Search Results

Now showing 1 - 10 of 53
  • Master Thesis
    İngiliz Gotik Edebiyatında Tekinsizlik Kavramı: Horace Walpole?un The Castle Of Otranto, Charles Robert Maturin?in Melmoth The Wanderer Adlı Romanları
    (2011) Paçcı, Hatice Tüzün; Canlı, Gülsen
    Bu tez çalışmasının esas amacı ,18 ve 19. Yüzyıllarda Gotik romanın nasıl geliştiğini, değiştiğini göstermek ve tekinsizlik kavramının nasıl kullanıldığını türün başlangıcı olarak Horace Walpole'un The Castle of Otranto(1764), psikolojik Gotik olarak da Charles Robert Maturin'in Melmoth the Wanderer (1820) adlı eserlerini metin analizi yöntemi ile Sigmund Freud'un Tekinsizlik makalesi ışığında incelemek ve Gotik romanın aynı zamanda psikoterapi aracı olmak gibi bir işlevinin olduğunu göstermektir..Okuyucuyu saran psikolojik ve karmaşık ögeler göz önüne alındığında, Gotik roman öncelikli olarak okuyucusunu eğlendirme arzusunun yanı sıra, korkutmak üzerine de kurulu çelişkili bir türdür. Bu anlamda oxymoroniktir; doğaüstü şartlarda `korku' ve `büyük bir zevkle ürpermek' gibi iki aşırı duyguyu birleştirmek bu türün belirgin özelliklerinden biridir. Bu noktada Gotik romancılar için can alıcı şey okuyucunun hayal gücünü özgür bırakmak, ve onu egzotik, gizemli ve bilinmeyen dünyalara doğru yönlendirmektir.The Castle of Otranto'da Walpole bir fantezi dünyası yaratarak okuyucusunu hem eğlendirmek, hem de aynı zamanda toplumun sorunlarını gözlemlemesini sağlamıştır. Melmoth the Wanderer'da Maturin insan doğasını inceleyerek insan psikolojisini yansıtmış, hem de toplumun ilkelerini ve kurumlarını eleştirmiştir. Böylece bu iki eser boyunca, Walpole ve Maturin okuyucunun keyifli bir dehşet arzusuna olan merakını tatmin etmişler ve aynı zamanda da psikososyal bir terapi olarak da toplumu gözlemlemesini sağlamıştır. Diğer yandan, bu iki eser korku, terör, dehşet, tekinsizlik ve yücelik duyguları açısından okuyucunun zihinlerine hitap ettikleri için de dikkate değerdir.
  • Doctoral Thesis
    Apokaliptik Romanların Karakteristik Açıdan Karşılaştırmalı Çalışması: Mary Shelley'nin The Last Man'i, H.g. Wells'in The War Of The Worlds'u, John Wyndham'ın The Day Of The Triffids'i ve Jeanette Winterson'ın The Stone Gods'ı
    (2020) Gürova, Ercan; Elbir, Nüket Belgin
    Bu çalışmanın amacı İngiliz apokaliptik romanlarının karakteristik özelliklerindeki dönüşümü ve bu dönüşümün neden ve sonuçlarını Shelley, Wells, Wyndham ve Winterson'ın romanları üzerinden 1826'dan 2007 yılına kadarki süreçte tartışmaktır. Bu çalışma İngiliz Edebiyatında ilk modern apokaliptik romandan başlayarak seçilen dört romanda resmedilen apokaliptik şartların, unsurların ve güçlerin dönüştüğünü göstermeyi amaçlamaktadır. Bu dönüşüm esrarengiz, görünmez ve beden-dışı güçlerden bir grup bilim insanı, tiran kötü karakterlere veya uzaylılara ve nihayet felaketlerden herkesin doğrudan sorumlu olduğu kolektif bir suçluluğa doğru olmuştur. Seçilen romanlar apokaliptik, postkolonyal, posthumanist ve ekokritik yaklaşımların bulgularından yararlanacaktır. Bilim Kurgu eleştirmeni Darko Suvin'in 'biliş, yadırgatma ve yenilik' kavramlarına romanların tartışmasında atıfta bulunulacaktır. Bu çalışma ayrıca seçilen romanları Kermode ve Berger'in apokaliptik teorileri/yazıları ışığında ele alacaktır.
  • Master Thesis
    William Blake ve William Wordsworth Şiirlerinde Çocuk İmgesi
    (2016) Altahhan, Asmaa Raafat Noori; Aras, Gökşen
    Bu tezin amacı, William Blake ve William Wordsworth şiirlerinde çocuk imgesini tarihsel ve kuramsal çerçevede tartışmaktır. Tezin başlangıç noktası çocuk imgesi kavramının romantik algıyla bağlantısını incelemektir. Çocuk imgesinin kavramsal analizi adı geçen iki Romantik şairin bu kavramı hayal gücünün kaynağı şeklinde ifade ettiğini ortaya koymaktadır. Çocuk imgesi, William Blake'in Songs of Innocence and of Experience başlıklı eserinden seçilen şiirlerine ve William Wordsworth'ün Intimations of Immortality from Recollections of Early Childhood ve The Prelude eserlerine göndermeler yaparak Jung'un çocuk arketipi kuramı açısından ele alınmaktadır. Birinci bölümde, Romantik dönemin sosyal, tarihsel gelişimi ve Romantik şiirde çocuk imgesi kavramları incelenmektedir. Jung'un kolektif bilinçdışı ve çocuk arketipi kuramlarının William Blake ve William Wordsworth'ün şiirlerinde nasıl yansıtıldığı analiz edilmektedir. Tezin ikinci bölümü, William Blake şiirlerinde çocuk imgesini ve bu imgenin bir bütünleşme ve hayal gücü kaynağına dönüşümünü incelemektedir. William Blake, çocuk imgesini masumiyet ve deneyim gibi birbirine zıt iki kavram açısından ele almaktadır. Üçüncü bölümde William Wordsworth'ün Intimations of Immortality from Recollections of Early Childhood başlıklı eserinde çocuk imgesi ve ölümsüzlük kavramını nasıl ifade ettiği üzerinde durulmaktadır. Bu bölümde ayrıca Wordsworth'ün The Prelude eserinde çocuk imgesi ve insan zihninin gelişimi arasındaki ilişki üzerinde durulmaktadır. Sonuç kısmında, William Blake ve William Wordsworth'ün şiirlerinde çocuk imgesini ele alış biçimleri arasındaki farklılıklar ve benzerlikler ortaya konmaktadır. Jung'un kuramı ışığında çalışılan bu tezde çocuk imgesinin ilham, hayal gücü ve bütünleşme kaynağı olarak söz konusu şairler ve eserlerinde önemli bir yeri olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Master Thesis
    Angela Carter'ın Sirk Geceleri ve Bilge Çocuklar Romanlarında Bakhtin'in Karnavalesk'inin Kullanımı
    (2012) İnal, Merih; Menteşe, Oya Batum
    Bu tezin amacı, post-modern yazar Angela Carter'ın Sirk Geceleri ve Bilge Çocuklar romanlarında Mikhail Bakhtin'in karnavalesk kavramı kullanımını incelemektir. Çalışma, söz konusu yazarın karnavaleski ataerkil değerleri çarpıtmak için kullandığını göstermeyi amaçlar. Giriş bölümünde, Angela Carter'ın edebi biyografisi ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra, post-modern feminist bir yazar olarak kullandığı fantezi, parodi ve büyülü gerçekçilik teknikleri kısa bir post-modernizm önbilgisi ile açıklanır. Bu bölümde ayrıca Mikhail Bakhtin'in edebi biyografisi ve bunun kuramlarının oluşumuna etkisi üzerine bilgi verilir. Bakhtin'in çok-dillilik, diyalojizm ve kronotopi kuramlarının açıklanmasının ardından karnavalesk kavramı incelenmektedir. Gelişme bölümünde, Angela Carter'ın adı geçen romanlarında, karnavaleskin iki önemli özelliği olan grotesk gerçekçiliği ve karnaval kahkahasını kullanımı irdelenmekte ve Carter'ın bunları kullanma nedeni olarak ataerkil düzeni çarpıtmak, yıkmak ve geçici de olsa yeni bir düzen kurmayı amaçladığı savunulmaktadır. Sonuç bölümünde, Carter'ın ataerkil düzeni yıkarak kurduğu yeni düzenin, kadınlar için daha özgür bir ortam sağladığı fakat bu durumun karnavallar gibi sadece geçici bir süre devam ettiği ve arkasından baskın kültürün kurallarının hüküm sürmeye devam edeceği kanıtlanmaktadır.Anahtar Sözcükler: Angela Carter, Mikhail Bakhtin, Postmodern roman, Karnavalesk, Ataerkillik.
  • Doctoral Thesis
    Victorya ve Thatcher Dönemi İngiltere'si Romanlarında Temsil Edilen Bir Alt Üst Etme Çalışması: North And South, Hard Times, Waterland, The Radiant Way
    (2019) Gündoğdu, Ebru Çeker; Canlı, Gülsen
    Bu tez, Kültürel Materyalizm ışığında, seçilen Victoria ve Thatcher dönemi İngiltere'si romanlarının muhalif bir okumasını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu iki dönemin genel özelliklerini ortaya koyan dört roman seçilmiştir. Elizabeth Gaskell'ın North and South ve Charles Dickens'ın Hard Times seçilen Viktorya dönemi romanları, The Radiant Way ve Waterland Thatcher dönemi İngiltere'si romanlarıdır. Çalışmanın odağı, bu romanlardaki sınıf, aile ve eğitim kurumları ile ilgili karşıt unsurlar olmuştur. Bu kadar uzak dönemlerin karşılaştırılmasıyla, çalışma İngiliz toplumundaki güç ilişkilerinin iki dönem arasında nasıl değiştiğini ortaya çıkarmayı ve zaman zaman muhaliflerin hakim ideolojiyi nasıl şekillendirdiği yada yıktığını açıklamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın iddiası, bu romanların yalnızca hakim ideolojileri değil, aynı zamanda onların muhaliflerini de barındırmakta olduğudur ve bu romanların daha derinlemesine anlaşılması için romanlarda mevcut manipülasyonların farkında olunması gerektiğidir. Çalışma ayrıca, ideolojilerin toplumda nasıl işlediğini ve insanların bu farklı çağlardaki algılarını nasıl şekillendirdiklerini ortaya koymaktadır.
  • Master Thesis
    On Dokuzuncu Yüzyıl Romanlarında Toplumsal Hareketlilik Teması: Vanity Fair, Jane Eyre ve Great Expectations
    (2018) Jasım, Alyaa Kareem Jasım; Elbir, N. Belgin
    Bu çalışmanın konusu on dokuzuncu yüzyıl ortalarında yanılmış üç romanda sosyal hareketlilik konusunu nasıl betimlendiğidir. Söz konusu eserler William Makepeace Thackeray'nin Vanity Fair, Charlotte Bronte'nin Jane Eyre ve Charles Dickens'in Great Expectatıons adlı romanlardır. Romanların üçü de, İngiliz tarihinde Kralice Victoria'nın adı ile anılan Viktorya Döneminde (1837-1901) yazılmıştır. Bu çağ, İngiltere'nin sanayileşme sürecinin tamamlandığı, ancak büyük bir değişime neden olan bu donemin önemli sorunlar ortaya çıkardığı bir dönemdir. On dokuzuncu yüzyılda, artık en popüler edebi tür haline gelen, okur kitlesi giderek genişleyen roman, bu sorunları betimleme, irdeleme ve çoğu zaman çözümler sunma işlevini üstlenmiştir. Toplumsal sınıflar arasındaki farkların belirginleştiği ve zenginleşen ve güçlenen orta sınıf değerlerinin önem kazandığı dönemde, bir üst sınıfa atlama, yükselme arzusu da toplumda yaygın bir istek, hatta tutku halini almıştır. Bu çalışma, üç yazarın bu toplumsal konuyu nasıl işlediğini incelemekte, yazarların tutumu arasındaki benzerlik ve farkların anlamı ve önemi üzerine bir değerlendirme sunmaktadır.
  • Master Thesis
    Althusser'in İdeoloji Teorisi Işığında (ısa, Rsa, İnterpellation) Elizabeth Gaskell'in Mary Barton ve Kuzey ve Güney Adlı Eserleri
    (2022) Ozanbulagh, Mehrdad Hosseinpour; Aras, Gökşen
    Hegel'den beri üzerinde çokça tartışılan ideoloji kavramı ve tanımı, batılı filozofların zihinlerini meşgul eden felsefi-kültürel bir konudur ve bu konu uzun yıllardır hararetle tartışılmaktadır. Bu tez Mary Barton ve Kuzey ve Güney eserlerini Althusser'in ideoloji teorisi (ideolojik aygıt, baskıcı aygıt, çağırma) ışığında okumayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın gelişme bölümünü oluşturan fikirler, Althusserci ideoloji tanımına, hem onun dünyayı maddi olarak yorumlamasına hem de edebiyat dünyasında ideolojinin izini sürmesine odaklanmaktır. Araştırmayı yürütmek için kütüphane kaynaklarından yararlanılan bu tez, Althusser'in ideoloji tanımını analiz etmekte ve bunu Gaskell'in ilk romanı Mary Barton'a ve sonraki eseri olan Kuzey ve Güney'e uygulamaktadır. Ayrıca, bu analizin üzerinde durularak, Althusser'in ideoloji tanımının, Marksizm'in öncüleri olan Marx ve Engels'in ideoloji tanımından nasıl farklı olduğunu araştıran karşılaştırmalı bir çalışma yapılmıştır. Herhangi bir Marksist tartışmanın en önemli parçası hayatın akışı içindeki sürecin sosyal, zihinsel ve siyasi karakteri belirleyen ekonominin tartışılmaz ağırlığıdır; bu önerme birçok eleştirmen tarafından Marksist sorunsal içinde ve bazen bunun dışında, değişmez bir şekilde yeniden formüle edilmiş ve düşünülmüştür. Bununla birlikte, Marksist ortodoksiden geriye, öznelerin bilincini belirleyen üretim tarzı doktrini kalır. Buna ek olarak, Althusser'in 'çağırma' yöntemi olarak adlandırdığı kavramda bireyleri özneye dönüştürme süreci de bu çalışma için çok önemlidir ve bu tür doktrinlerin bir analiziyle, tez, üretim ilişkilerini sürdürmede ana ISA'ların keşfi ve tespiti ve işlevlerinin incelenmesi yoluyla, bu işlevin, ödül ve cezanın sistemik bir nüfuzunda yazarın ideolojisi ile nasıl ilişkili olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır
  • Master Thesis
    Bireyin Ütopya Toplumundaki Konumu: Thomas More'un Ütopya'sı, Francis Bacon'ın Yeni Atlantis'i ve Tommaso Campanella'nın Güneş Ülkesi
    (2021) Yılmaz, Çağla; Aras, Gökşen
    Bu tez Thomas More' un Ütopya, Francis Bacon'ın Yeni Atlantis ve Tommaso Campanella'nın Güneş Ülkesi ütopyalarında bireyin toplumdaki konumunu incelemeyi amaçlamaktadır. Adı geçen ütopyalar birçok ortak özellik paylaşmaktadır; öte yandan, üç ütopyada da tanımlanan toplumların yoğunlaştıkları öncelikli değerler faklıdır. Thomas More, ütopya kelimesini edebiyata kazandıran eseri Ütopya'da, kendi yaşadığı toplumun onun için öncelikli olan sorunlarına odaklanmış ve bu sorunları kendi eserinde tasvir ettiği toplumda çözmüştür. Bu bağlamda, More kendi ütopyasında öncelikli olarak haklar ve fırsatlar arasındaki eşitliği sağlamayı amaçlamıştır. İngiliz edebiyatının bir diğer önemli ütopyası olan Yeni Atlantis ise Francis Bacon'ın bilim ütopyasıdır. Bacon, ütopyasında More'dan farklı olarak siyasi ve toplumsal organizasyonların yeniden yapılandırılmasına odaklanmaz. Bunun yerine bilimsel çalışmalara ve teknolojik buluşlara dayalı bir toplum tasvir eder. Bacon'ın çağdaşı olan Campanella ise İtalyan edebiyatının önemli eserlerinden Güneş Ülkesi'ni yazarken toplumun başlıca prensibini açıkça belirtmiştir. Şöyle ki Güneş Ülkesi toplumunda toplumsal fayda her zaman bireysel faydadan üstündür, çünkü ancak bu şekilde mutlu bir toplum oluşturulabilir. Sonuç olarak, üç ütopya yazarı da tasvir ettikleri toplumlarda birbirlerinden farklı değerlere ve ideallere öncelik tanımışlar ve ütopyalarındaki toplumsal düzeni bu öncelikli idealler çerçevesinde oluşturmuşlardır. Fakat üç toplum da öncelikli değerlerini korumak adına önemi yadsınamayacak başka değerler olan bireyselliği ve bireysel özgürlüğü arka plana atmıştır. Bireyler bu toplumlarda farklılıklarını, çeşitliliklerini ve bireysel özgürlüklerini toplumsal rolleri ve görevlerinin baskınlığında yittirmişlerdir. Kendilerine özgü tüm değerleri yok olmuş, kişisel kimliklerini kaybederek toplumdaki düzenin ayırt edilemeyen parçaları haline gelmişlerdir. Anahtar Sözcükler Ütopya, Yeni Atlantis, Güneş Ülkesi, kişisel özgürlük, bireysellik
  • Master Thesis
    The Legend of (patriarchally) Good Women: an Analysis of Gender Discrimination
    (2017) Hakman, Ekmel Emrah; Gültekin, Azade Lerzan
    Geoffrey Chaucer, İyi Kadınlar Destanı isimli eserinin Önsöz'ünde, daha önceki eserleri kadın karşıtı olduğu için aşk tanrısı Cupid tarafından cezalandırıldığını ve kadınları hak ettikleri gibi iyi gösteren bir eser yazması gerektiğine dair bir rüya gördüğünü belirtir. Bu açından İyi Kadınlar Destanı, feminist çalışmaların ilk örneklerinden biri ve Chaucer'ın önceki eserlerinde ortaya koyduğu kadın düşmanlığına dair özür olması beklenir. Ancak çeşitli nedenlerle İyi Kadınlar Destanı'nın bu işlevi yerine getirmediği görülmektedir. İyi Kadınlar Destanı, klasik edebiyattan alınmış on kadının hayatını aktaran dokuz destandan oluşur. Bu karakterler Kleopatra, Thisbe, Hypsipyle, Medea, Lucretia, Ariadne, Philomela, Phyllis, and Hypermestra'dan oluşmaktadır. Ancak, Chaucer'ın seçtiği bu isimler, bizzat Önsöz'ünde belirttiği şekilde kadınları olumlu biçimde gösterecek bir içerik ortaya koymamaktadır. Söz konusu kadınların hayatlarından seçilen olaylara dair ortaya koyduğu aktarımlar, kadınların iffetli ve erkeklere kıyasla eşit derecede iyi ve zeki olduklarına dair bir tablo sunma konusunda Chaucer'ın başarısız olduğu sonucuna varmamıza sebep olmaktadır. Bu tablonun aksine, Chaucer'ın tasvirleri, kelime seçimleri ve İyi Kadınlar Destanı'ndaki kadınların hayatlarını mahveden erkekleri eserine ekleme biçimi, Chaucer'ın ataerkil cinsiyet rollerini destekleyen ve dolayısıyla yine kadın karşıtı bir eser yarattığına işaret etmektedir. Günümüz feminist yaklaşımlarını bir 14. yüzyıl eserine uygulamak pek mümkün olmadığı için bu tez, söz konusu on kadına dair diğer tarihsel aktarımlarla İyi Kadınlar Destanı'nın karşılaştırılmasına da yoğunlaşmıştır. Ek olarak, Christine de Pizan'ın yazdığı ve İyi Kadınlar Destanı ile çağdaş sayılabilecek bir eser olan Le Livre de la Cité des Dames ile yapılan karşılaştırma, iki eserin beş ortak karaktere sahip olması nedeniyle tez konusunun desteklenmesine katkı yapmıştır. Bu tez, Geoffrey Chaucer'ın eserde açıkça belirttiği amaca rağmen, İyi Kadınlar Destanı'nın ataerkil sosyal normlar ve cinsiyet rollerini güçlendiren bir eser olduğu sonucuna varmıştır.
  • Master Thesis
    The Portrayal of the 'turk in Tamburlaine the Great and a Christian Turned Turk
    (2022) Topçu, Esra Nur; İzmir, Sibel
    Tarihte Türkler güçlendikçe hem korku hem de merak uyandırmışlardır. Erken Modern Dönem İngiliz Dramasında yazılan pek çok oyunda 'Türklük' kavramının işlendiği görülmektedir. Türklere yönelik bu algı ve merak, birçok oyun yazarının oyunlarında Türkleri yanlış tanıtmasına yol açmıştır. Bu tez, 16. ve 17. yüzyıllarda İngiliz tiyatrosunda Türklerin nasıl tasvir edildiğini incelemektedir. Bu çalışmada seçilen iki eser, Christopher Marlowe'un Tamburlaine the Great ve Robert Daborne'nun A Christian Turn'd Turk oyunu, Erken Modern İngiliz oyunlarıdır ve her ikisi de Türk karakterlerini ve tarihi unsurları içerir. Söz konusu iki oyun, Türklerin ve genel olarak Türk tarihinin nasıl taraflı bir şekilde tasvir edildiğini göstermektedir. Çalışmanın birinci bölümünde, Erken Modern İngiliz Tiyatrosunda Türklük algısının yanı sıra Osmanlı ve İngiliz İmparatorluklarının tarihsel geçmişleri ve aralarındaki etkileşimleri, ikinci ve üçüncü bölümlerde; Tamburlaine the Great ve A Christian Turn'd Turk adlı iki oyunun olay örgüleri ve ardından oyunların Türklerin nasıl ve hangi açılardan önyargı ile temsil edildikleri ele alınmaktadır. Ayrıca, incelenen oyunlara esin kaynağı olan Osmanlı İmparatorluğu ve imparatorluğun fetih politikasının kültürel arka planı da ele alınmaktadır. Bunun yanı sıra bu tez, topraklarını ve vatandaşlarını başka bir imparatorluğa ve dine kaptırma korkusu yaşayan İngiltere'de söz konusu korkudan kaynaklanan çelişkilere de odaklanmaktadır.