Search Results

Now showing 1 - 8 of 8
  • Master Thesis
    Sarkopenili Bireylerde Propriyoseptif Egzersiz Eğitiminin Denge, Propriyosepsiyon ve Kinezyofobi Üzerine Etkisi
    (2025) Doğanbaz, Beyzanur; Acet, Nagihan
    Amaç: Bu çalışmanın amacı sarkopenili bireylerde propriyoseptif egzersiz eğitiminin denge, servikal propriyosepsiyon, kinezyofobi ve ağrı felaketleştirme durumu üzerine etkisini araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü olarak tasarlanan çalışmaya yaşları 65-97 arasında 63 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların kas kuvvetini değerlendirmek için; el kavrama kuvveti ölçümü (Jamar el dinamometresi ile), fiziksel performans (yürüme hızı açısından 4 m yürüme testi ile) ve kas kütlesi (Biyoimpedans Analizi yöntemi ile Tanita BC731 isimli cihaz ile) değerlendirildi. Kas kütlesinde azalma ile birlikte kavrama kuvveti ve/veya fiziksel performansta azalma olması sarkopeni kriteri olarak belirlendi. Değerlendirmeler sonucunda sarkopeni tanısı almayan 29 katılımcı çalışmadan dışlandı. Sarkopeni tanısı alan 34 katılımcdan 3 tanesi çalışmadan ayrıldıktan sonra kalan 31 sarkopenili katılımcı çalışmaya dahil edildi. Sarkopenili katılımcılar randomize olarak deney (n=14) ve kontrol grubuna (n=17) ayrıldı. Kontrol grubuna 6 hafta boyunca fizyoterapist gözetiminde birebir klasik egzersiz programı (servikal bölge normal eklem hareket açıklığı egzersizleri, postür egzersizleri ve servikal bölgeye yönelik izometrik egzersizler) uygulanırken, deney grubuna ek olarak servikal propriyosepsiyon egzersizleri uygulandı. Katılımcıların tedavi öncesi ve sonrası denge değerlendirmesi için Tinetti Denge ve Yürüme Testi, Y-Denge Testi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi; servikal propriyosepsiyon değerlendirmesi için Eklem Pozisyon Hissi Sapma Testi; hareket korkusunu değerlendirmek için ise Kinezyofobi Nedenleri Ölçeği ve ağrı felaketleştirme durumunu değerlendirmek için Ağrı Felaketleştirme Ölçeği kullanıldı. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerine ek yordayıcı olarak fiziksel aktivite düzeyi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği-kısa form ile, beslenme durumu için Mini Nutrisyonel Değerlendirme Form ile, kognitif durumları Standartize Mini Mental Değerlendirme Testi ile değerlendirildi. Bulgular: Deney grubundaki bireylerin tedavi öncesi VKİ değerleri daha yüksek (p=0,004) ve Mini Mental Test ile değerlendirilen kognitif durumları daha bozuk (p=0,018) ve ağrı felaketleştirme düzeyleri (p=0,01) ve fleksiyon (p<0,001) ile sağ rotasyon (p<0,001) yönündeki propriyoseptif sapmaları daha yüksekti. Deney grubunda tedavi sonrasında servikal propriyosepsiyonun bazı yönlerinde (fleksiyon (p=0,002), sağ rotasyon (p=0,04), sol lateral fleksiyon (p=0,022)) ve dominant ekstremitede tek ayak üzerinde durma süresinde (p=0,031) anlamlı fark saptandı. Deney ve kontrol grubu tedavi sonrası karşılaştırıldığında, servikal propriyosepsiyonun fleksiyon (p=0,001) ve sağ rotasyon (p<0,001) yönündeki sapmalar deney grubunda kontrol grubuna kıyasla belirgin derecede azalmıştı ancak diğer parametreler benzerdi (p>0,05). Tartışma: Mevcut çalışma, sarkopenili bireylerde servikal propriyoseptif egzersizlerin servikal propriyosepsiyonun belirli yönlerinde (fleksiyon ve sağ rotasyon) anlamlı iyileşmeler sağladığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, denge, kinezyofobi ve ağrı felaketleştirme gibi diğer parametrelerde gruplar arasında belirgin bir fark saptanmamıştır. Bulgular, servikal propriyoseptif egzersizlerin servikal bölgedeki proprioseptif kontrolü artırmada etkili bir rehabilitasyon yaklaşımı olabileceğini göstermektedir. Ancak, sarkopeni varlığında denge, kinezyofobi gibi multidisipliner yaklaşımlar gerektiren parametreler için daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmaların yapılması gereklidir.
  • Master Thesis
    İnme Rehabilitasyonunun İnme Sonrası Santral Ağrı Sendromu, Hareket Korkusu, Emosyonel Durum ve Yaşam Kalitesine Etkisinin Araştırılması
    (2023) Koç, Sultan Şimal; Uluğ, Naime
    Bu çalışmanın amacı, inme rehabilitasyonunun, inme sonrası santral ağrı sendromu, hareket korkusu, emosyonel durum ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini araştırmaktı. Araştırmaya 49 kronik inme hastası dahil edildi, katılımcıların yaş ortalaması 54,59 ± 18,19 yıldır. Hastalara alacakları dört haftalık inme rehabilitasyonu öncesinde ve sonrasında; sosyo-demografik bilgiler, santral ağrı varlığı ağrı şiddeti, lokalizasyonu ve hassasiyeti ; Numeric Ağrı Skalası, Ağrı Duyarlılık Ölçeği ve Kısa Ağrı Ölçeği ile, nöropatik ağrı Leeds Assessment of Neuropathic Symptoms and Signs (LANSS ) ile, santral sensitizasyonu Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) ile, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile, emosyonel durum ve yaşam kalitesi SF-36, bilişsel fonksiyonları mini mental test (MMT) ve ambulasyon yetenekleri Fonksiyonel Analog Skala (FAS) ile değerlendirildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, tedavinin nöropatik ağrıda anlamlı bir azalmaya neden olduğu bulundu (p<0,001). Ayrıca, tedavi sonrasında Genel Sağlık Algısı (p<0,001), Ortalama Ağrı (p=0,023) ve Ağrıdan Kurtulma Yüzdesi'nde vi (p=0,044) artış görüldü. Bu çalışma sonuçları; inme rehabilitasyonunun inme sonrası görülen santral ağrı sendromu semptomları ve yaşam kalitesi üzerinde iyileşme sağladığını ve santral ağrı semptomlarının inme rehabilitasyonu içinde değerlendirilmesi ve tedavi edilmesinin önemini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: inme, santral ağrı, nöropatik ağrı, inme rehabilitasyonu
  • Master Thesis
    Nonspesifik Kronik Bel Ağrısı Olan Hastalarda Manuel Terapinin Santral Sensitizasyon Üzerine Etkinliğinin İncelenmesi
    (2023) Aydoğdu, Serhat; Uluğ, Naime
    Kronik bel ağrısı sık görülen fiziksel ve psikolojik problemlere yol açan bir sağlık sorunudur. Bu çalışmanın amacı santral sensitizasyonu gelişen nonspesifik kronik bel ağrısı olan hastalarda manuel terapinin santral sensitizasyon üzerine etkinlik düzeyinin incelenmesidir. Çalışmaya Özel 100.yıl Hastanesi'ne başvuran nonspesifik bel ağrısı tanısı almış 24-64 yaş arasındaki 40 hasta dahil edilmiştir. İki gruba ayrıldıktan sonra dört hafta boyunca ilk gruba manuelterapi yöntemleri, egzersiz ve elektroterapi modaliteleri uygulanırken; diğer gruba egzersiz ve elektroterapi modaliteleri uygulanmıştır. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirmeler Santral Sensitizasyon Ölçeği, Vizüel Analog Skalası, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi üzerinden yapılmıştır. 2 grupta ağrı düzeyinde, Oswestry Bel Ağrı Engellilik Anketinde, Santral Sensitizasyon Ölçeğinde ve anksiyete durumlarında anlamlı fark bulunmuştur. Manuel terapinin nonspesifik kronik bel ağrılı hastalarda santral sensitizasyon üzerine etkinliği bulunmuştur (p<0,001). Nonspesifik kronik bel ağrısı olan hastalarda manuel terapinin santral sensitizasyon üzerine etkisi vardır. Nonspesifik bel ağrısı olan hastaların tedavi programına manuel terapi tekniklerinin eklenmesiyle iyileşme olacağı gözlemlenmiştir. Manuel terapi, fizik tedavi yöntemine göre ağrıyı azaltmada, uyku kalitesini artırmada, depresyonu azaltmada genel sağlık algısının iyileşmesin de daha etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: bel ağrısı, egzersiz, elektroterapi, manuel terapi, santral sensitizasyon
  • Master Thesis
    Alt Üriner Sistem Disfonksiyonu Olan Çocuklarda, Genel Eklem Hipermobilitesi ile Pelvik Taban Kas Aktivitesi, Üroflovmetri Parametreleri, Alt Üriner Sistem Semptomları ve Semptomların Şiddeti Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
    (2023) Öztürk, Aslı; Arda, İrfan Serdar
    Bu çalışma, alt üriner sistem disfonksiyonuna sahip çocuklarda genel eklem hipermobilitesi prevelansını belirlemek ve genel eklem hipermobilitesi ile pelvik taban aktivitesi, üroflowmetri parametreleri ve alt üriner sistem semptomları ile bu semptomların şiddeti arasındaki ilişkinin retrospektif olarak incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya 6-12 yaş aralığında 83 erkek, 62 kız toplam 145 hasta dahil edilmiştir. Çocukların yaş, cinsiyet, boy, kilo bilgileri dosyalardan taranarak kaydedildi. Pelvik taban kas aktivitesi, kasın istirahat ve istemli kontraksiyon fazlarında yüzeyel elektromyografi (EMG) ile ölçülerek kaydedilmiş olan kayıtlar taranarak, alt üriner sistem semptomları klinikte ebeveynler tarafından doldurulmuş olan İşeme Bozuklukları Semptom Skoru (İBSS) sonuçları kullanılarak, idrar akış hızı ve işeme parametleri muayene esnasında gerçekleştirilmiş olan üroflowmetri testi ve ultrason tetkiklerinin sonuçları kullanılarak, eklem hipermobilitesi varlığı ise Beighton skoru sonuçları taranarak değerlendirilmiştir. Çalışma grubumuzdaki alt üriner sistem disfonksiyonlu çocuklarda %74,5 oranında eklem hipermobilitesi gözlenirken, aşırı aktif mesane semptomları ile eklem hipermobilitesi varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptandı (p=0,005). İBSS skoru ile Beighton Skoru arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardı (p<0.05). Sonuç olarak, aşırı aktif mesaneli çocuklarda prognozun öngörülmesi ve tedavinin planlanmasında eklem hipermobilitesi değerlendirmesinin yararlı olabileceği ve eklem hipermobiliteli çocukların alt üriner sistem disfonksiyonları ve semptomları açısından değerlendirilmesinin büyük öneme sahip olduğu söylenebilir. Artmış eklem hipermobilitesinin çocuklarda alt üriner sistem disfonksiyonlarına yatkınlığa sebep olması, alt üriner sistem disfonksiyonları için erken tanı koyma ve koruyucu yaklaşımlarla disfonksiyonları önleme fırsatını tanıyabilir.
  • Master Thesis
    Lomber Disk Hernisi Olan Hastalarda Dinamik Bantlamanın Ağrı, Ağrı Eşiği, Endurans, Denge, Lomber Eklem Hareketliliği ve Fonksiyonellik Üzerine Akut Etkilerinin İncelenmesi
    (2023) Adalı, Mehmet Fatih; Uluğ, Naime
    Bu çalışma dinamik bantlamanın lomber disk hernili hastalarda ağrı, ağrı eşiği, endurans, denge, lomber eklem hareketliliği ve fonksiyonellik üzerine akut etkilerini incelemek için gerçekleştirildi. Çalışmaya Kırşehir Kaman Devlet Hastanesi'nde uzman hekim tarafından fizyoterapi ve rehabilitasyon ünitesine gönderilen, daha önce yapılan fizik muayene ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) sonuçlarına göre lomber disk hernisi tanısı konulan 34 gönüllü, erişkin hasta dahil edildi. Hastalar dinamik bant (n=17) ve sham bant (n=17) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Hastaların ağrısı Sayısal Derecelendirme Ölçeği, ağrı eşiği Jtech Commander dijital algometre, lomber kas enduransı Modifiye Sorenson Testi, dengesi fonksiyonel uzanma testi, lomber eklem hareketliliği universal gonyometre ve hastaların fonksiyonel hareket düzeyleri zamanlı kalk ve yürü testi ile değerlendirildi. Değerlendirmeler bantlama uygulanmadan önce, bantlama uygulandıktan 2 saat sonra ve 3 gün sonra olmak üzere 3 aşamada gerçekleştirildi. Dinamik bantlama uygulamasının bantlama öncesine kıyasla 2 saat sonraki ve 3 gün sonraki ölçümlerinde lomber eklem fleksiyonu haricinde kalan diğer tüm parametrelerde iyileşme sağladığı görülürken, sham bantlama grubunda ise 2 saat sonra ve 3 gün sonraki ölçümlerinde her hangi bir değişim görülmemiştir. Sonuç olarak dinamik bantlama uygulamasının lomber eklem fleksiyonu haricinde kalan diğer tüm parametrelerde iyileşme sağladığı ve bu nedenden dolayı lomber disk hernisinin akut tedavisinde uygulanabilecek yöntemlerden birisi olarak tercih edilebileceği düşünülmektedir.
  • Master Thesis
    Obezitenin Vücut Farkındalığı, Hareket Korkusu, Propriosepsiyon ve Denge Üzerine Etkisinin İncelenmesi
    (2023) Ray, Mert Can; Arıkan, Hülya
    Bu çalışmanın amacı obezitenin vücut farkındalığı, hareket korkusu, propriosepsiyon ve denge üzerine etkisini incelemekti. Çalışmaya yaş ortalamaları 34,67±7,53 olan ve VKİ değerleri 18,5-34,9 kg/m² arasında olan 60 birey alındı. Bireyler VKİ değerlerine göre normal kilolu, fazla kilolu ve obez olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bireylere vücut farkındalıkları için Vücut Farkındalığı Anketi (VFA), Beden Farkındalık Çizelgesi (BFÇ) ve Beden İmajı Anketi (BİA) uygulandı. Kinezyofobiyi değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), denge ve düşme değerlendirmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ) ve Y Denge Testi (YDT), propriosepsiyonu değerlendirmek için Stabilize edici biofeedback cihazı kullanıldı. Değerlendirmeler bireylere bir kez ve aynı fizyoterapist tarafından yapıldı. Çalışma sonucunda vücut farkındalığı açısından gruplar arasında fark görülmedi (p>0.05). UDEÖ, ZKYT, TKÖ ve YDT sonuçlarında gruplar arası fark bulunmadı (p>0.05). Boyun propriosepsiyon ölçümünde normal kilolu ve obez grup arasında, diz propriosepsiyon ölçümünde ise normal kilolu grup ile fazla kilolu ve obez grup arasında fark bulundu (p<0.05). Sonuçlarımızda fazla kilolu ve obez bireylerde boyun ve sol diz bölgesinde propriosepsiyonun normal kilolu bireylere göre azaldığı görüldü. Çalışma sonuçlarımız obez bireylerde propriosepsiyonun değerlendirilmesinin ve rehabilitasyon programlarında propriosepsiyona odaklanılmasının önemli olduğunu düşündürdü.
  • Master Thesis
    Stria Gravidarum ile Pelvik Taban Disfonksiyon Semptomları Arasındaki İlişkinin Gebelik Döneminde İncelenmesi
    (2023) Karakaya, Gamze; Sönmezer, Emel
    Bu çalışma; üçüncü trimesterdeki gebelerde stria gravidarum ile pelvik taban disfonksiyonu arasındaki ilişkinin incelenmesi ve stria gravidaruma etki edebileceği düşünülen maternal yaş, gestasyonel yaş, vücut kitle indeksi, gebelik öncesi vücut kitle endeksi, gebelikte alınan kilo, hipermobilite, bel ağrısı ve yeti yitimi, diastasis recti abdominis varlığı ve şiddeti ile ilişkinin incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 32-36 haftalar arasında 44 gebe dahil edilmiştir. Pelvik taban disfonksiyonları (PTD), Pelvik Taban Distres Envanteri-20 (PTDE-20); stria gravidarum (SG) şiddeti Davey Skoru; pelvik taban kas kuvveti (PTKK) transperineal ultrason; hipermobilite ise Beighton Hipermobilite Skorlama Sistemi ile değerlendirildi. Gebelerin yaşı, gestasyonel yaşı, gebelikte ve gebelik öncesi vücut kitle indeksi (VKİ) ve gebelikte alınan kilo miktarı kaydedildi. Stria gravidarum ve diğer sonuç ölçümleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Davey Skoru ile PTDE-20 arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulunurken (p = 0,007); PTKK ile istatistiksel olarak negatif korelasyon bulundu (p = 0,010). Davey skoru ile gebelikteki VKİ (p = 0,002) ve gebelik önceki VKİ (p = 0,013) değerleri arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon bulundu. Ayrıca Davey skoru ile maternal yaş arasında da istatistiksel olarak negatif korelasyon bulundu (p = 0,008). Sonuç olarak; SG varlığı ve şiddetinin hipermobilite ve gebelikte kilo alımından bağımsız olarak maternal yaş, gebelik ve gebelik öncesi VKİ ile ilişkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle sadece gebelikte alınan kilo değil VKİ değerlerini de izlemek SG tahmini için önemlidir. Ek olarak SG varlığı ve şiddeti, PTKK'nin azalması ve PTD varlığı ve şiddeti ile de ilişkiliydi. SG şiddetindeki artış pelvik taban disfonksiyonuna olan yatkınlığı artırabilir. Basit abdominal stria gravidarum değerlendirme yöntemi, gebelikte pelvik taban disfonksiyonu oluşup oluşmayacağını öngörmek için önerilebilir.
  • Master Thesis
    Sedanter Kadın Bireylerde Reformer Pilates'in Bilişsel Kontrol ve Esneklik Düzeyi, Beden Farkındalığı Üzerine Etkisinin İncelenmesi
    (2023) Özeren, Ayşenur; Uluğ, Naime
    Bu çalışma sedanter kadın bireylerde reformer pilatesin bilişsel konrol ve esnekliğe, beden farkındalığına etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışma Ankara Özel Ortadoğu Hastanesinde bulunan kilinik Pilates odasında yaşları 25-50 yıl arasında değişen 44 sağlıklı sadenter kadın dahil edildi. Bireyler Pilates ve kontrol olmak üzere randomize olarak 2 gruba ayrıldı. Reformer pilates grubuna altı hafta süresince (2gün/hafta) egzersiz eğitimi verildi . Kontrol grubuna ise ev egzersiz programı olarak aerobik egzersiz önerildi. Her iki grubun eğitim öncesi ve sonrasında değerlendirmeleri yapıldı. Katılımcıların ağrı şiddeti Visual Analog Skalası (VAS) ile, yorgunluk Modifiye Borg Skalası (MBS) ile, emosyonel durum Beck Depresyon Ölçeği(BDÖ) ile, uyku kalitesiPittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), yaşam kalitesiKısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36), iki farkı duyunun değerlendirilmesi iki nokta diskriminasyon testi ile, vücut şeması sağ/sol ayrımı Recognise Application ile, beden farkındalığı bilinçli farkındalık ölçeği (BFÖ) ile, bilişsel esneklik Stroop Testi ile, kor enduransı lateral köprü testi, statik gövde ekstansiyon testi (Sorensen testi) ve gövde fleksörleri endurans testi ile değerlendirildi.Bu çalışma sonucunda Reformer pilatesin kişilerde dikkati, bilişsel esnekliği ve yaşam kalitesini artırdığı ve emosyonel durumu iyileştiridiği bulundu.Kognitif performansı geliştirici ve yaşam kalitesini üzerine olumlu etkileri nedeniyle Reformer Pilates egzersizlerinin fizyoterapi ve rehabilitasyon tedavi programlarına eklenmesi önerilebilir.