92 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 92
Master Thesis Rusya Federasyonu'nun Güney Kafkasya Politikası(2007) Karabayram, Fırat; Zalyaev, RamilTarih boyunca jeopolitik anlamda önemli bir konuma sahip olan GüneyKafkasya, stratejik açıdan da önem taşıyan bir bölgedir. Rusya Federasyonu,Sovyetler Birliği'nin mevcudiyetinin Aralık 1991'de resmen sona ermesi sonrasındauluslararası arenada yerini almıştır. 1992 yılında Güney Kafkasya'da Gürcistan,Azerbaycan ve Ermenistan'ın bağımsızlıklarını ilan etmeleri ile Kafkasya'nınjeopolitiğinde değişimler yaşanmıştır.Rusya açısından, Kafkasya ve Güney Kafkasya'daki Rusya kontrolüne dayalıistikrar ve güvenlik, birbiriyle bağlantılıdır. Rusya Federasyonu kendi güvenliğinisağlamak için Güney Kafkasya'ya önem vermektedir. Rusya; Güney Kafkasyabölgesine sınırı olması nedeniyle, bölgedeki yaşanan gelişmelerle doğrudanilgilenmek durumunda ve bu nedenle bölgeyi ?Yakın Çevresi? kapsamındadeğerlendirmektedir. SSCB'nin dağılmasının ardından Güney Kafkasya'dabağımsızlıklarını kazanan Gürcistan, Azerbaycan ve kısmen Ermenistan'ınpolitikaları Rusya Federasyonu'ndan bağımsız Batıya yönelik bir gelişim içerisinegirmiştir. Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan, içinde bulunduğu jeopolitikayıkendi olanakları çerçevesinde tanımlayarak dünya politikasına kendi ulusal çıkarlarıbağlamında katılabilmek için bir dış politika yapım/geliştirme süreci yaşamaktadır.Rusya Federasyonu'nun dış politika davranışlarını oluşturan GüvenlikDoktrinleri ile Avrasyacı-Atlantikçi görüşler, Rusya Federasyonu'nun GüneyKafkasya devletleri ile olan ilişkilerini belirlemiştir. Rusya, Güney Kafkasyaülkelerinin tekrar Moskova'nın stratejik yörüngesine girmelerini sağlamak için çeşitliadımlar atmaktadır. Rusya'nın bölge politikasını belirleyen en önemli unsurlardanbiri de enerjidir. Rusya, bölge enerji rezervlerini, petrol ve doğalgaz boru hatlarıgüzergahlarını denetimi altında tutmak istemektedir. Bugün bu sahnede RusyaFederasyonu yanında ABD, AB, Türkiye ve ran da yer almaktadır.Master Thesis Türk-yunan İlişkilerinde Temel Sorunlar ve 1999 Sonrası Yumuşama Dönemi(2007) Ünay, Bora; Bal, İdrisÖZETEge Denizi'nin karşılıklı kıyılarını paylaşan Türkiye ile Yunanistan arasındapek çok sorundan bahsetmek mümkündür. ki ülke arasındaki başlıca gerginliknoktaları; Kıbrıs, Ege Denizi kaynaklı meseleler ve karşılıklı Azınlıklara yönelikuygulamalardır. Öte yandan Yunanistan'ın, Türkiye aleyhine faaliyet gösteren terörörgütlerine verdiği destek, etkin güce sahip lobilerinin Türkiye aleyhtarı girişimleri,Türkiye'ye yönelik kurmaya çalıştığı ittifaklar ve ikili meseleleri Avrupa Birliğiplatformuna taşıma amacı, her ne kadar Atina tarafından kabul edilmese de Türkiyeaçısından, iki ülke münasebetlerindeki diğer sorunları oluşturmaktadır.Türkiye ile Yunanistan arasında mevcut ortak tarih, bu sorunların çözümünüsadece güçleştirmekle kalmamakta, başlı başına bir mesele olarak iki ülkeilişkilerinde yerini bulmaktadır.Ancak, tüm bu sorunlara rağmen, iki ülke arasında 1930'lu yıllar ve1950'lerin ilk yarısında olduğu gibi zaman zaman yumuşama dönemleri deyaşanmıştır. 1999 yılının ikinci yarısında, iki ülke Dışişleri Bakanları smail Cem veGeorgios Papandreou'nun başlattığı ve depremlerin ivme kazandırdığı yumuşamadönemi, ülke yetkililerinin sıklıkla bir araya geldiği, krizler temelinde söylemlerindüşük tonlarda cereyan ettiği bir süreç olmuş, iki halkı birbirine yaklaştırarak, ülkelerarasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini arttırmıştır. Bu dönemde, iki ülke açısındanikinci derecede öneme sahip konularda yapılan anlaşmalar, yüksek politika nitelikli,güvenlik ve ulusal çıkar konularını kapsayan Kıbrıs ve Ege gibi temel meselelereyansımamış, bu çerçevede yumuşama yakınlaşmaya dönüşmemiştir.1999 yılının ikinci yarısında başlayan Türk-Yunan yumuşamasının henüz birsonuca varmadığını söylemek mümkündür. Kuşkusuz, ilişkilerin devamını vederinliğini, bundan sonra tarafların izleyeceği politikalar belirleyecektir. AncakAnkara'nın Avrupa Birliği adaylığı ve bunun gereklilikleri karşısındaki son günlerdedile getirilen Yunan söylemleri, ilişkilerin yakın gelecekte tekrar gerginlik ortamınadönebileceğinin ilk sinyalleridir.iiMaster Thesis Avrupa Güç Dengesi Bağlamında Rus Modernleşmesi(2005) Türkgil, Mustafa Kemal; Hurmi, Bahar TurhanRus modernleşmesi, Avrupa güç dengesi sistemini derinden etkilemiştir. Rusyamodernleşme süreci ile bir yandan doğuya doğru genişleyen imparatorluğunu sağlamlaştırmış,diğer yandan da Avrupa güç dengesini belirleyen bir aktör haline gelmiştir. Bu durumusağlamak için başlangıçta yukarıdan reformlar yoluyla savunmacı modernleşme sürecikullanılmıştır. Bu yöntem paradoksalolarak serfliğin yaygınlaşması örneğinde olduğu gibigeleneksel yapıların güçlenmesine de neden olmuştur. Modernizmin dinamik yapısı, süreçiçerisinde savunmacı modernleşmenin etkinliğini azaltmıştır. Bu gelişme ulusal ve uluslararasıçevreyi dönüştürerek, Rusya için otokrasi ve serflik gibi geleneksel yapıyı oluşturan temellerinvarlığını sürdürmesini imkansızlaşmıştır.Master Thesis Avrupa Birliği Süreci ve Avrupa Türklerinin Türk-ab İlişkilerine Etkileri(2006) Kocabıyık, Hüseyin; Bal, İdrisMaster Thesis Kosova Krizi Esnasında Rus Amerikan İlişkileri(2015) Cankara, Hasan Mert; Karasar, Hasan AliDünya yaklaşık yarım yüzyıl boyunca iki kutuplu olarak yönetildi. İkinci dünya savaşı sonrası gelişen süreçte, ABD'nin başını çektiği batı bloğu ve SSCB'nin öncülüğündeki doğu bloğu bu iki kutbu teşkil ettiler. Gerek ekonomik alanda gerekse askeri alanda, bu iki devlet ve beraberindekiler, kendi sistemlerini oluşturdu ve dünya bu iki devletin güç kullanımına sahne oldu. 1989'da Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile resmi olarak bu iki kutuplu düzenin sona erdi. Bu andan sonra, dünya, Balkanlar başta olmak üzere yeni çatışma alanlarının oluşmasına sahne oldu. Eski Sosyalist Yugoslavya'nın parçalanışı, bölge üzerindeki hâkimiyet kurma yarışını beraberinde getirdi. Balkan Krizleri, Sovyetlerin yıkılmasının ardından kurulan Rusya'nın, yeniden toparlanması ve uluslararası alanda kendine yer bulma çabaları bakımından, zor birer sınavdı. 1990'ların sonlarına doğru Kosova'da ortaya çıkan kriz, büyük bir otorite tesis etme savaşını da beraberinde getirdi. 1989 yılında gerçekleşen anayasa değişikliği ile Kosova, özerk yapısını kaybetti. Bu ondan sonra yaşanan etnik çatışmalar bütün dünyanın dikkatini Avrupa'nın bu küçük toprak parçasına yöneltti. Eski gücünden uzakta olan Rusya bu kriz esnasında Yugoslavya'nın adeta hamisi gibi davranarak, hem tezlerini kabul ettirmeye çalıştı hem de BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto hakkı ile olası bir askeri müdahalenin önüne geçmek istedi. Fakat batı savunma bloğu NATO, ABD öncülüğünde teammüler dışına çıkılarak, herhangi bir self-determinasyon hakkı oluşmadan ve Güvenlik Konseyi kararı olmadan 76 gün süren ağır bir hava hücum harekâtı gerçekleştirdi ve böylece Miloseviç'i anlaşma masasına oturmaya ikna etti. Bu kriz, Sovyetlerin dağılması ile kurulan Rusya ile süper güç ABD'nin adeta bir gövde gösterisine sahne olmuş, fakat o zamanda geçiş dönemindeki Rusların zayıflığından dolayı ABD'nin zaferi ile sonuçlanmıştır. Bu sebeple, halen günümüzde de devam eden ve en son Kırım'ın Ruslar tarafından ilhakı ile sonuçlanan çekişmelerin temeli olarak Kosova Krizi, bu çalışmada ele alınmıştır.Master Thesis Suriye krizi ve sığınmacılar sorunu: önlemler ve politikalar(2018) Bilgiç, Semanur; Ünal, HasanSuriye krizi, dünya tarihinde yaşanan kitlesel insan akımlarının en büyük olanıdır. Suriye'deki iç savaştan hareketle milyonlarca Suriyeli öncelikle can güvenliklerini korumak adına ülkelerini terk ederek başta Türkiye olmak üzere diğer ülkelere göç etmeye başlamıştır. Milyonlar ile ifade edilen bu göç hareketi, dünya ülkelerinin göç, mülteci ve sığınmacı konusunu tekrar ele alması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, Suriye odak noktasında yaşanan göç hareketinin en büyük ev sahibi olan Türkiye açısından ele almayı, ulusal ve uluslararası düzenlemeler kapsamında yapılanları ve yaşananları değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Türkiye, 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. İnsani güvenlik yaklaşımı kapsamında mülteci kampları oluşturulmuş, 'açık kapı' politikası uygulanarak savaştan kaçan bütün Suriyeliler Türkiye'ye kabul edilmiş, ancak düşük bir oranda kamplara yerleştirilebilmiştir. Kamplara yerleştirilebilen Suriyelilerin her türlü ihtiyacı, olanaklar kapsamında giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak kamplara yerleştirilen Suriyeli sayısı, Türkiye'ye gelen toplam Suriyeli sayısının çok az bir oranına karşılık gelmektedir. Kampların yetersizliği nedeniyle Türkiye'nin birçok bölgesine yayılan Suriyeli göçmenlerin büyük bir bölümü, ekonomik yetersizliklerinden dolayı bakıma ve desteğe muhtaç durumdadır.Master Thesis Kuzey Irak`ın Yapısı, Bölgedeki Oluşumlar, Bölge İçi ve Bölge Dışı Devletlerin Amaçları ve Etkileri(2005) Çaykuş, Mustafa; Bal, İdrisSUMMARY At the first part of this study it was investigated the history of the Northern Iraq area until the Gulf War period. Iraq is an artificial existence, which was created by UK at the beginning of the XX Century. This artificiality forms the main source of the problems encountered for Iraq and for the region. Furthermore the Northern Iraq has been a problem for the belonging nation and the region since the foreigners handle. At the second part, it was concluded that Northern Iraq was not northern part of 36 parallel, contrary of it was supposed. Northern Iraq area was determined according to the existence of common Kurdish population and petroleum, instead of geographical basis. Northern Iraq has an ethnic, social and economical form always suitable to create a conflict. At the third part, the studies that have been done by USA in order to establish an influence area and control support point were studied later 1991 Gulf War. USA has strived for approximately ten years in order to reconcile always-conflicting IKDP and KYB. Finally USA succeeded to make an agreement between them. Beside that, while some neighboring countries in the region were supporting some of them were obstructing this initiations. At the fourth part, why the big countries and neighboring countries have seen Northern Iraq for their benefits, what are their aims and their roles in the progress of the region were evaluated. It was seen that the concerns about petrol and security were the most important reasons. Democracy, human rights and struggle against the global terrorism have been most common statements for expansion. The occupying Iraq was a part of the strategy to have guaranty of the petrol flu over Middle East and to provide the security of Israel. The establishing a government on federation basis and liable to the external will be source of new conflicts for all Middle East region.Master Thesis Osmanlı Ermenilerinin 1915'teki Tehciri ve Uluslararası Hukuk: Hadiselerin Yasal Çerçevede Sorgulanması(2016) Balıkçıoğlu, Seher; Ünal, HasanBu tez temel olarak Osmanlı Ermenilerinin 1915'de Tehcir edilmesini uluslararası hukuk çerçevesinde analiz ederek, soykırım iddialarının geçerliliğini sorgulamaktadır. Bu bağlamda, ilgili uluslararası hukuki belgeler özellikle 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi incelenmiştir. Tarihi gerçekleri saptırarak hukuki olarak farklı sonuçlara ulaşılabileceği Ermenilerin Tehciri konusunda olduğu gibi mümkündür. Bundan dolayı, burada açıkça ifade edilmeli ki, bu çalışmanın konusunu tarihi gerçekleri inceleyerek Türk ve Ermeni taraflarının anlatıları arasındaki farklılığı ortaya koymak oluşturmamakta olup, hukuki analizler Türk tarafının tarihi anlatıları temel alınarak yapılmıştır ki bu anlatılar saygın Türk ve Batılı bilim adamlarınca da desteklenmektedir. Türkiye'yi Ermenilere karşı yargılama yapılmaksızın soykırım suçu işlemekle suçlamak ya da 1915 Tehciri'ni soykırım olarak nitelendirmek uluslararası hukukun ihlalidir. 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi'ne göre ilgili mahkemeler soykırım suçunun yargılanması için yetkili kılınmıştır. Tarihçilerin, politikacıların, gazetecilerin, hukukçuların bile Tehcirin soykırım olarak nitelendirilmesi ile ilgili kesin hüküm verme yetkileri yoktur, çünkü terim hukuki nitelik taşımaktadır. Geriye yürümezlik ilkesi gereğince Soykırım Sözleşmesi'nin sözleşmenin kabulünden önce gerçekleşen hadiselere uygulanması mümkün olmamakla birlikte, bu tez sözleşme uygulansaydı Tehcirin soykırım suçunu oluşturmayacağını savunmaktadır. Ayrıca, şu anki uluslararası ceza hukuku kapsamında Tehcir insanlığa karşı suç ya da savaş suçu dahi teşkil etmemektedir. Çünkü, askeri zorunluluklar Osmanlı Devletini tehcir kararını almaya zorlamıştır.Master Thesis Milliyetçilik ve türkiye'de milliyetçi akımlar(2007) Çağlar, Ozan; Tan, AyhanMaster Thesis Su Sorunu: Fırat, Dicle ve Asi Nehirleri Örnekleri(2006) Bilgiç, Esra; Bal, İdrisÖZETHayatın yeri doldurulamaz unsuru olan su, yaşamsal öneminin yanında,günümüzde tarım ve enerji üretiminin önemli bir girdisini oluşturması sebebiyleulusal kalkınma için de temel bir maddedir. Önemli bir güç unsuru olması sebebiyle,giderek azalan bir kaynak olarak, ülkeler arasındaki politik, ekonomik ilişkilerietkileyen su, zaman zaman başka nitelikteki siyasi anlaşmazlıklarla da etkileşimiçerisinde ihtilaflara sebep olabilmektedir. Uluslararası hukuk bağlamında konuincelendiğinde, çeşitli uygulamalar ve yapılan çalışmalarda, suların hakça, makul veoptimum kullanımı ile kıyıdaş ülkelere önemli zarar vermeme ilkelerinin büyükölçüde benimsendiği görülmektedir.Suriye ve Irak arasında Fırat, Dicle ve Asi nehirleriyle ilgili anlaşmazlık daTürkiye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi'ne başlamasıyla birlikte daha da görünürbir hal almış ve terör, Hatay meselesi gibi konularla bağlantılı olarak gerilimleresebep olmuştur. Suriye ve Irak, Türkiye'nin proje çerçevesinde inşa ettiği barajlaraözellikle de su tutulma dönemlerinde, bazen kendi sularının azalacağı bazen desuların kirlenmesine neden olduğu gerekçesiyle karşı çıkmış, sorunu uluslararasıplatforma taşımaya çalışmıştır. Türkiye ile Irak arasında 1946 anlaşması ve Türkiyeile Suriye arasında ise 1987 Protokolü imzalanmış, günümüz statüsünü belirleyen1987 Protokolü ile Suriye'ye yıllık ortalama 500 metreküp/sn su bırakılmasıkararlaştırılmıştır. Fakat Irak ve Suriye üç tarafın katılımıyla yeni bir anlaşmayapılmasını ve bırakılan su miktarının arttırılmasını talep etmektedir. Ülkelerinnehirlere katkıları ve tüketim hedefleri dikkate alındığında, Suriye ve Irak'ın toplamsu taleplerinin, nehirlerin su potansiyelinin üzerinde olduğu görülmektedir. Fırat veDicle nehirlerini ?uluslararası sular? olarak kabul eden ve ?suların paylaşımı?nıöngören Suriye ve Irak'ın tezleri; Üç Aşamalı Plan ile ?sınır aşan? iki nehrinsularının tahsisinin yapılabileceğini ifade eden Türkiye'nin tezleri ile çatışmaktadır.Türkiye Üç Aşamalı Plan yanında Barış Suyu Projesi ve Manavgat Projesi gibi çeşitliöneriler sunarak, Ortadoğu'nun su sorununa çözüm üretmeye çalışmıştır.Fırat, Dicle ve Asi nehirleri ile ilgili olarak, Suriye ve Irak ile arasında meydanagelen anlaşmazlık, Türkiye siyasetinde önemli bir yer işgal etmiş ve bölge ülkeleri ileolan ilişkilerini etkilemiştir. Ayrıca temel amacı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nindiğer bölgelerle arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak olan GüneydoğuAnadolu Projesi; çeşitli sulama, enerji, altyapı ve çevre projelerinin yanı sıra insanigelişmeye olanak sağlayan sosyal projeleri ile de arz ettiği ekonomik, sosyolojikönem dolayısıyla Türkiye'nin kalkınmasında itici bir unsur olacaktır. Bu ise sorununekonomik boyutu olduğunu da göstermektedir.Su sorununun, son dönem gelişmelerle beraber, tarafları ve niteliği bakımındanyeni boyutlar kazanmış olduğu görülmektedir. Sorunun, ABD'nin Irak'ı işgali ileoluşan yeni yönetim ve Avrupa Birliği'nin Fırat ve Dicle sularına artan ilgisiyle,kazandığı yeni boyutlarla artan önemi dolayısıyla, izlenmesi gereken yenistratejilerin belirlenmesinin gerekliliği açıktır.

