Search Results

Now showing 1 - 10 of 44
  • Article
    Geçici Ödemeler
    (TBB Dergisi, 2017) Kılıçoğlu Yılmaz, Kumru
    Geçici ödeme, 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu’muz ile hukuk sistemimizde kabul edilen yeni bir kavramdır. TBK md.76’da düzenlenen geçici ödemenin amacı, uzun süren yargılamalar neticesinde, davacının mağduriyetinin önlenmesi olup, yargılama sonucunda hükmedilmesi muhtemel olan tazminatın bir kısmının önceden ödenmesidir. Zarar göre davacı, iddiasının haklılı ğını gösteren inandırıcı kanıtlara mahkemeye sunar, ekonomik duru mu da geçici ödemeyi gerektirirse, talebinin varlığı halinde, mahke mece geçici ödemeye hükmedilebilir. Madde gerekçesinde “uğradığı zararın giderilmesi için acilen parasal desteğe ihtiyaç duyan” davacıdan bahsedilmektedir. Acil parasal desteğin, ancak maddi zararların tazmini için açılan maddi tazminat davalarında söz konusu olabileceğini söylemek, dolayısıyla, gerekçeden yola çıkarak, manevi zararlardan dolayı, geçici ödemeye hükmedilmesine yer olmadığı yorumunu yapmak mümkündür. Çalışmada, geçici ödemenin amacı, koşulları, benzer kavramlar dan farkları, uygulama alanı ile hüküm ve sonuçları ele alınacaktır.
  • Article
    Türkiye’de Engelli Farkındalığı ve Engelli Bireylerin Adalete Web Erişilebilirlikleri Üzerine Bir Değerlendirme
    (Bilgi Dünyası, 2014) Ertürk, Korhan Levent; Şimşek, A. Aslı; Songür, Damla Gülseren; Şengül, Gökhan
    Fiziksel veya zihinsel nedenlerle bazı hareketleri, duyuları veya işlevleri kısıtlı olan bireyler toplumun bir grubunu oluşturmaktadır. türkiye’de bu bireyler ve/veya çevreleri toplumda doğrudan ya da dolaylı olarak çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Günümüzde eğitim, sağlık, adalet, sosyal güvenlik gibi alanlarda bu durum sıklıkla görülebilmektedir. Söz konusu bireyler sorunlarıyla ilgilenilmesini ve çözüme kavuşturulmasını istemektedirler. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi anılan sorunların çözümüne yönelik çalışmalar ile doğrudan ilişkilidir. Çalışmamız, bazı hareketleri, duyuları veya işlevleri kısıtlı olan bireylerin ortak bir terimle ifade edilmesi, engelli birey farkındalığının ortaya konulması ve bu bağlamda ilgili bazı web sitelerinin bu bireyler açısından yeterliliğinin sorgulanmasına yöneliktir. Web sitelerinin olabildiğince erişilebilir yapılması engelli kullanıcılara diğer bireyler ile eşit hakların sağlanmasına katkı sağlayabilecek, bilgi ve iletişim kaynaklarını çeşitlendirebilecektir.
  • Article
    Hukuk Eğitim ve Öğretiminde Bir Olanak Olarak Lisans Araştırma Projeleri
    (İz Dergisi, 2014) Şimşek, Aslı; Öner, Altın Aslı Şimşek; Öner, Altın Aslı Şimşek; Law; Law
    Son dönemde hukuk eğitimi ve öğretimi üzerine başta akademi olmak üzere çeşitli mecralarda yoğun tartışmalar yürütülmekte, konu üzerine sempozyum, panel, konferans, çalıştay gibi akademik çalışmalar yapılmaktadır. Hukuk eğitimi ve öğretimi meseleleri her ne kadar birkaç yıldır popüler hale gelmiş gibi görünse de hukuk eğitimine ilişkin geçmişten beri süregelen sorunlar mevcuttur. Fakat son zamanlarda dikkatlerin bu noktaya çekilmesinin ana nedeni hukuk fakültelerinin kalabalık sınıfları dolayısıyla öğrencilerin akademisyenlerle birebir iletişime geçmekte zorluk çekmesi, derslerin genellikle konferans şeklinde işlenmesi dolayısıyla öğrencilerde hukuk öğreniminin birtakım mevzuatı ezberlemekten ibaret olduğu algısına yol açmasıdır. Bunları kısaca altyapısal sorunlar olarak ifade edebiliriz.
  • Article
    Avukatlik Sinavi
    (Bilim ve Teknoloji, 2014) Hoş, Hasan Serdar
    Avukatlık sınavı tartışması ülkemizde 35- 40 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu tartışma kimi zaman ülke gündemini yoğun şekilde meşgul etmiş kimi zaman geri planda kalmıştır. Bu süre boyunca avukatlık mesleği ile ilgili mevzuatta defalarca değişiklik yapılmıştır. Avukatlık sınavı ile ilgili olarak ise üç defa yasal düzenleme yapılmış; bu düzenlemelerden ikisi yürürlüğe girmeden kaldırılmış ve diğeri hakkındaysa Anayasa Mahkemesi tarafından hukuka aykırı olduğu doğrultusunda görüş bildirilmiştir. Son olarak da Türkiye Barolar Birliği tarafından avukatlık sınavına dair bir yönetmelik hazırlanarak 17 Haziran 2014’te Resmi Gazetede yayımlanmış; fakat 10 Eylül 2014 TBMM genel kurulunda kabul edilen torba kanunla avukatlık sınavı kesin olarak (şimdilik) kaldırılmıştır.
  • Article
    Katki Alacaği
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) Kılıçoğlu Yılmaz, Kumru
    Türk Medeni Kanunu’nun “Değer Artış Payı” başlığı altındaki 227. maddesinin 1. fıkrasında “Eşlerden biri, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa; tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.” düzenlemesi yer almaktadır.
  • Article
    Adaletin Sağlanmasında Tutuklamanın Yeri
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Merki, Duygu
    Günümüzde, kelimelerin sözlük anlamları değiştirilerek halkın belleğiyle oynanmaya çalışıldığı gibi kimi zaman da izlenen politikalar ve yapılan uygulamalar ile kelime ve kavramların anlamları yok edilerek hayatımızdan çıkarılmaktadır. Bu yöntem ile sözlükteki anlamını değiştirmeye hiç gerek kalmadan hak, hukuk ve adalet kavramlarının içinin boşaltıldığı ve insanların zihinlerinde bunların hiçbir manaya sahip olmayan harf dizileri haline getirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
  • Article
    “gezi Parkı” Muhalefeti ve Çevreci Demokrasi
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Yılmaz Turgut, Nükhet
    Çoğulcu ve temsili demokrasi ‘halkın halk tarafından halk için yönetimi’ demek olan demokrasi kavramının günümüzdeki klasikleşmiş algılamasını yansıtmaktadır. Temsili yönetimin anlamı, doğrudan halk tarafından yönetimin gerçekleşmesinin -bazı istisnalar dışında- imkânsızlığı yüzünden, halkın kendi seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetilmesidir. Tek adama tek oy ifadesiyle özetlenen seçme hakkı kullanılarak yapılan bu seçimlerin ortaya koyduğu ilk temel gerçek de halkın “asıl”, temsilcilerin ise “vekil” konumunda bulunduğu ve bunların halkın kendilerine verdiği “görevi” halkın menfaatine uygun şekilde yapmakla zorunlu olduklarıdır. Demokrasiye saygılı ülkelerde, yöneticilerin ve tüm vekillerin, değil hukuka aykırı davranma, halkın beklentilerini önemsememe halinde dahi özür dilemeleri ve istifa etmeleri şeklindeki demokrasi geleneği bu temel gerçekten kaynaklanır. Anayasamızdaki “Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil ederler” hükmü de (md.80) aynı gerçeğin bir yansımasıdır.
  • Article
    DESTAN MI, İHLAL Mİ?: AİHM’İN TEMMUZ 2013 TARİHLİ ÜÇ KARARI ÜZERİNE
    (2017) Sever, Çiğdem
    Gezi direnişi hakkında bir hukukçu gözüyle yazmak hukuka aykırılıkların çokluğu nedeniyle bir yandan kolay, bir yandan da çok zor. Bir tarafta polisin destan yazdığı söylemi ve Gezi olaylarında yargısal süreçlerin adalete içkin sorunları, diğer tarafta AİHM’in sadece Temmuz ayında verdiği üç karar da bu ikilemin bir parçası. O yüzden bu yazıda “hukuk” yazabilmek adına AİHM’in Türkiye’de gösterilere yapılan müdahalelerle ilgili Temmuz ayında birer hafta arayla verdiği üç karar ve bu kararların sonrasına ilişkin süreci ele alma yolu tercih edildi.
  • Article
    Kamu Hizmetlerinde Biçimsel Ölçütte Çözülme ve Anayasa’nın 128. Maddesinin I. Fıkrası
    (Ankara Barosu Dergisi, 2017) Sever, Çiğdem
    İdare hukukunun temel kavramı sayılabilecek kamu hizmetlerinde önemli bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu dönüşümün birinci görünümü kamu hizmetlerinde daralma yaşanması, ikincisi ise kamu hizmetlerinin özel kişiler eliyle ve özel hukukla görülmeye başlanmasıdır. Bu bağlamda, hangi hizmetlerin kamu hizmeti olmaktan çıkarılamayacağı ya da özel hukukla gördürülemeyeceği günümüzde kamu hizmeti ve hatta genel olarak kamu hukuku bakımından en önemli tartışmalardan biri dir. Bu tartışmanın kilit noktası ise Anayasanın 128. Maddesinin birinci fıkrası hükmü ve bu hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından yorumlanmasıdır. Genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin kapsamının ne olduğu kamu hizmetlerinin biçimsel ölçütünü de belirlemektedir. Bu nedenle çalışmada maddenin anlamı ve Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili kararlarındaki yaklaşımı değerlendirilmiştir.
  • Article
    YARGI KARARLARINDA SAĞLIK HİZMETLERİNDEN YARARLANMA HAKKI
    (2017) Sever, Çiğdem
    Sağlık hakkının bir parçası olarak sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı ve bu bağlamda devletin yükümlülüklerinin kapsamı sosyal haklar içerisinde çok tartışılan bir konudur. Bu hakkın kapsamının ve sınırının belirlenmesinde yargıya son derece önemli bir rol düşmektedir. Bu nedenle çalışmada Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay’ın konuyla ilgili bazı kararlarından hareketle bu sınırı çizmek konusunda nasıl bir yaklaşıma sahip oldukları izlenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda sağlık hizmetlerinin özel kişilere gördürülmesi ve devletin yurttaşların sağlık hizmetleri karşılığında yaptığı ödemenin düşmesi, devletin sunduğu sağlık hizmetlerinin özel kişiler eliyle görülmeye başlanması gibi yeni eğilimler karşısında mahkemelerin sağlık hakkının sınırını nasıl değerlendirdiği ele alınmıştır. Özelikle 2000’lerden itibaren Anayasa Mahkemesinin bu konuya özgü olarak pasif bir tutum sergilediği ve sosyal devlete, sosyal haklara ilişkin yasakoyucunun takdir yetkisini geniş yorumladığı gözlenmiş; buna karşılık sağlık hizmetlerinin bedelinin yurttaşlara doğrudan yansımasına ilişkin konularda Danıştay’ın sosyal hakları ve sosyal hakların sınırına ilişkin normları farklı yorumladığı görülmüştür.