Search Results

Now showing 1 - 10 of 52
  • Master Thesis
    Devrim Sonrası İran'ın Değişen Dış Politika Algılaması
    (2005) Taflıoğlu, Serkan; Hurmi, Bahar
    11 ÖZET DEVRİM SONRASI İRAN'IN DEĞİŞEN DIŞ POLİTİKA ALGILAMASI İslam devrimi sonrası, ana görüşler devrim ihracı ve tüm dünyadaki Müslümanların hamisi olmaktı. İdealistler jeo-stratejiye ters olan islami bir dış politika uygulamak istiyorlardı. Onlar bir İslam ülkesinin dış siyasetini adalet, iyi niyet ve islami esasların yönlendirmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu görüşün taraftarları, uluslar arası alanda, büyük güçlerin hakimiyetini reddedip, kendilerinde gerçekleşen devrim gibi, devrimlerin gerçekleşmesi için islami özgürlük hareketlerine ve ezilmiş halk hareketlerine maddi ve siyasi destek verilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Diğer taraftan realistler, diğer ülkelerle özellikle büyük güçlerle barışçıl ekonomik ve diplomatik ilişkilerinin geliştirilmesini vurgulamaktaydılar. Uluslar arası seviyeden daha çok ulusal seviyede yoğunlaşmaktaydılar. Bu araştırmanın ilk bölümünde, İslam devriminin tarihsel gelişimi ve ilk dönem liberaller ve ruhaniler arasında ki çatışma incelenecektir.Mehdi Bazargan hükümeti devrim ihracı felsefesine ve büyük güçlere meydan okumaya inanmıyordu. Amerika Birleşik Devletleri de dahil batı ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmak istiyordu. Fakat Ayetullah Humeyni taraftarlarının Amerikan Elçiliği'ni işgal etmesiyle, Bazargan hükümeti istifa etmiş ve ruhaniler İran'da hakim olmuşlardır. Yine bu bölümde, İran anayasal yapısı ve dış politika üzerinde etkili kurumlar hakkında bazı bilgiler verilmiştir. İran-Irak arasındaki toprak sorununun tarihsel geçmişi hakkında bazı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, devrim sonrası ilk on yılda 'ne doğu ne batı' ve 'ümmet' siyasetinin dış politikada uygulanması süreci değerlendirilmiştir. Bu dönemde iki farklı grup olsa da, esas mücadele coğrafi sınırlar yerine ideolojik sınırın islami ideolojinin yayılması ve devrim ihracı söylemleri üzerinde gerçekleşmekteydi. Ayetullah Humeyni 'nin vefatıyla Rafsancani iktidara gelmiş, savaşın bitimiyle dış tehditler azalmıştır. Sovyetler birliği'nin çöküşüyle, İran'ın çevre koşulları değişmiştir. Bu bölümde İran'ın Avrupa Birliği, Türkiye ve arap devletleri ile olan ilişkileri de değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, Hatemi'nin sivil toplum ve çoğulculuk söylemi ile iktidara gelmesiyle, dış politikada yeni etkenler girmesi incelenmiştir. 11 Eylül saldırıları sonucu İran'ın uluslar arası politikada ki konumu ve bunun dış politikasına etkisi değerlendirilmiştir. İran'ın Avrupa Birliği ile olan ekonomik siyasi ilişkileri ve İran nükleer enerji siyaseti de bu bölümde incelenmiştir. Sonuç bölümde ise, İran'ın iç politikada ki gelişmeleri ve bunun İran dış politikasına ve bölgeye muhtemel etkileri değerlendirilmiştir.
  • Publication
    China-Africa Relations in the 21st Century : Engagement,compromise and Controversy
    (2009) Uchehara, E.kieran
    Çin’in Afrika ile ilgili dış politika gündemi, gelişmekte olan ülkeler arasındaki işbirliğini artırma ve yükselen bir süper güç olarak statüsünü gösterme hamlesinin bir parçasını oluşturmaktadır. 2000 Pekin Deklarasyonu ve Çin-Afrika Ekonomik ve Siyasi işbirliği Programı yenilenen ilişkilerin temelini oluşturmaktadır. Çin, Afrika ile tüm karşılıklı ilişki alanlarında Afrika ile farklı ve çeşitli ilişkiler geliştirmiştir. Ancak Çin’in büyüyen sanayisinin ihtiyaç duyduğu Afrika’nın maden ve enerji kaynakları, 21. yüzyılda Çin’in Afrika ile iyi ilişkiler kurmasının ana sebebidir. Çin’in Afrika’daki ticaret ve yatırımındaki hızlı artış, kıtanın kalkınması ile ilgili fırsatlar ve zorlukların yapısına ilişkin ve Batı ile olduğu gibi yeni-sömürgeci tarzı ilişkilerin gelişme ihtimalinin olup olmadığı konusunda akademisyenler ve siyasiler arasındaki uyuşmazlıkları açığa çıkarmıştır. Kısmen ekonomik asimetrilerden kaynaklanan ticari ve yatırım ilişkilerindeki dengesizlik, Çin’in Afrikalı baskıcı yönetimleri kınamaması ve iyi yönetilmeyen ekonomiler; kendisine hizmet eden ve kısa dönem kazanımlardan etkilenen bir dış ekonomik politikayı işaret etmektedir.
  • Article
    Uluslararası Hukuk ve Bm Teşkilatındaki Değişimler
    (2015) Arsava, Ayşe Füsun
    Uluslararası hukuk tarafından düzenlenen alanlar arttıkça uluslararası hukukun parçalanması (fragmentation) bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Birbirine ters düşen çıkarların ve konuların uluslararası hukuk tarafından düzenlenmesi ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir. Bu çerçevede genel uluslararası hukuk düzenlemelerinden kaçış yerine belli alanlarda bölgesel düzenlemelere yönelişten söz edilmektedir. Bu durum BM örgütünün ve kurumsal yapısının değişimi tartışmalarını gündeme getirmektedir. Makale uluslararası hukukun bütünleştirilesi ve parçalanması arasındaki gerilime ve yeni gelişimlere ışık tutmak amacıyla hazırlanmıştır.
  • Article
    Avrupa Birliği Birincil Hukukunda Azınlıkların Korunmasının Hukuki Dayanağı
    (2010) Arsava, Ayşe Füsun
    Azınlıkların korunması konusunda Avrupa Birliği (AB) birincil hukukunda başlan¬gıçta söz konusu olan boşluğun içtihat hukuku ve günümüzde Lizbon Sözleşmesi ile doldurulmaya çalışıldığı görülmektedir. Azınlıkların korunmasına ilişkin AB mükte- sebatının şekillenmesinde AİHK'nın yanısıra Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıklar Çerçeve sözleşmesi, üye devletlerin ortak anayasal gelenekleri ve AB Temel \"Hakları Şartı rol oynamaktadır. Azınlıkların korunması, AB müktesebatında bir anayasa prensibi olarak kabul edildiği nispette AB kurumsal yapısında ihdas edilen tasarruf¬lara ve üye devletlerin AB müktesebatını icrasına esas olmakta ve AB 'ye aday dev¬letler bakımından da yerine getirilmesi gereken siyasi kriterler arasında değerlendi¬rilmektedir.
  • Master Thesis
    Europeanization of Turkish Judicial System After 1999
    (2015) Eravcı, Ali; Yılmaz, Gözde
    Türkiye Cumhuriyeti'nin, Avrupa Birliği ile ilişkisi 20. yüzyılın ortalarında tam üyelik hedefi ile başlamış ve halen aynı hedef doğrultusunda devam etmektedir. Bu süreç Türk tarafının bir çok alanda dönüşüm ve değişimine neden olmuştur. Türk yargı sistemi de bu dönüşüm ve değişimden epeyce etkilenmiş, özellikle 1999 Helsinki Zirvesi sonrasında Türk yargı sisteminde çok derin ve köklü reformlar gerçekleştirilmiştir. Bu tezde 1999 Helsinki Zirvesi sonrası dönemden itibaren günümüze kadar olan süreçte Türk yargı sisteminde mevzuat ve yapısal olarak gerçekleştirilen reformlar ele alınmış, ayrıca Avrupa Birliği dışında reformları etkileyen faktörler tespit edilmeye çalışılmıştır.
  • Article
    Avrupa'da Güvenliğin Sağlanmasında Türkiye'nin Rolü
    (2025) Tunca, Hakan Ömer
    Güvenlik fikri erken dönemlerden beri hem toplumsal hem de kişisel bağlamlarda evrimleşmiştir. Avrupa kıtası Soğuk Savaş'tan, iki büyük küresel savaştan ve bu çatışmaların tüm olumsuz etkilerinden geçmiştir. Bunun sonucunda Avrupa, bir Güvenlik ve Savunma Politikası geliştirme gerekliliğini fark etmiştir. Avrupa Birliği (AB) üye devletleri ve üçüncü ülkelerin iş birliğiyle Avrupa kıtası bu politikayı yürütmeye çalışmaktadır. Bu makale, coğrafi konumuna odaklanarak Türkiye'nin Avrupa güvenliğine katkısını araştıracaktır. Bu makale, Avrupa ile Asya’nın kesişim noktasındaki coğrafi konumuna odaklanarak Türkiye’nin Avrupa güvenliğine katkısını inceleyecektir. Çalışma, AB tarihinin kilometre taşı niteliğindeki parlamento tartışmaları, Komisyon ve Konsey raporları, Türkiye’ye ilişkin ilerleme değerlendirmeleri ve Gündem 2000 gibi stratejik çerçevelere dayalı açıklayıcı nitel bir yaklaşım benimsemektedir. Türkiye’yi yalnızca bir çözüm sağlayıcı olarak sunmak yerine, çalışmada Türkiye’nin coğrafi konumu, NATO üyeliği ve demografik yapısının AB’nin gelişen güvenlik kaygılarıyla nasıl kesiştiği araştırılmaktadır. Hem fırsatları hem de kısıtlılıkları analiz ederek, çalışma Türkiye’nin potansiyel katkılarını ve Avrupa güvenlik yönetişimindeki rolünü şekillendiren kurumsal zorlukları ortaya koymaktadır.
  • Article
    AVRUPA BİRLİĞİ’NİN GÜNEY AKDENİZ POLİTİKASINDA GÜVENLİK-DEMOKRASİ İKİLEMİ: ARAP BAHARI SONRASI KURUMSAL GİRİŞİMLER
    (2018) Orhan, Duygu Dersan
    Avrupa Birliği (AB), 2010 yılı sonunda Arap dünyasında başlayan hükümet karşıtı ayaklanmalara, diğeruluslararası aktörler gibi hazırlıksız yakalanmıştır. Bölgedeki siyasi dönüşümler, AB’nin, özellikle Akdeniz’ekıyısı olan Ortadoğu ülkeleriyle uzun yıllara dayanan ve kurumsal işbirliği ile desteklenen ilişkilerini yenidentanımlamasına yol açmıştır. Güney Akdeniz’e yönelik olarak izledikleri politikanın başarısız olduğunu ifade edenAB yetkilileri, bugüne kadar güvenlik ve ekonomik odaklı olan ilişkilerin siyasi ayağını güçlendirme ve bölgenin“demokratikleşmesine” destek olmak amacıyla yeni girişimlerde bulunmuşlardır. Ancak, Arap Baharısonrasında Ortadoğu’da oluşan yeni güvenlik tehditleri ve artan göç oranları nedeniyle, AB’nin Güney Akdenizpolitikasının halen güvenlik odaklı olduğu ve henüz bir paradigma değişikliği sağlayamadığıdeğerlendirilmektedir.
  • Master Thesis
    Koruma Sorumluluğu Yoluyla Egemenlik Haklarını İhlal Etmek Haklı Mıdır? Koruma Sorumluluğu Normunun İlkeleri ve Uygulamaları Arasındaki Çelişkiler Üzerine
    (2025) Karadoğan, Kemal Yağız; Yalvaç, Faruk
    Bu tez devlet egemenliği ilkesinin hala uluslararası sistemin zeminini oluşturduğu bir ortamda, insani müdahalelerin ahlaki ve hukuki açıdan haklı sayılıp sayılamayacağını incelemektedir. Kosova ve Libya gibi krizler incelenerek, insani müdahale söylemlerinin nasıl kullanıldığını ve bu söylemlerin çoğu zaman siyasi çıkarlarla, güç dengeleriyle ve uluslararası ilişkilerde 'adil' ya da 'kabul edilebilir' sayılan kavramlarla nasıl örtüştüğünü ortaya koymaktadır. 'Müdahale etmek haklı mıdır?' sorusuna bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Hukukun normatif doğası ile uluslararası ilişkilerin yoruma açık yapısı arasındaki çelişkiyi ele alırken eleştirel yapısalcılık yaklaşımından yararlanmaktadır. Siyaset teorisi ve uluslararası hukuk alanlarındaki temel tartışmalardan yola çıkarak, kitlesel acılar ve insan hakları ihlallerinde gerçekleşen dış müdahalelerin meşruiyetini analiz etmektedir. Bu tez, Koruma Sorumluluğu (R2P) ilkesine dair tartışmalar ve değişmekte olan insani müdahale uygulamalarına odaklanarak, bu değişimlerin hukuki ve siyasi düzeni nasıl yeniden şekillendirmeye çalıştığını anlamaya çalışırken, Michael Walzer'ın Haklı Savaş yaklaşımını eleştirmekte ve öte yandan da Koruma Sorumluluğu normunun, ilkeleri ile uygulanması arasındaki farklılıklara vurgu yapmaktadır.
  • Article
    SİYASİ ÇATIŞMALARIN ÇÖZÜMÜNDE ŞİDDETSİZ İLETİŞİM MODELİNİN OLANAK ve KISITLILIKLARI
    (2017) Selçuk, Fatma Ülkü
    Bu makalede, Rosenberg\"in şiddetsiz iletişim modelinin, etnik gruplar arası siyasi çatışmaların çözümü açısından sunduğu olanak ve kısıtlılıklar çok düzlemli bir çerçeve üzerinden değerlendirilmektedir. Modelin çatışma çözümüne ve insan doğasına dair kabulleri, ruh ve sinir bilim bulgularına göndermede bulunarak irdelenmektedir. Modelin analizinden hareketle, şiddetli çatışmalara yol açma ve barış inşası sürecini tıkama potansiyelleri bakımından farklılaşan bireysel kapasitelerin göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulanmaktadır. Travmaların zincirleme etkisinin ve şiddet döngüsünün kırılabilmesi bakımından, çok düzlemli bir çözümleme çerçevesi benimsenmesinin ve mezo ve makro düzlemlerde yer alan teorilerin insan doğasına dair kabullerinin ruh ve sinir bilim bulgularını takip ederek yenilenmesinin faydalı olduğu ortaya konmaktadır
  • Article
    Arap Baharı ve Demokrasi Hakkı
    (2014) Arsava, Ayşe Füsun
    Arap baharı, Arap ülkelerinde gözlenen demokrasi eksikliği nedeniyle beklenme- yen bir gelişme olarak yorumlanmaktadır. Arap baharı halk ve hükümet ilişkisini dü- zenlemeye yönelik normların uluslararası hukukta yeniden tartışma konusu olmasına ve bu normların demokrasi hakkını kapsayıp kapsamadığı yönünde değerlendirme ya- pılmasına yol açmıştır. Bu bağlamda hükümet şeklinin halk tarafından belirlenmediği nispette yönetimin demokratik olarak nitelendirilemeyeceği görüşünün temsil edildi- ği gibi, halkların Selfdeterminationsright’ından demokrasi hakkının değil, demokra- tikleşme hakkının istihraç edilebileceği görüşünün de temsil edildiği görülmektedir. Devlet uygulamalarının analizi uluslararası hukukta demokrasi hakkının mevcudiye- tini yeterince desteklemektedir. Buna karşılık uluslararası hukukta demokratikleşme mükellefiyetinin bulunduğu varsayım olarak kabul görmektedir. Bu durum yönetimin meşruiyetinin somut hükümet şekline değil, daha çok demokrasiyi geliştirmeye yö- nelik gayretlere bağlı oluğunu ortaya koymaktadır. Günümüzde uluslararası hukukta otoriter rejimlere karşı yapılan direniş hareketlerine meşruiyet prensibi dayanak oluş- turmaktadır. İnsan hakları içeriği ile meşruiyet prensibi otokratik hükümetler üzerin- de baskı oluşturmaktadır ve belli koşullar altında uluslararası camianın müdahalesini mümkün kılmaktadır. Ancak içerde gerekli koşullar olmadığı nispette dışardan demok- ratikleşme sürecinin dayatılmasının da mümkün olmadığının gözardı edilmemesi ge- rekmemektir.