Search Results

Now showing 1 - 10 of 15
  • Master Thesis
    Suriye krizi ve sığınmacılar sorunu: önlemler ve politikalar
    (2018) Bilgiç, Semanur; Ünal, Hasan
    Suriye krizi, dünya tarihinde yaşanan kitlesel insan akımlarının en büyük olanıdır. Suriye'deki iç savaştan hareketle milyonlarca Suriyeli öncelikle can güvenliklerini korumak adına ülkelerini terk ederek başta Türkiye olmak üzere diğer ülkelere göç etmeye başlamıştır. Milyonlar ile ifade edilen bu göç hareketi, dünya ülkelerinin göç, mülteci ve sığınmacı konusunu tekrar ele alması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, Suriye odak noktasında yaşanan göç hareketinin en büyük ev sahibi olan Türkiye açısından ele almayı, ulusal ve uluslararası düzenlemeler kapsamında yapılanları ve yaşananları değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Türkiye, 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. İnsani güvenlik yaklaşımı kapsamında mülteci kampları oluşturulmuş, 'açık kapı' politikası uygulanarak savaştan kaçan bütün Suriyeliler Türkiye'ye kabul edilmiş, ancak düşük bir oranda kamplara yerleştirilebilmiştir. Kamplara yerleştirilebilen Suriyelilerin her türlü ihtiyacı, olanaklar kapsamında giderilmeye çalışılmaktadır. Ancak kamplara yerleştirilen Suriyeli sayısı, Türkiye'ye gelen toplam Suriyeli sayısının çok az bir oranına karşılık gelmektedir. Kampların yetersizliği nedeniyle Türkiye'nin birçok bölgesine yayılan Suriyeli göçmenlerin büyük bir bölümü, ekonomik yetersizliklerinden dolayı bakıma ve desteğe muhtaç durumdadır.
  • Master Thesis
    Türkiye'nin Suriye Politikası 2011-2013
    (2014) Albayrak, Aksu; Ünal, Hasan
    Türkiye' nin Suriye Krizi' ne yönelik dış politikası değerlendirilmiş, ikili ilişkilerin seyrinde geçmişten günümüze durum tespiti yapılmış ve Arap Baharı' nın Suriye'deki gidişatının, ilişkilere olan etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Belirlemede ölçüt; ikili ilişkilerin geçmişi, mevcut uluslararası sistemin yapısı ve Orta Doğu'nun yaşadığı büyük değişim dalgası olmuştur. Çalışma kapsamında Arap coğrafyası ve Suriye' deki değişimler dikkate alınarak güvenlik açısından önem kazanan bölgede, Türk dış politikasının Suriye Krizine etkisiyle gelinen son dönem güvenlik durumu irdelenmiş ve muhtemel senaryolar üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Suriye, Arap Baharı, Kriz, Güvenlik.
  • Master Thesis
    Kosova: Yugoslavya Federasyonundan Bağımsızlığa
    (2018) Aldanmaz, Ahmet; Ünal, Hasan
    Birinci Dünya Savaşı'nın ardından söz konusu olan gelişmeler doğrultusunda Yugoslavya kurulmuştur. Bu durum, daha önceki dönemlerde bir arada yaşamamış olan etnik kökenlerin aynı devlet içerisinde yer almalarına neden olmuştur. Ancak Yugoslavya, Soğuk Savaş Dönemi'nin sona ermesi ile birlikte mikro milliyetçi akımların baskısına dayanamamış ve dağılmıştır. Bu süreçte söz konusu olan Kosova Sorunu da, tarihsel temelleri olan ve çok boyutlu bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Zira Kosova Sorunu; Balkanları, Kafkasya'yı ve Ortadoğu'yu etkileyecek güce sahip bir sorun olarak görülmektedir. Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesi ile birlikte bu sorunun çözümleneceği düşünülse de, bilakis daha karmaşık bir hal alması söz konusu olmuştur.
  • Master Thesis
    Türkiye'nin Kuzey Irak Politikası: 2003-2013
    (2013) Erdoğmuş, Muhammet Mehdi; Ünal, Hasan
    11 Eylül saldırılarından sonra ABD'nin Ortadoğu işgallerinde Afganistan'dan sonra yeni ülke olarak Irak'ı seçmesi ile başlayan süreç, Irak'ın işgali ile Ortadoğu'da pek çok değişikliği, güç dengelerinde oynamaları meydana getirecekti. İşgalden etkilenen ülkelerin başında gelen Türkiye, dış politikasında değişimler yaşamak zorunda kalacaktır. Türkiye, Irak'ta yaşanan değişim karşısında belirlediği politikaları zaman içinde çıkarları doğrultusunda değiştirecek ve birçok konuda Kuzey Irak ile yakın ilişkiler yaşayacaktır. Türkiye'nin 2003-2013 yılları arasındaki Kuzey Irak Politikası iki farklı dış politika anlayışının olduğu iki ayrı dönem olarak karşımıza çıkmaktaydı. 2003 yılı ve 2007 yılları arasında ki Türkiye'nin Kuzey Irak politikası, 2008 yılı ve 2013 yılları arasında ki politikadan farklı olacaktı. 2003 yılı ile 2007 yılları arasında Türkiye bu dönemde ABD'nin de etkisiyle bölgede dış politika açısından etkili olamamış, Irak'ın toprak bütünlüğünden yana tavır sergilemiş, PKK konusunda rahatsızlıklarını dillendirmiş ancak ABD güçlerinin bölgede bulunmasından dolayı askeri operasyon bile gerçekleştirememişti. Başta Kerkük sorunu olmak üzere Kuzey Irak'ın Irak petrollerinden pay almasını ve Kürtlerin Irak'ta kazanımlarından dolayı Kuzey Irak ile diplomatik ilişkilerden kaçınmıştı. 2008 yılı ile 2013 yılları arasında ise, 2008 yılında ABD'nin Irak'tan çekilmesi ile birlikte Türk dış politikası bölge üzerinde 2003-2008 dönemi arasında gösteremediği etkiyi, ilişkileri bu dönemden sonra daha rahat ve sağlam adımlar şeklinde göstermeye başlamıştı. Ancak bu durum ile birlikte 2008 yılı öncesi Irak merkezi hükümetiyle olan sağlam ilişkiler bu dönemden sonra tersine dönmüş, Kuzey Irak ile ilişkiler düzelme gösterirken, Irak merkezi hükümeti ile diplomatik ilişkiler bozulma göstermişti. Öte yandan düzelen ilişkilere rağmen Türkiye, Irak'ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu ve PKK konusunda söylemlerini aynen korumuştu. 2008-2013 dönemleri arasında Türkiye, Kuzey Irak ile petrol anlaşmasına gidecek kadar diplomatik ilişkiler kurmuş, PKK konusunda Kuzey Irak ile bazı ortak çalışmalar yapmış, her iki tarafdan üst düzey yetkilileri arasında ziyaretler gerçekleşmiş ve kullanılan dil ve uslup diplomatik düzeye gelmişti. Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Irak İşgali, Türkiye, Kuzey Irak, Dış Politika
  • Master Thesis
    Arap Baharı ve Bahreyn
    (2017) Karakoç, Hüseyin Serdar; Ünal, Hasan
    Arap Baharı ismi ile anılan ve Tunus'ta başlayıp Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye'yi etkileyen halk ayaklanmaları Arap coğrafyasında köklü değişimlere yol açmıştır. Arap Baharı olayları bazen ülkelerin iç dinamikleri ile bazen de uluslararası baskının veya müdahalenin tasarrufu ile rejim, yönetim, yönetici değişikliklerine yol açmıştır. Süreç Bahreyn'de de yankı bulmuş ve halk sokağa dökülmüştür. Fakat sonuçlandığında herhangi bir değişim getirmemiştir. Bu çalışmada Arap Baharı süreci, Arap Baharının Bahreyn'deki yansımaları ve diğer ülkelerin olaylara müdahale süreç ve yöntemleri üzerinde durularak Arap Baharının Bahreyn'de neden başarılı olamadığı irdelenmiştir.
  • Master Thesis
    15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türk Dış Politikasına Etkileri
    (2017) Baykara, Sevin; Ünal, Hasan
    Türk dış politikası, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi öncesine kadar ABD ve Avrupa ülkeleriyle sorunlar yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. Tarih boyunca dönemsel etkenler ile yakınlaşan ve gerginleşen Türkiye-Rusya İlişkileri ise Suriye krizi ile çatışan fikirler devam ederken Rus uçağının düşürülmesiyle ekonomimizi ve yatırım projelerini etkileyecek boyutlara ulaşmıştır. Türkiye, kurtuluş mücadelesini verip anayurdunu düşmanlardan temizledikten ve Misak-ı Milli sınırları içerisinde Cumhuriyetini ilan ettikten sonra, 1960 yılından itibaren darbe girişimleri ve darbelere sahne olmuştur. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti, daha önce örneği olmayan bir darbe girişimi ile karşı karşıya kalmıştır. Fethullah Gülen'in (FETÖ) bugünlere gelişi, ABD'den oturum iznini nasıl aldığı ve iadesinin istenmesinin hala tartışma konusu olarak devam ettiği görülmektedir. Darbe girişiminden sonraki süreçte ise olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanması, terör eylemlerinin son bulması Türkiye'nin öncelikli hedefleri haline gelmiştir. Buradan hareketle tezimizin amacı 15 Temmuz darbe girişimi ve Türk dış politika üzerindeki yansımalarını niteliksel literatür taraması ışığı altında analiz etmektir. Anahtar Sözcükler: Türkiye, Rusya, Uçak krizi, Darbe, FETÖ, ABD
  • Master Thesis
    Osmanlı Ermenilerinin 1915'teki Tehciri ve Uluslararası Hukuk: Hadiselerin Yasal Çerçevede Sorgulanması
    (2016) Balıkçıoğlu, Seher; Ünal, Hasan
    Bu tez temel olarak Osmanlı Ermenilerinin 1915'de Tehcir edilmesini uluslararası hukuk çerçevesinde analiz ederek, soykırım iddialarının geçerliliğini sorgulamaktadır. Bu bağlamda, ilgili uluslararası hukuki belgeler özellikle 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi incelenmiştir. Tarihi gerçekleri saptırarak hukuki olarak farklı sonuçlara ulaşılabileceği Ermenilerin Tehciri konusunda olduğu gibi mümkündür. Bundan dolayı, burada açıkça ifade edilmeli ki, bu çalışmanın konusunu tarihi gerçekleri inceleyerek Türk ve Ermeni taraflarının anlatıları arasındaki farklılığı ortaya koymak oluşturmamakta olup, hukuki analizler Türk tarafının tarihi anlatıları temel alınarak yapılmıştır ki bu anlatılar saygın Türk ve Batılı bilim adamlarınca da desteklenmektedir. Türkiye'yi Ermenilere karşı yargılama yapılmaksızın soykırım suçu işlemekle suçlamak ya da 1915 Tehciri'ni soykırım olarak nitelendirmek uluslararası hukukun ihlalidir. 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi'ne göre ilgili mahkemeler soykırım suçunun yargılanması için yetkili kılınmıştır. Tarihçilerin, politikacıların, gazetecilerin, hukukçuların bile Tehcirin soykırım olarak nitelendirilmesi ile ilgili kesin hüküm verme yetkileri yoktur, çünkü terim hukuki nitelik taşımaktadır. Geriye yürümezlik ilkesi gereğince Soykırım Sözleşmesi'nin sözleşmenin kabulünden önce gerçekleşen hadiselere uygulanması mümkün olmamakla birlikte, bu tez sözleşme uygulansaydı Tehcirin soykırım suçunu oluşturmayacağını savunmaktadır. Ayrıca, şu anki uluslararası ceza hukuku kapsamında Tehcir insanlığa karşı suç ya da savaş suçu dahi teşkil etmemektedir. Çünkü, askeri zorunluluklar Osmanlı Devletini tehcir kararını almaya zorlamıştır.
  • Master Thesis
    Bosna-hersek'te Devlet İnşa Süreci: 1996-2013 Dayton Antlaşması Sonrasında Bosna-hersek'
    (2015) Pulat, Tunç; Ünal, Hasan
    Bu tez çalışmasının amacı, Dayton Antlaşması sonrasında Bosna-Hersek'te devlet inşa sürecinin nasıl gerçekleştiğini ortaya koyup analiz etmektir. Bu süreç gerçekleşirken Bosna-Hersek'in yaşadığı sorunlar ve karşılaştığı zorluklar incelenmiştir. Dayton Antlaşması öncesi dönem için, Bosna Savaşı incelenmiştir. Bu bağlamda Bosna-Hersek'i savaşa götüren sürecin nasıl gerçekleştiği ortaya koyulmuştur. Bosna-Hersek, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan II. Yugoslavya'yı oluşturan altı cumhuriyetten birisi idi. Bu dönemde Josip Broz Tito'nun liderliğinde Bosna-Hersek büyük imtiyazlara sahip olmuştur. Fakat 1980 yılında Tito'nun ölümünden sonra Yugoslavya Devleti'nde kırılmalar meydana gelmiştir. 1990'lı yılların başında Soğuk Savaş'ın sonra ermesi, Komünizmin çökmesi ve milliyetçilik akımının ortaya çıkmasıyla Yugoslavya bölünmüştür. Bölünen Yugoslavya'dan çıkan yeni devletler birbirleriyle çatışmalara girmiştir. Çatışmalardan en çok etkilenen devlet, üç etnik gruptan oluşan Bosna-Hersek olmuştur. Bu çatışmalar savaşa dönüşerek, Bosna Savaşı'nı ortaya çıkarmıştır. Üç etnik grubun kanlı savaşı üç buçuk yıl sürmüş ve uluslararası toplumun müdahalesi sonucu savaşı bitiren Dayton Antlaşması imzalanmıştır. Dayton Antlaşması, Bosna-Hersek'i etnik olarak bölgelere bölmüştür. Ülke, Sırp Cumhuriyeti (RS) ve Bosna-Hersek Federasyonu (FBİH) olarak iki entiteye ve ayrıca Brčko adıyla bir de özerk bölgeye ayrılmıştır. Federasyon da kendi içinde halkın etnik yapısına göre on kantona bölünmüştür. İlaveten uluslararası toplumun Bosna-Hersek'te himayesi olarak bulunan Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) mevcuttur. Bu makam, antlaşmanın sivil yönlerini uygulamak için kurulmuştur. Fakat bütün sivil kurumların başı ve son söyleme yetkisi olduğu için, Bosna-Hersek demokrasisi üzerinde bir gölge gibi durmaktadır. Bosna-Hersek'te Dayton Antlaşmasıyla kurulan karmaşık idari ve siyasi yapı, ülkede etnik bölünmüşlüğü keskinleştirmiştir. Bu etnik bölünmüşlük, parlamentoya da yansımış ve ülke sık sık siyasi krizlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bosna-Hersek'in uluslararası toplumla bütünleşme hedefleri (AB ve NATO süreci), gerçekleştirilemeyen reformlar yüzünden tehlikededir. Bosna-Hersek'te yapılması gereken, ülke içi bütün etnik grupların ortak anlaşmasıyla Dayton Antlaşması'nın baştan sona yenilenmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Yugoslavya, Bosna-Hersek, Bosna SavaĢı, Dayton AntlaĢması,Etnik kimlik, Devlet inĢa süreci, Sırbistan, Hırvatistan.
  • Master Thesis
    Alman Siyasetinin Türkiye'nin Ab'ye Katılımı Sürecindeki Değişimleri: 1960'dan Günümüze
    (2015) İlhan, Müslime; Ünal, Hasan
    Alman ikinci dünya savaşı öncesi ve sonrası, Soğuk Savaş öncesi ve Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla simgeleşen Soğuk Savaşın sonu sonrası birçok siyasi paradigma geliştirmiştir. Almanya'nın Osmanlı Devleti döneminden beri Türkiye ile siyasi ilişkileri bulunmuştur. Avrupa Birliği'nin ilk nüvesi olan Avrupa Çelik ve Kömür Topluluğundan beri Almanya'nın AB siyasetinde önemli değişiklikler yaratabilecek gücü olmuştur. Türkiye de 1959 yılındaki başvurusundan beri AB ile sıcak ilişkilere girmiş, girmiş olduğu bu ilişkide Almanya siyasetinin tavrı çok belirleyici olmuştur. Bu tezde Alman siyasetinin bu önemli belirleyici rolünün zaman içerisindeki izlerine temas edilmiş, özellikle 1960 sonrası dönemine odaklanılmıştır. Bu odağı belirginleştirmeye çalışırken ilkin Avrupa Birliği fikrinin ve varlığının tarihi süreci ele alınmış, Avrupa Birliği siyasetini oluşturan temel kurumların durumu ve rolü ortaya konulmuştur. İkinci bölümde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne dâhil olma isteği ya da yerine göre zorunluluğu ve serüveninin tarihi özellikleri açıklanmıştır. Son bölümde ise Almanya ve Türkiye ilişkilerine yoğunlaşılmış, güncel temasa kadar Alman siyasetinin Türkiye ile olan ilişkilerine ve Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinde izlediği siyaset irdelenmiştir.
  • Master Thesis
    Ak Parti'nin Hizbullah Algısı 2000 - 2015: Değişim ve Devamlılık
    (2015) Taşan, Oğuzhan; Ünal, Hasan
    Bu çalışma Lübnan'da kurulmuş olan Hizbullah örgütüne tarihsel bir bakış açısı sunmaktadır. Hizbullah'ın kuruluşundan günümüze kadar pek çok evre geçirmiştir ve bunların yanı sıra kurulmasında birinci dereceden yardımı olan İran ile olan ilişkileri son derece samimi olmuştur. Hizbullah'ın kuruluş yeri olan Lübnan'da yapmış olduğu faaliyetler sonucunda Meclis'e kadar giren Hizbullah, davasına artık silahın yanında meşru olarak da devam etmektedir. İsrail'in yanı başında olan Hizbullah, İsrail halkına her an korku ve endişe yaşatmaktadır. Bunu bilen İsrail'de Hizbullah'ı yok etmek için bir mücadele vermektedir. İsrail'in tek hedefi Hizbullah olmayıp Hizbullah'a yakından yardım eden ülkelerle yani Suriye, Lübnan ve İran'la da mücadele etmektedir. Hizbullah'ı yok etmek isteyen İsrail, Hizbullah'a yardım eden ülkeleri yıpratmak ve bölgede kendisine rahat bir yaşam alanı sunmak istemektedir. İsrail ile girmiş olduğu 2006 yılında ki savaşı kazanmış olan Hizbullah o dönemlerde Türkiye tarafından sıkı bir şekilde destekleniyordu. Türkiye'nin Müslüman olan Hizbullah'a İsrail karşısında vermiş olduğu destek karşısında Arap devletleri tarafından da takdirle karşılanmıştı. İsrail'in Suriye'yi Hizbullah'a karşı vermiş olduğu destekten dolayı suçlaması ve saldırmak istemesi Türkiye tarafından olumlu görülmüyordu. Türkiye'nin Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk rolüne girişmesi İsrail'in Gazze'ye düzenlemiş olduğu Dökme Kurşun Operasyonu sonrası son bulmuş ve Türkiye ile İsrail'in arası iyice açılmıştı. O dönemlerde Türkiye'de iktidarda olan AK Parti hükümeti İsrail ile ilişkileri açmış ve mesafeli duruşunu korumuştur. AK Parti'nin Hizbullah'a destek vermesi İsrail'e karşı olan tutumundan ve Müslümanlara karşı Hizbullah'ın koruyucu yönünden kaynaklanmaktadır. Fakat Arap Baharı ile kendi halkına silah doğrultan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed yapmış olduğu katliamlar sonrası tüm dünyada olduğu gibi Türkiye tarafından da istenilmeyen adam ilan edilmiştir. Hizbullah'ın da Esed'e destek vermesiyle birlikte AK Parti'nin gözünden iyice düşen Hizbullah'ın şeytanlaştırılması da buradan gelmektedir. Artık dil, ırk ve mezhep ayrımcılığı yapmadan Müslümanların koruyuculuğunu yapan Hizbullah yoktu. Başta kendi halkı olmak üzere tüm Müslümanlara silah doğrultan bir Hizbullah vardı. Anahtar Sözcükler: AK Parti, Hizbullah, Hizbullah'ın Şeytanlaştırılması, İsrail, İran