Search Results

Now showing 1 - 7 of 7
  • Master Thesis
    Günlüklerine yansıyan Virginia Woolf ve George Eliot dünyasının feminist keşfi
    (2021) Hadi, Srosht Subhi; Canlı, Sifat Gülsen
    This thesis employs the feminist and psychoanalytical approaches in order to study the diaries of George Eliot and Virginia Woolf who are considered to be the major feminist writers during the nineteenth and early twentieth century. These writers' diaries are studied in order to explore these writers' worlds as well as their life experiences as women in male-dominated societies. In a context which was characterized by the sexist and phallocentric attitudes towards women's role in the society and literary canon, these female prodigies embarked on a quest to find their true self and to assert themselves as accredited women writers. These writers' quest for self-assertion, however, was imbued with various intervals of hope and despondency, but, in spite of various obstacles, they remained persistent to free themselves from the shackles of patriarchy and to define their own notion of womanhood. Hence, they were able to initiate a path towards New Women's intellectual awareness and their liberty from the psychological, economic and literary hegemony of patriarchy. Key Words: Diary, Feminist Theory, Psychoanalytical Theory, Hegemony, Patriarchy
  • Master Thesis
    Saddam Hüseyin ve Bin Ladin'in ele geçirilmesinin uluslararası kamuoyuna sunumunun hegemonya kavramı kapsamında karşılaştırılması
    (2012) Aval, Burhanettin Selçuk; Gürson, Poyraz
    Dünya tarihinin en önemli günleri arasında yer 11 Eylül 2001, ABD'ye yeni bir dünya düzenini kurması hedefinde önemli bir katkı sağlamıştır. 11 Eylül olaylarıyla yeniden dizayn edilmek istenilen dünya düzeninde ?Sovyet'' korkusu yerini terörün soğuk ve ürkütücü yüzüne bırakmıştır.ABD'nin 43. başkanı olan ve 2001 seçimlerinde Clinton'ın döneminden hoşnutsuz olup, gelir kaybına uğrayan ve onun dönemindeki liberal aşırılıklardan rahatsızlık duyan orta sınıfın desteği ile Florida'da oy sayımı sırasında yaşanan karmaşanın ardından Yüksek Mahkeme'nin kararıyla ABD tarihindeki en tartışmalı ve şaibeli başkanlık seçimlerini kazanmayı başaran Bush, babası gibi realist çizgiden sapmadan askeri güce dayalı bir hâkimiyet peşinde koştu.Bu dönemde uluslararası ilişkiler yeniden şekillenmiş, tek kutuplu dünya düzeninde lideri George W. Bush ile tahakküme dayalı bir hegemonik dünya düzeni kurmaya çalışan ABD, dünya kamuoyunun tepkisi kazanırken, geçmişteki müttefiklerinin birçoğunun desteğini de yitirmiş, yüzlerce milyon insan tarafından da `'büyük düşman'' olarak algılanmaya başlanmıştır.ABD kamuoyunda, Bush başkanlığındaki 8 yıllık dönemde ülkelerinin dünya genelindeki imajları ve terörle mücadele adı altında dünyayı yeniden şekillendirme çalışmalarının başarısızlığı ve mali faturalarının tepkisini seçimlerde göstermiş daha ılımlı dış politika yürüteceğini ifade eden Demokrat Barack Obama'yı iktidara getirmiştir. Başkan Obama, uluslararası uzlaşmaya önem veren barıştan yana, uzlaşmacı, demokratik değerlerin ön planda olduğu ABD imajı yaratmak isteyen bir lider profili çizmeyi hedeflemiş ve bu yönde çalışmalarını yürütmektedir.Bush sonrası iktidara gelen Obama ise özellikle Müslüman coğrafyalarda zirveye tırmanan ABD düşmanlığını ve ülkesinin olumsuz imajını azaltmak, tekrar yitirilen sempatiyi kazanmak için çeşitli yollar denerken, `'büyük düşman'' ilan edilen terörizmle mücadeleyi de aksatmadan sürdürmektedir. Obama, Bush'un aksine ılımlı politikalarıyla rızaya dayalı bir hegemonya peşinden koşmaktadır.Her iki lider de medyayı en etkin şekilde kullanmış ve dünya kamuoyuna mesajlarını en etkin kitle iletişim araçlarıyla ulaştırmışlardır. ABD'nin gücü, bilinçli seçilen görseller kullanarak, sürekli tekrarlarla tüm dünyanın zihnine nakşedildi.
  • Master Thesis
    George Orwell, Hayvan Çiftliği ve William Golding Sineklerin Tanrısı Romanlarındaki Hegemonyanın Tasviri
    (2021) Sesh, Younus; Izmır, Sibel
    Hegemonyagücü, edebi çalışmalarda sık sık karşımıza çıkan bir sosyal fenomendir.'Eugemonia' kelimesi Antik Yunan döneminden gelmektedir ve liderlik otoritesinin bir bölgede sürdürülmesi anlamını taşımaktadır. Bu çalışma; George Orwell'in Hayvan Çiftliği, ve William Golding'in Sineklerin Tanrısı, eselerindeki hegemony gücünü incelemektedir. İki romanda da karakterler güçsüz olanları öyle bir bastırıyor ki bastırılan grubun rıza gösterdiğine tanıklık ediyoruz. Hegemonya, baskıcı system ve uygulamalarda kullanılan resmi olmayan bir tabirdir. Bu çalışma, Gramsci'nin hegemony veya otorite teorisinin entelektüel ve kültürel sebeplerle sürdürülmesini ve bunların sosyal kurumlar tarafından gerçekleştirilip gücü elinde tutanların sosyal değerler, ortakkanılar, inançlar, ilhamlar, vizyon ve davranış üstündeki önemli etkisini konu almaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Lionel Britton'un 'hunger and Love', Robert Tressell'in 'the Ragged Trousered Philanthropists', Ve Walter Greenwood'un 'love on the Dole' Isimli Romanlarında Sınıf, Ideoloji Ve Hegemonya
    (2019) Atila, Oğuzhan; Gültekin, Azade Lerzan
    Bu tez, yirminci yüzyılın ilk yarısında İngiltere'de yazılmış olan seçilmiş işçi sınıfı romanlarında, romana özgü şekil ve biçem özellikleri doğrultusunda sınıf, ideoloji ve hegemonya temalarını incelemektedir. Romanların analizinde hem klasik Marksist hem de postmarksist bakış açısıyla Marksist edebiyat eleştirisinden yararlanılmıştır. Bu tezde incelenen yazarlar, işçi sınıfının entellektüel tabakasında yer almaları ve romanlarını kendi deneyimlerinden yola çıkarak kaleme almaları bakımından seçkindir. Hunger and Love isimli romanda Lionel Britton deneysel bir edebi üslupla kapitalist toplumdaki sorunları ele alır. Walter Greenwood ve Robert Tressell'den farklı olarak Britton, romanında edebi şahsiyetlere çok sayıda atıf yapmakla birlikte bilimsel, psikolojik ve tarihi terimlerden bolca yararlanır. Britton, işçi sınıfını geniş bir kitle üzerinden anlatmak yerine romanında az sayıda karakterle küçük bir evren oluşturup kapitalist dünyada işçi sınıfı kültürü ve yaşamına dair evrensel gerçekleri ortaya koyar. Ayrıca toplumda hegemonyasını sürdüren yönetici sınıfa saldırırken sınıf ayrımcılığını ve ideolojik uygulamaları gün yüzüne çıkarır. Walter Greenwood ve Robert Tressell, özellikle işsizlik ve yoksulluk sorunlarına odaklanarak işçi sınıfının içler acısı olan çalışma ve yaşama koşullarını anlatır. Greenwood'un romanında mekan bir sanayi kasabası iken Robert Tressell romanında Kral Yedinci Edward dönemi İngiliz toplumunda endüstriyel olmayan küçük bir kasabayı mekan olarak seçer ve roman karakterleri fabrikada çalışan işçiler yerine zanaatkarlardır. Her iki yazar da kapitalizmin, devletin baskıcı ve ideolojik aygıtları araclığıyla işçileri nasıl köleleştirdiğini anlatır. Tressell'in romanında, okuyucunun olayların bağlamını anlamasına yardımcı olan çok sayıda dini ve siyasi atıf yer alır Greenwood'un romanı bir sosyal belgesel olarak kabul edilmektedir; sisteme daha üstü kapalı bir şekilde saldırırken karakterlerin psikolojik yönünü daha fazla öne çıkarır. Bu tezin nihai amacı incelenen eserlerin saygın edebiyat eserleri arasında yer almayı hak ettiği ve bu alanda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu göstermektir.
  • Master Thesis
    Amerikan Hegemonyasının Devamı ve Ortadoğu'nun Yeniden Yapılandırılması Arasındaki Pozitif Korelasyon
    (2013) Duran, Ali; Keser, Ulvi
    21. yüzyılın başında 11 Eylül 2001'de yaşanan terör olayı sonrası İslami terör ile mücadele merkezli oluşturulan ABD dış politikası çerçevesinde Afganistan ve Irak işgal edilmiş, tüm Müslümanlar için potansiyel terörist algısı yaratılmıştır. 2008 yılına gelindiğinde Irak'ta artan İran etkisi ve Afganistan'da yürütülen mücadelenin somut bir sonuç vermemesi bir de üstüne üstlük tüm bu mücadelelerin yürütülebilmesi için yapılan harcamaların diğer etkenler ile birlikte ABD ekonomisini krize itmesi ve yürütülen bu politikalar sonucu başta Müslüman kitleler olmak üzere tüm dünya halklarında ABD imajının zedelenmesi sonuçları ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu tablo karşısında ABD, hegemonyanın devamını esas alan genel stratejisi doğrultusunda hatalı olan dış politik yaklaşımını ve 2008 Başkanlık seçimlerinde yönetimini değiştirmiştir.2008 Ekonomik krizi, ABD'nin Irak'tan çekilmesi ve 2010 yılında Ortadoğu'da başlayan Arap Baharı süreci kapsamında ABD dış politikasında hissedilen değişiklik; ABD'nin bölgede etkisinin azaldığı, gelişmelerin ABD insiyatifinin dışında gerçekleştiği iddialarını gündeme taşımıştır. ABD yanlısı otoriter liderler olan Hüsnü Mübarek, Salih ve Bin Ali'nin iktidarlarını kaybetmeleri, El Nahda ve Müslüman Kardeşler gibi İslami grupların bulundukları ülkelerde iktidara gelmeleri ise ABD etkisinin azaldığı iddiasını kuvvetlendiren gelişmeler olarak değerlendirilmiştir. ABD'nin 2008 yılında Mısır'da Mübarek sonrası için muhalifler ile görüştüğü, 2006 yılında Suriye'de Esad rejimi muhaliflerine mali destek sağladığı bilgileri bize Arap Baharı sürecine ABD'nin hazırlıksız yakalandığı iddialarının yanlış olduğunu göstermektedir. 1979 İran Devrimi'nde Şah'ın devrilmesine, 27 Mayıs 1960 İhtilali'nde Türkiye'de Menderes iktidarının son bulmasına da ABD yönetimi ses çıkarmamıştır. Kısacası Mübarek, Salih, Bin Ali gibi ABD ile uyumlu liderlerin bölge ülkelerinde görevlerini kaybetmeleri ilk değildir. ABD ile uyumlu politikalar izledikleri sürece bölge ülkelerinde iktidarda kimin olduğunun ABD açısından bir önemi yoktur. Henüz kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen anılan ülkelerde ABD aleyhine radikal bir dış politika değişikliği de söz konusu olmamış, bilakis Libya gibi kazanımlarda olmuştur.ABD'nin küresel hegemonyasının devamı için enerji kaynaklarının ve ulaşım yollarının kontrol altında tutulması hayati öneme sahiptir. Bu durum muhtemel rakipler Çin ve Hindistan'ın hızla artan enerji ihtiyacı ile birlikte düşünüldüğünde bir kat daha artmaktadır. Ayrıca 1970'li yıllarda Bretton Woods sisteminin yıkılmasından sonra Amerikan dolarının küresel para olma vasfını devam ettirmesini sağlayan en önemli etkenlerden birisinin petrolün dolar ile satılması olduğu unutulmamaldır. Ortadoğu'da ABD etkisinin devamı bölgedeki gelişmeleri yönlendirmesi ile paraleldir. Ortadoğu'daki değişimin ABD'nin kontrolü dışında gerçekleşmesi bölgede ABD etkisinin sonu demektir. Bu ise ABD'nin enerji kaynaklarına hakimiyetinin bitmesi, bölgedeki etkisinin kaybolması nedeniyle enerjinin dolar ile satışı sebebiyle küresel mali sistemi elinde bulundurma avantajının sona ermesi yani hegemon statüsünün kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Kısacası küresel hegemonya mücadelesinin yapılacağı yer Ortadoğu'dur. Ortadoğu'da etkisini kaybeden ABD'nin tüm dünyade etkinliğini yitireceği bir gerçektir. Ortadoğu'daki değişim ile ABD hegemonyasının devamı arasında pozitif bir korealasyon söz konusudur. Bu sebeple bölgede yer alan ülkelerin kendine özgün koşullarını da esas alarak ABD'nin Ortadoğu'daki değişimi kendi ekseninde şekillendirmeye çalışacağı bir realitedir.
  • Master Thesis
    Üçüncü Dalga Hegemonya Çalışmaları Perspektifinden Amerika Birleşik Devletleri-çin Egemenlik Mücadelesi
    (2021) Tamam, Aybige; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    En yerleşikleri güç geçişi teorisi ve hegemonik istikrar teorisi olan geleneksel hegemonya teorilerinin sınırlılıkları vardır ve uluslararası arenadaki çağdaş gelişmeleri, bu çalışmanın bağlamında spesifik olarak ekonomi alanındaki Amerika Birleşik Devletleri-Çin hegemonik mücadelesini, açıklamakta yetersiz kaldıkları görülmektedir. Bu çalışma, vaka çalışması olarak Kuşak ve Yol Girişimi ve Asya Altyapı ve Yatırım Bankasını ele alarak ekonomi alanında ABD ve Çin arasındaki egemenlik mücadelesini açıklamak için yeni bir teorik çerçeve kullanmaktadır; bu çerçeve yeni ortaya çıkan üçüncü dalga hegemonya çalışmaları kategorisine ait olan Bourdieu'nün çalışmalarını temel alan alan-odaklı bir hegemonya yaklaşımıdır. Bu çalışmanın ana argümanı, AAYB'nın öncelikli olarak ekonomik sermaye ve potansiyel olarak kültürel ve sembolik sermaye olarak ve KYG'nin öncelikli olarak ekonomik sermaye ve potansiyel olarak kültürel, jeopolitik, askeri ve sembolik sermaye olarak ekonomi alanında Çin tarafından ABD ile rekabet etmek için kullanıldığıdır. Farklı türdeki sermayeleri bir araya getirmek meta-sermayeye sahip olmak anlamına geldiğinden; sermaye çeşitleri arasındaki değişim oranını düzenleme yeteneğine ve bir alanı şekillendirme potansiyeline sahip olmayı kapsadığından ve en nihayetinde hegemonyayı beraberinde getirdiğinden, bu çalışma ile Çin'in uluslararası ekonomi alanının hiyerarşik yapısı içindeki mevcut konumunun nitel analitik yöntem kullanılarak yakın bir resmini çekmek amaçlanmıştır. Çalışmada, Çin'in uluslararası düzeyde ekonomi alanındaki gücünün mevcut durumda egemen bir düzeyde olmaması ve uzun vadeli bir gelecek projeksiyonu yapmanın zorluğu bir köşede tutularak; Çin'in ekonomi alanındaki gücünün AAYB ve KYG'nin çok yönlü sermayeler olarak kullanılmasıyla sürekli bir artış gösterdiği ve Çin'in mevcut uluslararası ekonomik düzende küçük değişiklikler yapmak için bazı girişimlerde bulunmasına rağmen, mevcut düzene büyük ölçüde uyum sağlayarak bu alanda lider aktör olma iştahı içinde olduğuna dair emareler gösterdiği sonucuna varılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Geleneksel Hegemonya Teorileri, Üçüncü Dalga Hegemonya Çalışmaları, Bourdieu'nün Alan-Odaklı Yaklaşımı, Asya Altyapı Yatırım Bankası, Tek Kuşak ve Tek Yol
  • Master Thesis
    Toplumsal Olarak Dezavantajlı Grupların Karşı Hegemonik Pratikleri: Cinsel Azınlıklar Örneği
    (2012) Kural, Kerem Cevdet; Özen, Hayriye
    Yeni toplumsal hareketlerin, geçtiğimiz yüzyılın son yarısından başlayarak toplumsalın tamamı üzerindeki etkileri ve toplumu dönüştürmedeki önemleri büyüktür. Bu çalışmanın merkezinde de bu hareketlerden biri olan LGBT hareketi yer almaktadır. Hareketin ve içerisinde oluştuğu toplumsalın dinamiklerini incelemek amacı ile, hareketin önde gelen temsilcilerinden olan Ankara merkezli Kaos GL derneği örnek alınmış ve bu özelde, Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe'un kavramsallaştırması üzerinden Türkiye'deki LGBT mücadelesinin karşısına aldığı ve karşı hegemonik mücadelesinin merkezine yerleştirdiği kavramlar tartışılmıştır.