Search Results

Now showing 1 - 10 of 310
  • Master Thesis
    Haksız Rekabet Hukuku Bakımından Şikâyet Platformları
    (2025) Çetin, Mehmet; Hacıgüzeller, Damla Gülseren Songur
    İnternet, bireyler arasında hızlı, kolay ve etkili bir iletişim imkânı sunarak modern dünyanın vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu teknolojinin gelişimiyle birlikte müşteriler, satın aldıkları mal ve hizmetlere ilişkin deneyimlerini çeşitli forum ve bloglarda paylaşmaya başlamış; zaman içerisinde bu yapıların kurumsallaşmasıyla birlikte şikâyet platformları ortaya çıkmıştır. Dijital ekonominin yeni bir iş modeli olan şikâyet platformları; müşterileri, potansiyel müşterileri ve firmaları aynı dijital ortamda buluşturarak bir etkileşim ekosistemi oluşturmakta ve kullanıcıların memnuniyetsizliklerini kamuya açık biçimde ifade etmelerine olanak tanımaktadır. Ülkemizde yaygınlaşan ve geniş kitlelere ulaşan şikâyet platformları, firmaların ticari itibarını doğrudan etkileyebilecek güce ulaşmıştır. Bu durum şikâyet platformlarında yer alan içeriklerin ve bu platformların faaliyetlerinin haksız rekabet kapsamında tartışılmasına yol açmıştır. Çalışmamızda şikâyet platformlarının yapısı, işleyişi ve hukuki niteliği incelenmiş; bu platformlarda yer alan içeriklerin Türk Ticaret Kanunu'na düzenlenen haksız rekabet hükümleri bakımından değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca, konuya ilişkin yargı kararları ve öğretideki görüşler ışığında, şikâyet platformlarının faaliyetlerinin hangi durumlarda haksız rekabet oluşturabileceği ve bu hâllerin hukuki sonuçları kapsamlı biçimde ele alınmıştır.
  • Article
    Roma Hukukunda Evlenme Engelleri
    (2020) Yıldız, Sevil
    Roma’da aileye verilen önem evlilik kurumunun yapısında kendini\rgöstermektedir. Evliliğin kendine has bir takım şekli şartlarının yanında,\rhukuk evliliğin mümkün olmayacağı, yasa karşısında hüküm ve sonuç\rdoğurmayacağı halleri düzenlemiştir. Bunları evlenmenin mutlak engelleri\rve nisbî engelleri olarak ikiye ayırarak incelemek mümkündür. Evlenmenin\rmutlak engelleri, bir kimseyi bütünüyle evlenmekten alıkoyan engellerdir.\rEvlenme ehliyeti de diyebileceğimiz conubium’un, özgürlük durumu,\rvatandaşlık durumu ve akrabalık ilişkisi sebebiyle bulunmuyor olması bu\rengellerden biridir. Diğerleri ise; evlenme yaşı, pater familias’ın rızasının\rolmaması, akıl hastalığı bulunmama, monogami şartı ve hadım edilmiş\rolmama şartıdır. Bu kişilerin yaşadıkları birliktelikler evlilik\rolmayacağından, evlilikten ileri gelen soy bağı, miras gibi hakları da\rbulunmayacaktır. Evlenmenin nisbî engellerinde ise kişiler bu şekilde\rbütünüyle ve kayıtsız şartsız bir ehliyetsizlik içinde değildir. Bu tür engeller\rkişileri belirli kişiler yahut belirli bir zaman bakımından evlilikten alıkoyar.\rBunlar da; sınıf ve derece farkından kaynaklanan, görev ve mevkiden\rkaynaklanan, askerlik görevinden kaynaklanan ve matem süresinden\rkaynaklanan engellerdir. Evlenme engellerinin ihlali her iki tür engel için de\revliliğin geçersizliği ve ondan kaynaklanan medeni hakların meydana\rgelmemesi yanında praetor tarafından infamia ile damgalanma cezasına tabi\rtutulmuştur.
  • Article
    SİYASİ SORUMLULUK KURUMUNUN HÜKÜMET SİSTEMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
    (2016) Kılıç, Abbas
    Temsil terimi, siyasi ve hukuki yönlü olmak üzere iki anlama sahiptir. Siyasi temsil kurumu, siyaset bilimi ve anayasa hukukunun en önemli konularındandır. Temsil zinciri kavramı asil ile vekil arasında siyasi bir bağ kurmaktadır. Bu ilişki siyasi temsil ve hesap verme sorumluluğu açısından değerlendirilmeyi gerektirmektedir. Buna göre, bu makalede başta parlamenter sistem ve başkanlık sistemi olmak üzere bu konu hükümet sistemleri açısından ele alınmıştır.
  • Article
    Almanya Örneğinde Terörizmle Mücadele Aracı Olarak Vatandaşlık Kaybı – Uluslararası Hukukun Sınırları
    (2023) Arsava, Ayşe Füsun
    Terörizmle mücadelede vatandaşlık kaybı günümüzde bir rönesans yaşamaktadır. Kimi devletlerin bu çerçevede mevcut hukuki dayanağa istinat ettiği görülmektedir. Örneğin Almanya’da vatandaşlık hukuku 2019’da terörizmle bağlantılı vatandaşlık kaybı düzenlemesi ile genişletilmiştir. Makalede bu tür düzenlemelerin Uluslararası Hukuka uygunluğu tartışılmaktadır. Yapılan düzenleme ile hernekadar Uluslararası Hukukun reddettiği vatansızlık durumu ortaya çıkmasa da, farklı insan hakları sorunları ortaya çıkmaktadır. Almanya’nın yaptığı düzenleme somut durumu dikkate almaması nedeni ile eleştirildiği gibi, vatandaşlık kaybının ülkeye girişi engelleme amacı taşıması nedeni ile de eleştirilmektedir. Devletler bu tür düzenlemelerle güvenliği bakımından tehlikeli gördükleri vatandaşları hakkında cezai takibat yapmak yerine onları vatandaşlıktan çıkararak Uluslararası Hukuk sorumluluklarından kurtulmak istemektedir. Makalede devletlerin terörizmle mücadele araçlarına ve Uluslararası Hukukun bu çerçevedeki sınırlarına ışık tutulmaktadır.
  • Article
    Principatus Dönemi Bürokrasisinde Hukukçuların Yeri
    (2025) Yıldız, Sevil
    Roma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.
  • Article
    MEDENİ KANUNUMUZU NASIL DEĞİŞTİRDİK
    (2016) Kılıçoğlu, Ahmet M.
    Cumhuriyet'in ilanından sonra hukuk alanında başlatılan devrim hareketinin Türk Toplumuna kazandırdığı en önemli eser İsviçre Medeni Kanunu'ndan çeviri yoluyla alınan ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 sayılı Türk Kanun-u Medenisi olmuştur. Kişilerin özel hukuk alanındaki ilişkilerinin temeli olan bu kanunla Kıta Avrupası hukuk sistemlerinin amaçladığı gibi çağdaş yeni bir toplum yaratılmak istenmiştir. Özel hukukun bütün alanlarında uygulanabilen ilk yedi maddesi, kişiler, aile, miras ve eşya hukuku alanında getirdiği çağdaş düzenlemeler ile yeni bir hukukun ve toplumun temelleri atılmıştır.Bu gelişmelere süratle tepki veren İsviçre Yasa koyucusu ise İsviçre Medeni Kanunu'na çok önemli yeni kurum ve kuralları eklemesini bilmiştir.Türk Medeni Kanunu'nun bu gelişmelere uyarlanması konusunda iki seçenek düşünülmüştür.Bunlardan birincisi Türk Medeni Kanunu'na İsviçre'de olduğu gibi yeni kurumların ve hükümlerin eklenmesi, ikincisi ise yeni bir Medeni Kanun hazırlanması olmuştur.İkinci seçenek tercih edilmiş ve 1994 yılından itibaren yeni bir Medeni Kanun hazırlık çalışmalarına başlanmıştır. Benim de görev aldığım Taslak Hazırlama Komisyonlarındaki çalışmalar tamamlandıktan sonra bu çalışma, Bakanlar Kurulu tarafından bir kanun tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sevk edilmiştir.O tarihte hükumet üç partiden oluşan bir koalisyon hükumetiydi. Koalisyonu oluşturan bu partilerin siyasal ve sosyal düşünceleri birbirinden tamamen farklı idi. Bu farklılıklar ne yazık ki bu yasa çalışmalarına büyük oranda yansımıştır. Aile Hukuku alanında ve özellikle \"eşler arasındaki mal rejimlerine ilişkin konularda\" kısır bazı tartışmalarla çok zaman ve enerji kaybedilmiş, yasanın çok daha önemli kurumları ve düzenlemeleri sağlıklı incelenememiştir.Bu makalemizde bu alanda yaşanan olumsuzluklar ele alınmıştır
  • Master Thesis
    Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddetin Önlenmesinde İnsan Hakları Hukukunun İşlevi: İstanbul Sözleşmesi Örneği
    (2023) Tatar, Elif Kabadayı; Öner, Altın Aslı Şimşek
    İnsan haklarına ve devletin insan haklarından sorumluluğuna ilişkin klasik yaklaşımlar yakın zamana kadar, kadının insan haklarının öznesi olduğu ve kadına yönelik toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve ev-içi şiddetin insan hakları ihlali olduğunun kabulüne engel olmuştur. Kamusal alan-özel alan ikiliği (dichotomy of private and public area) anlayışında, şekli (de jure) eşitlik anlayışında, insan onurunun insana özgü soyut bir özellik olduğu anlayışında, insan haklarının ancak kamusal alanda devlet ve ajanları tarafından ihlal edilebildiği anlayışında ve devletin özel kişilerce veya özel alanda işlenen insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulamayacağı anlayışında ortaya çıkan dönüşümün sonucunda, KYTCTŞ ve ev-içi şiddet, uluslararası belgelerde bir ayrımcılık biçimi ve insan hakları ihlali olarak kabul edilmiştir. Kadının insan hakları lehine gerçekleşen bu dönüşümde kadının insan hakları mücadeleleri ve feminist eleştirilerin katkısı çok önemlidir. Geliştirilen özen yükümlülüğü (due diligence) anlayışı, Devletin KYTCTŞ ve ev-içi şiddet eylemlerinde ihlalin ortaya çıkmasını ya da devamını önlemek ya da sonuçlarını ortadan kaldırmak için makul ve duruma uygun önlemleri almamasından dolayı sorumlu tutulmasını gerektirir. İstanbul Sözleşmesi KYTCTŞ ve ev-içi şiddetle mücadelede kendinden önceki insan hakları belgelerinin hepsinden daha bütüncül ve kapsamlı bir yaklaşıma sahiptir. İkinci bölümde bu yaklaşıma ilişkin Sözleşme metninden tespit ettiğimiz ölçütlere ardında da Sözleşme'nin izleme organı GREVIO'nun oluşumu ve izleme faaliyetlerine ilişkin bilgilere yer verilecektir. Son olarak da İstanbul Sözleşmesi'nin uluslararası ve ulusal düzeyde olumlu etkileri ele alınacaktır. AİHM'in, AİHS'nin 2, 3, 8 ve 14. maddeleri kapsamında devletlerin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini yorumlarken ilgili uluslararası hukuk kuralları olarak İstanbul Sözleşmesi hükümlerine atıf yaptığı KYTCTŞ ve ev-içi şiddet vakalarına ilişkin onlarca kararı mevcuttur. Çalışmamızda AİHM'nin bu kararlarına ve İstanbul Sözleşmesi'ni imzalaması ya da onaylamasını takiben taraf devletlerin KYTCTŞ ve ev-içi şiddetle mücadeleye ilişkin iç hukuk, politika ve uygulamalarında meydana gelen olumlu değişikliklere örnekler verilerek bu etkiler somutlaştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: Toplumsal cinsiyet, kadına yönelik şiddet, ev-içi şiddet, İstanbul Sözleşmesi, GREVIO
  • Article
    Bütçe Kanunu Üzerinde Etkin Bir Anayasaya Uygunluk Denetimi İçin Öneriler
    (2024) Müftüoğlu, Zeynep
    Bütçe, bir ülkede yıl boyunca gerçekleştirilecek olan kamu harcamalarının ve toplanacak olan kamu gelirlerinin tahminlerinin yer aldığı belgedir. Bütçe hakkı, halkın kamu gelirleri ile kamu giderleri üzerinde söz sahibi olması ve bunları denetleyebilmesidir. Halk, kendine ait olan bütçe hakkını, seçimler aracılığı ile seçtiği temsilcilerin yer aldığı parlamentolar aracılığı ile kullanır. Bütçe hakkının gereği gibi sağlanmasının koşullarından biri de parlamentoların kullandığı bütçe yetkisinin etkin şekilde denetlenmesidir. Yasama organının işlemlerinin denetlenmesinde en önemli unsurlardan biri yargısal denetimdir. Ülkemizde kanunların anayasaya uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilen anayasa yargısı, parlamentonun anayasanın üstünlüğü ilkesine uygun şekilde hareket etmesinde önemli rol oynamaktadır. Çalışmada, Anayasa Mahkemesi’nin yürütmekte olduğu anayasaya uygunluk denetimi, bütçe kanunu üzerinden incelenmektedir. İlk bölümde bütçe ve bütçe hakkı kavramları açıklanmakta; bütçe kanunu üzerinde uygulanan anayasaya uygunluk denetiminin önemi ve genel esasları ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde Anayasa Mahkemesi’nin kanunlar üzerinde gerçekleştirdiği anayasaya uygunluk denetiminde aksayan yönlerin bütçe kanunu ile ilgili olan hususlarına işaret edilmekte ve çözüm önerileri geliştirilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise çalışma ile amaçlanmış olan bütçe kanununun kendine has özellikleri nedeni anayasaya uygunluk denetiminde yaşanan özel sorunlar saptanmakta ve bunlara çözüm üretilmektedir.
  • Master Thesis
    Ticaret Yapmaktan Yasaklananlar ile Buna Bağlanan Hüküm ve Sonuçlar
    (2020) Varış, Nazlı Can; Yongalık, Aynur
    Türk hukukunda ticaret, üretim, tüketim ve bu faaliyet arasında gelişen her türlü değişimi ifade eder. Ticaret yapmak ise bu süreçte rol almaktır. Bazı kişilerin Türk Ticaret Kanunu'nun 14. maddesinde yer alan durumlardan biri nedeniyle; kişisel durumları, yaptıkları işin niteliği veya görev ve meslekleri dolayısıyla ya da haklarında çıkan bir yargı kararı neticesinde; ticaret yapmaları yasaklanmıştır. Bunun dışında bazı kişi veya işletmelerin bir ticari faaliyete girişebilmeleri için, resmi bir makamın ya da bir kişinin izninin gerektiği haller de mevcuttur. Bu izin veya onay alınmadan bu tür faaliyetlerle uğraşılması da yasaktır. Ticaret yapma yasakları Türk Ticaret Kanunu'nun 14. maddesinde genel olarak belirtilmiştir. Maddenin, kanun sistematiğine bakıldığında, yalnız gerçek kişi tacirleri kapsadığı görülmektedir. Bu nedenle, 14. maddede yer alan ticaret yapma yasakları ve yasağa aykırı davranışların sonuçları hakkında tüzel kişiler dışarıda kalmaktadır. Gerçek kişi tacir ise bir ticari işletmeyi, kısmen bile olsa kendi adına işleten kişidir. Türk Ticaret Kanunu'nun büyük kısmına temel teşkil eden ticari işletme kavramı, Türk Ticaret Kanunu'nun 14. maddesinin de temelini oluşturmuştur. Bu madde, hakkındaki yasağa rağmen ticari işletme işleten kişiyi tacir saymış; ceza ve disiplin sorumluluklarını ise saklı tutmuştur. O hâlde hakkındaki yasağa rağmen ticari işletme işleten bir gerçek kişi tacir sayılarak, tacir olmanın tüm olumlu sonuçlarından faydalanabilecek ve olumsuz sonuçlarına katlanacaktır. Fakat yasağa aykırı davranış, koruduğu menfaate veya yöneldiği hakka göre, ilgili düzenlemelerde yer alan cezai ve idari sorumlulukları doğuracaktır. Bunun yanında ticari faaliyetler sonucu, vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi ile vergi sorumluluğu da meydana gelecektir. Gerçek kişinin tacir sayılması için ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmesi gerekli değildir. Ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işletmesi, tacir sıfatının kazanılması için yeterlidir. Fakat ticaret yapması yasak kişi, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmiş ise bunun sonuçları da somut olaya göre farklılık gösterecektir.
  • Article
    İş Hukukunda Disiplin Cezaları
    (2011) Süzek, Sarper
    İş hukukunda işverenlere belirli koşulların varlığı halinde disiplin cezası verme yetkisi tanınmış, Ancak hukukumuzda Fransız hukukundan farklı olarak işverenin disiplin cezası uygulama yetkisinin koşullarını, kapsamını, sınırlarını, usulünü, itiraz ve yargısal denetimini, bu yetkinin kullanılmasına karşı işçilere getirilen güvenceleri hükme bağlayan genel bir düzenleme yer verilmemiştir. Buna karşılık İş Kanunu ve Borçlar Kanununda konu ile ilgili bazı hükümler yer almaktadır. Oysa, işverence tek taraflı olarak işçilere disiplin cezası verilebilmesi, bu hakkın kötüye kullanılması olasılığını güçlü hale getirir. Bu nedenle, işverene tanınmış olan disiplin cezası uygulama yetkisinin koşullarının belirlenmesi ve bu yetkinin kullanılmasının sınırlanması iş hukukunun önemli sorunlarından birini oluşturur. Makalede konu bu boyutları ile ele alınmıştır.