde yalnızca sayısal üretimde değil, toplumsal içerik ve estetik nitelik bakımından da dikkate değer bir dönüşüm yaşamış; 'Altın Yıllar' olarak tanımlanan bu süreçte sinema, toplumsal adaletsizlik, sınıfsal eşitsizlik, kadın hakları, göç ve kentleşme gibi yapısal sorunları gündeme taşıyan eleştirel bir mecraya dönüşmüştür. 1961 Anayasası'nın bireysel özgürlükleri, düşünce ve ifade özgürlüğünü, basın özerkliğini ve sendikal hakları güvence altına alması, kültürel üretim ortamını da doğrudan etkilemiş; sinemacılar, toplumsal meseleleri daha cesur ve doğrudan biçimde beyazperdeye taşıyabilmiştir. Bu araştırma, Metin Erksan, Lütfi Ö. Akad, Halit Refiğ, Ertem Göreç ve Duygu Sağıroğlu gibi öncü yönetmenlerin filmleri üzerinden bu anayasal etkileri görünür kılmayı hedeflemiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemine dayalı olarak betimsel film analizi, tematik içerik çözümlemesi ve ideolojik okuma teknikleri kullanılmış; Stuart Hall'un temsil teorisi, Althusser'in ideoloji ve aygıt kuramı, Gramsci'nin hegemonya kavramı ve Foucault'nun mekân politikaları kuramsal çerçeve olarak benimsenmiştir. Bulgular, sinemanın yalnızca estetik bir alan değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir tanıklık sahası olduğunu göstermektedir. Susuz Yaz, Yılanların Öcü, Hudutların Kanunu, Otobüs Yolcuları ve Karanlıkta Uyananlar gibi filmler, 1961 Anayasası'nın vaat ettiği hakların taşrada, sınırda ve kentte ne ölçüde uygulanabildiğini sorgulayan güçlü anlatılarla Türkiye'de hukuk ile kültür arasındaki bağı sinemasal bir hafızaya dönüştürmüştür.
  • Master Thesis
    Dil, Kültür ve Tarih Bağlamında Tanzimat Sonrası Basınla Beraber Yaşanan Modernleşmeye Dair İnceleme
    (2015) Teke, İsmail; Ülker, Halil İbrahim
    İnsanların kolektif yaşama ihtiyacı karşılıklı olarak iletişime geçme sonucunu doğurmuştur. Bu şekilde ortaya çıkan dil, nesilden nesile bilgi ve tecrübe aktarım aracı olarak kültürü yaratmış ve zaman içerisindeki devinimleri ise tarih kavramının içerisinde yer almıştır. Bir toplumun bir daha geri döndürülemeyecek bir biçimde geleceğe aktarılması olan kalkınmanın gelişmişlik düzeyi göstergelerinden biri olan modernleşme ise bu üç sacayağının kesişim kümesinde yer alan bir olgu olup bu üç sacayağının üzerinde şekillenmektedir. Bu tezin amacı Tanzimat dönemi sonrasında dil, kültür ve tarih olgularının basınla beraber yaşanan modernleşme kapsamında evrimi ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun modernleşme üzerine olası etkisini açıklamaktır. Tezde öncelikle bu öğeler önce sırası ile açıklanmış ve etkiler analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dil, kültür, tarih, Tanzimat, basın; modernleşme, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu
  • Master Thesis
    Türk Tarihine Yön Veren Siyasi Düşünceler: Jön Türklerin Siyasi Fikirleri Üzerinden Bir Değerlendirme
    (2022) Buzpınar, İbrahim; Mühürcüoğlu, Korhan
    Osmanlı Devleti belli bir siyasi düşünce ve gelenek üzerine kurulmuş köklü bir devlettir. Uzun süre monarşi ile yönetildikten sonra türlü etmenlerle değişmesi zaruri hale gelmiştir. Rönesans, reform, Fransız İhtilali gibi dünya genelinde yaşanan önemli gelişmeler Osmanlı Devletini de yakından ve derinden etkilemiştir. Kendi döneminde geri kaldığını fark edemeyen Osmanlı Devleti ise bu olayların getirdiği yenilikleri sonradan fark edebilmiştir. Savaş meydanında art arda yenilgiler almasıyla Batının askeri alanda ileriye gittiğini fark eden Osmanlı, Batının askeri ilim ve tekniğini almak maksadıyla yüzünü batıya çevirmiştir. Böylece Osmanlı modernleşmesi ile birlikte Osmanlı siyasi düşünce ortamında da köklü bir dizi gelişme yaşanmıştır. Askeri kurumlarla başlayan modernleşme kısa sürede eğitim, siyaset gibi alanlarda da etkili olmaya başlamış ve Osmanlı Devleti, tarihi bir döneme girmiştir. Bu modernleşme sürecinde Jön Türk Hareketi etkili sonuçlar ortaya koymuş ve Osmanlının siyasi alanında tarihi değişimler yaratmıştır. Bu çalışmada Osmanlı siyasi düşüncesi içinde Jön Türk Hareketi ele alınmıştır. Jön Türk Hareketi, siyasi düşünce perspektifinden kuramsal bir bakış açısıyla incelenmiştir. Öncelikle Osmanlı Devletinin genel işleyişi, son dönemi ve Jön Türk Hareketine giden süreç incelenmiştir. İkinci bölümde Jön Türk Hareketinin temel yaklaşımları, vuku bulduğu olaylar ve etkileri incelenmiştir. Son bölümde ise Jön Türk Hareketinin sosyal, siyasi ve ekonomik sonuçları ele alındıktan sonra harekete yön veren önemli isimlerden İbrahim Temo, Prens Sebahattin, Ahmet Rıza Bey ve Mustafa Kemal Atatürk'ün fikirleri incelenmiştir. Kişilerin Jön Türk Hareketi içinde oynadıkları rol, benimsedikleri ana düşünce prensibi, düşüncelerini uygulama yöntemleri kuramsal bir bakış açısıyla irdelenmiştir. Bu kişilerin siyasi yaklaşımlarının incelenmesi Jön Türk Hareketinin siyasi düşünce açısından hangi temel ve dinamikler üzerine kurulduğunun anlaşılması adına oldukça önemlidir. Sonuç kısmında Jön Türk Hareketine yönelik değerlendirmeler yapılarak çalışma tamamlanmıştır.
  • Master Thesis
    Aydınlanma-kemalizm-modern Cumhuriyet
    (2011) Bıdak, Ali Rıza; Ülker, Halil İbrahim
    Çözülen ve çöken bir imparatorluktan ulus devlete doğru giden bir süreç vardır. Osmanlı aydınları imparatorluğun çözülüşünü görmektedir. Ortaya koydukları çözümler imparatorluğun sistemi içinde ve onu ayakta tutmaya yöneliktir. Bu çabalarda aydınlanmanın etkileri görülmektedir. Modernleştirici uygulamalarda söz konusudur. Fakat bu çözüm çabaları yıkılması engellenemeyecek bir imparatorluğun ayakta kalmasını hedeflemektedir.Toplumlar tabi oldukları tarihin değişme ve gelişme yasalarını göz ardı etmektedir. Tarihin yasaları imparatorluklar dönemini kapatmakta ve ulus devletleri tarih sahnesine çıkarmaktadır. Kurtuluş Savaşı'nı yürüten kadrolar başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere imparatorluğun ayakta tutulamayacağını görmüştür. Çabalarını modern bir ulus devleti ortaya çıkarma yönünde yoğunlaştırmışlar ve Kurtuluş Savaşı'na önderlik ederek bağımsız bir devletin kuruluşunu gerçekleştirmişlerdir.Bu Cumhuriyeti kurarken etkilendikleri tarihsel olayların başında 1789 Fransız Devrimi ve onun aydınlanma felsefesi gelmektedir. Bu etkilenim Türk toplumunun modernleşme çabalarında çok açık bir şekilde görülmüştür. Gerçekten bu devrim Osmanlı'dan devraldığı sorunları bütünüyle çözememiştir. Osmanlı'dan devralınan sorunların bütünüyle çözülmesi de günümüze kadar devam eden sorunların-sıkıntıların kaynağı olmuştur.
  • Master Thesis
    İttihat – Terakki Partisi ve Kemalizm
    (2020) Altınbay, Elvan; Ülker, Halil İbrahim
    Tanzimat Dönemi ile başlayıp Cumhuriyet'e kadar süren tarihsel süreçte meydana gelen siyasi ve sosyal olayların Cumhuriyet'in kurucu felsefesi olan Kemalist ideolojinin, fikirsel altyapısının esaslarını oluşturup ya da oluşturmadığı konusunda yıllardan beri süre gelen bir tartışma söz konusudur. Bazı çevreler, Kemalizm'in özgün ve ilintisiz yepyeni bir başlangıç olduğunu ileri sürerken, bazı kesimler ise bu söyleme karşı çıkarak, Kemalist ideolojinin entelektüel zemininin Osmanlı'nın son döneminde oluşmaya başladığını savunmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, İttihatçı geleneğin felsefesini, yararlandığı ideolojik referansları, düşünsel aktörlerini ve faaliyet alanlarını inceleyerek; Kemalist politikalara yansımaları hakkında bir çıkarımda bulunmaktır. Bu bağlamda; İttihatçı zihniyetin doğuşu ve yönetimde etkin bir duruma gelmesi ile başlayan değişim ve dönüşüm hareketlerinin toplumun değer yargılarına, dil, eğitim ve yaşayış biçimine getirdiği yeniliklere yönelik yeni bir modernite anlayışı ile izledikleri politikalar incelenmiştir. Tanzimat Dönemi ile başlayan idari reformlar ile daha verimli ve istikrarlı bir yönetime sahip olmaya çalışan Osmanlı toplumunda, Meşrutiyet Dönemi'nde, ekonomik, siyasi ve idari açıdan birçok reform hareketine sahne olmuştur. Netice olarak, bütün bu veriler ve kavramlar ışığında, İttihatçı zihniyetin sahip olduğu toplum ve devlet algısının, kendinden sonra ilan edilen Cumhuriyet dönemine bir ideolojik miras olarak aktarılması irdelenmiştir.