7 results
Search Results
Now showing 1 - 7 of 7
Article Citation - WoS: 3Citation - Scopus: 3The Role of Honor Concerns in Disclosing (vs. Hiding) COVID-19 Diagnosis: Insights from Turkiye(Springer/plenum Publishers, 2023) Ceylan-Batur, Suzan; Dogulu, Canay; Akbas, Gulcin; Yet, Barbaros; Uskul, Ayse K. K.Members of honor cultures value engaging in moral behaviors and managing their social image to maintain their honor. These two goals reflect reputation and integrity concerns, which also have bearing on gender roles. In the current study, we examined a) evaluations of women and men described as diagnosed with COVID-19 and as either hiding or disclosing their diagnosis, b) the moderating role of honor concerns (reputation and integrity) and the gender of the infected person in these evaluations, and c) the relationship between honor concerns and individuals' own disclosure preferences among participants living in Turkiye, a country that exemplifies an honor culture. Findings revealed that participants with stronger reputation concerns evaluated a woman's hiding behavior more favorably than that of a man's. Moreover, higher integrity concerns were associated with lower levels of participants' own preference to hide a diagnosis for both men and women, whereas reputation concerns were positively associated with a preference for hiding a diagnosis among men only. Furthermore, a content analysis of participants' open-ended explanations of their views on women's and men's motivation to hide a diagnosis revealed further evidence for the gendered nature of reputation concerns. Our findings point to the importance of prioritizing integrity concerns (and downplaying reputation concerns) in public health campaigns in honor cultures.Doctoral Thesis Modern İngiliz Detektif Romanında Türe Özgü Yapıların Yıkılması, Cinsiyet ve İdeoloji İlişkisi(2020) Güneş, Mustafa; Elbir, Nüket BelginPolisiye türü ve polisiye romanın genelde edebi türe özgün bir formül ve çerçeve içerisinde yazıldığı düşünülür. Ancak, bu tezin amacı, 1970'li yıllardan sonra, klasik polisiye roman yazınında, cinsiyet ve ataerkil ideoloji ile bağlantıları olan ciddi bir yol ayrımı yaşandığı savını araştırmak ve mümkünse ispatlamaktır. P.D. James'in kadınların profesyonel tercihleri ve gelişimlerini engelleyen sınırları sorgulayan ve yıkmaya çalışan 1970'lerin 'yeni kadın' kavramını örnekleyen detektif figürünü resmettiği Kadınlara Göre Değil (1972) adlı kitabıyla başlayan bu edebi yol ayrımı, Martin Amis'in, özellikle kurgusal detektifin geleneksel karakter tasviri, dilin daima polisiye türüne özgü bir biçimde kullanılışı, gerilimin her zaman tepe noktasına ulaştığı ve çözümlendiği alışılagelmiş anlatım tarzı, ve suçun hep benzer türde ve özellikte olması ve sonuçlarının hep aynı şekilde cezalandırılması gibi polisiye roman türüne has klişeleri yıktığı ve aynı zamanda polis teşkilatında çalışan bir kadın detektifin bu maskülen ortamda var olmasının zorluklarını ve belki de imkansızlığını ele alan Gece Treni (1997) gibi eserlerle devam eder. Graham Swift'in Günyüzü (2003) adlı romanı bu tartışmaları hem daha ileri noktalara taşır hem de türe özgü bilindik anlatı yapılarını alt üst eder ve bu edebi alt üst olma, klasik polisiye romanlarındaki tipik 'kurtarıcı' detektif figürünün de alt üst edilmesiyle paralel olarak verilir. Swift'in romanında detektif figürü, toplumu işlenen suçtan kurtarmak istemeyen veya bu yeteneğe sahip olamayan ve suçun bozduğu düzenin yeniden kurulmasını sağlayamayan ya da bu konularla ilgilenmeyen bir anti-kahramana veya anti-detektife dönüştürülür. Aynı doğrultuda klasik detektif figürünün geleneksel azami otoritesi ve polisiye romanda alışılagelmiş tasvir eden 'erkek bakışı' gücünü ve otoritesini, özellikle kadınlar karşısında, kaybetmiş olarak resmedilir. Çalışmada ele alınan üç romanın, polisiye türüne özgü yapıları yıkmasının geleneksel kadın ve erkek ilişkilerinin ve toplumdaki tipik rollerinin sorgulamasıyla paralel olduğu görülür.Doctoral Thesis Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North And South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları(2022) Al-khafaf, Zied; Elbir, Nüket BelginAL-KHAFAF, Ziead. ―Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları‖, Doktora Tezi, Ankara, 2021. İngiliz kadın roman yazarları, özellikle on dokuzuncu yüzyılın başından itibaren, kadınların özel yaşam ile toplumsal yaşam alanları arasındaki karşıtlığı aşmak için verdikleri mücadeleyi ve çabalarını betimleyen, edebi niteliği yüksek, çok sayıda eser yayımlamışlardır. Bu tezin kuramsal çerçevesini oluşturan ―jinoeleştiri‖ kuramının sahibi Amerikalı kuramcı ve eleştirmen Elaine Showalter'a göre, kadınların deneyimleri tarih anlatılarının çoğunda önemsizleştirildiği, hatta kimi zaman tamamen göz ardı edildiği için, kadın yazarların eserleri kadınların yaşamları ve deneyimleri konusunda bilgi edinmek açısından son derece değerli birer kaynak olabilir. Bu görüşten hareketle bu tezde, on dokuzuncu yüzyıldan üç kadın yazarın, söz konusu dönemde gelişen farklı roman türlerinde yazılmış birer eseri incelenmektedir. Bu eserler, Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanlarıdır. Tezin amacı, romanlarda kadın karakterlerin nasıl temsil edildiğini incelemek; aynı zamanda, farklı türlerin biçim ve içerik özelliklerinin yazarlara ne gibi olanaklar sağladığını araştırmaktır. Showalter'ın kuramından, kendisinin önerdiği kültürel model bağlamında yararlanılarak yapılan inceleme sonucunda, kadın yazarların ―yumuşatılmış‖ olarak tanımlanabilecek bir söylem tercih ettikleri saptanmıştır. Elizabeth Gaskell'ın North and South, bir ―sanayi romanı‖ olarak, kadın ve erkek işçilerin çalışma koşullarına odaklanmakta, böylece kadın karakterlere toplumsal yaşam içinde daha geniş bir alan açmaktadır. Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, ―bildungsroman‖ türünde bir roman olarak, kahramanı Jane'in kişisel gelişimine ve olgunlaşma sürecine vurgu yapmakta ve böylece, kadınlara biçilmiş geleneksel rollerin dışına çıkabileceğini göstermektedir. Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanı ise, ―sansasyon romanı‖ özelliği ile, fiziksel güzellik gibi geçici değerlere önem vermenin yanlışlığını ortaya koyarak kadın karakterlerinin insan yönlerini öne çıkarmaktadır.ii Anahtar Sözcükler: jinoeleştiri, toplumsal ve özel yaşam, gelişim romanı, sansasyon romanı, sanayi romanı.Master Thesis Yeni Şişelerde Yıllanmış Şarap: Jeanette Winterson'ın Tutku ve Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi Romanlarında Biyolojik Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Kimlik(2022) Özen, Fadime Cansu Palamutçu; Tekin, KuğuBu tezin amacı, Jeanette Winterson'ın seçilen romanlarda yarattığı zaman çizelgesi ve karakterler aracılığıyla biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının nasıl evrildiğini göstermektir: İkinci romanı Tutku ve son yapıtlarından biri olan Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi. Her iki romanda da Winterson, metinlerarasılık, parodi ve zamansal çarpıtma gibi çeşitli postmodern unsurları kullanır; böylece kurmaca yazınındaki geleneksel teknikleri altüst eder. Winterson, Tutku romanında, Henri ve Villanelle adlı iki adet hikaye anlatıcısı yaratır, atfedilen cinsiyet rollerini değiştirir ve biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Dolayısıyla bu tez, toplumsal olarak kadınlardan ve erkeklerden beklenenlerin nasıl farklılaştığına odaklanmakta ve bu inşa edilmiş rollerin performatif doğasının altını çizmektedir. Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi'nde iki anlatıcının yanı sıra iki farklı zaman dilimi de vardır. İlk hikaye, annesi feminist hareketin öncülerinden Mary Wollstonecraft olan Mary Shelley tarafından anlatılır. İkinci anlatıcı, varlığı, cinsiyet rolleri ve değişken kimlikler hakkında çok daha geniş bir perspektif sunan trans doktor Ry Shelley'dir. Dolayısıyla bu tez, ilgili teorilerin ve argümanların ışığında, biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının analizini Winterson'ın karakterleri aracılığıyla sunmayı amaçlamaktadır. Onların deneyimleri, 'yıllanmış bir şarabı yeni şişelere koymanın' hiçbir anlamı olmadığının altını çizer çünkü ikili sistemlerin her zaman 'Öteki' bir tarafı olmuştur. Bu sebeple, bu çalışma, bilindik eski ikili sistemler için üretilen yeni etiketlere rağmen, hetero-ataerkil sistemin kökünün aynı kaldığını da göstermektedir.Master Thesis Organizasyonel çeşitlilik ve çalışanın davranış davranışı arasındaki ilişki(2019) Abdi, Feisal Abdullahi; Çiğdemoğlu, CeyhanÇalışanların çalışma çıktılarındaki örgütsel çeşitlilik önemli bir araştırma konusu oluştururken, örgütsel çeşitlilik ortamlarında, özellikle Doğu kültürlerinde literatür eksikliği vardır. Sosyal Kimlik Teorisi ve çeşitlilik literatürünü bütünleştiren bu çalışma, Somali'deki 13 Kamu ve özel kuruluştan toplanan verileri kullanarak, algılanan örgütsel çeşitliliğin Ciro davranışı ile ilişkisini incelemiştir. Araştırmacı, aynı demografik gruptaki çalışanlar arasında, demografik çeşitliliğin ciro üzerindeki önemini araştırıyor. Yaygın olarak incelenen üç demografik gruba odaklanıyoruz: cinsiyet, etnik yapı ve yaş. Sonuçlar kamu ve özel çalışanlar tarafından algılanan çeşitlilik düzeyinin örgütsel çeşitlilik ile çalışanların ciro davranışı arasında güçlü bir pozitif ilişki olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra, erkeklerin ve kadınların çeşitlilik puanları arasında bir fark yoktur. Anahtar Kelimeler: Örgütsel çeşitlilik, Yaş çeşitliliği, Cinsiyet çeşitliliği, Etnik çeşitlilik, Çalışanların değişmesiDoctoral Thesis Cinsiyetin Ötesinde: Orlando, the Passion of New Eve Ve Written on the Body Eserlerindeki Cinsiyet Değiştiren Bedenler(2020) Haner, Sezgi Öztop; Elbir, Belgin20. yüzyıl kadın yazarlarının romanlarındaki 'transgender' anlatıcıların mevcudiyetleriyle yaratılmış olan toplumsal cinsiyet belirsizliğinin ve değişken cinsiyetin önemi bu tez çalışmasının geniş kapsamını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bu tez çalışması transgender anlatıcıların rolünü ve beden aracılığı ile ifade edilen sabit cinsel kimlik statüsünün eleştirisini irdelemek ve uygun bir bağlama yerleştirmek için Virginia Woolf'un Orlando, Angela Carter'ın The Passion of New Eve ve Jeanette Winterson'ın Written on the Body eserlerini inceler. Bu bakımdan, Virginia Woolf'un Orlando eseri toplumsal cinsiyet olgusunun nasıl tekrar şekillendiğini ve yeniden ifade edildiğini ve aynı zamanda bir bedenin nasıl sürekli dönüşüm içerisinde olduğunu gösterir. Sonrasında, Angela Carter'ın The Passion of New Eve eseri bireyin toplumsal kimliğinin nasıl sürekli değiştiğini ve nasıl dünyayı sürekli olarak tekrar şekillendirdiğini göstermektedir. Diğer taraftan, Jeanette Winterson'ın Written on the Body romanı anlatıcının cinsiyet ve cinsel kimliği belirtilmeden okuyucunun anlatıcının cinsiyetini tartışabilmesinin nasıl mümkün olduğunu ve metindeki cinsiyet kimliğinin eksikliği karşısında okuyucu anlatıcıya nasıl cinsel kimlik öngörebiliyor konularına dikkat çekmiştir. Böylelikle bu tez sınırlar ötesi transgender bir figürün varlığı ile toplumsal cinsiyet belirsizliğinin her bir romanda nasıl oluşturulduğunu ve bu oluşumun okuyucuların zihnindeki toplumsal cinsiyet olgusu dinamiklerini sorgulamalarını ve cinsiyet ve cinsel kimlik kategorileri üzerine tekrar düşünmelerini sağlamıştır. Ayrıca, bu tez her bir yazarın cinsiyet değiştiren bedenleri dilin belirsizliği ve zaman ve mekân algısının kopukluğu üzerinden nasıl metnin içine işlediğini göstermiştir. Aynı zamanda, bu tez her bir romandaki transgender figürün geleneksel cinsel kimlik ve toplumsal cinsiyet algısının yapılandırılması, sürdürülmesi ve yayılması hususunda etkin olan baskın söylemlerin yeniden yapılandırılmasını sağlamada gerekli bir araç olarak karşımıza çıkartıldığını göstermiştir. Anahtar Sözcükler: Virginia Woolf, Angela Carter, Jeanette Winterson, transgender, toplumsal cinsiyet belirsizliğiArticle Citation - WoS: 19Citation - Scopus: 21Gender Inequity in Thermal Sensation Based on Emotional Intensity for Participants in a Warm Mediterranean Climate Zone(Elsevier France-editions Scientifiques Medicales Elsevier, 2023) Ceter, Aydin Ege; Ozbey, Mehmet Furkan; Turhan, CihanThe deficiencies of the one of the most preferred conventional thermal comfort models, the Predicted Mean Vote/ Percentage of Predicted Dissatisfied (PMV/PPD) method have emerged over time since the model does not take psychological parameters such as personal traits, mood states and adaptation into account. Therefore, re-searchers have focused on Adaptive Thermal Comfort models that integrate human behaviours into the model for better prediction of thermal comfort. In addition to the influence of the behaviours of occupants, thermal comfort may be evaluated as a subjective term, thus, the effect of one of the psychological parameters, current mood state, on thermal sensation cannot be ignored for predictions. Although, the effect of current mood state on thermal sensation is a vital concept, the findings of the studies are not effective and comprehensive in the literature. For this reason, the aim of this study is to examine the relationship between current mood state and thermal sensation in gender difference aspect. Therefore, a series of experiments were conducted in a university study hall between August 16th, 2021 and August 1st, 2022. The current mood states of the participants were evaluated with the Profile of Mood States (POMS) questionnaire and the results were represented by a novel approach called Emotional Intensity Score (EIS). One tailed t-test was applied for investigating the relationship between the EIS and the thermal sensation. Findings of the research showed that a significant association exists between the EIS and thermal sensation for male participants while no relationship was found for female.
