Search Results

Now showing 1 - 10 of 18
  • Master Thesis
    Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Stratejilerinin Uzay Güvenliğine Etkisi
    (2023) Çalışkanlar, Ferah Dilek; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Uzay; BM tarafından düzenlenen ve birçok ülkenin altına imza attığı uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınmış ve genel olarak dünyanın ortak malı kabul edilmiştir. ABD başlangıçta bu çalışmalar içinde yer alsa da 1960'lı yıllarda SSCB'nin uzay kabiliyetleri kendi kabiliyetleri ile yarıştığında ya da geçmeye başladığında kendini tehdit altında hissetmiş ve BM'nin uzay hakkındaki bazı düzenlemelerini kabul etmemiştir. O yıllarda ABD'nin Ay'a astronot indirmesiyle mutlak üstünlük temin edilmiş ve uzay temelinde dünyayı yeni bir savaşa sürükleyecek bir olay yaşanmamıştır. Günümüzde ise başta Rusya ve Çin olmak üzere rakip ülkelerin uzay alanındaki çalışmaları ABD'yi tedirgin etmektedir. Bu yeniden alevlenen rekabetin uzayı bir çatışma alanına döndürüp döndürmeyeceği uluslararası ilişkiler bağlamında önemli bir sorunsaldır. Bu çalışmada, ABD'nin ulusal güvenlik uzay stratejilerinin uluslararası boyutta devletler üzerindeki etkisinin tehdit ve caydırıcılık bakımından önemi, ABD'nin uzayda tek başına hareket etmesini engelleyecek uluslararası bir dengenin olmasının ve uzayın silahsızlandırılmasının dünya için gerekliliği, geliştirilen uzay savunma sistemleri ve bunların atmosfer ötesine taşınarak uzayı yeni bir savaş cephesine dönüştürme girişimleri nitel araştırma yöntemleri kullanılarak tarihi anlaşmalar doğrultusunda incelenmiş, ABD başkanlarının uzay alanındaki ulusal güvenlik stratejileri incelenerek, ABD liderliğinde uzayın askerileştirilmesi engellenmez ise dünya için oluşabilecek tehdit ve yaratabileceği tahribat tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Lobicilik ve Propaganda-amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği'nde Lobicilik Faaliyetleri ve Türkiye'nin Abd'de Yürüttüğü Lobicilik Çalışmaları
    (2017) Altay, Mustafa Kemal; Ünal, Hasan
    Homo sapiens'den, homo sapiens sapiens'e oradan günümüze kadar geçen süre zarfında insanoğlu sürekli olarak etkileşim ve iletişim içerisinde kalmışlardır. Bu süreç insan ırkının varlığı yok olacağı güne kadar sürüp gidecektir. İnsanlar arsında ki mücadele ilk insan topluluklarından başlayarak sürekli olarak devam etmektedir. Bu mücadelenin içeriği ister savaşlara dayansın, isterse bir bilgilin oluşturulmasına hepsinin içerisinde cereyan eden bir yönetsel sistemler zinciri varlığı ya da başka bir ifadeyle hiyerarşik yapı mevcuttur. Bu süreçlerin temel yapısı ise; modern anlamda lobi (etkileme, manipüle etme vb.) faaliyetleri ve propaganda (tanıtma, baskı kurma vb.) faaliyetleri olarak özetlenebilir. Bu çalışmada sırasıyla lobicilik ardından da propaganda hakkında detaylı bilgilere yer verilerek, siyaset, askeri ve ekonomik alanlarda ki etkilerine değinilecektir. Ayrıca bu kavramların zaman içerisinde nasıl evrime uğradıklarına değinilecektir. Özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde ki ve Avrupa Birliğinde ki işleyiş biçimlerinden de söz edilecektir. Son kısımda ise, Türkiye'nin lobicilikle tanışması ve Türk lobilerinin faaliyetlerine değinilerek özellikle lobi faaliyetlerinin Dünya üzerinde büyük bir yer kapladığı Amerika Birleşik Devletlerinde ki çalışmalarından bahsedilecektir. Atalarımızdan miras aldığımız ve adeta genetik kodumuza işlenen çevremize hükmetmek, etki alanımızı genişletmek ve güce (siyasi, ekonomik, vb.) sahip olmak gibi olgulardır. Bu olguların sürekliliği için lobiciliğin ve propagandanın devamlılığı esastır. Özellikle günümüz Dünyasında demokrasi kavramının sadece kâğıt üstünde kaldığı, demokrasinin amaç değil de araç olduğu ve faşizan ideolojilere sahip yöneticilerle yönetilen ülkelerde kısmen lobiciliğin, fakat propaganda faaliyetlerinin çok ama çok daha önemli hale geldiği ülkelerde ki siyasiler için önemi kat be kat daha da artmaktadır. Bu çalışmada Dünya tarihinin tozlu sayfalarında yerini almış faşist ideolojilere sahip olan yöneticilere kısmen değinilecek, onların moderni olanlardan ise asla bahsedilmeyecektir.
  • Master Thesis
    11 Eylül Sonrası Dönem ve Değişen Yeni Dünya Düzeninde Stratejik Güvenlik Bağlamında Doğu Akdeniz'de İngiliz Üsleri
    (2014) Keser, Hazel; Yılmaz, Gözde
    Tarihin her döneminde göçler ve sorunlar adası olarak bilinen Kıbrıs adası özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'nin Ortadoğu'daki kalıcı tesislerini kapatması ve buralardaki askeri gücünü adaya yığmasının ardından bir ileri karakol olarak görev yapmaya başlar. 16 Ağustos 1960 tarihinde İngiltere, Yunanistan ve Türkiye'nin garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte İngiltere adadaki haklarından vazgeçerken stratejik öneme sahip iki hükümran askeri üs yanında bazı askeri tesisleri ve alanları da kendine ayırmayı ihmal etmez. Yıllar sonra Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili garanti anlaşmalarının Kıbrıslı Rumlar ve Türkler için değil İngiltere'nin menfaatleri için hazırlandığı da tartışmaya açılacak bir konu olur. Bugün gelinen noktada ise Doğu Akdeniz'de son derece stratejik bir pozisyonda bulunan Kıbrıs adasında İngiltere'nin Dikelya ve Agrotur üsleri yanında ABD tarafından kullanılmakta olan bazı askeri tesisler ve dinleme istasyonları söz konusudur. Her iki ülkenin Echelon adı verilen ve neredeyse bütün dünyayı takip etmelerine imkân sağlayan bu telekulak sistemi yanında Ayios Nicholaos bölgesinde, ayrıca ABD Büyükelçilik binasında ve Trodos Dağlarında da istihbarat ağları ve sinyal istihbaratına yarayan tesisleri bulunmaktadır. Sanayi casusluğu, ekonomik ve askeri istihbarat yanında ABD, İngiltere ve müttefikleri tarafından zaman zaman farklı askeri operasyonlar için de kullanılan Dikelya ve Agrotur üsleri özellikle ABD'nin vazgeçmeyeceği tesisler arasındadır. Özellikle 11 Eylül 2011 tarihinde El Kaide'nin ABD'de gerçekleştirdiği saldırılar ardından başta ABD ve müttefikleri olmak üzere bütün Batı dünyası ve şüphesiz NATO'nun da savunma ve güvenlik stratejilerini değiştirmesine neden olmuştur. Böylece ABD ve İngiltere özellikle Doğu Akdeniz'de savunma ve güvenlik bağlamında yeni arayışlara girmeye başlamıştır. Bu durum adadaki üsleri ve istihbarat merkezlerini ise olmazsa olmaz haline getirmiştir.
  • Master Thesis
    Stratejik Ortaklıktan Model Ortaklığa Türk-amerikan İlişkileri ve Ortadoğu
    (2011) Doğan, Zehra; Gürson, Poyraz
    Soğuk Savaş boyunca Türkiye-ABD ilişkileri Sovyet yayılmacılığı ve komünizm tehdidi altında ortak güvenlik temelli gelişirken Soğuk Savaş sonrası dönem özellikle iki ülkeye Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu'da daha çok işbirliği olanakları sunmuş ve iki ülke ilişkileri için ?stratejik ortaklık? modeli gündeme gelmiştir. Körfez Savaşı bu yeni ilişki biçimi için ilk sınav olurken 11 Eylül Saldırıları sonrası yaşanan gelişmeler geliştirilmeye çalışılan ?stratejik ortaklık? ilişkisini derinden etkilemiştir. Nitekim Barack Hüseyin Obama, ABD Başkanı olduktan sonra ABD gibi büyük bir Hristiyan nüfusla Türkiye gibi laik bir devlet olmakla beraber nüfusunun büyük bir oranı Müslüman olan bir ülkenin ilişkisinin tüm dünyaya model olabileceğini dile getirerek ?model ortaklık? kavramını önermiştir. Ancak kavramın gündeme geldiği günden beri Ortadoğu kaynaklı yaşanan gerilimler bu kavramın içinin doldurulması noktasında sıkıntılar yaratmıştır. Özellikle Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ?stratejik derinlik? yaklaşımı ile Türkiye'nin komşuları ve Ortadoğu ile ilişkilerini geliştirmesi Türkiye'nin ABD ve Avrupa'dan uzaklaşarak Ortadoğu'ya yakınlaştığı ve dış politikanın bir ?eksen kayması? yaşadığı iddialarına neden olmuştur. Bu iddialar Türk-Amerikan ilişkilerine de doğrudan yansımıştır. Nitekim bu çalışma, tüm bu varsayımlar ışığında İkinci Dünya Savaşı'ndan Obama'nın ABD Başkanı olmasına kadar geçen sürede iki ülke ilişkilerinin seyrini Ortadoğu üzerinden aktarmayı amaçlamaktadır.Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan ilişkileri, Ortadoğu, Soğuk Savaş, Stratejik Ortaklık, Model Ortaklık, Stratejik Derinlik
  • Master Thesis
    Irak'ın Muhtemel Geleceği ve Türkiye'ye Etkileri
    (2013) Tülemez, Coşkun; Ünal, Hasan
    ABD, yeni Ulusal Güvenlik Doktrini gereği terörizmi desteklediği ve kitle imha silahları ürettiği ve bulundurduğu gerekçeleriyle 20 Mart 2003 tarihinde Koalisyon Kuvvetleri ile birlikte Irak'ı işgal etmiştir. Irak, ABD'nin 2003 yılındaki müdahalesinden itibaren Türkiye için en önemli dış politika konularından biri haline gelmiştir. TBMM'nin 1 Mart 2003'te almış olduğu ?tezkere? kararı, ABD Silahlı Kuvvetleri'nin Irak'a Türk topraklarından geçişi için izin çıkmaması ve ertesinde yaşanan olaylar, Amerika ile Türkiye arasında süregelen ?stratejik ortaklık? ilişkisinin sorgulanmasına neden olmuştur. Bu kriz ile Türk-Amerikan ilişkileri farklı bir sürece girmiştir.2003 sonrası dönemde yaşanan yeniden yapılandırma süreci, Irak'a huzur ve istikrar getirmek yerine, etnik ve dini açıdan karmaşık olan toplumsal yapıdaki ayrışmayı daha da derinleştirmiştir. Irak'ın iki veya üç ayrı bağımsız devlet olarak bölünmesi muhtemeldir.Irak'ta halen; Kerkük, federalizm, petrol ve güvenlik, tartışmalı alanlar konularında çözülmeyi bekleyen birçok sorun bulunmaktadır. Ülkedeki etnik-sekter farklılıklar ve birbirlerine karşı politikaları ile bölgesel aktörlerin yaklaşımları mevcut sorunların kısa vadede çözülemeyeceğini göstermektedir. Bu durum Irak'ın geleceğine yönelik iyimser tahminler yapılmasını engellemekle birlikte bölünme senaryolarının da gündemde kalmasına sebep olmaktadır.
  • Master Thesis
    Saddam Hüseyin ve Bin Ladin'in ele geçirilmesinin uluslararası kamuoyuna sunumunun hegemonya kavramı kapsamında karşılaştırılması
    (2012) Aval, Burhanettin Selçuk; Gürson, Poyraz
    Dünya tarihinin en önemli günleri arasında yer 11 Eylül 2001, ABD'ye yeni bir dünya düzenini kurması hedefinde önemli bir katkı sağlamıştır. 11 Eylül olaylarıyla yeniden dizayn edilmek istenilen dünya düzeninde ?Sovyet'' korkusu yerini terörün soğuk ve ürkütücü yüzüne bırakmıştır.ABD'nin 43. başkanı olan ve 2001 seçimlerinde Clinton'ın döneminden hoşnutsuz olup, gelir kaybına uğrayan ve onun dönemindeki liberal aşırılıklardan rahatsızlık duyan orta sınıfın desteği ile Florida'da oy sayımı sırasında yaşanan karmaşanın ardından Yüksek Mahkeme'nin kararıyla ABD tarihindeki en tartışmalı ve şaibeli başkanlık seçimlerini kazanmayı başaran Bush, babası gibi realist çizgiden sapmadan askeri güce dayalı bir hâkimiyet peşinde koştu.Bu dönemde uluslararası ilişkiler yeniden şekillenmiş, tek kutuplu dünya düzeninde lideri George W. Bush ile tahakküme dayalı bir hegemonik dünya düzeni kurmaya çalışan ABD, dünya kamuoyunun tepkisi kazanırken, geçmişteki müttefiklerinin birçoğunun desteğini de yitirmiş, yüzlerce milyon insan tarafından da `'büyük düşman'' olarak algılanmaya başlanmıştır.ABD kamuoyunda, Bush başkanlığındaki 8 yıllık dönemde ülkelerinin dünya genelindeki imajları ve terörle mücadele adı altında dünyayı yeniden şekillendirme çalışmalarının başarısızlığı ve mali faturalarının tepkisini seçimlerde göstermiş daha ılımlı dış politika yürüteceğini ifade eden Demokrat Barack Obama'yı iktidara getirmiştir. Başkan Obama, uluslararası uzlaşmaya önem veren barıştan yana, uzlaşmacı, demokratik değerlerin ön planda olduğu ABD imajı yaratmak isteyen bir lider profili çizmeyi hedeflemiş ve bu yönde çalışmalarını yürütmektedir.Bush sonrası iktidara gelen Obama ise özellikle Müslüman coğrafyalarda zirveye tırmanan ABD düşmanlığını ve ülkesinin olumsuz imajını azaltmak, tekrar yitirilen sempatiyi kazanmak için çeşitli yollar denerken, `'büyük düşman'' ilan edilen terörizmle mücadeleyi de aksatmadan sürdürmektedir. Obama, Bush'un aksine ılımlı politikalarıyla rızaya dayalı bir hegemonya peşinden koşmaktadır.Her iki lider de medyayı en etkin şekilde kullanmış ve dünya kamuoyuna mesajlarını en etkin kitle iletişim araçlarıyla ulaştırmışlardır. ABD'nin gücü, bilinçli seçilen görseller kullanarak, sürekli tekrarlarla tüm dünyanın zihnine nakşedildi.
  • Master Thesis
    Nükleer Silahsızlanmanın Tarihsel Gelişimi ve Nükleer Silahsızlanmayla İlgili Uluslararası Anlaşmaların Önemi
    (2019) Abazlıoğlu, Uğur; Yılmaz, Gözde
    Genel olarak enerjisini nükleer reaksiyonlardan alan, konvansiyonel bir silaha oranla çok büyük etkileri olan silahlar olarak ifade edilen nükleer silahların, zaman zaman değişik tanımları da yapılmaktadır. Yapılan tüm tanımların ortak olarak değindikleri özellikleri bakımından nükleer silahlar, enerjisini atom çekirdeğinin fisyon, füzyon gibi nükleer reaksiyonlardan alan, patlama özelliğinin dışında çok kısa bir sürede büyük bir yeryüzü parçasını etkileyebilen, isı, radyasyon ve basınç gibi ölümcül etkileri olan ve etkilerinin bir kısmının onlarca yıl devam ettiği, çok güçlü bir silah çeşidi olarak tanımlanabilmektedir. Nükleer silahlar konusu geçmişten günümüze kadar olan süreç içerisinde gözden geçirildiğinde belli başlı ülkelerin öne çıkmış oldukları görülmektedir. 1968 yılındaki Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma beş ülkeyi (ABD, SSCB, İngiltere, Fransa ve Çin) nükleer silaha sahip ülkeler olarak sayarken, altı ülke (Arjantin, Brezilya, Hindistan, İsrail, Pakistan ve Güney Afrika) eşik ülkeler olarak sayılmıştır. Bu görüşmeler esnasında diğer altı ülke de (İran, Irak, Libya, Tayvan, Kuzey ve Güney Kore) zaman zaman değişen ölçülerde şüpheli ülkeler olarak kabul edilmiştir. Topyekun mukabele, esnek mukabele, seçilmiş hedefler, ikinci vuruş kapasitesi ve sınırlı nükleer savaş gibi kavramlar soğuk savaşın belli dönemlerinde caydırma stratejisi olarak 'önleyici diplomasi'nin birer aracı olarak öne çıkmışlardır. Soğuk savaş yıllarında yoğun bir şekilde öne çıkan bu kavramlar, uluslararası ilişkiler alanında nükleer silahlarla birlikte anılmaya devam etmektedir. Burada en çok bahsi geçen konu pasifize eden, belli faaliyet ve girişimlerden alıkoyan 'caydırıcılık' kavramı olmuştur. Oysa nükleer silahların sağlamış olduğu diğer bir etki de 'ikna edicilik' özelliği ve yaptırım gücüdür. Ancak ikna edicilik özelliği sayesinde meydana gelen faaliyetler, caydırıcılığın engellemiş olduğu korkunç bir felaketin yanında genellikle gölgede kalan faaliyetler olarak göze çarpmıştır. Nükleer silah konusu içerisinde başlı başına ayrı bir boyut da nükleer alanda silahsızlanmadır. Artık taşıdığı anlam itibariyle 'silahsızlanma' kavramı doğrudan nükleer silahları çağrıştırmaktadır. Bu itibarla konvansiyonel silahlarla ilgili olarak bir konudan bahsedilirken bu konunun özellikle belirtilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda silahsızlanma olgusu içerdiği anlam ve neden olduğu karşılıklı İlişkiler sistematiği ile uluslararası ilişkiler biliminin önemli bir alt başlığı haline gelmiştir. Aslında bunun da ötesinde günümüzde mevcut konjonktür ışığında, nükleer silah ile silahsızlanma kavramları pek kesin hatlarla da birbirinden ayırt edilemeyen iç içe geçmiş birçok ortak konuyu içermektedir. Soğuk savaş yıllarında iki cephe arasında başlangıçta yaşanan korkunç silahlanma sürecinin, hem taraflara hem de tüm insanlığa zarar verecek boyuta ulaşması üzerine ilk temelleri atılan silahsızlanma süreci, bugün de öneminden pek bir şey kaybetmediği gibi zaman zaman soğuk savaş yıllarına oranla daha yaygın ve geniş çerçevede tartışılmaktadır. Çalışma bu noktadan hareketle nükleer silahlanmanın tanımını, dünden bugüne dünyada nükleer silahlanlanma ile ilgili gelişmeleri, , nükleer silahsızlanma ile ilgili geçmişten günümüze kadar yapılmış uluslararası anlaşma ve çalışmaları ele almaktadır.
  • Master Thesis
    Amerika'nın Irak işgalinden günümüze Kuzey Irak'ta devlet inşa süreci
    (2015) Bilgin, Burcu Şahin; Ünal, Hasan
    Uzun yıllar Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bir bölge olan Kuzey Irak, günümüzde anayasal haklara sahip resmi bir federal bölge statüsündedir. Bölgedeki etnik yapının çeşitliliği ve zengin petrol kaynaklarının varlığı, devletlerin bölgeye ilgisini artırmıştır. Geçmişte Irak'a hâkimiyet kuran devletler kendi yönetim modellerini uygulayarak yönetimlerini sürdürmeye çalışmışlardır. Amerika Birleşik Devletleri'nin de bölgeye olan ilgisi ve Irak'ı işgali ile birlikte yeni bir süreç başlamıştır. ABD'nin Irak'ı işgali sonrasında Irak'ta seçim sistemi ve anayasa Lijphart'ın konsesyonalizm teorisinden esinlenerek meydana getirilmiştir. Konsesyonalizm ya da eştoplumlaştırmacılık yönetim modeli, derinden ayrılıkların yaşandığı ülkelerde farklı grupların temsil edildiği güç paylaşımı esaslı bir hükümet yönetimi altında güvenlik ve refah içerisinde yaşanabileceğini savunmaktadır. Derin etnik ve dini çatışmaların yaşandığı ülkelerde uygulama alanı bulan konsesyonalizm ya da eştoplumlaştırmacılık teorisi zaman içerisinde etnik milliyetçiliğin etkisiyle ayrılıkçı hareketlerin devletleşme sürecine katkıda bulunmaktadır. Bu hipotezden yola çıkarak Kuzey Irak'ta yaşanan gelişmeler 2003-2007 ve 2007-2015 yılları arasında iki aşamada değerlendirilmiştir. Nihai amaç Kuzey Irak'taki devlet inşa sürecini akademik bir tez zeminine oturtmak ve bilime katkıda bulunmaktır. Anahtar Sözcükler Irak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Devlet İnşası, Konsesyonalizm, Güç Paylaşımı
  • Master Thesis
    11 Eylül 2001'den Günümüze Türk-amerikan İlişkileri ve Abd'nin Türk Dış Politikasına Etkileri
    (2013) Erol, Fatma Tuğçe; Keser, Ulvi
    11 Eylül 2001'den Günümüze Türk-Amerikan İlişkileri ve Amerika'nın Türk Dış Politikasına Etkileri? başlıklı bu tez çalışması, Soğuk Savaş sonrası uluslararası milat olarak nitelendirilen 11 Eylül olaylarının hem ABD hem de Türkiye'deki yankılarını ele alarak iki ülke arasındaki ilişkilerin birbirlerine olan etkilerini araştırma amacıyla oluşturulmuştur.ABD'de Dünya Ticaret Merkezi'ne ve Pentagon'a gerçekleştirilen saldırılar, 2001'den itibaren George Walker Bush yönetiminin ciddi ve yıkıcı kararlar almasına yol açmıştır. Bu kararlar doğrultusunda birtakım önyargılar tekrar uyandırılmış ve Orta Doğu'nun akıbeti hakkında tasarlanan planlar işlemeye başlamıştır. Müttefiki Türkiye'nin teröre karşı destek amaçlı yanında olduğu ABD, Afganistan ve Irak işgallerinden sonra yoğunlaştırdığı dış politikasına ve yeni işgal stratejileri geliştirerek yön verdiği `yeni dünya düzeni'ne uygun bir politika benimsemiştir.ABD'nin diyalog ortamı yaratmadan gerçekleştirdiği 2.Körfez Savaşı'yla beraber Türkiye dâhil birçok devlet müdahaleci dış politikaya karşı bir tutum sergilemiştir. Bunun sonucunda Türkiye ile ABD arasında 1 Mart Tezkeresi sorunu yaşanmış, ilişkilere ABD penceresinden bakıldığında bir hayal kırıklığının oluştuğu görülmüştür. ABD'nin stratejilerinin bir parçası olarak Kuzey Irak Kürtlerinin Türkiye sınırlarına yerleştirilmesi zamanla PKK'nın güçlenmesine yol açmış, bu durum da ABD ile olan ilişkileri sekteye uğratmıştır. Büyük Orta Doğu Projesi'nde önemli ülke haline gelen Türkiye'yle ABD arasındaki ilişkiler yoğunlaşmaya başlamıştır.ABD'nin 11 Eylül sonrası Orta Doğu'yu hedef olarak belirleyerek egemenlik alanını genişletme çabaları kapsamında başlattığı medeniyetler arası savaş, barışa ve devletlerarasındaki huzura zarar veren İslamofobi kavramını yeniden diriltmiştir. Dünya,-özellikle İslam coğrafyası- büyük bir karmaşanın içerisine çekilmiş, bir dargın bir barışık devam eden Türk-Amerikan ilişkileri Barack Obama döneminde nispeten daha ılımlı bir seviyelerde seyretmiştir.Tezin yazımında kitap, makale, tez gibi kaynakların yanı sıra 11 Eylül belgeseli Loose Change'den, internet kaynaklı düşünce kuruluşlarının web sitelerinden, gazete, televizyon haberleri (yerli ve yabancı basın) ve haritalardan yararlanılmış, ayrıca Türk-Amerikan ilişkileri kapsamında Ermeni Sorunu'nun aydınlatılması amacıyla Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur'la röportaj yapılmıştır.
  • Master Thesis
    Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Orta Asya ve Ortadoğu Petrollerinin Uluslararası Politikadaki Yeri ve Önemi
    (2009) Selvi, Aynur; Olcay, Bülent
    Keşfedildiği günden bu yana devletlerin hem iç politikalarını hem dış politikalarını birincil derecede şekillendiren petrolün önemi yadsınamaz bir gerçek olmuştur. Kolay, kesintisiz ve hesaplı ulaşıldığı zaman ekonomik ve siyasi açıdan büyük avantajlar sağlamasının yanında tam tersi bir durumda ülkelere ciddi zorluklar ve imkansızlar yaşatmaktadır. Diğer bir ifadeyle devletler petrolü temin ederken sınırlı ve maliyetli bir süreç gerçekleştirdiğinde hem devlet merkezli hem de toplumsal merkezli sıkıntılar ortaya çıktığı için, petrol ve petrol taşıma güzergahlarının önemi hayatidir.Petrolün bu hayati öneminin tetiklediği en büyük gerçek, devletlerin bağımlılık dereceleri ne olursa olsun uluslararası sistemde neden olduğu rekabettir. Bu rekabet ise, söz konusu enerji kaynağının dünya üzerindeki eşit olmayan dağılımı sonucu belirli bölgelerde gerçekleşmektedir. Bu bağlamda dünya kanıtlanmış petrol rezervlerinin % 61'ine sahip olan başta Ortadoğu olmak üzere, yakın geçmişte keşfedilen, Ortadoğu'ya alternatif gösterilen ve kaynakların çeşitlendirilmesi gerektiği anlayışının da etkisiyle önem kazanan Orta Asya coğrafyası, tüm dünya devletleri için bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Kısacası, ülkelerin dış politikaları Ortadoğu ve Orta Asya'da ya da çevrelerinde oluşmaya başlamıştır.Çalışmada, Ortadoğu ve Orta Asya'da yaşanan petrol merkezli rekabet, sebep- sonuç ilişkisi kurularak incelenmeye çalışılmıştır. Petrolün ülkelerin Ortadoğu ve Orta Asya bölgelerine yönelik politikalarındaki önemi ile bağlantılı olarak dünya tarihine damgasını vuran gelişmelere de yer verilmiştir. Bu bölgelerde rekabet içinde olan yönetimlerin özellikle de görünmeyen ve açıklanmayan hedeflerinin petrol politikaları ile bağlantısı değerlendirilmeye ve anlamlandırılmaya çalışılmıştır.