20 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 20
Master Thesis Rusya-ukrayna İlişkilerinde Kırım Sorunu 1991-2014(2015) Beybulayeva, Lyudmila; Ünal, Hasan; Karasar, Hasan AliSovyetler Birliği'nin çöküşü; politik, ekonomik ve askeri zeminde ülkeler arasında yeni bir dizi çelişki yaratan yeni bağımsız devletler oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu tür gerilimlerden biri, iç ve dış dengesizliklerin konu olduğu Kırım bölgesindeki Ukrayna ve Rusya gibi iki komşu ülke arasında olmuştur. Ukrayna'nın otonom olan Kırım, Rusya Karadeniz deniz üssü varlığı, bölgenin etnik kompozisyonu, jeostratejik konumu gibi Rusya-Ukrayna ilişkilerinin bozulmasına neden olan bazı önemli faktörler sunmaktadır. Günümüzde, yakın zamana kadar dünya ilişkilerinde göze çarpmayan küçük Kırım yarımadası , son dönemde Rusya, Ukrayna ve Batı ülkelerinin birçok uzmanlarının ilgisini çeken, son krizlerden sonra uluslararası ilginin merkezlerinden biri haline gelmiştir. Rusya-Ukrayna ilişkileri üzerinde, Kırım sorunun etkisi ve ağırlığının temel araştırma sorusu üzerine cevap vermek için, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, Kırım'ın jeostratejik konumu ve çoklu etnik yapısı ve bunun Rusya-Ukrayna ilişkileri üzerindeki etkisi bir araştırma gerektirir. Metodolojik olarak, Kırım sorunun açıklaması, kronolojik yapılandırılmış bakış açıları ile tarihsel olayların çalışmasından geçer. Ana kavramsal ve tarihsel çerçeve; Rus, Ukraynalı, Türk ve Batı uzmanların özel monografi çalışması yoluyla sağlanmıştır. Bir başlangıç noktası olarak, yarımada sakinlerinin tarihsel arka planını inceledim ve her biri kendisi gibi tarihsel algılanan Kırım'a ilişkin Rus, Ukrayna'lı, Kırım Tatarlarını dikkatlice analiz ettim. Bu araştırma bize, Kırım üzerindeki tartışmaların kökenini, Karadeniz Filo sorununu ve Ukrayna krizine ilişkin Rusya'nın dış politikasını anlamak için Sovyet sonrası Ukrayna'daki siyasi süreçlerin sonuçlarını genelleştirmeye izin verir. Buna ek olarak, bu tez temelde Kiev'e karşı tavrını yeniden tanımlamış ve Karadeniz yarımadasının ilhak eylemi ile sona ermiş Ukrayna krizleri içine Kremlin'in müdahalesi ile Euromaidan protesto nedenlerini ve sonuçlarını açıklamaktadır. Tez araştırma bulguları, sadece yukarıda belirtilen Rus-Ukrayna siyasi ve ekonomik problemlerin nasıl kötüleştiğini değil, aynı zamanda Rusya ve Batı arasındaki ilişkileri ve Avrupa-Atlantik bölgesindeki genel güvenlik iklimini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Kırım, Rusya, Ukrayna krizi, Kırım Tatarları, ilhakMaster Thesis Suriye Krizi Denkleminde Türkiye Rusya İlişkileri(2016) Kılıçarslan, Mehmet Tolga; Ünal, HasanTarih boyunca karşılıklı rekabet ve çatışma içerisinde geçen Türkiye-Rusya ilişkileri önce Milli Mücadele sonra da Soğuk Savaş döneminde (1965-1980) ekonomik ve ticari işbirliği şeklinde devam etmiş ve 2000'li yıllardan itibaren çok yönlü bir işbirliği halini almış ve özellikle enerji alanında gelişmiştir. 2010 yılından itibaren Kuzey Afrika'da başlayan ve hızla Ortadoğu'ya yayılan Arap Baharı ateşi Suriye'ye de sıçramış ve bölgedeki dengeleri alt üst etmiştir. Krizin başlamasından sonra Türkiye ve Rusya'nın bölgeye ilişkin politikaları çatışmış, Türkiye Esad rejiminin karşısında yer alırken, Rusya Esad rejimini desteklemiş ve ikili ilişkiler bu gelişmelerden olumsuz etkilenmiştir. 2015 yılında Rus SU-24 savaş uçağının Türk F-16'larınca düşürülmesi ilişkileri kopma noktasına getirmiş, Rusya tarafından uygulamaya konulan ekonomik ambargolarla ilişkiler gerginlik aşamasından kriz safhasına taşınmıştır. Yaklaşık 8 ay süren kriz dönemi boyunca iki ülke de ekonomik olarak zorluklar yaşamış, iki ülkenin birbiri açısından vazgeçilmez konumda olduğu anlaşılmıştır. Suriye krizi ile birlikte farklı bir boyuta taşınan ikili ilişkiler, Rus uçağının düşürülmesi ile kriz dönemini yaşamış, kriz döneminden normalleşme safhasına geçiş uzun ve sancılı olmuştur. Buradan hareketle tezimizin amacı Suriye krizi ile başlayan değişim sürecinin Türkiye-Rusya ilişkilerine etkisini analiz etmek ve gelecekte Türkiye-Rusya ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini değerlendirmektir. Anahtar Sözcükler Türkiye, Rusya, Suriye Krizi, SU-24, İkili ilişkiler.Master Thesis Kosova Krizi Esnasında Rus Amerikan İlişkileri(2015) Cankara, Hasan Mert; Karasar, Hasan AliDünya yaklaşık yarım yüzyıl boyunca iki kutuplu olarak yönetildi. İkinci dünya savaşı sonrası gelişen süreçte, ABD'nin başını çektiği batı bloğu ve SSCB'nin öncülüğündeki doğu bloğu bu iki kutbu teşkil ettiler. Gerek ekonomik alanda gerekse askeri alanda, bu iki devlet ve beraberindekiler, kendi sistemlerini oluşturdu ve dünya bu iki devletin güç kullanımına sahne oldu. 1989'da Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile resmi olarak bu iki kutuplu düzenin sona erdi. Bu andan sonra, dünya, Balkanlar başta olmak üzere yeni çatışma alanlarının oluşmasına sahne oldu. Eski Sosyalist Yugoslavya'nın parçalanışı, bölge üzerindeki hâkimiyet kurma yarışını beraberinde getirdi. Balkan Krizleri, Sovyetlerin yıkılmasının ardından kurulan Rusya'nın, yeniden toparlanması ve uluslararası alanda kendine yer bulma çabaları bakımından, zor birer sınavdı. 1990'ların sonlarına doğru Kosova'da ortaya çıkan kriz, büyük bir otorite tesis etme savaşını da beraberinde getirdi. 1989 yılında gerçekleşen anayasa değişikliği ile Kosova, özerk yapısını kaybetti. Bu ondan sonra yaşanan etnik çatışmalar bütün dünyanın dikkatini Avrupa'nın bu küçük toprak parçasına yöneltti. Eski gücünden uzakta olan Rusya bu kriz esnasında Yugoslavya'nın adeta hamisi gibi davranarak, hem tezlerini kabul ettirmeye çalıştı hem de BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto hakkı ile olası bir askeri müdahalenin önüne geçmek istedi. Fakat batı savunma bloğu NATO, ABD öncülüğünde teammüler dışına çıkılarak, herhangi bir self-determinasyon hakkı oluşmadan ve Güvenlik Konseyi kararı olmadan 76 gün süren ağır bir hava hücum harekâtı gerçekleştirdi ve böylece Miloseviç'i anlaşma masasına oturmaya ikna etti. Bu kriz, Sovyetlerin dağılması ile kurulan Rusya ile süper güç ABD'nin adeta bir gövde gösterisine sahne olmuş, fakat o zamanda geçiş dönemindeki Rusların zayıflığından dolayı ABD'nin zaferi ile sonuçlanmıştır. Bu sebeple, halen günümüzde de devam eden ve en son Kırım'ın Ruslar tarafından ilhakı ile sonuçlanan çekişmelerin temeli olarak Kosova Krizi, bu çalışmada ele alınmıştır.Master Thesis Avrasyacılık Kökeni ve Türk Avrasyacılığının Oluşumu(2018) Keleş, Emine Begüm; Ünal, HasanBu tezde Avrasyacılık ve Türk Avrasyacılığının tarihi gelişim süreci açıklanmaya çalışılmıştır, aynı zamanda Rusya ve diğer ülkelerin politik gündemleriyle olan ilişkileri üzerinden değerlendirilmiştir. Ağırlıklı olarak Türk Avrasyacılığı fikrinin gelişimi ve Rusya'nın Türk Avrasyacılığına katkıları araştırılmıştır. Avrasyacılık hangi ülkeler ile birlikte oluşturuldu, nerede, ne zaman, hangi düşüncelerle ortaya çıktı bunların cevabını araştırmamızda bulmak mümkündür. Hangi ülkeler, hangi düşüncelerle Avrasyacılığı destekliyor veya izlemekle yetiniyor, günümüz penceresinden bakılarak sentezlenmiş bir çalışmadır. Tüm bunların yanı sıra Türk Avrasyacılığın kökeni etniksel ve ulusal açıdan analiz edilmiş, Rusya, Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye'nin Avrasya Birliği projesi üzerinde odaklanmış olduğu gözlemlenmiştir. Bu projeyle Türk Avrasyacılığı ve Evrazia düşüncelerinin nasıl geliştiği ve gelişeceği, Türkiye ve Rusya'nın ileriye yönelik attığı adımlardan bahsedilmiştir. Son olarak Avrasyacılık ve Türk Avrasyacılığı sentezi sonucu gelecekte siyasi iyileşmeler adına neler olacağını öngörmek adına yapılmış bir çalışmadır.Master Thesis Türkiye'nin Orta Asya Türk Devletleri Politikası Üzerindeki Rus Politik Etkisi(2010) Kılıçbeyleroğlu, Buğra; Başak, CengizOrta Asya tarihin başından beri Türk topluluklarının ana vatanı olma özelliğini korumuştur. Çeşitli zamanlarda belli devletlerin saldırısı ve hâkimiyetine geçmiştir. Bu tezde Türkiye'nin Orta Asya Türkleri ile olan ilişkileri dikkate alınacaktır. Türkiye kökenlerini Orta Asya'dan almış bir devlettir. Tarih boyunca da kesintilere de maruz kaldıysa da ilişkilerini büyüklü küçüklü ölçülerde sürdürmeye devam etmektedir. Soğuk Savaş öncesi dönemlerde olsun soğuk savaş sırasında olsun ya da sonrasında ilişkiler duraksasa da kesilmemiştir.Tabi bu ilişkilerin seyrini etkileyen bir takım politikalardan da söz etmek mümkündür. Özellikle bölgede büyük devletlerin politik çekişmeleri yaşanmıştır. Rusya bölge üzerinde kültürel açıdan olsun, ekonomik açıdan olsun ya da askeri açıdan olsun hala başat etkisini korumaktadır. Rus politikalarına karşı duruşları değiştiren ya da belirleyen bölgesel aktörler kendileri için doğru olana en yakın siyaseti izlemeye çalışmıştır. Afganistan, İran, Suudi Arabistan ve Türkiye'yi bu aktörler içinde saymak mümkündür. Rusya'nın bu politikalar üzerindeki etmen olma faktörü çok kutuplu dönemde bir süper güç olmasının dışında en yakın geçmişte Orta Asya'da siyasi birliği sağlayan son devlet olmasından da kaynaklanmaktadır. Böylece bölge bu döneminde Rusya'nın isteklerine göre şekillenmiş bir yapıya sahiptir. Rusya'nın yakın dönem çıkarları içinde hala önemini koruyan Orta Asya hem Rusya'nın güneyinde çok geniş sınırlarla komşu olmasıyla, enerji kaynakları açısından zenginliğiyle ve geçmişte yerleşmiş ve hala Orta Asya'da bulunan en kalabalık azınlık nüfusuyla bölgeyle olan ilişkilerini kesintisiz bir biçimde devam ettirmektedir.Bu durumlar da göz önünde bulundurulduğunda Rusya Türkiye ` nin Orta Asya politikası üzerinde ki belirleyici rolünü hala korumaktadır. Bu çalışmada bu etki üzerinde Türkiye'nin konumu incelenmiştir.Master Thesis Rusya Perspektifinden 2005-2015 Yılları Arasında Ukrayna ile Yaşanan Gaz Problemi(2017) Lukyanova, Anna; Karasar, Hasan AliRusya ile Ukrayna arasındaki ilk gaz krizi 1993 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından hemen iki yıl sonra başladı. Sorun oldukça karmaşık siyasi, iktisadi ve coğrafi temellerde iki ülkeyi karşı karşıya getiren bir olguydu. Bu tez Rusya açısından iki ülke arasındaki gaz çatışmasının başlangıcı ve devamındaki sebepleri aydınlatmaya çalışmaktadır. Bu yüzd3en de tez sorunun zirve dönemi olarak adlandırılan 2005-2015 yılları arasını mercek altına almaktadır. Rusya-Ulrayna ilişkileri hali hazırda da her geçen gün daha karmaşık bir hal almakta ve iki taraf birbirinden tamamen farklı amaçlar üzerine kurdukları politikalar izlemektedirler. Bu tez hem iki devletin dış politikalarını hem de Gazprom ve Naftogaz gibi gaz tekeli şirketlerin konu hakkındaki siyasalarını incelemek suretiyle aynı zamanda Rusya-Ukrayna ilişkilerinin şirketlerin de dahlia olan bir haritasını çıkarmaktadır.Master Thesis Rusya Federasyonu'nun Suriye İç Savaşı'ndaki Dış Politikası: 2011-2016(2017) Günay, Serdal; Karasar, Hasan AliRusya Federasyonu'nu tarihsel süreç içerisinde siyasi, ekonomik ve askeri dalgalanmalar yaşadı.1721'de Çarlık Rusya'sı ile başlayan büyüme, 1917devrimi ile yerini Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne (SSCB) bıraktı. Sovyetler Birliği'nin 1991'de parçalanması sonucunda Rusya Federasyonu dünyadaki yerini aldı. Rusların küresel düzlemde yaşadığı gelişmelerle inişli çıkışlı süreçleri oldu. Ancak Ruslar her zaman ayağa kalkmayı başarmıştır. Rusya Federasyonu'nu bir yandan Çarlık İmparatorluğu üzerinden diğer yandan da Sovyetler Birliği gibi süper güç üzerinde ayağa kalkmaya başladı. Bugünkü Rusya Federasyonu'nun Suriye İç Savaşı'ndaki Dış Politikasını anlayabilmemiz için küresel iki gücün tarihsel arka planının iyi kavranması gereklidir. Rusya Federasyonu'nun Dış Politikasını, Suriye İç Savaşı'ndaki kodlarla anlayabiliriz. Bu kodların merkezi Rusya Federasyonu'nda, uzantısı Suriye Devleti'ndedir. Rusya'nın küresel ve bölgesel gelişmelerdeki etkisi Kafkasya, Asya ve Ortadoğu'da derinleşmeye başladı. Rusya, coğrafi yakınlığını, askeri gücü doğrultusunda bölgesel ve küresel şekilde kullanmaktadır. Rusya, askeri gücünün yanında diplomasi kabiliyetini de kullanarak ülkeler üzerinde siyasi nüfuz oluşturmuştur. Rusya, uluslararası siyasal sistemde ABD, Avrupa Birliği ve bölgesel güçlerle rekabet içerisindedir. Rusya Federasyonu, uluslararası alanda Rusların çıkarlarını korumak üzerine kurduğu dış politikasını Suriye'de hayata geçirdi. Rusya, Suriye İç Savaşı'nda Beşar Esad'ın yanında yer aldı. 2010 yılında Arap ülkelerinde ortaya çıkan 'Arap Baharı', Ortadoğu'da önemli siyasi sonuçlar ortaya çıkardı. 'Arap Baharı'; kimine göre 'halk ayaklanması', kimine göre 'devrim', kimine göre 'terör' dür. 18 Aralık 2010 yılında Tunus'ta Muhammed Buazizi'nin kendini yakmasıyla başlayan ve sırasıyla Lübnan, Mısır, Yemen, Bahreyn, Libya, Ürdün, Irak ve Suriye'ye yayılan halk ayaklanmaları aslında hem küresel hem bölgesel statükoya isyandır. ABD'nin başının çektiği Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ile Rusya'nın öncülük yaptığı Çin, İran, Suriye ülkeleri arasındaki çıkar çatışması, Suriye İç Savaşı'nın uzamasına neden oldu. İç savaş, 6'ıncı yılını geride bıraksa da binlerce insan hayatını kaybetti ve milyonlarca insan göçe zorlandı. Buna rağmen Suriye İç Savaşı'nın kısa sürede çözülmesi zor gibi görünmektedir. Uluslararası güçler, Suriye İç Savaşını uzun süredir bölgesel örgütleri kullanarak yürütmektedir. Suriye'nin normalleşebilmesi için Rusya ve ABD'nin küresel, bölgesel ve yerel örgütlerle bir araya gelerek ortak çözüm oluşturması gereklidir. Bu iki ülke masada çözüm geliştiremezse doğası gereği ya bir yenilgi ya da bir galibiyet yaşayarak çözüm olacaktır. Anahtar Sözcükler: Suriye İç Savaşı, Rusya, Rus Dış Politikası, İç Savaşın Kodları, Rusya ve ABD, Halk Ayaklanmaları, Diplomasi, Küresel Güçler,Master Thesis Uluslararası siyasal çatışmaların aşılmasında ekonomik ilişkilerin önemi: Türk-Rus ilişkilerde karşılıklı karmaşık bağımlılık(2020) Gasımova, Sara; Gülseven, AslıTürkiye ve Rusya arasındaki siyasal ve ekonomik ilişkiler özellikle Soğuk Savaş sonrasında hız kazanmıştır. Bulundukları coğrafya bu iki ülkenin gerek siyasal gerekse ekonomik, ticari ve turizm alanında yoğun iş birlikleri kurmalarını teşvik etmiştir. Fakat 2015 yılında, Ortadoğu'daki gelişmelerin bir uzantısı olarak iki ülke arasında bir askeri siyasal gerilim yaşanmıştır. 2015 yılında Türkiye'nin Rus uçağını düşürmesiyle ortaya çıkan siyasal krizin kısa sürede aşılmasında Soğuk Savaş döneminin bitiminden bu yana iki ülke arasında inşa edilen karşılıklı karmaşık bağımlılık etkili olmuştur. Bu da uluslararası siyasal çatışmaların aşılmasında ekonomik ilişkilerin önemini Türk-Rus ilişkileri bağlamında teyit etmektedir.Master Thesis Nükleer Silahsızlanmanın Tarihsel Gelişimi ve Nükleer Silahsızlanmayla İlgili Uluslararası Anlaşmaların Önemi(2019) Abazlıoğlu, Uğur; Yılmaz, GözdeGenel olarak enerjisini nükleer reaksiyonlardan alan, konvansiyonel bir silaha oranla çok büyük etkileri olan silahlar olarak ifade edilen nükleer silahların, zaman zaman değişik tanımları da yapılmaktadır. Yapılan tüm tanımların ortak olarak değindikleri özellikleri bakımından nükleer silahlar, enerjisini atom çekirdeğinin fisyon, füzyon gibi nükleer reaksiyonlardan alan, patlama özelliğinin dışında çok kısa bir sürede büyük bir yeryüzü parçasını etkileyebilen, isı, radyasyon ve basınç gibi ölümcül etkileri olan ve etkilerinin bir kısmının onlarca yıl devam ettiği, çok güçlü bir silah çeşidi olarak tanımlanabilmektedir. Nükleer silahlar konusu geçmişten günümüze kadar olan süreç içerisinde gözden geçirildiğinde belli başlı ülkelerin öne çıkmış oldukları görülmektedir. 1968 yılındaki Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma beş ülkeyi (ABD, SSCB, İngiltere, Fransa ve Çin) nükleer silaha sahip ülkeler olarak sayarken, altı ülke (Arjantin, Brezilya, Hindistan, İsrail, Pakistan ve Güney Afrika) eşik ülkeler olarak sayılmıştır. Bu görüşmeler esnasında diğer altı ülke de (İran, Irak, Libya, Tayvan, Kuzey ve Güney Kore) zaman zaman değişen ölçülerde şüpheli ülkeler olarak kabul edilmiştir. Topyekun mukabele, esnek mukabele, seçilmiş hedefler, ikinci vuruş kapasitesi ve sınırlı nükleer savaş gibi kavramlar soğuk savaşın belli dönemlerinde caydırma stratejisi olarak 'önleyici diplomasi'nin birer aracı olarak öne çıkmışlardır. Soğuk savaş yıllarında yoğun bir şekilde öne çıkan bu kavramlar, uluslararası ilişkiler alanında nükleer silahlarla birlikte anılmaya devam etmektedir. Burada en çok bahsi geçen konu pasifize eden, belli faaliyet ve girişimlerden alıkoyan 'caydırıcılık' kavramı olmuştur. Oysa nükleer silahların sağlamış olduğu diğer bir etki de 'ikna edicilik' özelliği ve yaptırım gücüdür. Ancak ikna edicilik özelliği sayesinde meydana gelen faaliyetler, caydırıcılığın engellemiş olduğu korkunç bir felaketin yanında genellikle gölgede kalan faaliyetler olarak göze çarpmıştır. Nükleer silah konusu içerisinde başlı başına ayrı bir boyut da nükleer alanda silahsızlanmadır. Artık taşıdığı anlam itibariyle 'silahsızlanma' kavramı doğrudan nükleer silahları çağrıştırmaktadır. Bu itibarla konvansiyonel silahlarla ilgili olarak bir konudan bahsedilirken bu konunun özellikle belirtilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda silahsızlanma olgusu içerdiği anlam ve neden olduğu karşılıklı İlişkiler sistematiği ile uluslararası ilişkiler biliminin önemli bir alt başlığı haline gelmiştir. Aslında bunun da ötesinde günümüzde mevcut konjonktür ışığında, nükleer silah ile silahsızlanma kavramları pek kesin hatlarla da birbirinden ayırt edilemeyen iç içe geçmiş birçok ortak konuyu içermektedir. Soğuk savaş yıllarında iki cephe arasında başlangıçta yaşanan korkunç silahlanma sürecinin, hem taraflara hem de tüm insanlığa zarar verecek boyuta ulaşması üzerine ilk temelleri atılan silahsızlanma süreci, bugün de öneminden pek bir şey kaybetmediği gibi zaman zaman soğuk savaş yıllarına oranla daha yaygın ve geniş çerçevede tartışılmaktadır. Çalışma bu noktadan hareketle nükleer silahlanmanın tanımını, dünden bugüne dünyada nükleer silahlanlanma ile ilgili gelişmeleri, , nükleer silahsızlanma ile ilgili geçmişten günümüze kadar yapılmış uluslararası anlaşma ve çalışmaları ele almaktadır.Master Thesis Türkiye'nin Jeopolitik ve Güvenlik Politikalarına Putin'in Rusya'daki İkinci Döneminin Etkisi ve Sonuçları(2020) Gültekin, Numan; Ülker, Halil İbrahim' Soğuk savaş süreci ' olarak tanımlanan dönem 1991 yılında SSCB'nin dağılması ve yerine 15 ayrı devletin kurulması ile sona ermişti. Bu son, dünyada yeni bir dönemin başlangıcının da habercisi gibiydi. Bu durum küreselleşme adı altında gündeme taşınan ' Yeni Dünya Düzeni ' yaklaşımına da uygun bir ortam oluşturuyordu ve artık neo- liberal ekonominin, kapitalist sistemin savunucuları rakipsiz durumdaydılar. Yelkenlerini sonuna kadar şişirip, tek kutuplu dünyanın yolunu açabilirlerdi. Önlerinde bir engel kalmamıştı… Bu ortamda doğal olarak hegemon güç ABD olacak, AB'nin başat ülkeleri de onu doğru yanlış demeden her emperyal projesinde destekleyeceklerdi. Bu süreç devam ederken 1999'dan itibaren Rusya Federasyonu'nda yeni bir lider adayı basamakları tırmanmaya başlamıştı bile. Bu kişi çok geçmeden 2000 yılının başında devlet başkanlığı sorumluluğunu üstlenmişti. Eğitimli, birikimli, akılcı, yetenekli icraatlarında ise pragmatist ve realist hareket eden bu genç insanın tam ismi Vladimir Putin'di. İşi çok kolay değildi. Rusya Federasyonu'nda siyasi, sosyal, ekonomik, askeri ve terör sorunları bakımından bir alt üst oluşun yaşandığı dönemde iş başı yapmıştı. Önce Çeçen sorununu biraz sert ve kanlı da olsa çözdü. Bu durum Rus halkına bir taraftan güven vermişti bir taraftan da otoritesini muhalefet dahil herkesim üzerinde güçlendirmişti. Diğer sorunların çözümünde de bu sayede önemli mesafeler aldı. Artık dış dünyaya da mesajlar vermesinin zamanı gelmişti. İlk uyarısını 2007 yılında Münih'te düzenlenen Güvenlik Konferansı'nda yaptı. Burada özet olarak ' tek kutuplu dünya kabul edilemez ' diyordu. Bu çıkış gelecekte şekillenecek dünyanın da habercisiydi. 2012 yılı Putin'in ikinci dönemi olarak kabul edilir. Bu tarih sonrası içeride gücünü zirveye taşıyan Putin'in dünyada ki gelişmelerle daha yakından ilgilendiğini görüyoruz. 2015 yılı ise BOP projesinin yıkımını yaşayan komşumuz Suriye'ye Esat'ın da isteğiyle deniz, hava, kara tüm gücüyle müdahil olduğu tarihtir. Bu tarih aynı zamanda, bundan önce başlayan ekonomik ve ticari ilişkilerimizden farklı olarak; Putin'li Rusya'nın Türkiye'nin jeopolitik ve güvenlikle ilgili politikalarını etkilemeye başlayacağı tarih olacaktır.
