Search Results

Now showing 1 - 7 of 7
  • Master Thesis
    Özel Gereksinimli Çocuklara Bakım Verenlerde Bakım Yükleri ile Beden Farkındalıkları, Stres Düzeyleri ve Kas İskelet Sistemi Sorunları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
    (2023) Bayram, Sümeyye Gubse; Arıkan, Hülya
    Gelişimsel olarak fiziksel, duygusal ve zihinsel özellikler bakımından yetersizlik gösteren özel gereksinimi olan çocukların bakımları engellilik durumlarının tümünü kapsayacak şekilde bütüncül olarak ele alınır. Temelde bakım veren rolünü üstlenen aile ve primer olarak da anneler birçok zorluk ve problemle baş başa kalmaktadır. Özel gereksinimli çocuklar ile ilişkili olabilecek bakım yükü problemlerini ve bu problemlerin beden farkındalığı, stres düzeyi ve kas iskelet sistemi sorunlarıyla ilişkisini inceleyen çalışmaların sayısı azdır, yapılan çalışmalar daha çok ebeveynlerin yaşadıkları güçlükler ve sorunlarla ilgili çalışmalardır. Bu nedenle biz bu çalışmada özel gereksinimli çocuklara bakım veren kişilerin bakım yüklerinin beden farkındalıkları, stres düzeyleri ve kas iskelet sistemi problemleriyle ilişkisine dair bir inceleme yaparak bu alanda literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Çalışmamıza ≥18 yaşında olan ve 0-18 yaş aralığında özel gereksinimli bir çocuğa bakım veren 47 kişi dahil edilmiştir. Ayrıca bakım verenlerin durumlarını daha iyi değerlendirebilmek ve değerlendirmelerden daha doğru sonuçlar alabilmek için çocukların da demografik bilgileri alınmış ve seviyelerinin belirlenmesi için 47 özel gereksinimli çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada bakım veren bireylerin bakım yükleri, beden farkındalıkları, stres düzeyleri ve kas iskelet sisteminde meydana gelen problemlerine yönelik bir değerlendirme yapılmıştır. Değerlendirmede Bakım Verme Yükü Ölçeği, Beden Farkındalık Çizelgesi, Beden İmajı Anketi, Beden Farkındalık Ölçeği - Hareket Kalitesi ve Deneyim (BFÖ HK-D), Bakım Verenin Stres İndeksi, Boyun Özürlülük Ölçeği (NDI), Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH - Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand Questionnaire), Alt Ekstremite Fonksiyonel Skalası (LEFS- The Lower Extremity Functional Scale), Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi, Nottingham Sağlık Profili (NSP), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-SF), Visual Analog Skala (VAS) ve Corbin Postür Analizi kullanılmıştır. Nicel değişkenler arası ilişkiler Spearman Rho korelasyon katsayısı ile yorumlanmıştır. Sonuç olarak bakım veren bireylerde bakım yükleri ve beden farkındalığı arasında Beden Farkındalık Çizelgesi ve Beden İmajı Anketlerinde anlamlı ilişki bulunmuş, Beden Farkındalık Ölçeği arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Bakım yükü ve stres düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmuş, bakım yükü fazla olan katılımcılarda stres düzeyinin arttığı gözlenmiştir. (p<0,05) Bakım yükleri ile kas iskelet sistemi problemleri arasındaki ilişki incelendiğinde boyun, kol, omuz, el ve bel bölgesinde görülen sorunlarda anlamlı ilişki bulunmuş ancak alt ekstremite problemleri ile bakım yükü arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. (p<0,05) Ayrıca bakım yükü fazla olan katılımcıların yaşam kalitesinde bozulma gözlenmiştir. Postür analizleri sonucunda katılımcıların çoğunda postür bozukluğu gözlenmiş ve postür ile bakım yükü arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Ağrı değerlendirmesi sonucunda bakım yükü ile ağrı arasında anlamlı ilişki bulunmuş, bakım yükü daha fazla olan katılımcıların kronik ağrılarının daha fazla olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri ile bakım yükleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bakım verenlerde beden farkındalığına yönelik yapılacak terapi çalışmalarının yaşam kalitesi, kronik ağrı ve kas iskelet sistemi sorunlarıyla ilişkili özür ve disabiliteye olumlu etkilerinin olacağını ve ileride yapılacak çalışmalara da ışık tutacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: bakım yükü, bakım veren, beden farkındalığı, stres düzeyi, kas iskelet sistemi sorunları
  • Master Thesis
    Adölesan İdiyopatik Skolyozlu Bireylerde Skolyoz Eğrisinin Tipi ve Şiddeti ile Baş Ağrısı İlişkisinin Araştırılması
    (2025) Özçatalbaş, Orkun; Yılmaz, Seval
    Bu çalışma adölesan idiyopatik skolyozlu bireylerde baş ağrısı görülme sıklığı, şiddeti, süresi ve baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntıları sağlıklı bireyler ile karşılaştırmak ve skolyoz eğrisinin tipi ve şiddeti ile baş ağrısı şiddeti, süresi, sıklığı ve baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntılar arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 10-17 yaş aralığında 65 adölesan idiyopatik skolyozlu birey (45 kadın, 20 erkek) ve 65 sağlıklı birey (41 kadın, 24 erkek) olmak üzere toplam 130 birey dahil edildi. Skolyozlu bireylerin Cobb açısı iPinPoint mobil uygulama yöntemi ile son 3 ay içinde çekilmiş röntgenleri üzerinden değerlendirildi. Ayrıca skolyoz tipi ve lokalizasyonu kaydedildi. Bireylerin baş ağrısı değişkenleri Baş Ağrısı Nedeniyle Ergenlerin Yaşadığı Sıkıntılar Anketi (HARDSHIP) ile, uyku değişkenleri ve kalitesi Çocuklar İçin Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi ile skolyozlu bireylerin yaşam kalitesi ise SRS-22 Hasta Anketi ile değerlendirildi. Skolyozlu bireylerin sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında baş ağrısı yaşama sıklığı, süresi, baş ağrısı nedeniyle yaşanan sıkıntılar açısından benzer özelliklere sahip olduğu (p>0,005) ancak baş ağrısının lokalizasyonu, şiddeti, baş ağrısında gerçekten hasta hissetme durumu, baş ağrısında karanlık bir yerde olmayı isteme açısından farklılıklar olduğu tespit edildi (p<0,005). Skolyoz tipi ile baş ağrısı değişkenleri arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0,005). Skolyozlu bireylerin uyku süreleri sağlıklı bireyler ile benzerken (p>0,005) uyku kalitesi ve verimliliğinin sağlıklı bireylerden daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,005). Cobb açısı değeri ile son bir hafta içinde baş ağrısı yaşanan gün sayısı arasında pozitif yönde zayıf ilişki (p=0.025) olduğu, hareket ile baş ağrısı kötüleşen bireylerin Cobb açılarının daha yüksek olduğu tespit edildi. Skolyozlu bireylerin baş ağrısı yaşama sıklığı, süresi sağlıklı bireyler ile benzer iken baş ağrısı tipi sağlıklı bireylerden farklı olabilir. Skolyozu olan kişilerde baş ağrısının genellikle tek taraflı olması, baş ağrısı sırasında karanlık ortamda olmayı tercih etmeleri ve daha fazla hasta hissetmeleri, baş ağrısının migren tipi olabileceğini gösterebilir. Skolyoz tipinin baş ağrısı değişkenleri ile ilişkili olmadığı ancak skolyoz eğrisinin şiddetinin artması baş ağrısı sıklığını arttırabileceği tespit edildi.
  • Master Thesis
    Genç Erişkin Bireylerde Dinapeni Varlığının Postür, Spinal Mobilite, Kas Kuvvet ve Enduransı Üzerine Etkisi
    (2025) Ayazzade, Aynur; Acet, Nagihan
    Mevcut çalışmanın amacı, genç erişkin bireylerde dinapeni varlığının postür, spinal mobilite, kas kuvvet ve enduransı üzerine olan etkisini değerlendirmektir. Mevcut çalışma kesitsel-gözlemsel, iki kollu bir çalışma olarak planlandı ve clinical.gov adresine [NCT06621875] numarası ile kaydedildi. Çalışmaya, yaşları 21.46 ± 2.22 olan toplam 52 birey (26 dinapenik, 26 kontrol) dahil edildi. Dinapeni tanısı, EWGSOP2 kriterlerine göre tanımlandı; katılımcıların kas kuvveti el kavrama kuvveti ölçümü ile Jamar el dinamometresi ile, fiziksel performans 4 m yürüme testi ve otur-kalk testi ile ve kas kütlesi Biyoimpedans Analizi ile değerlendirildi. Kas kütlesinde azalma olmaksızın kavrama kuvveti ve/veya fiziksel performansta azalması olan bireyler dinapenik olarak ele alındı. Katılımcıların antropometrik ölçümleri (kol ve baldır çevresi) mezura ile, fiziksel aktivite düzeyi IPAQ-kısa form ile, beslenme durumu Evrensel malnütrisyon tarama aracı ile, bilgisayar kullanımı günlük kullanma süresi x yıl olarak değerlendirildi. Lumbal spinal mobilite fleksiyon ve ekstansiyon yönünde Modifiye Schober Testi ve fleksiyon ve lateral fleksiyonlar parmak-zemin mesafesi ile; kas enduransı ise McGill Protokolü (gövde fleksiyonu, yüzüstü köprü, lateral köprü, Biering-Sorensen testi) ile ölçüldü. Postüral açılar (kraniyovertebral açı, baş açısı ve omuz açısı) MB Ruler yazılımı kullanılarak fotogrametrik postür analizi ile, derin servikal fleksör, lumbal ekstansör ve transversus abdominis kas kuvveti stabilizer biofeedback cihazı kullanılarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırma verilerin parametrik dağılımına bağlı olarak bağımsız örneklem T testi veya Mann Whitney-U testi ile analiz edildi. Mevcut çalışmada örneklem grubundaki dinapeni prevelansı %50 idi. Dinapeni grubunda kontrol grubuna göre bilgisayar kullanımı anlamlı derecede artmış (p <0.001), fiziksel aktivite düzeyi, el kavrama kuvveti ve otur-kalk testi sırasındaki performans ise anlamlı derecede azalmış idi (p <0.001). Sigara kullanımı, cinsiyet dağılımı, geçirilmiş Covid-19 varlığı, metre yürüme testi sırasındaki performans, antropomatrik ölçümler, vücüt kas kütlesi, yağ oranı, bazal metabolizma hızı, metabolik yaş, kemik mineral kütlesi iki grupta benzerdi (p> 0.05). Çalışmada elde edilen bulgulara göre, gruplar arası karşılaştırmada, dinapenik olan grupta spinal mobiliteden bağımsız olarak (p> 0.05) kas kuvveti, endurans, postüral açı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bozulmalar saptandı (p <0.001). Bu çalışma, genç erişkin bireylerde dinapeninin spinal mobiliteden bağımsız olarak yalnızca kas kuvveti ve endurans üzerinde değil, aynı zamanda postüral duruş üzerinde de belirgin olumsuz etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Dinapenik bireylerde artmış bilgisayar kullanımı ve azalmış fiziksel aktivite düzeyleri dikkat çekici bulunmuş, bu da dinapeninin modern yaşam tarzıyla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Bulgular, genç bireylerde dahi kas fonksiyonlarının korunmasının postür ve fonksiyonel kapasite açısından önemli olduğunu göstermekte ve erken dönemde dinapeniye yönelik farkındalık ve müdahalenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: el kavrama kuvveti, eklem hareket açıklığı, genç erişkin, kas güçsüzlüğü, postür
  • Master Thesis
    Kronik İnme Hastalarında Torakolumbal Fasya ve Latissimus Dorsi Esnekliğinin Gövde Kontrolü ve Denge ile İlişkisinin İncelenmesi
    (2025) Filiz, Aleyna; Uluğ, Naime
    Bu çalışmanın amacı kronik inme hastalarında thorakolumbar fasya ve latissimus dorsi esnekliğinin denge ve denge ile ilişkisinini araştırmaktı. Çalışma, Ekim 2024 ile Şubat 2025 tarihleri arasında Ankara İncek Medical Park Hastanesi'nde yatmakta olan ya da ayaktan tedavi gören, 40-65 yaş arasındaki inme geçirmiş kadın ve erkek hastalar ile gerçekleştirildi. Çalışmaya, 3 ay önce inme geçirmiş, Modifiye Ranking skoru 0-3 arasında, Mini Mental Test skoru 25 ve üzerinde olan, iletişim kurabilen, yürüme yardımcısı ile veya yardımcı olmadan ayakta durabilen ve yürüyebilen toplam 32 gönüllü hasta dahil edildi. Çalışma kapsamında, hastaların demografik bilgileri kaydedildi. Torakolumbal fasya esnekliğini değerlendirmek için; sağ ve sol gövde rotasyon normal eklem hareket açıklığı gonyometrik platform ile, latissimus dorsi esnekliğini değerlendirmek amacıyla etkilenen taraf pasif omuz fleksiyonu normal eklem hareketi universal gonyometre ile ölçüldü. Denge parametreleri; Stabilometrik Platform-Alfa Cihazı ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ile ölçüldü. Stabilometrik değerlendirmelerde özellikle ağırlık merkezinin x ve y koordinaları üzerinde salınım alanı, salınım uzunluğu ve ağırlık aktarım yüzdeleri gibi parametreler analiz edildi. Gövde kontrol düzeyleri Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ve postüral kontrol ise Postüral Değerlendirme Skalası (PDS) ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda tanımlayıcı istatistikler ve korelasyon analizleri yapıldı. Torakolumbal fasya, latissimus dorsi elastikiyet sonuçları ile stabilometrik değerlendirme sonuçları, gövde kontrolü, postüral kontrol ve düşme riski arasındaki ilişki korelasyonları analiz edildi. Çalışma sonucunda; torakolumbar fasya elastikiyeti ile stabilometrik denge parametrelerinden sağ-sol ağırlık aktarımı arasında anlamlı ilişki bulundu. Ancak Torakolumbal fasya elastikiyeti ile GBÖ'nin dinamik denge ve koordinasyon skorları arasında istatistiksel olarak zayıf negatif yönde korelasyonlar bulundu. GBÖ alt grupları sonuçları ile PDS ve FUT skorları arasında anlamlı ilişki bulundu. Sağ hemiparetik hastalarda, sağ TLF esnekliği ile GBÖ statik skoru arasında anlamlı ilişki bulundu. Çalışmamız sonucunda, torakolumbal fasya ve latissimus dorsi esnekliğini değerlendiren gövde rotasyonu ile ağırlık aktarımı ve gövde kontrolünün dinamik denge parametresi arasında anlamlı ilişki olduğu bulundu. Bu sonuçlar ışığında, inme hastalarında torakolumbal fasya ve latissimus dorsi yapılarının denge parametreleri ve gövde kontrolü üzerinde etkili olabilecekleri, bu nedenle inme rehabilitasyonu sürecinde tedavi programlarında göz önüne alınması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: inme, torakolumbal fasya, latissimus dorsi, fasya esnekliği, denge
  • Master Thesis
    Adölesanlarda Tek Taraflı ve Çift Taraflı Çanta Taşımanın El ve Parmak Kavrama Kuvveti, Sagital Dizilim, Postür, Üst Ekstremite Fonksiyonu ve Beden Hoşnutluğu Üzerine Etkilerinin İncelenmesi
    (2025) Yükselay, Şeyma; Yılmaz, Seval
    Bu araştırmanın amacı, adölesanlarda tek taraflı çanta taşımanın el ve parmak kavrama kuvveti, baş tilt açısı (BTA), kraniyovertebral açı (KVA), servikotorasik açı (STA), postür, üst ekstremite fonksiyonu ve beden hoşnutluğu üzerindeki etkilerini incelemek ve bu verileri çift taraflı çanta taşıyan bireylerle karşılaştırmaktır. Çalışmanın bir diğer amacı da değerlendirilen parametrelerin birbirleriyle olan ilişkilerini araştırmaktır. Araştırmaya, yaş ortalaması 12,85 ± 1,54 yıl olan ve yaşları 10 ile 17 yıl arasında değişen toplam 47 adölesan katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılar, çanta taşıma alışkanlıklarına göre tek taraflı çanta taşıyan (n= 23) ve çift taraflı çanta taşıyan (n= 24) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Postüral açı ölçümleri (BTA, KVA, STA), fotometrik yöntem ile dijital fotoğraflar üzerinden ImageJ programı kullanılarak yapıldı. El kavrama kuvveti Jamar® el dinamometresi, parmak kavrama kuvveti Jamar® pinchmetre kullanılarak değerlendirildi. Postür, New York Postür Analizi, üst ekstremite fonksiyonu QuickDASH, beden hoşnutluğu ise Beden Bölgelerinden ve Özelliklerinden Hoşnut Olma Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Tek taraflı çanta taşıyan bireylerin kilosu (p = 0,002), vücut kitle indeksi (p = 0,005), dominant (p = 0,002) ve non-dominant el kavrama kuvveti (p= 0,006), ve dominant parmak kavrama kuvveti (p= 0,011) çift taraflı çanta taşıyan bireylerden daha yüksek olduğu tespit edildi. BTA, KVA, STA, postür puanı, QuickDASH skoru ve beden hoşnutluğu açısından gruplar arasında fark saptanmadı (p> 0,05). Yaş, boy, kilo ve vücut kitle indeksi ile el ve parmak kavrama kuvvetleri arasında pozitif yönde orta ile kuvvetli arasında değişen düzeyde ilişki olduğu belirlendi. Çanta ağırlığı ile dominant (r =-0,352, p =0,015) ve non-dominant (r =-0,361, p = 0,013) el kavrama kuvveti arasında negatif yönde orta kuvvette, dominant el kavrama kuvveti ile STA arasında negatif yönde orta kuvvette (r =-0,354, p = 0,015) ilişki saptandı. QuickDASH skoru ile beden hoşnutluğu arasında negatif yönde orta kuvvette (r =-0,300, p = 0,041), KVA arasında pozitif yönde zayıf ilişki (r = 0,292, p = 0,046) olduğu belirlendi. BTA ile STA arasında negatif yönde orta kuvvette (r =-0,384, p = 0,008) bir ilişki olduğu bulundu. Adölesanlarda tek taraflı çanta taşıma, el ve parmak kavrama kuvvetini artırmaktadır. Tek taraflı ve çift taraflı çanta taşıyan grupların postüral açıları, genel postürü, üst ekstremite fonksiyonunu ve beden hoşnutluğu benzerdir. Çanta ağırlığının artması kavrama kuvvetinde azalma ile ilişkilidir ve postüral açılardaki değişimler, el kavrama kuvvetini, el fonksiyonlarını ve beden algısını farklı düzeylerde etkilemektedir. Tek taraflı çanta taşımanın kısa vadede postüral hizalanma üzerinde anlamlı bir bozulmaya neden olmadığı, taşımanın yapıldığı tarafın tekrarlayan yüklenmeye maruz kalmasının el ve parmak kavrama kuvvetinde artışa neden olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: adölesan, beden algısı, el kuvveti, postür,
  • Master Thesis
    Whip-Predict Whiplash Risk Sınıflandırma Aracının Türkçe Geçerlik, Güvenirlik Çalışması
    (2025) Eryılmaz, Muhammed Celal; Uluğ, Naime
    Bu çalışma, WHIP-PREDICT Whiplash Risk Sınıflandırma Aracı'nın Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik analizini gerçekleştirmek amacıyla tasarlanmıştır. Whiplash yaralanmaları, trafik kazaları gibi travmatik olaylar sonucunda ortaya çıkan karmaşık bir sağlık sorunu olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, Quebec Task Force (QTF) tarafından geliştirilen 'Whiplash Associated Disorders' (WAD) terimi, bu tür yaralanmaların tanımlanmasında önemli bir yer tutmaktadır. WHIP-PREDICT ölçeği, whiplash yaralanmalarının risk faktörlerini değerlendirerek, uygun tedavi ve rehabilitasyon planlarının oluşturulmasına yardımcı olmaktadır. Ancak, Türkiye'de Whiplash yaralanmalarının risk sınıflandırılması için kullanılan ve Türkçe geçerlik güvenirliği olan herhangi bir ölçek bulunmamaktadır. Literatürdeki bu eksikliği gidermek için WHIP-PREDICT aracının Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapıldı. Bu araştırma, Ağustos 2024 ile Haziran 2025 tarihleri arasında, 18-65 yaş aralığındaki 285 bireyden elde edilen verilerle gerçekleştirildi. Katılımcılar, çalışmanın dahil edilme kriterlerine uygun olarak seçildi ve anket süreci, etik kurallara uygun olarak gerçekleştirildi. Çalışma kapsamında katılımcıların, demografik bilgileri, kronik hastalık varlığı ve WHIP-PREDICT ölçeği uygulandı. Ayrıca, Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi (BÖA), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve Olayların Etkisi Ölçeği (OEÖ) gibi ek ölçüm araçları da kullanıldı. Elde edilen veriler sonucunda, WHIP-PREDICT ölçeğinin Türkçe versiyonunun Cronbach Alfa katsayısı 0,893 olarak hesaplandı, bu da yüksek düzeyde iç tutarlılığı gösterdi. Yapı geçerliği analizi, ölçeğin iki alt boyutlu bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu. WHIP-PREDICT'in ilk bölümdeki 10 madde, whiplash travması ile ilişkili semptomları ve risk faktörlerini ölçerken, ikinci bölümdeki 5 madde ise aşırı uyarılma durumunu değerlendirmektedir. Bu bölüm, özellikle 35 yaş ve üzerindeki katılımcılarda yaşa bağlı aşırı uyarılma ile artan riskleri göz önünde bulundurarak, whiplash yaralanmalarının psikolojik etkilerini anlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışma sonucunda; WHIP-PREDICT'in birinci bölümü ile, BÖA toplam puanı arasında yüksek düzeyde pozitif ilişki, TKÖ toplam puanı arasında orta düzeyde pozitif ilişki, OEÖ toplam puanı arasında orta düzeyde pozitif ilişki bulundu. WHIP-PREDICT'in ikinci bölümü ile; BÖA toplam puanı arasında zayıf fakat istatistiksel olarak anlamlı ilişki, OEÖ toplam puanı arasında orta düzeyde pozitif ilişki, TKÖ toplam puanı arasında ise zayıf düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı olmayan korelasyon bulundu. Çalışma sonuçlarımız, WHIP-PREDICT ölçeğinin Türkçe versiyonunun, whiplash yaralanmalarının değerlendirilmesinde güvenilir ve geçerli bir araç olduğunu gösterdi. Bu çalışma, Türkiye'de WHIP-PREDICT'in klinik uygulamalara entegrasyonunu kazandırarak, whiplash yaralanmalarının değerlendirilmesinde ve yönetiminde önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir. Elde edilen bulgular, boyun ağrılı bireylerin değerlendirme ve tedavi süreçlerinin özelleştirilmesine, bunun yanı sıra bu alanda çalışan hekim ve fizyoterapistlerin sunduğu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesinde önemli rol oynayabileceği düşünülmektedir.
  • Master Thesis
    Migrenli Bireylerde Ağrı ile İlişkili Parametreler, Kognitif Düzey ve Duyusal Hassasiyet
    (2025) Ağır, Hatice; Acet, Nagihan
    Migren, dünya genelinde önemli düzeyde yaşam kalitesi ve iş gücü kaybına yol açan nörolojik bir hastalıktır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, migrenin yalnızca baş ağrısı ataklarıyla sınırlı kalmadığını; aynı zamanda ataklar arasında da psikonörobiyolojik işleyişte kalıcı değişimlere yol açabileceğini düşündürmektedir. Mevcut çalışma, migrenli bireylerde baş ağrısız dönemde kantitatif duyusal testleri, santral sensitizasyon düzeyini, kognitif işlevler ile birlikte hafif dokunma duyusunu asemptomatik kontrol grubu ile karşılaştırarak incelemeyi amaçlamaktadır. Mevcut çalışma, kesitsel-gözlemsel bir çalışma olarak planlandı. Çalışmaya 38,09±9,99 yaş aralığında 22'si primer başağrılı (%51,2) ve 21'i asemptomatik kontrol (%48,8) olarak toplam 43 birey dahil edildi. Tüm başağrılı katılımcılar, ataklar arasında (interiktal dönemde) değerlendirildi. Kantitatif duyusal testler (KDT), mekanik basınç algometresi kullanılarak, segmental (C2 ve C7 spinöz prosesin bilateral 2 cm laterali, üst tapez kasının orta noktası, temporal kemik orta noktası) ve ekstrasegmental olmak üzere (M.Extansör Carpi Radialis Longus ve Tibialis Anterior kası orta noktası) Basınç ağrı eşiği (BAE) ölçümlerini ve Şartlı ağrı modülasyonunu (ŞAM-soğuk uyaran ile) içerdi. Santral sensitizasyon düzeyini değerlendirmek amacıyla Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) kullanıldı. Kognitif işlevlerin genel değerlendirmesi Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MBDÖ) ile, seçici dikkat, bilişsel inhibisyon ve bilişsel esneklik stroop testi ile; kısa süreli bellek ve çalışan bellek kapasitesi Sayı Dizisi Testi (SDT) ile, yürütücü işlevler Frontal Değerlendirme Bataryası (FDB) ile ölçüldü. Hafif dokunma duyusu Semmes-Weinstein Monofilament (SWM-Segmental olarak C2, üst trapez kasının orta noktası, temporal kemik orta noktası; ekstrasegmental olarak önkol dorsali, elin dorso radyali, ayağın medial- lateral hattı ve topuk orta noktası testi ile bilateral olarak değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırmada Mann Whitney-U Testi kullanıldı. Kantitatif duyusal testlerde, gruplar arası karşılaştırmalarda, deney grubunda BAE açısından sol taraf temporal kemik orta noktasında ve ortalama temporal kemik BAE değerlerinde anlamlı düşüş saptanırken (p = 0.02, p=0.49), ŞAM skorları (p = 0.003) ve santral sensitizasyon düzeyinde artma kontrol grubuna kıyasla daha fazla idi (p < 0.001). Kognitif testlerde deney grubunda Stroop Testi'nin dördüncü bölümünde yapılan hata sayısı daha düşük iken (p=0.02), sayı dizisi testinde ileri sürmede basamak uzunluğu (p < 0.001) ve puanı düşüktü (p < 0.001). Geri saymada ise deney grubunda kontrol grubuna kıyasla hata sayısının fazla olması (p < 0.001) ile birlikte puanı daha azdı (p < 0.001). Ek olarak, gruplar arası karşılaştırmada MBDÖ ve FDB puanları istatistiksel olarak benzerdi (p<0.05). Migrenli bireylerde hafif dokunma duyusunda segmental olarak, sağ taraf temporal kemik orta hattında (p=0.038); ekstrasegmental olarak, sol taraf elin dorso radyalinde (p=0.035), bilateral ayak medialinde (p=0.045; p=0.014) ve sağ ayak lateralinde (p=0.001) daha fazla duyarsızlaşma bulunurken, diğer parametreler istatistiksel olarak benzerdi (p<0,005). Bu çalışmada, migrenli bireylerde, öncelikle kantitatif duyusal testler kapsamında kısmen segmental olarak basınç ağrı eşiğinin düşmesi; ŞAM skorlarının santral sensitizasyon düzeyi ile birlikte artması ve hafif dokunma duyusu açısından kısmen segmental ve ekstrasegmental olarak duyarsızlaşma varlığı ağrı inhibitör mekanizmalarında asemptomatik bireylere kıyasla yetersizlik ve somatosensoriyal algılamada bozulmalar olabileceğini düşündürdü. Kognitif fonksiyonlar açısından, migrenli bireylerde asemptomatik gruba kıyasla genel kognitif durum ve yürütücü fonksiyonlarda değişim olmaksızın, kısmen seçici dikkat, bilişsel inhibisyon ve bilişsel esneklik süreçlerinin daha iyi olduğunu ancak kısa süreli hafıza ve çalışan belleğin olumsuz etkilenebileceğini gösterdi. Bu bulgular, migrenin yalnızca baş ağrısı ataklarıyla sınırlı kalmadığını; ataklar arası dönemde de ağrı modülasyonu, merkezi duyarlılık, bilişsel alt işlevler ve somatosensoriyel algılamada bozulmalarla karakterize nörobiyolojik değişikliklere yol açtığını ortaya koydu.