6 results
Search Results
Now showing 1 - 6 of 6
Doctoral Thesis Göçmenlerdeki Kimlik Oluşturma Süreci: Buchi Emecheta'nın Kehinde'si, Zadie Smith'in White Teeth'i ve Yasmin Crowther'ın The Saffron Kitchen'i(2014) Safaeı, Ladan Amır; Canlı, Sifat GülsenBu tez, göçmenlerin kimlik oluşturma sürecini araştırmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada ispat edilmeye çalışılan husus göçmenlerin kimlik oluşturma sürecinin iki eşzamanlı aşamadan oluştuğudur. Bu aşamalardan ilki göçmenlerdeki kimlik oluşumunun doğuştan başlayıp ölüme kadar devam ettiğini (epigenetic) ileri sürerken diğeri kimlik oluşumunun kültürleşme (acculturation) süreci doğrultusunda şekillendiğini vurgular. Erik Erikson'un Epigenesis of Life Cycle (1963, 1968) teorisine göre insanlar kişisel ve sosyal kimliklerini doğdukları ülkede veya ebeveynlerinin etnik kültürü etkisinde oluştururlar. Ancak göç ettikleri ülkede, tamamen yeni bir ortamda, karşılaştıkları kültürel ve sosyal krizlerden dolayı, kimliklerinin sosyal tarafı değişikliklere maruz kalır. Göçmenlerin sosyal kimlik oluşturma sürecinde yaşadıkları ve kimliklerine yansıyan bu değişiklikler John W. Berry'nin kültürleşme stresi (acculturative stress) ve Paul Pedersen's yeniden yapılandırdığı Adler'in kültür şoku (culture shock) kavramları doğrultusunda incelenmiştir. Sonuç olarak, göçmenlerin kimliklerindeki değişken yapı ve onun sonucunda oluşturdukları kişisel ve sosyal kimliklerinin hayatları boyunca değişebileceği sonucuna varılmıştır. Bu tez beş bölümden oluşmuştur. İlk bölümde, göçmenlerin kimlik oluşturma sürecinde önemli olan temel kavramlar ve teoriler açıklanmıştır. Daha sonraki üç bölümde bu teori ve prensipler, seçilen, tarih sırasına göre, Buchi Emecheta'nın Kehinde, Zadie Smith'in White Teeth ve Yasmin Crowther'ın The Saffron Kitchen eserlerindeki karakterlere uygulanmıştır. En son bölümde de göçmenlerin psikososyal kimlik oluşturma sürecinden nasıl geçtikleri ve kişisel ve sosyal kimliklerini nasıl oluşturdukları üzerinde varılan sonuçlar tartışılmıştır. Anahtar sözcükler: Göçmen kimliği, Epigenesis teorisi, Acculturation, Kehinde, WhiteTeeth, The Saffron Kitchen.Master Thesis Andrea Levy'nin Every Light in the House Burnin' ve Never far from Nowhere romanlarında göçmen deneyimi(2019) Çetin, Ecem; Gültekin, Azade LerzanBu çalışma Birinci ve İkinci nesil göçmenlerin ırk ayrımcılığı sonucunda ortaya çıkan uyum sorunlarını, hayal kırıklıklarını ve yabancılaşmalarını ve bununla bağlantılı olarak kimlik arayışlarını postkolonyal teori çerçevesinde inceler. Söz konusu romanları incelemek için başlıca postkolonyal eleştirmenler Edward Said, Homi K. Bhabha ve Frantz Fanon'un görüş ve kuramları kullanılmaktadır. Tezin ilk bölümü sömürgeci söylem ve postkolonyal anahtar kelimelerin tanımlarına odaklanacaktır. Bununla beraber, 'melezlik,' 'üçüncü uzam' ve 'taklitçilik' tez boyunca bahsedilen romanlarla örneklendirilmiştir. Britanya'daki Karayipli göçmenler ev sahibi ülkeye uyum sağlamaya çalışırken, ırk ayrımcılığına maruz kalırlar. İngiliz toplumuna uyum sorunları ve ırkçılıkla başa çıkmak için bu göçmenlerin verdikleri mücadeler ve başarısızlıklar göç, göçmen ve göçmen yazarlara değinilerek çalışılmıştır. Buna bağlı olarak, savaş dönemi sonrasında İngiliz Hükümetinin göçmen politikaları aracılığıyla, o dönemin tarihi hakkında kapsamlı bilgiler sunulurken, Jamaika kökenli anne babaya sahip İngiliz yazar Andrea Levy'nin yaşamı ve edebiyat kariyerine de değinilmiştir. Andrea Levy'nin Every Light in the House Burnin' (1994) and Never far from Nowhere (1996) romanları, varlıklarını reddeden bir çevrede kimliğini kanıtlama mücadelesi veren Jamaika kökenli kadın başkarakterler Angela Jacobs, Olive Charles ve Vivien Charles'ın yaşadıklarından yola çıkarak kimlik teması üzerine odaklanır. Bu tezde, her iki romandaki karakterlerin kişisel özelliklerinin, ev ve dışarı alanlardaki hayatları boyunca karşılaştıkları güçlüklere verdikleri tepkilerinin bir analizi yapılacaktır. Karayiplerden Britanya'ya yaptıkları göç karşısında birinci kuşak göçmenlerin karşılaştığı ırksal ayrımcılık, ve özellikle bu Karayip göçmen çocuklarının ve onların aile içi ve dışarıdaki yaşamlarıyla olan ilişkileri ve çatışmaları, ırksal nefret ve sınıf farklılıklarının sonucunda ortaya çıkan dışlanma ve yalnızlık duygusu baz alınarak göçmen deneyimleri incelenmektedir. Sonuç olarak, tezde bu göçmenlerin söz konusu romanlarda gösterildiği üzere kendi kimliklerini oluşturma mücadeleri postkolonyal bağlam doğrultusunda sunulmaktadır.Master Thesis Kureishi'nin the Buddha of Suburbia Ve Hamid'in the Reluctant Fundamentalist Adlı Eserlerinde Melez Kimlikler(2021) Barato, Rahma Amar; Aras, GökşenBu tez, The Buddha of Suburbia (1990) ve The Reluctant Fundamentalist (2007) adlı romanlarda, yirminci ve yirmi birinci yüzyılda göçmen olarak kabul edilen, iki kahraman Kerim ve Changez'i, incelemektedir. Çalışma, Homi Bhabha, Søren Frank, Stuart Hall ve diğer önemli yazarlar tarafından tartışılan melezlik teorisini kullanarak, iki kahramanın; ev sahibi kültürlerdeki yolculuklarında göçmen olarak değişimlerini incelemektedir; Karim için melez bir vatandaş olarak ev sahibi olan ülke İngiltere'dir; Pakistanlı Changez'in ise melez bir vatandaş olarak ona ev sahibi olan ülke Amerika'dır. Dahası, her iki romandaki kadın karakterler; Jamila, Elanor ve diğer karakterler, Karim ve Changez'in hayatında önemli bir rol oynar. The Buddha of Suburbia'nın anlatıcısı, Karim, bir yeniyetmeden yirmi yaşındaki bir yetişkin olurken, farklı kimlik değişimlerinden geçer. Romanın başında, kendisini neredeyse bir İngiliz olarak tanımlar; sadece siyah tenli, koyu saçlı bir İngiliz vatandaşıdır, bu garip kan karışımı onun üçüncü alanını oluşturur. Karim aidiyet ve ait olmama duygusuna sıkışıp kalmış, Hint görünümü, geleneği ve yemekleri ve İngiliz toplumuna kabul olma arzusuyla melez bir alanda, ara yerde yaşamaktadır. Öte yandan, The Reluctant Fundamentalist'in kahramanı Changez, Karim'e benzemektedir. Roman bir günde anlatılsa da, okuyucu Changez'in karakterini ve yaşadığı değişiklikleri anıları üzerinden görebilmektedir. Bir göçmen olarak Changez farklı biçimlerde acı çeker; bir tarafta kişisel düzeyde cinsel bir sorundan, diğer tarafta ise esasen 11 Eylül saldırılarından sonra toplumsal ve siyasal düzeyde arada kalmışlık, ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele eder. Bu çalışma, göçmenlerin ve ailelerinin ev sahibi ülkelerde yaşarken karşılaştıkları zorlukları tasvir etmektedir. Göçmen karakterler, her iki şekilde de karşılaştıkları durumla başa çıkarlar; acı çekerek ve acı verici bir deneyim yaşayarak veya deneyimi üretken bir deneyim olarak kabul ederek; her iki deneyimde de, göçmen kimliği tamamen değişmektedir.Doctoral Thesis Sam Selvon'un Yalnız Londralılar (1956), Tayeb Salih'in Kuzeye Göç Mevsimi (1966) ve Hanif Kureishi'nin Varoşların Budası'nda (1990) Yer Alan Göçmen Deneyiminin Yansıtılması(2020) Takva, Serdar; Aras, GökşenBu tez göçmenlerin nasıl ötekileştirildiğini, yabancılaştırıldığını ve sonuç itibariyle ne Batılı ne de Doğulu şeklinde tanımlanan parçalanmış kimliklere nasıl zorlandıklarını yansıtmayı amaçlamaktadır. Çalışma, Sam Selvon'un, Tayeb Salih'in ve Hanif Kureishi'nin postkolonyal romanlarında yer alan göçmen deneyimini sömürge sonrası teori ışığında özellikle Fanon bağlamında inceleyecektir. Avrupa Emperyalizmi, diğer ulusların sistematik bir şekilde sömürülmesi olarak onbeşinci yüzyılda sömürgecilik faaliyetleriyle ortaya çıktı. Avrupalı güçler Ötekileri medenileştireceklerini iddia ederek batılı olmayan toplumları köleleştirdi, bu sayede zenginleşip dünya çapındaki ekonomiyi tahakkümleri altına aldılar. Emperyal güçler arasında, Büyük Britanya Emperyalizm tarihindeki en etkin ülke olmuştur. Britanya'nın sömürge faaliyetleri Elizabeth döneminde başlamış ondokuzuncu yüzyılda zirveye ulaşmış ve yirminci yüzyılın ikinci çeyreğine kadar devam etmiştir. Britanya Karayiplerden Afrika ve Asya'ya birçok ulusu egemenliği altına almış ve bu ulusların ekonomilerinde, politikalarında ve kültürlerinde önemli rol oynamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından baskın ideolojisini kaybetmesi sonucunda, eski sömürgelerden topluluklar, ülkelerindeki ekonomik ve politik çalkantılardan dolayı daha iyi eğitim ve iş bulmak amacıyla Britanya'ya özellikle Londra'ya göç etmeye başladılar. 'Tersine sömürge' olarak nitelendirilen bu tür göç faaliyetleri İngiltere'nin sosyo-kültürel yapısını değiştirmiş ve ülkenin hızlı bir şekilde çok-kültürlü bir ülkeye dönüşmesine sebep olmuştur. Sömürge sonrası dönemde göçmenler anavatan tarafından kabul edilmeyi ümit ederken Batının öteki ile ilgili ideolojik algısı değişmemiş dolayısıyla, göçmenler göç sonrası ötekileştirici politikalara maruz kalmışlardır.Master Thesis Andrea Levy'in Küçük Ada ve Nadeem Aslam'ın Kaybolan Sevgililere Yollar Adlı Romanlarında Göçmenlerin Diaspora Kimlikleri(2021) Çalış, Sıla; Aras, GökşenBu tezin amacı, göç etmenin kimlik ve aidiyet oluşumu üzerindeki etkilerini Andrea Levy'in Küçük Ada (2004) ve Nadeem Aslam'ın Kaybolan Sevgililere Yollar (2004) başlıklı romanlarında Karayipli ve Asyalı karakterleri diaspora bağlamında analiz ederek araştırmaktır. İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllardan sonra, savaş zamanında Britanya'ya hizmet etmiş ya da Britanya sömürge eğitiminin etkisiyle büyümüş olan eski sömürge ülkelerindeki insanlardan Britanya'ya büyük çaplı bir göç hareketi vardı. Bu göçmenlerin zihniyetinin altında yatan fikir onları kucaklayan, rüyalar ülkesi olarak yüceltilen 'anavatana' gidiyor olmaktı. Fakat bir diaspora topluluğun üyeleri olarak kendi topraklarından uzakta hayali Britanya'da yaşamaya başladıkça, kültürel, fiziksel ve psikolojik dışlanma ile karşı karşıya kalırlar ve bunun sonuncunda benlik yitiminin acılarını ve kayıp yuvanın sancılarını çekerler. Bu yeni topraklardaki sorunlarına ek olarak, kendi öz gelenekleri ile göç ettikleri ülkenin gelenekleri arasında sıkışmış hissederler. Dolayısıyla diaspora alanında yabancı kültürün değerlerinde kendilerine anlam bulmaya çalışırlar. Bu yüzden bu çalışma, Britanya'da yeni bir kimlik ortaya koyma çabalarının yanı sıra aidiyet duygusunu inşa etmeye çalışan Asyalı ve Siyahi göçmenlerin edebi temsillerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Ayrıca, bu tez diaspora kimliğin ve aidiyetin sabit bir kavram olmadığını, daha ziyade sürekli yenilenen, değişen ve gelişen bir olgu olduğunu analiz eder. Anahtar Kelimeler: Göçmen Edebiyatı, diaspora, kimlik krizi, Küçük Ada, Kaybolan Sevgililere YollarMaster Thesis Mohsin Hamid'in 'the Reluctant Fundamentalist' ve Jhumpa Lahiri'nin 'the Namesake' Adlı Eserleri Üzerine Göçmen Kimlik Krizine İlişkin Postkolonyal Bir Okuma(2022) Akyüz, Hakan; Tekin, KuğuMohsin Hamid ve Jhumpa Lahiri, The Reluctant Fundamentalist ve The Namesake romanlarında göçmenlerin kimlik bozukluğunu resmeden iki yazardır. The Reluctant Fundamentalist'te 11 Eylül saldırılarının baş karakter olan Changez- New York'ta yaşayan Pakistanli bir göçmen – üzerindeki etkisi ve onun ve Müslümanların ABD'deki kimlik krizinin ana nedenleri inceliyor. Tartışma için Frantz Fanon'un kimlik görüşleri ve Edward Said'e ait Oryantalizm kullanılmıştır. Homi Bhabha'nın The Third Space ve Hybridity eserleri ve Stuart Hall'a ait 'Diaspora', ABD'deki Bengalli göçmelerin diasporik durumlarında kullanılıyor. Bu tez, ABD'deki hayatlarını, eski ve yeni arasında mücadele ettikleri kimlik bozukluğundan muzdarip olduklarını hayal eden Asyalı göçmenler fikrini veriyor. Romanların kahramanları, kendi yerel kültürleri ile üstün gibi görünen ev sahibi (Amerikan) kültürü arasında melez bir kültürel alan işgal eder. Bu tez, göçmene genellikle istenmeyen bir davetsiz misafir olarak davranan yeni bir kültüre girmesinden kaynaklanan kimlik krizini araştırır. Güney Asyalı göçmenlerin Amerikan kültürü ile yerli kültürleri arasında farklılığın yarattığı travmatik deneyimler, postkolonyal kültüre uyarlamak isteyen iki kahramanın kültürel tutumlarının geçiş aşamaları üzerinde durmaktadır.
