Search Results

Now showing 1 - 7 of 7
  • Master Thesis
    Devrim Sonrası İran'ın Değişen Dış Politika Algılaması
    (2005) Taflıoğlu, Serkan; Hurmi, Bahar
    11 ÖZET DEVRİM SONRASI İRAN'IN DEĞİŞEN DIŞ POLİTİKA ALGILAMASI İslam devrimi sonrası, ana görüşler devrim ihracı ve tüm dünyadaki Müslümanların hamisi olmaktı. İdealistler jeo-stratejiye ters olan islami bir dış politika uygulamak istiyorlardı. Onlar bir İslam ülkesinin dış siyasetini adalet, iyi niyet ve islami esasların yönlendirmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu görüşün taraftarları, uluslar arası alanda, büyük güçlerin hakimiyetini reddedip, kendilerinde gerçekleşen devrim gibi, devrimlerin gerçekleşmesi için islami özgürlük hareketlerine ve ezilmiş halk hareketlerine maddi ve siyasi destek verilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Diğer taraftan realistler, diğer ülkelerle özellikle büyük güçlerle barışçıl ekonomik ve diplomatik ilişkilerinin geliştirilmesini vurgulamaktaydılar. Uluslar arası seviyeden daha çok ulusal seviyede yoğunlaşmaktaydılar. Bu araştırmanın ilk bölümünde, İslam devriminin tarihsel gelişimi ve ilk dönem liberaller ve ruhaniler arasında ki çatışma incelenecektir.Mehdi Bazargan hükümeti devrim ihracı felsefesine ve büyük güçlere meydan okumaya inanmıyordu. Amerika Birleşik Devletleri de dahil batı ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmak istiyordu. Fakat Ayetullah Humeyni taraftarlarının Amerikan Elçiliği'ni işgal etmesiyle, Bazargan hükümeti istifa etmiş ve ruhaniler İran'da hakim olmuşlardır. Yine bu bölümde, İran anayasal yapısı ve dış politika üzerinde etkili kurumlar hakkında bazı bilgiler verilmiştir. İran-Irak arasındaki toprak sorununun tarihsel geçmişi hakkında bazı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, devrim sonrası ilk on yılda 'ne doğu ne batı' ve 'ümmet' siyasetinin dış politikada uygulanması süreci değerlendirilmiştir. Bu dönemde iki farklı grup olsa da, esas mücadele coğrafi sınırlar yerine ideolojik sınırın islami ideolojinin yayılması ve devrim ihracı söylemleri üzerinde gerçekleşmekteydi. Ayetullah Humeyni 'nin vefatıyla Rafsancani iktidara gelmiş, savaşın bitimiyle dış tehditler azalmıştır. Sovyetler birliği'nin çöküşüyle, İran'ın çevre koşulları değişmiştir. Bu bölümde İran'ın Avrupa Birliği, Türkiye ve arap devletleri ile olan ilişkileri de değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, Hatemi'nin sivil toplum ve çoğulculuk söylemi ile iktidara gelmesiyle, dış politikada yeni etkenler girmesi incelenmiştir. 11 Eylül saldırıları sonucu İran'ın uluslar arası politikada ki konumu ve bunun dış politikasına etkisi değerlendirilmiştir. İran'ın Avrupa Birliği ile olan ekonomik siyasi ilişkileri ve İran nükleer enerji siyaseti de bu bölümde incelenmiştir. Sonuç bölümde ise, İran'ın iç politikada ki gelişmeleri ve bunun İran dış politikasına ve bölgeye muhtemel etkileri değerlendirilmiştir.
  • Master Thesis
    Turkey's Democratzation and Its Effect on Fereign Policy Decision Making
    (2005) Ager, John Ericsson; Bal, İdris
    ÖZET Bu çalışmanın amacı demokrasi ve demokrasinin Türkiye'de dış politika kararların oluşturulmasına etkilerini incelemektir. Çalışmada Öncelikle 1991 Irak Savaşı'ndan bugüne kadar olan dönem incelenmekte ve Türkiye de demokrasideki gelişmeler ile bu gelişmenin politikayı oluşturma sürecine etkileri arasında bir bağ kurulması araştırılmaktadır. Son zamanlarda yapılan anayasa ve yasal değişikliklere özel önem verilerek değişikliklerin dış politikada alınan kararları nasıl etkilediği ortaya konulmak istenmiş ve bu çalışmayla genel olarak demokrasinin dış politikada alınan kararları nasıl etkilediği anlatılmaya çalışılmıştır. Girişten sonra gelen ikinci bölüm karar verme çalışmasına ye yönelik Teori üzerinde değişik yaklaşımları içeren teorik çalışmalardan oluşmaktadır. Dört analiz düzeyi ele alınmış ve bunların aracılığıyla farklı karar verme yöntemleri incelenmiştir. Üçüncü bölüm bir demokrasi çalışmasıdır. Burada, demokrasi felsefesi ve bugünkü demokrasi teriminin anlamı incelenmiştir. Ayrıca, demokrasinin kalitesini ve günümüz dünyasındaki en yaygın hükümet sisteminin değişik unsurlarım incelemek için bir çerçeve kurulmuştur. Dördüncü bölüm çalışmanın en önemli kısmım içermektedir. 1999 Helsinki Zirvesinden itibaren Avrupa Birliği adaylığı ile hızlı değişimi vurgulanarak, Türkiye'nin demokrasi, karar verme sistemi ve 1990'lann başında başlayan demokratikleşmesi üzerinde durulmuştur. Bu bölümün sonunda, dört farklı karar verme analiz düzeyi ile Türkiye'nin karar verme yöntemi ve uğradığı değişimler konusunda bir sonuca varmaya çalışılmıştır. Beşinci bölüm Türkiye'deki karar vermeye ilişkin iki olayı içermektedir. Bunlar 1991 ve 2003 Irak Savaşları üzerinedir. Bu iki olayın analizi, önemli bir demokratikleşme sürecindeki iki farklı olayda oluşan farklı karar alma süreçlerini anlamak için kullanılmıştır. Sonuç olarak, Türk politika sisteminin demokratik kalitesinde anlamlı ve önemli bir değişiklik olmuş ve bu değişikliğin dış politika kararlarının alınması sürecine fark edilir derecede etkileri olmuştur. En önemli değişiklikler, bürokrasi, özellikle silah kuvvetler ve hükümet arasındaki güç ilişkileri ile hükümetin dışında yeni ortaya çıkan medya, kamuoyu ve karar vermede direk rol oynamayan çevreler ile ilgilidir. Bu gruplar karar vermeyi direk bir şekilde etkilememiş olsalar bile daha kaotik ve karışık bir karar verme ortamı yaratmışlardır. Bu yem ortamı ve gelecekteki Türk Dış Politikasını anlamak için geleneksel rasyonel analiz sistem yeterli değildir ve bu demokratikleşmenin bir sonucudur. İlave olarak beklide söz konusu sürecin karmaşıklığı, demokrasilerin diğer yönetim şekillerine göre daha barışçı bir uluslararası aktör olduğunun kanıtlarından birisidir. in
  • Master Thesis
    Kuzey Irak`ın Yapısı, Bölgedeki Oluşumlar, Bölge İçi ve Bölge Dışı Devletlerin Amaçları ve Etkileri
    (2005) Çaykuş, Mustafa; Bal, İdris
    SUMMARY At the first part of this study it was investigated the history of the Northern Iraq area until the Gulf War period. Iraq is an artificial existence, which was created by UK at the beginning of the XX Century. This artificiality forms the main source of the problems encountered for Iraq and for the region. Furthermore the Northern Iraq has been a problem for the belonging nation and the region since the foreigners handle. At the second part, it was concluded that Northern Iraq was not northern part of 36 parallel, contrary of it was supposed. Northern Iraq area was determined according to the existence of common Kurdish population and petroleum, instead of geographical basis. Northern Iraq has an ethnic, social and economical form always suitable to create a conflict. At the third part, the studies that have been done by USA in order to establish an influence area and control support point were studied later 1991 Gulf War. USA has strived for approximately ten years in order to reconcile always-conflicting IKDP and KYB. Finally USA succeeded to make an agreement between them. Beside that, while some neighboring countries in the region were supporting some of them were obstructing this initiations. At the fourth part, why the big countries and neighboring countries have seen Northern Iraq for their benefits, what are their aims and their roles in the progress of the region were evaluated. It was seen that the concerns about petrol and security were the most important reasons. Democracy, human rights and struggle against the global terrorism have been most common statements for expansion. The occupying Iraq was a part of the strategy to have guaranty of the petrol flu over Middle East and to provide the security of Israel. The establishing a government on federation basis and liable to the external will be source of new conflicts for all Middle East region.
  • Master Thesis
    1990`larda Türk Dış Politikasının Oluşumu Güvenlik Kaygıları ve Milli Güvenlik Kurulu`nun Rolü
    (2003) Canikoğlu, Erhan; Gözen, Ramazan
    ÖZET 1990'LARDA TÜRK DIŞ POLİTİKASININ OLUŞUMU: GÜVENLİK KAYGILARI VE MİLLİ GÜVENLİK KURULU'NUN ROLÜ Erhan Canikoğlu SBE, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Yüksek Lisans Tez Yöneticisi: Doç. Dr. Ramazan Gözen Temmuz, 2003 Dış politika analizinde karar alma yaklaşımını benimseyen davranışçı ekole mensup yazarlar, karar sürecinin her zaman rasyonel modele uygun gelişmediğini, süreçte örgütsel ve bürokratik etkenlerin önemli rol oynadığını ortaya koydular. Biz de bu teorik yaklaşım ışığında, Türk dış politikasının 1990'lardaki oluşum sürecinde güvenlik kaygılarının ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK)'nun rolünü analiz edeceğiz. Türkiye'de dış politikanın oluşumu ağırlıklı olarak Atatürk'ün öngördüğü ilkelere ve yönelimlere dayanmıştır. Soğuk Savaş döneminin sona erdiği ve dünyada küresel düzeyde radikal değişimlerin yaşandığı 1990 Tarda, Türk dış politikası geleneksel çizgilerini korumuştur. Türk dış politikasının oluşum sürecinde hükümetlerin yanında, sivil ve asker bürokratlar da önemli rol oynamıştır. Bu üst düzey karar alıcılar, 1961 'de kurulan MGK'da temsil edilmektedirler. Bu çalışmanın amacı, milli güvenliğin sağlanması için kurulan MGK'nın, tarihsel ve anayasal gelişimini ve devlet aygıtı içindeki yerini incelemek, güvenlik kaygılarının ve MGK'nın, 1990 Tarda dış politika oluşumunda nasıl bir rol oynadığım, belirli dış politika davranışları açısından ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Türk Dış Politikası, Karar-alma, Güvenlik, Milli Güvenlik Kurulu IV
  • Master Thesis
    Adana Mutabakatına Giden Süreç ve Sonrasında Türkiye-suriye İlişkileri
    (2005) Uğurlu, Fatih; Bal, İdris
    ÖZET Bu çalışmada, Türkiye-Suriye ilişkilerinde bir dönüm noktası olan ve Suriye'nin Türkiye'ye karşı PKK faaliyetlerini desteklemeyeceğini taahhüt ettiği Adana Mutabakatı'na nasıl gelindiği ve sonrasında iki ülke üişldlerinin nasıl geliştiği incelenmiştir. Öncelikle, uzun yıllar iki ülke ihşküerinin gelişmesinin önünde engel teşkil etmiş olan Hatay, su ve terör gibi yapısal sorunlar ele alınmıştır. Bu sorunların ortaya çıktıkları tarihten, Adana Mutabakatı'nnı imzalandığı 1998 yılma kadar olan dönemde, nasıl geliştikleri ve ikili ilişkileri nasıl etkiledikleri hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra, Türkiye tarafindan 1996 yılından itibaren planlı bir strateji kapsamında tırmandırılarak, iki ülkeyi savaşm eşiğine getiren 1998 Türkiye- Suriye krizi ve devamında imzalanan Adana Mutabakatı, kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Son olarak, Adana Mutabakatı'ndan günümüze kadar olan dönemde, bu konunun tez konusu olarak seçilmesinde de belirleyici olan, iki ülke iHşküerinin baş döndürücü bir hızda gelişerek, daha önce hiçbir zaman ulaşamadığı bir seviyeye gelmesinde, hangi faktörlerin belirleyici olduğu araştalmışur. Bu süreçte, iki ülke yönetiminde yaşanan değişikliğin, ABD'nin Irak harekatı sonrası bölgede bir Kürt devletinin kurulma olasılığının günden güne güçlenmesinin ve Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında son dönemde Suriye'ye uygulanan baskıların etkili olduğu sonucuna ulaşılmışur. ABSTRACT In this study, how it was accrued to Adana Agreement which was a turning point at Turkey-Syria relations and Syria committed that it will not support PKK actions against Turkey and how the relations of two countries developed consequently are examined. First of all the structural matters such as Hatay, water and terror which impaired the development of two countries relations are considered. Information has been provided about how these problems developed in the period from the date of their occurrence to year 1998 in which Adana Agreement has been concluded and how they affected the mutual relations during this period. Then 1998 Turkey-Syria crisis which was raised by Turkey with in the scope of planned strategy since 1996 and got two countries on brink of war and Adana Agreement concluded as a result of this are analyzed in details. Lastly which factors were determinable n
  • Master Thesis
    İsrail'in Kuzey Irak Politikası, Bu Politikanın Türk İç ve Dış Politikalarına Yansımaları
    (2005) Şahiner, Muhammed Emin; Dağı, Zeynep
    ÖZET Türkiye'deki akademik ve siyasi çevrelerde genelde Kürt sorunu, özelde ise Kuzey Irak bağlamında Kürt sorunu sık sık tartışma konusu yapılmıştır. Ancak Kürt sorununun siyasi boyutuyla ve özellikle de bir 'Kürt Devleti' hedefiyle çok yakından ilgili olan İsrail'in bu konuyla bağlantısı üzerinde yeteri kadar durulmamıştır. Oysa bu ülke, Ortadoğu'da bir Kürt Devleti kurulmasını isteyen ve kendisine bu yönde bir strateji belirleyen yegane güç olarak, çok daha fazla büyüteç altına alınmayı gerektirmektedir. Bu tez, Kuzey Irak'taki gelişmelerle İsrail boyutunu inceleme konusu yapmakta ve sözkonusu ülkenin, Kürt sorunundaki rolünü ve bu rolün nedenini ayrıntılı bir biçimde analiz etmektedir. İsrail'in 'Kürt Politikası'nı detaylı biçimde görmek son derece önemlidir, çünkü 'ABD'nin Kürt Politikası' olarak tanımlanan politikalarda İsrail'in Kürt Politikası'nın izlerini görmek mümkündür. İsrail'in genel anlamda güvenlik konsepti ve Ortadoğu stratejisinin bir analizi yapılmadan Kuzey Irak'taki Kürt sorunu tam olarak anlaşılamaz. İsrail Ortadoğu'daki varlığını daimi bir tehdit altında görmektedir. İsrail'in bu tehdide karşı hep çatışma eksenli bir politika tercih etmesi onun için rasyonalitenin bir gereğidir. Çevresini kuşatan Arap denizi tarafından yok edilme korkusu yaşayan İsrail, varlığının devamını kendisini kuşatan Arap ülkelerinin istikrarsızlıklarında ve onların iç etnik kargaşa ortamlarıyla zayıf düşüp parçalanmalarında aramakta ve bu noktadan hareketle komşu devletlerin bünyesinde yer alan ayrılıkçı hareketlere kayıtsız kalmamakta, onları desteklemektedir. Bu genel dış politika anlayışının Irak versiyonu da Kuzey Irak'ta gelişen Kürt isyanını destekleme şeklinde kendini göstermiş ve göstermektedir. Bu bağlamda, tezimde İsrail'in bahsi geçen politikalarını Kuzey Irakla bağlantı kurarak ayrıntısıyla irdelemeye çalıştım. Çok boyutlu ve kompleks bir uluslararası ilişkiler yumağının ürünü olan Kuzey Irak'taki Kürt sorunu yalnız İsrail-Irak ilişkileri bağlamında ele alınamaz. Kürt sorununu etkileyen en önemli denklemlerden olan İran-İsrail, İran-Irak, Türkiye- İsrail, Türkiye-Irak ilişkilerinin ve bu ilişkilerin içinde İsrail'in koruduğu özel konumun incelemesi konunun derinlemesine analizi için bir gerekliliktir. Ayrıca, İsrail'in Kürt stratejisinin 'ABD'nin Kürt stratejisine' nasıl etki ettiği sorusu ya da bir başka deyişle Washington'daki İsrail lobisinin Kürt sorunuyla olan ilişkisi, bu lobilerin Kuzey Irak ile ilgili faaliyetlerinin bilinmesini gerektirmektedir. Bu konularda tezimde incelemeye tabi tutulmuştur. Bölgede bir Kürt Devleti kurulmasını kendi toprak bütünlüğü için büyük bir tehdit olarak gören Türkiye'nin, bölgede bir Kürt Devleti kurulması fikrinin en kadim ve istikrarlı destekçisi olan İsrail'le stratejik ortak haline gelmeye çalışmasının ne denli irrasyonel bir seçim olduğu ve ironik bir durum arzettiği İsrail ile Türkiye'nin bölgedeki menfat uyuşmazlıklarının yol açtığı çatışma alanlarının, uzlaşma alanlarından fazla olduğu tezin ileriki bölümlerinde ortaya konmaya çalışılmıştır. Özellikle, bu tezimin hazırlanması sırasında bana verdiği destek, gösterdiği ilgi ve alaka nedeniyle tez danışmanım sayın Yrd.Doç.Dr.Zeynep DAĞI hocama teşekkürlerimi bir borç bilirim.
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği'nin Yasa Dışı Göç Politikası ve Bu Politikanın Türkiye'nin Üyelik Sürecine Etkileri
    (2012) Baykul, Başak Pınar; Keser, Ulvi
    Küreselleşmenin sunduğu ulaşım ve haberleşme olanakları sayesinde insan mobilitesi önceki yıllara göre önemli ölçüde artmıştır. Yine küreselleşmeden kaynaklanan ekonomik sorunlar insan mobilitesine ivme kazandırmaktadır. Ülkeler arasındaki gelişmişlik ve refah uçurumunun derinleşmesi sonucu, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan ve daha iyi bir yaşam arayışında olan insanlar, gelişmiş ülkelere göç etmektedir. Ayrıca iç savaş, kıtlık, doğal afetler gibi unsurlar da göçe katkıda bulunmaktadır.AB son küresel krize rağmen dünyanın pek çok bölgesiyle kıyaslandığında halen istikrarlı ve müreffeh bir coğrafyadır. Bu durum onu göç hareketlerinin hedefi haline getirmektedir. Göçün olumsuz etkilerinden uzak kalmayı amaçlayan Avrupa Birliği bir yandan yasa dışı önleyici tedbirler almakta, diğer yandan yasal göç kanallarını nitelikli göçmenlere uygun biçimde yeniden düzenlemektedir.Yasal göç kanallarının tıkanması AB ülkelerine gitmek isteyen göçmenleri yasa dışı yollara sevk etmektedir. Çoğu gelişmekte olan Asya ve Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin büyük bölümü Avrupa Birliği ülkelerine Türkiye üzerinden girmeye çalışmaktadır. Türk-Yunan kara sınırından ya da Ege kıyılarımızdan önce Yunanistan'a, ardından diğer AB ülkelerine geçen yasa dışı göçmenler, ülkemizi de yasa dışı göçün içine çekmektedir.Türkiye Avrupa Birliği'ne yönelik yasa dışı göç akımlarının kaynağını oluşturmamaktadır. Türkiye'nin Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarını birleştirme özelliğinden yararlanan suç örgütleri, göçmenleri ülkemiz üzerinden yasa dışı geçiş yapmaya yöneltmektedir. Sonuçta Türkiye Avrupa Birliği'ne yönelik yasa dışı göç hareketlerinden transit ülke olarak etkilenmektedir.AB'ye yönelik yasa dışı göçün önlenmesi konusunda Türkiye olanakları çerçevesinde her türlü çabayı göstermektedir. Ancak bu çabanın başarıya ulaşması için Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye gereken desteği vermesi gerekmektedir. Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle Avrupa Birliği'nin yasa dışı göçle mücadelede ona her zaman ihtiyacı vardır. Yasa dışı göç sorunu ile tek başına mücadele etmek zorunda bırakılmış bir Türkiye, Avrupa Birliği için her zaman risk oluşturacaktır.