Search Results

Now showing 1 - 10 of 37
  • Master Thesis
    Graham Greene'in a Gun for Sale Ve Travels With My Aunt Adlı Eserlerindeki Mizah Kavramı
    (2011) Gökçek, Çiğdem; Canlı, Gülsen
    Mizah ve gülme insanoğlunun en doğal ifade biçimlerindendir ve sosyal etkileşimin vazgeçilmez unsurlarıdır. İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimin çok yönlülüğü sebebiyle mizah ve gülme de çeşitli biçimlerde ortaya çıkmaktadır. İnsan deneyiminin çok yönlü olmasına bağlı olarak bu unsurlar değişik bakış açıları çerçevesinde tartışılmış ve zaman içinde pek çok mizah ve gülme kuramları geliştirilmiştir. Bu kuramlar arasında en önemlileri üstünlük, rahatlama ve uyumsuzluk kuramlarıdır. Her ne kadar tek yönlü bakış açısına göre yapılacak bir tanım, mizahı bir bütün olarak açıklamada yetersizse de, kuramların her biri özünde mizahın en çarpıcı özelliğini, insanın hayata adaptasyonunu sağlama işlevini vurgulamaktadır.Bu tezde, Graham Greene'in A Gun for Sale ve Travels with My Aunt adlı eserlerindeki mizah kavramı, mizahın uyum sağlayıcı gücünü temel alan Susanne Langer'in komik kuramı The Comic Rhythm çerçevesinde değişik kuramlar da göz önünde bulundurularak incelenmektedir. Langer'ın teorisine göre insanlar da doğadaki diğer canlılar gibi hayatta kalma dürtüsü ile hareket ederler ve birbirleriyle sürekli etkileşim halindedirler. Bu etkileşim nedeniyle insanlar değişik durumlarla karşılaşır ve yeni deneyimler edinirler. Karşılaşılan durumlar insanlarda şaşkınlık, öfke, korku ya da utanma gibi çeşitli duygular uyandırır ve psikolojik, zihinsel ya da fiziksel dengenin sarsılmasına sebep olur. Canlı dengesinin korunması hayatın temel amacı olduğundan, yaşam enerjisi insanı kaybolan dengesini yeniden kurması için harekete geçirir. İnsanların yeni durumlara ve çevresine adaptasyonu da, hayatın ritmini oluşturan bu canlılık dengesinin bozulup yeniden sağlanması sürecidir. Kaynağını yaşam enerjisinden alan mizah da hayatın ritmini yansıtmaktadır. Greene her iki eserinde de mizahın insanın içindeki yaşam enerjisinin yükselişi olarak ortaya çıkışını ve bu enerjinin insanın duygu ve düşünce dünyasını, dünyaya bakış açısını yenileyici gücünü vurgular. Yazar mizah kavramını , insanın dünyayla olan çatişması boyunca sık sık sarsılan dengesini yeniden kurma gayreti olarak göstermektedir.Anahtar Kelimeler:1.Mizah2.Yaşam enerjisi3.Denge4.Adaptasyon5.Hayatta Kalma
  • Master Thesis
    Peter Ackroyd'un The Biography eserinde kentin grotesk, gotik ve karnavalesk temsili
    (2016) Ay, Fisun Çelik; Tekin, Kuğu
    Bu çalışmanın amacı Peter Ackroyd'un London: The Biography adlı eserinde, kent ve kent insanları arasındaki bağlantı ve şehir gerçeğinin yazında grotesk, gotik ve karnavalesk açıdan nasıl yansıtıldığını incelemektir. Peter Ackroyd'un bu eserinin incelenmesinde, kent ve kent insanlarının karşılıklı ve karmaşık etkileşimlerinin sonucunda, yazarlar için sınırsız bir kaynak olan kentin yaşayanlarıyla beraber çürümüş ve canavarlaşan bir coğrafyaya dönüştüğü öne sürülmektedir. Bu çalışmanın kuram bölümünde grotesk, gotik ve karnaval kavramları çeşitli kuramcıların düşüncelerine yer verilerek tanımlanmıştır. Ayrıca bu bölümde diğer eleştirmenlerin fikirlerinin yanı sıra, Mikhail Bakhtin'in grotesk ve karnavalesk kavramları söz konusu eseri analiz bölümünde inceleyebilmek için açıklanmıştır. İlk analiz bölümünde, eserdeki kent kimliği, Mikhail Bakhtin ve Wolfgang Kayser'in grotesk tanımlarına ve diğer yazarların şehir ve grotesk söylem hakkındaki fikirlerine dayandırılarak incelenmiştir. İkinci analiz bölümünde ise Ackroyd'un kent tasvirindeki gotik öğeler tartışılmıştır. Son analiz bölümünde ise, London: The Biography'deki karnavalesk öğeler araştırılmıştır. Sonuç bölümünde, Ackroyd'un eserinde kent ve insanların birbirine bağlı oldukları ve kent insanlarının, içinde yaşadıkları kente dönüşerek, karanlık ve canavarlaştıran barbar kent tarafından biçimlendirildikleri kanıtlanmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Sarah Scott'ın A Description Of Millennium Hall, Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution Of 1900 ve Fay Weldon'nın Darcy's Utopia Adlı Eserlerinde Ütopik Söylemin İncelenmesi
    (2017) Düzgün, Şebnem; Aras, Gökşen
    Sarah Scott'ın A Description of Millenium Hall (1762), Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution of 1900 (1890) ve Fay Weldon'ın Darcy's Utopia (1990) adlı eserleri yönetici sınıfta bulunan erkeklerin gücünü ve imtiyazlarını meşrulaştıran ataerkil politikaları eleştirir. Sırasıyla on sekizinci yüzyıl ortasında, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl sonlarında etkili olan feminist akımlardan etkilenmiş olan Scott, Dixie ve Weldon, kadın başkahramanları aracılığıyla feminist ütopyalarında baskıcı ataerkil ideolojiye ve söyleme karşı çıkarlar. Cinsiyet ayrımcılığını sosyo-politik bir sorun olarak ele alan kadın kahramanlar, kadınların zihinsel ve fiziksel yönlerden daha aşağı bir konumda oldukları varsayımının din, eğitim ve evlilik gibi sosyal kurumlar tarafından dayatıldığını ileri sürerler. Ayrıca, kadınların ve ikincil toplumsal, ırksal ve dini sınıfların baskılanması arasında da benzerlik kurarlar. Tez, çoğunlukla Foucault'nun ve feministlerin söylemlerine gönderme yaparak Scott, Dixie ve Weldon'ın eserlerinde kadınların ezilmesi ve sömürülmesi konusunu tartışır ve toplumsal cinsiyet meselesinin farklı sosyo-tarihsel açılardan ele alınsa da başkahramanların, kadınların ezilmesinin ideolojik olduğunu ve kadınların sözde biyolojik, zihinsel veya ahlaki açıdan güçsüzlükleriyle ilgili olmadığını savunduklarını açıklamayı amaçlar. Ayrıca, kadınların ikincil konuma itilmesinin, gücün üst sınıf Hıristiyan beyaz erkeklerin ellerinde toplanmasını savunan ataerkil devlet tarafından yasallaştırıldığını iddia ettikleri ortaya konur. Tez, Scott, Dixie ve Weldon'ın kadın kahramanlarının, kadınların erkek egemenliğinden kurtarılması için ataerkil gücü pekiştiren geleneksel sosyal, ekonomik, politik, dini ve ahlaki ideolojilerin yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundukları sonucuna varır.
  • Master Thesis
    İngiliz Gotik Edebiyatında Tekinsizlik Kavramı: Horace Walpole?un The Castle Of Otranto, Charles Robert Maturin?in Melmoth The Wanderer Adlı Romanları
    (2011) Paçcı, Hatice Tüzün; Canlı, Gülsen
    Bu tez çalışmasının esas amacı ,18 ve 19. Yüzyıllarda Gotik romanın nasıl geliştiğini, değiştiğini göstermek ve tekinsizlik kavramının nasıl kullanıldığını türün başlangıcı olarak Horace Walpole'un The Castle of Otranto(1764), psikolojik Gotik olarak da Charles Robert Maturin'in Melmoth the Wanderer (1820) adlı eserlerini metin analizi yöntemi ile Sigmund Freud'un Tekinsizlik makalesi ışığında incelemek ve Gotik romanın aynı zamanda psikoterapi aracı olmak gibi bir işlevinin olduğunu göstermektir..Okuyucuyu saran psikolojik ve karmaşık ögeler göz önüne alındığında, Gotik roman öncelikli olarak okuyucusunu eğlendirme arzusunun yanı sıra, korkutmak üzerine de kurulu çelişkili bir türdür. Bu anlamda oxymoroniktir; doğaüstü şartlarda `korku' ve `büyük bir zevkle ürpermek' gibi iki aşırı duyguyu birleştirmek bu türün belirgin özelliklerinden biridir. Bu noktada Gotik romancılar için can alıcı şey okuyucunun hayal gücünü özgür bırakmak, ve onu egzotik, gizemli ve bilinmeyen dünyalara doğru yönlendirmektir.The Castle of Otranto'da Walpole bir fantezi dünyası yaratarak okuyucusunu hem eğlendirmek, hem de aynı zamanda toplumun sorunlarını gözlemlemesini sağlamıştır. Melmoth the Wanderer'da Maturin insan doğasını inceleyerek insan psikolojisini yansıtmış, hem de toplumun ilkelerini ve kurumlarını eleştirmiştir. Böylece bu iki eser boyunca, Walpole ve Maturin okuyucunun keyifli bir dehşet arzusuna olan merakını tatmin etmişler ve aynı zamanda da psikososyal bir terapi olarak da toplumu gözlemlemesini sağlamıştır. Diğer yandan, bu iki eser korku, terör, dehşet, tekinsizlik ve yücelik duyguları açısından okuyucunun zihinlerine hitap ettikleri için de dikkate değerdir.
  • Master Thesis
    Anxiety and Its Stimuli in the Protagonists of Thomas Hardy's Tess of the D'urbervilles and Charles Dickens' Great Expectations: a Study From a Psychological Perspective
    (2017) Hammadi, Omar; Aras, Gökşen
    Bu tez, İngiliz edebiyatının iki ana karakteri, Tess of the D'Urbervilles'deki Tess ve Great Expectations'daki Pip'i incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Freud'un endişe kavramı ve savunma mekanizması ve bu kavramların eserde nasıl yansıtıldığı analiz edilmektedir. İki karakter, bu tezde de gösterildiği gibi, belirli davranış ve tutumları açısından hem benzer hem de farklıdır. Örneğin, ikisinin de sorunlarla dolu çocuklukları ele alınmıştır. Tess, erkek egemen dünyaya adımının, kardeşleri için mükemmel bir fırsat olduğuna inanmaktadır. Karakterlerin bakış açısı incelendiğinde, ilgili eserlerdeki diğer karakterlerden daha fazla duygusal oldukları görülür ve bu durum okuyucuların psikolojik kaygı kavramını ve bu kavramın Freudcu kaygı anlayışındaki olası yansımalarını görmelerini sağlar. Karakteri psikolojik açıdan tanımlayan bu hikayede, ana karakter Tess, John ve Joan Durbeyfield'in en büyük çocuğu ve son derece fakir bir ailenin üyesidir. Papaz Tringham ile kazara gerçekleşen bir karşılaşmada, tüm ailenin yaşam biçimi değişir ve papaz John'un ailesinin 'Urbervilles`in şövalye geleneğinden gelen köklü soyunun kalan son temsilcisi' olduğu ortaya çıkar. Great Expectations, ana karakteri Pip'in çocukluğundan olgunluğa geçiş hikayesine odaklanmaktadır. Great Expectations, ana karakterin bağımsızlığı ve iç dünyasında yaşananları yansıtmaktadır. Bu tezde, Pip'in hayatı, Freud'un endişe kavramı açısından incelenmektedir. Pip, herhangi bir erkek çocuğunun başarabileceğinden daha fazlasını istemektedir. Great Expectations'da ahlak, sevgi, para ve sosyal statüden kaynaklanan çelişkiler bulunmaktadır. Bu faktörler, birinci şahıs anlatıcısı Pip'in zihinsel yolculuğunun analiz edilmesine olanak sağlamaktadır. Tezde, romanın ana karakteriyle ilgili bu konuların, kaygıyla ilgili sorunlara ait olduğu vurgulanmıştır. Çalışma aynı zamanda farklı nedenlerden ortaya çıkan çeşitli kaygı düzeyleri, onların farklı yaşlar üzerindeki etkileri ve bu karakterleri, bu psikolojik sorun karşısında daha savunmasız hale getiren çeşitli faktörlere ilişkin bir değerlendirme sunmaktadır. Tez, okuyucunun bu karakterlerin yaşamında yer alan endişenin farklı aşamalarını anlamasını sağlar. Aynı zamanda yazarların, bu karakterlerdeki benzer ve farklı psikolojik bakış açılarını kullanımını yansıtır. Çalışmada, bu karakterlerin yaşamlarında, ailelerinde, maddi durumlarında, problemlerinde ve önemsedikleri meselelerde farklılıkları olduğunu fakat endişeye karşı geliştirdikleri tutumlarında benzerlikler olduğu tartışılır ve farklı durumlara karşılık veriş biçimleri, Freud'un derslerinde ortaya koyduğu fikri yansıtır. Bu tez, bu iki ana karakterde endişeye katkıda bulunan farklı faktörler olduğu sonucuna varır. Ancak, bu iki eserin sonucuna bakıldığında, merkezlerindeki karakterlerin deneyimlerinden farklı şeyler öğrendikleri görülür.
  • Master Thesis
    The Mysteries Of Udolpho ve Jane Eyre Romanlarında Gotik Mekan ve Karakter Üzerine Bir Çalışma
    (2019) Mahgoob, Anas Waad; Tekin, Kuğu
    Bu çalışma Ann Radcliffe ve Charlotte Bronte'nin The Mysteries of Udolpho ve Jane Eyre başlıklı romanlarında gotik mekanlar ve karakterleri incelemektedir. Bu iki romanda da kadın baş karakterler kötü erkeklerin merhametsiz zalim davranışları ve baskılarına maruz kalmışlardır. Her iki romanda da baş karakterler, bir süreliğine olsa da, karanlık, gizemli, korkutucu, doğaüstü olayları deneyimlemek zorunda kalmışlardır. Çoğu Gotik romanda görüldüğü üzere kadın ve erkek arasındaki cinsiyet eşitsizliğine göre gücü elinde tutan taraf neredeyse her zaman erkek karakterlerdir. Güçlü erkek figürü kadının hayatını sefil bir hale dönüştürmede baş roldedir. Kadın ne zaman erkeğin iradesi dışında hareket etse ya da konuşsa ya fiziksel ya da psikolojik şiddete uğramaktadır. Ayrıca her iki romandaki gotik mekanlar kadın baş kahramanların acımasız erkek gücü karşısında hissettikleri korku duygusunu artırmaktadır. Kadının erkek tiranlığına gösterdiği tepki her iki romanın da ana konusudur. On sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda iki kadın yazar tarafından yazılmış bu iki gotik roman kadının ataerkil toplumda bağımsızlığını kazanarak özgür bir birey olma mücadelesini aktarmaktadır. Bu tezin amacı sözü edilen romanlardaki gotik mekanların baş karakterler üzerinde yarattığı korkutucu etkiyi incelemektir çünkü korku duygusu her iki kahramanın içindeki mücadele ve direniş dürtüsünü tetiklemektedir. Her iki romanın sonunda baş karakterler kendi özgür iradelerine göre konuşup hareket edebilen bireyler olurlar ve böylece her iki romancının özlemini duyduğu, erkek egemen toplumda kadının özgür kimliğini ifade edebileceği bir alan sağlama arzusunun gerçekleştiği de görülür.
  • Master Thesis
    Oscar Wild`s Concept of Copmedy as Reflected in His Society Comedies: Lady Windermere`s Fan, a Woman of No Importance and the Importance of Being Earnest
    (2006) Tekin, Tuğba; Vale, Marcia; Department of Basic English (Prep School); Department of Basic English (Prep School); Department of Basic English (Prep School)
    ÖZETBu tezin amacı Oscar Wilde'ın yazdığı toplum komedilerinde tiyatroya yaptığıönemli katkıları karakter, tema, durum ve oyunların içinde yer alan zıtlıklar bazındavurgulayarak yazarın komedi kavramına yaklaşımını incelemektir. Viktorya Dönemi oyunyazarlarından olan Wilde, dönemin tiyatro geleneklerini ve temalarını YanlışlıklarKomedisi'nin uslup ve gelenekleri ile harmanlayarak oyunlarında yansıtmaktadır. Bubağlamda, seleflerinden ve çağdaşı olan oyun yazarlarından hayli etkilendiği gözlemlenmeklebirlikte kendi yenilikçi ve devrimci tarzını ortaya koyduğu aşikardır. Bu tezde Wilde'ın üçadet komik oyununda -Leydi Windermere'in Yelpazesi, Ehemmiyetsiz Bir Kadın ve CiddiOlmanın Önemi Üstüne- iz bırakan etkiler ve yazarın olağanüstü nüktedanlığı ile yarattığıharika tarzı incelenmektedir.Bu tez, bir giriş, üç gelişme ve de bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Girişbölümünde Wilde'ın sanat anlayışından, Yanlışlıklar Komedisinden ve melodramdanbahsedilerek yazarın bu iki tiyatro tipini karıştırmak suretiyle elde ettiği kendine has eşsiztarzıyla tarihi eskiye dayanan İngiliz Tiyatrosu geleneğinde nasıl farklı bir yer edindiğinekısaca değinilmektedir. Oyunların daha ayrıntılı incelendiği gelişme bölümlerinde iseWilde'ın üzerindeki bariz etkilerin yanısıra yarattığı farklılıklar üzerinde durularak yazarıntüm etkilenmeleri reddederek tiyatroya yeni bir soluk getirdiğini iddia etmesinin ardındakihaklı gerçekler üzerinde durulmuştur. Gelişme bölümünde sırasıyle Leydi Windermere'inYelpazesi, Ehemmiyetsiz Bir Kadın ve Ciddi Olmanın Önemi Üstüne adlı oyunlarincelenmektedir.Son bölüm olan sonuç bölümünde ise, Wilde'ın en etkili silahı olan dili ustacakullanma sanatı ile çağdaş nesirde ustalığını göstermesi ve eserlerinin gelenekselmelodramdan ve yanlışlıklar komedisinden nasıl ayrıldğını, tüm bu özelliklerin mükemmelbir uyum içinde işlendiği oyunun ise yazarın en son ama en şahane oyunu olduğubelirtilmektedir. Sonuç bölümünde temel bölümlerdeki incelemelerin bir özeti verilmektedir.anahtar sözcükler: Oscar Wilde, Yanlışlıklar Komedisi, melodram, yanıltmaç, özdeyiş,nükte.ii
  • Master Thesis
    Sosyal faktörlerin Jane Eyre, David Copperfield ve Great expectations başlıklı eserlerdeki karakterler üzerindeki etkisi
    (2019) Rashid, Mohammed; Aras, Gökşen
    Bu tez, sırasıyla Jane Eyre, David Copperfield ve Great Expectations başlıklı eserlerdeki üç ana karakterin davranışlarını analiz etmektedir. Tez, sosyal etki teorisini Stanley Milgram, Solomon Asch ve Muzafer Sheriff gibi psikologların deneylerinde incelenen faktörler doğrultusunda incelemektedir. Tez, bu faktörlerin kahramanların davranışları, kararları, eğitimleri, evlilikleri ve tutumları üzerindeki etkisini göstermektedir. Üç kahraman Jane, David ve Pip, sosyal etki teorisinin neredeyse aynı faktörlerinin etkisinden muzdariptir. Yukarıda bahsedilen üç roman, birinci şahıs anlatısında yazılmıştır ve faktörlerin etkisi, karakterlerin erken çocukluk döneminde başlamaktadır. Jane Eyre'de başkahraman, davranışlarını Gateshead normlarına uyarlamakta zorluklarla karşılaşır. Jane, bağımsız bir kimlik, cinsiyetler arasında eşitlik, iyi bir eğitim ve kariyer düşlemektedir. Sosyal etki teorisinin faktörleri, Jane'in hedeflerine giden yoldaki temel engeller haline gelir. Sadece başkahramanlar değil, romandaki karakterlerin çoğu da, sosyal etki teorisinin, itaat, uyum, sosyal sınıf ve sosyal değişim gibi faktörlerinden etkilenmektedir. David Copperfield'da, başkahramanın yaşamı üvey babası Bay Murdstone tarafından alt üst edilir. David, mülkünü, eğitimini, güvenliğini, özgürlüğünü ve annesinin sevgisini üvey babasının gelmesiyle kaybeder. Uzlaşamaması nedeniyle, Murdstone'un normlarına uyamaz. Bu nedenle, evden de gönderilir. David'in davranışları iyi ve kötü melek Steerforth ve Agnes nedeniyle etkilenmektedir. Great Expectations başlıklı eserde de Sosyal sınıf faktörlerinin etkilerini görmek mümkündür. Pip'in hayali, Estella'yla aynı sınıfta olabilmektir. Sınıf kavramı, Pip'in eğitimini, evliliğini ve tutumlarını etkilemektedir. Bu tez, sosyal sınıfın, karakterlerin davranışlarını ve kararlarını nasıl değiştirdiğini göstermektedir. Buna ek olarak, sosyal sınıfın ilişkileri kurmadaki büyük rolü ve üst sınıftan insanların alt sınıftaki insanlara nasıl davrandıkları adı geçen romanlarda incelenmektedir. Ayrıca, adalet konusu üç romanda ayrıntılı olarak tartışılmakta, adaletin sosyal etki teorisi faktörü tarafından ve özellikle sosyal sınıf tarafından nasıl ihlal edildiği gösterilmektedir.
  • Master Thesis
    Peter Shaffer'in Güneşin Görkemli Avlanişi, Küheylan ve Amadeus Oyunlarindaki Karakter Çatişmalari
    (2007) Bilir, Seda; Vale, Marcia; Vale, Marcia; Vale, Marcia; Department of English Language and Literature; Department of English Language and Literature
    ÖZBu tez, Peter Shaffer'in Güneşin Görkemli Avlanışı, Küheylan ve Amadeus adlı üç oynundaki karakter çatışmalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada metin analizi metodu uygulanmıştır. Analiz öncesinde, karakter çatışmasının önemi ve türleriyle ilgili temel bilgi verilmiştir. Analiz boyunca ise, karakterler, ilişkileri, ve yaşadıkları çatışmalar zaman, yer ve çatışmaların sonuçları göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Sözü edilen üç oyunda da Shaffer, iki karşıt kişilik yapısını temsil eden karakter çiftleri yaratmıştır, ve bu zıt karakterlerin karşılaşmalarıyla ortaya çıkan çatışma üzerinde durmuştur. Shaffer çatışma halindeki karakterlerini her bir oyunda farklı bir dönem içinde anlatmıştır: Güneşin Görkemli Avlanışı'nda onaltıncı yüzyıldaki İspanya ve Peru, Küheylan'da yirminci yüzyıl İngiltere'si, ve Amadeus'ta onsekizinci yüzyıl Viyana'si resmedilmiştir.Çatışmalar tarafından sıkıştırılmış karakterler üç oyunda da bir tür değişim yaşar ve inançlı ya da tukulu karakterle karşılaştıktan sonra kişisel bir farkındalığa ulaşır. Bu kişisel farkındalık süresi boyunca, Shaffer sıklıkla ibadet temasının altını çizer. Güneşin Görkemli Avlanışı'nda Pizarro Athauallpa'nın inancının ona ihtiyaç duyduğu ruhani gücü verebileceğine inanır, Küheylan'da Dysart Alan'ın ilkel ve tutkulu tapınmasının kişiliğine katkısını farkeder, ve Amadeus'ta Salieri sınırlı yeteneğini görür ve bu da onu Tanrı ile bir savaşa sürükler. Pizarro, Dysart, ve Salieri'nin ulaştığı kişisel farkındalıklar üç oyunun da sonu için felaketler hazırlar. Athauallpa ölür ve Pizarro umudunu yitirir; Dysart tedavisine devam edip, Alan'in içindeki tutkuyu öldürmek zorunda kalır; ve Salieri Mozart'a bir suikast düzenler, kendisi de intihar eder. Sonuç olarak, üç oyun farklı tarihsel süreç ve coğrafyalara aittir, ancak yine de birbirini tamamlayan iki karakter arasindaki kişisel çatışma teması belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun da ötesinde, oyunların herbirinde karakterlerin yaşadıkları çatışmalar kişisel farkındalığa yol açar; ancak bu farkındalık karakterler için zamanla yıkıma dönüşür.
  • Master Thesis
    Günlüklerine yansıyan Virginia Woolf ve George Eliot dünyasının feminist keşfi
    (2021) Hadi, Srosht Subhi; Canlı, Sifat Gülsen
    This thesis employs the feminist and psychoanalytical approaches in order to study the diaries of George Eliot and Virginia Woolf who are considered to be the major feminist writers during the nineteenth and early twentieth century. These writers' diaries are studied in order to explore these writers' worlds as well as their life experiences as women in male-dominated societies. In a context which was characterized by the sexist and phallocentric attitudes towards women's role in the society and literary canon, these female prodigies embarked on a quest to find their true self and to assert themselves as accredited women writers. These writers' quest for self-assertion, however, was imbued with various intervals of hope and despondency, but, in spite of various obstacles, they remained persistent to free themselves from the shackles of patriarchy and to define their own notion of womanhood. Hence, they were able to initiate a path towards New Women's intellectual awareness and their liberty from the psychological, economic and literary hegemony of patriarchy. Key Words: Diary, Feminist Theory, Psychoanalytical Theory, Hegemony, Patriarchy