10 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 10
Master Thesis Virginia Woolf'un Bayan Dalloway ve Deniz Feneri Eserlerinde Büyük Savaşın Yankıları(2025) Çelik, Hilal; Aras, GökşenBu tez, Birinci Dünya Savaşı'nın etkilerini Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway ve To the Lighthouse adlı eserlerinde modernizm, bilinç akışı anlatım tekniği ve Albert Einstein'ın Görelilik Teorisi ışığında incelemektedir. To the Lighthouse eserinde James Ramsay'in 'Hiçbir şey yalnızca tek bir şey değildi' (138) ifadesi, Virginia Woolf'un tüm eserlerindeki modernist gerçeklik anlayışını oluşturmaktadır. Bu çok katmanlı gerçeklik ve görelilik düşüncesi, Woolf'un anlatım teknikleri ve temaları aracılığıyla yansıtılmaktadır. Hem Mrs. Dalloway hem de To the Lighthouse, savaşın bir sonucu olarak kimlik, zaman ve mekân ile ilgili geleneksel kesinliklerin yıkıldığı, dönüşmüş bir dünyayı tasvir etmektedir. Tezin amacı, nasıl Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniği kullandığı ve Albert Einstein'ın Görelilik Teorisi'nin savaş sonrası dönemde gerçekliğin parçalanmış ve öznel doğasının keşfini analiz etmektir.Master Thesis Bedenlerin Kontrolü ve Yaşamların Şekillendirilmesi: ''Never Let Me Go' ve 'Brave New World' Romanlarında Biyoiktidar ve Biyopolitik Stratejiler(2025) Budanır, Ömer; İzmir, SibelBu tez, Aldous Huxley'in Brave New World ve Kazuo Ishiguro'nun Never Let Me Go adlı eserlerinin kurgusal dünyalarında Michel Foucault tarafından ortaya konulan biyoiktidar ve biyopolitika kavramlarını, kontrol mekanizmaları, üreme düzenlemeleri ve normalleştirme tekniklerinin uygulanması açısından incelemeyi ve bu kavramların geçerliğini araştırmayı amaçlamaktadır. Biyoiktidar ve biyopolitika kavramlarını daha iyi anlamak amacıyla yapılan literatür taraması Foucault'nun güç kavramına bakışının analizi ile başlamaktadır. Distopik toplumların anlatıldığı her iki romanda, bireylerin bedenleri, yaşamları ve seçimleri üzerinde hakimiyet kuran dış güçler tarafından sistematik olarak kontrolü ve şekillendirilmesi incelenmektedir. Bu romanlardaki klonların üzerlerinde tam kontrolün uygulanması ve klonların bu tarz toplumlardaki davranışları analiz edilmektedir. Karşılaştırmalı analiz, biyoiktidarın bu kurgusal dünyalardaki anlatımlarının farklılık ve benzerliklerini araştırmaktadır. Tez, kendi boyun eğmelerini içselleştiren uysal bedenler üretmek için biyopolitik mekanizmaların dil, eğitim kurumları ve cinselliğin düzenlenmesi yoluyla nasıl işlediğini dikkate almaktadır. Ayrıca, bu çalışma, bütüncül sistemler içinde ortaya çıkan direniş biçimlerini inceleyerek Never Let Me Go eserindeki Kathy, Tommy ve Miss Lucy ile Brave New World eserindeki Savage John'un özerkliklerini ortaya koyma çabalarını analiz etmektedir. Bu tür karşı koymalar, özgür irade, biyoteknolojinin etik sınırları ve devletin insan yaşamı üzerindeki kontrolünün ahlaki sonuçları gibi kritik meseleleri ön plana çıkarmaktadır. Bu tezde, bu kurgusal dünyalar biyopolitik bir bakış açısıyla incelenmekte ve çağdaş edebiyatın iktidar biçimlerini dikkate alan bir okuma ve analiz yöntemi ortaya konmaktadır.Doctoral Thesis Hilary Mantel'in Every Day Is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1988) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) Eserlerinde Annelerin Engelli Çocuk Yetiştirme Deneyimi(2025) Semercioğlu, Pelin Duygu Aksu; Tekin, KuğuBu tez, Hilary Mantel'in Every Day is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1985) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) adlı eserlerinde engelli çocukların annelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorluklar ele alınırken, annelik deneyimleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri, ailelerde babaların rolleri, engelliliğin temsili ve romanların geçtiği zamanlardaki sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin işlevleri de tartışılacaktır. Bu tez engelli çocukların annelerinin yaşadığı zorlukların, esasen, toplumsal düzenin ataerkil yapısından kaynaklandığını ve bu düzenin büyük ölçüde engelsiz heteroseksüel erkek bireyler için tasarlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, tez annelik ve feminist engelli çalışmalarını temel almakta olup, Judith Butler'ın Performativite Kuramı ve Rosemarie Garland Thomson'ın Feminist Engellilik Kuramına referansla bir inceleme gerçekleştirmektedir. Butler'a göre toplumsal cinsiyet rolleri, tekrar eden pratikler sonucunda şekillenir ve norm olarak kabul edilir; dolayısıyla doğal değil, toplumsal olarak inşa edilmiştir. Garland Thomson ise engelliliğin fiziksel değil, toplumsal olarak inşa edildiğini öne sürer. Bu yüzden, bireyleri engelli kılan fiziksel ya da bilişsel farklılıklar değil, toplumun engelsiz bireyler için tasarlanmış yapıları olduğu savunulmaktadır. Bu çalışma, geleneksel aile yapısı içinde annelerden ideal annelik sergilemelerinin beklendiğini ve bu durumun annelerin omuzlarına ağır bir yük olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, engelli bir çocuğa annelik etmenin, aile içi dinamikler ve toplumsal yapı göz önünde bulundurulduğunda, çok daha fazla zorluk içerdiği tartışılmaktadır. Seçilen romanlar aracılığıyla, bu tezin, engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorlukların temelinde toplumsal normların yattığını ve bu normların, anneleri çocuklarının birincil bakım sağlayıcısı olarak konumlandırdığını ve, bunun yanı sıra, babaların aile içindeki yokluğu ve sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, annelerin çocuklarını yetiştirirken daha fazla zorluk yaşamasına neden olduğunu bulmayı amaçlar.Doctoral Thesis Sömürgecilik Sonrası Siyah ve Asyalı Britanyalı Kadın Romanlarında Toplumsal Cinsiyetlendirilmiş Ulusal Kimliğin Temsili: Zadie Smith'in White Teeth, Monica Ali'nin Brick Lane ve Andrea Levy'nin Small Island Romanları(2025) Shaheen, Ahmad; Aras, GökşenBu doktora tezi, Zadie Smith'in White Teeth, Monica Ali'nin Brick Lane ve Andrea Levy'nin Small Island romanlarının yakın okumaları yoluyla postkolonyal Britanya'da toplumsal cinsiyet temelli ulusal kimliğin inşasını incelemektedir. Siyah ve Asyalı göçmen kadınların deneyimlerine odaklanan çalışma, bu romanların, ırkçılık ve kültürel melezlik baskıları altında kadınların aidiyet duygusunu nasıl müzakere ettiklerini analiz etmek için postkolonyal ve feminist çerçeveleri kullanmaktadır. Göç, ataerkil kısıtlamalar ve kuşaklar arası kimlik oluşumu gibi temaları sorgulayarak araştırma, bu anlatıların durağan Britanyalılık kavramlarını nasıl sorguladığını ortaya koymaktadır. Tez, söz konusu edebi eserlerin ulusal kimliği dinamik ve tartışmalı bir alan olarak yeniden şekillendirdiğini; göçmen kadınların direniş ve uyum yoluyla bu alanda söz sahibi olduklarını savunmaktadır. Birinci ve ikinci kuşak göçmen bakış açılarını karşılaştırmalı analiz yoluyla ele alan çalışma, çokkültürlülük, melezleşme, aidiyet, ulusçuluk ve postkolonyal edebiyatın dönüştürücü potansiyeli üzerine süregelen tartışmalara katkı sunmaktadır.Doctoral Thesis Çağdaş Britanya Tiyatrosunda Temsil Edilen Neoliberalizm ve Engelli Bedenlerin Abjeksiyonu(2025) Alhas, Melike İrem; İzmir, SibelBu tez, Ray Harrison Graham'ın Sympathy for the Devil (2002), Kaite O'Reilly'nin peeling (2016) ve Francesca Martinez'in All of Us (2022) adlı oyunlarının, engelli bireylerin 21. yüzyıl Britanya toplumundaki abjeksiyonunun kaynağı olarak neoliberal ideolojiyi gösterdiğini savunur. Engellilikle ilgili kişisel deneyimlerinden yola çıkan bu oyun yazarları, üretkenlik, özerklik ve kendi kendine yetebilme gibi değerleri kapsayıcılığın ve bireysel değerin göstergesi olarak yücelten sosyo-politik yapıyı eleştirmektedir. Bu bağlamda, bireylerin neoliberal normlara uymaması, farklı biçimlerde deneyimlenen abjeksiyonla sonuçlanmaktadır. Çalışmada Judith Butler'ın toplumsal abjeksiyon kavramı ile Ryan Thorneycroft'un öz-abjeksiyon anlayışı temel alınmıştır. Butler, toplumsal düzeni tehdit eden bedenlerin dışlanmasına odaklanırken; Thorneycroft, engelli bireylerin egemen normları içselleştirerek kendilerine yönelttikleri tiksintiyi analiz etmektedir. Bu kuramsal çerçeve, oyunların abjeksiyonu bir sakatlığın sonucu değil, neoliberal beklentilerin ürettiği ve pekiştirdiği bir durum olarak ortaya koyduğunu göstermektedir. Bu tez, aynı zamanda David Mitchell ve Sharon Snyder'ın anlatı protezi olarak adlandırdıkları anlatı yapısını, incelenen bu oyunların reddettiğini savunur. Anlatı protezi, engelli karakterleri genellikle sembolik araçlara veya diğer karakterlerin gelişimine hizmet eden edilgen figürlere indirger. Oysa Sympathy for the Devil, peeling ve All of Us, engelli karakterleri direnişin karmaşık özneleri olarak ön plana çıkarır; bu karakterler hem geleneksel dramaturjinin hem de neoliberal söylemin ideolojik temellerini ifşa eder ve sarsar. Estetik biçim, politik eleştiri ve bedensel deneyim üzerinden yapılan analizle, bu tez söz konusu oyunların temsile ve bedensel varoluşa dair alternatif modeller sunduğunu ortaya koymaktadır. Engelli kimlikler bir eksiklik ya da trajedi alanı olarak değil, sağlamcı varsayımları istikrarsızlaştıran, yıkıcı ve yaratıcı güçler olarak sunulmaktadır. Bu yaklaşımları sayesinde oyunlar, engelliliği kültürel eleştirinin merkezine yerleştirerek toplumsal düzenin radikal biçimde yeniden tahayyül edilmesine katkı sunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Britanya tiyatrosu, Engellilik, Neoliberalizm, Abjeksiyon, Sağlamcılık.Master Thesis Diğerinin Sesleri: Chinua Achebe'nin Things Fall Apart ve Tayeb Salih'in Season Of Migration To The North Eserlerinde Kolonyal Karşılaştırmalar ve Kimlik Dönüşümü(2025) Bratoo, Huda Ammar Taha; Aras, GökşenThe dynamic of 'us vs. them' has been central to colonial encounters, manifesting as a clash between Western cultures and the societies they sought to dominate. Postcolonial literature often examines this dichotomy, portraying the disruptive tension between the 'inside' of indigenous cultures and the 'outside' forces of Western imperialism. Chinua Achebe's Things Fall Apart and Tayeb Salih's Season of Migration to the North explore this confrontation, each offering a unique perspective on how colonial and postcolonial encounters redefine identity, culture, and power. While Achebe illustrates the collapse of the Igbo world under the encroachment of British colonialism, Salih examines the lingering psychological and cultural fragmentation caused by Western domination in postcolonial Sudan. Together, these novels interrogate the boundary between 'us' and 'them,' revealing the lasting effects of cultural invasion and resistance. Achebe and Salih both critique the simplistic categorization of the colonizer and the colonized, exploring how the imposition of the 'outside' not only disrupts but also transforms the 'inside,' leaving behind hybrid spaces where identities are reshaped, traditions are reimagined, and power dynamics are contested. In doing so, they underscore the lasting effects of cultural invasion, resistance, and the enduring complexities of postcolonial identity formation.Master Thesis James Joyce'un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi ve Virginia Woolf'un Bayan Dalloway Adlı Eserlerinde Gerçek Benliğinin Arayışı(2025) Nooruldeen, Daneez; Tekin, KuğuBu tez, modern edebiyatın temel konularından biri olarak kabul edilen gerçek benlik arayışını araştırmaktadır. Bu çalışma, karakterin sosyal, ailevi ve bazen dini kısıtlamalara maruz kalması nedeniyle yaşadığı anıları, bakış açılarını ve travmatik deneyimleri yakalayan düşünce ve duygu zincirleri oluşturmayı amaçlamaktadır. Ortak temalar ve sıradan yaşamla ilgilenen on dokuzuncu yüzyılın aksine, yirminci yüzyıl özel yaşam ve iç dünyayla ilgilenen daha karmaşık bir dönem olarak tanımlanabilir. I. ve II. Dünya Savaşları'ndan sonra insanlar yalnızlık ve kopukluk çekerek yabancılaştı, modern insan istikrarsız bir hayata ve parçalanmış bir kimliğe sahip olmaya başladı ve bu da onu kendini tanımlamada zorluk çekmeye itti. Karakterlerin düşünceleri rastgele gelir ve belirli bir kurala veya olay örgüsü yapısına uymadan kendiliğinden gelişir. Yazar böylece karakterlerin psikolojisinin derin ve karmaşık katmanlarını keşfeder; karakterin zihninde olup bitenleri yansıtarak duyguların karmaşıklığını yakalar. Modern insan çevresine yabancılaşmış, yalnızlığını kendisiyle ve toplumuyla boğuşarak yansıtmaktadır. Gerçek benliğin dikkate alınmasını incelerken, bilinç akışı, modern yazarın bireyin mücadelesini, yaşam ve yaşama amacını bulma arayışını keşfetmek için kullandığı önemli tekniklerden biri olabilir. Yazar bu anlatım tarzı boyunca karakterin psikolojik durumunu ele alırken aynı zamanda karakterin iç dünyasıyla da tanışıyor. Bu tez, yirminci yüzyılın iki önemli romanındaki: James Joyce'un A Portrait of the Artist as a Young Man ve Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway romanlarındaki kahramanların kimlik oluşumuyla mücadelelerini göstererek ve bu kahramanların ruh hallerini derinlemesine analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu tez boyunca okuyucu, gizli gerçek benliği ortaya çıkarmak ve onunla yüzleşmek için kahramanların zihnine derinlemesine girecektir. Ayrıca bu çalışmada modern insanın, modern toplumda kaybolduğuna inandığı kimliğini inşa etme çabası da incelenmektedir. Anahtar Sözcükler: James Joyce, Virginia Woolf, gerçek benlik, bilinç akışı, A Portrait of the Artist as a Young Man, Mrs. DallowayMaster Thesis Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway ve D. H. Lawrence'ın Lady Chatterley's Lover Adlı Romanlarında Kısıtlanma Olarak Evlilik(2025) Çankır, Aleyna Nur; İzmir, SibelBu tez, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra 20. yüzyıl İngiltere'sinde var olan sınıf ve toplumsal cinsiyet sorunlarını feminist eleştiri ışığında Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway ve D. H. Lawrence'ın Lady Chatterley's Lover adlı eserlerinde inceleyecektir. 20. yüzyıl İngiltere'sinde kadın kurtuluş hareketlerinin daha görünür olması ve kadınların oy kullanma hakkının yaygınlaşmasıyla beraber, kadınların kamu alanlarına, siyasi işlere ve işgücüne katılımları ivme kazanmıştır. Buna rağmen, Viktorya döneminin izlerini taşıyan 20. yüzyıl İngiliz toplumunun kültürel yapısında, kadının evlilikteki ve toplumdaki yeri hala geleneksel bir bakış açısıyla sınırlıdır. Bu tezde, Birinci Dünya Savaşı sonrası birey ile toplum arasındaki çatışmayı anlatan Mrs. Dalloway (1925) ve Lady Chatterley's Lover (1928) adlı romanlar, kadın, evlilik ve toplum çerçevesinde ele alınacaktır. İki farklı roman ve bu romanların kadın karakterleri üzerinden dönemin toplumsal norm ve kuralları göz önünde bulundurularak feminist kuramcıların düşünceleri ışığında evlilik kadın açısından kısıtlanmaya sebebiyet veren bir kurum olarak analiz edilecektir. Bu bağlamda, incelenen iki romanda da kadın karakterler eğitimli ve toplumda statü sahibi olmalarına rağmen evliliklerindeki baskılardan kurtulamamışlardır. Bu tez aracılığıyla bahsi geçen romanlardaki sınıf, kadın ve evlilik temelli konulara feminist bir bakış açısıyla yaklaşılması amaçlanmaktadır.Master Thesis Atwood'un The Handmaid's Tale ve The Testaments Eserlerinde Toplumsal Cinsiyetlendirilmiş Mekânın Çift Yönlü İşlevi: Evsel ve Kurumsal Alanlarda Denetim ve Direniş(2025) Naouchi, Dana; Tekin, KuğuBu tez, Margaret Atwood'un The Handmaid's Tale ve The Testaments adlı eserlerinde toplumsal cinsiyetli mekânlar hem ataerkil kontrol aracı olarak işlev gördüğünü hem de feminist direnişe zemin hazırladığını incelemektedir. Gilead'da iktidar mekân üzerinden işler: yatak odaları, mutfaklar, çalışma odaları ve kurumsal yapılar kadınları baskılamak ve disipline etmek amacıyla tasarlanır. Ancak Atwood'un anlatıları bu mekânların durağan olmadığını gösterir; kadınlar bu alanları hafıza, dayanışma ve hayal gücü yoluyla dönüştürür. Yakın okuma yöntemi ve feminist mekân kuramı kullanılarak yapılan bu çalışmada Giorgio Agamben'in egemenlik teorisi, Doreen Massey'nin mekânsal politikalara dair dinamik yaklaşımı, Daphne Spain'in toplumsal cinsiyet ve mimarlık üzerine çalışmaları ile Gaston Bachelard'ın mekân poetikasından yararlanılmıştır. Tez, Gilead'daki her bir mekânın ya baştan toplumsal cinsiyetli olarak inşa edildiğini ya da ataerkil düzenin etkisiyle bu niteliği kazandığını ortaya koyar. Ataerki, tıpkı egemen iktidar gibi, mekân üzerinden işlemekte; ayrıştırmakta, kontrol etmekte ve kimin nerede yer alacağını belirlemektedir. Bu çalışma, Gilead'daki direnişin sadece kaçışla değil, dönüşümle mümkün olduğunu savunur: Kadınlar, Ardua Hall'da Lydia Teyze'nin gizli arşiv faaliyetlerinde ya da Agnes'in ev içindeki sessiz başkaldırısında olduğu gibi, mekânları yeniden şekillendirerek özneleşir. Atwood'un eserleri, ataerkil mekânsal düzenin kırılganlığını ortaya koyarak en baskıcı ortamların bile direniş potansiyeli taşıdığını gösterir. Bu tez, feminist edebiyat çalışmalarına, mekânı geri kazanmanın gücü geri kazanmak anlamına geldiğini vurgulayarak katkı sunmaktadır.Doctoral Thesis Çağdaş İngiliz Romanında Yeniden Yazılan Yunan Mitlerinde Göçebe Özneler: Jennifer Saint'in Ariadne, Pat Barker'in Kızlar'ının Sessizliği ve Natalie Haynes 'in Stone Blind Eserleri(2025) Gayret, Gökçenaz; Tekin, KuğuBu tez, Jennifer Saint'in Ariadne, Pat Barker'ın Kızların Sessizliği ve Natalie Haynes'ın Stone Blind adlı romanlarında yer alan mitolojik kadın figürlerinin geçirdiği oluş süreçlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Saint, Barker ve Haynes'in eserlerinde Yunan mitolojisinin kadın figürlerini yeniden hayal ederek varlık ontolojisini yersizyurtsuzlaştıran ve kadınlara dayatılan sınırları aşan bir oluş ontolojisini öne çıkaran alternatif bir varlık alanı yarattıklarını öne sürer. Bu bağlamda, çalışma yazarların arketipleri sabit ve özcü figürler olarak değil, insan ve insan olmayan güçlerle ilişkisel karşılaşmalar aracılığıyla sürekli dönüşen dinamik, göçebe özneler olarak yeniden yapılandırdıklarını savunur. Bu yeniden kurgulamalar, klasik anlatılara içkin hiyerarşik ontolojiyi sarsmakta ve bunu yerine dönüşüm, ilişkisellik ve akışkanlığa dayanan bir oluş etiğini benimsemektedir. Gilles Deleuze, Felix Guattari ve Rosi Braidotti'nin oluş ontolojisini esas alarak, bu tez Ariadne, Kızların Sessizliği ve Stone Blind adlı romanlardaki mitolojik figürlerin oluş süreçlerini, şizofreni, kaçış çizgileri, çizgili ve pürüzsüz alan, organsız beden ve göçebe özne gibi kavramlar çerçevesinde ele almaktadır. Bu kavramlar ışığında romanlara yapılan yakın okuma seçilen romanlardaki kadın arketiplerin, varlık ontolojisini sürdüren yakalama aygıtlarını radikal bir biçimde yersizyurtsuzlaştırdığını ve böylece öznelliğin durağan, özcü ve hiyerarşik yapılarını parçaladığını ortaya koyar. İnsan ve insan dışı güçlerle ilişkisel karşılaşmalar yoluyla, bu arketipler, öznelliğin sabit koordinatlarının çözüldüğü, oluş ontolojisinin ve göçebe öznellik biçimlerinin ortaya çıktığı pürüzsüz alanlara geçişi mümkün kılan kaçış çizgilerini etkinleştirirler. Bu ontolojik dönüşüm içinde, yeniden yorumlanan arketipler sabit sembolik varlıklar olarak işlev görmeyi bırakır ve bunun yerine özcü ve hiyerarşik paradigmaların ötesinde dinamik, ilişkisel ve dönüştürücü eylemliliği ön plana çıkaran göçebe öznellikler olarak yeniden yapılandırılırlar. Anahtar Sözcükler: oluş ontolojisi, göçebe öznellik, Deleuze, Guattari, Braidotti, Ariadne, Kızların Sessizliği, Stone Blind

