Search Results

Now showing 1 - 10 of 12
  • Master Thesis
    Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye'nin Konumu
    (2007) Tekkaya, Dicle; Olcay, Bülent
    Ortadoğu kavramından bahsedildiğinde daha ziyade dinsel anlamda Müslümanların,etnik anlamda ise Türk, Arap ve Farsların çoğunluğu oluşturduğu bir bölgeden sözedilmektedir. Bununla birlikte slamiyetin yanında Yahudilik ve Hıristiyanlık da diğer önemlidinler olarak bölgedeki siyasi gelişmelerde her zaman önemli role sahip olmuşlardır. Türkler,Araplar ve Farslardan oluşan yapısında Kürtler ve Yahudiler de belirleyici rol oynamaktadır.Bu bölge tarih boyunca medeniyetlerin beşik noktası olarak anılmıştır.Ortadoğu'nun modern tarihini ikiyüzyıl önce başlatan hegemon güçler, ikiyüzyılboyunca Ortadoğu'ya zaman zaman doğrudan zaman zaman da sürekli karıştılar ve bubölgeye düzen vermek istediler. Ortadoğu'ya odaklanan bu güçler ?Büyük Ortadoğu Projesi?ile yeni bir düzen arayışı içindedirler. Bu proje ABD'nin Soğuk Savaş sonrasında tek kutuplukalan dünya üzerinde egemenliğinin sürmesini sağlamak üzere kurulmuş bir projedir. BOPküreselleşme ile aşınmaya uğrattığı tüm uluslardan bağımsız hareket eden küresel elitin içindeolduğu uluslar arası güçlerin, gerekse de ulus devlet düzleminde süper güç olan ABD'ninçıkarlarına uygun bir projedir.
  • Master Thesis
    Entegrasyon Teorileri Işığında Avrupa Birliği Bütünleşmesi ve Geleceği
    (2009) Kozan, Mert; Olcay, H. Bülent
    Bu tezin amacı, bugün dünyada stratejik, ekonomik, demografik ve politik yönde önemli bir aktör olan Avrupa Birliği'nin oluşum ve gelişim fikrinin nasıl başlayıp nasıl devam ettiğinin analizini sunmaktadır. Bu tezin ana argümanı ?bugüne kadar Avrupa Birliği çerçevesinde süregelen bütünleşme çabalarının, ulus-üstü ya da hükümetler-arası bir karakter yerine; hiçbir bütünleşme kuramı ile açıklanmayan kendine has, karma bir biçimde gelişmekte olduğu?dur. Tezin ilk bölümünde, 1950 ve 1980 yılları arasında gerçekleştirilen bütünleşme çabaları hükümetlerarasıcılık ve yeni işlevselcilik kuramları ışığında incelenecek ve o dönem Avrupa'da yaşanmış krizlere bakılacaktır. İkinci bölümde ise, 1980 ve 1994 yılları arasında ulusüstücülük kuramı çerçevesinde bütünleşme çabaları irdelenecektir. Tezin üçüncü ve son bölümüne gelindiğinde, özellikle Yeni-Ortaçağcılık kuramı üzerinde durulacak ve sonuç kısmında Avrupa Birliği bütünleşmesinin kendine has bir şekilde gerçekleşme yolunda ilerlediği kanıtlanacaktır.
  • Master Thesis
    Türkiye-avrupa Birliği Müzakere Süreci
    (2013) Altan, Hacer Pınar; Utku, Mustafa Kemal
    Türkiye'nin AB serüveni ilk olarak 31 Temmuz 1959 tarihinde AET'ye üyelik başvurusu yapmasıyla başlamıştır. 11 Eylül 1959 tarihindeki AET Bakanlar Konseyi toplantısı neticesinde Türkiye arzusuna olumlu bir yanıt almış ve AET Bakanlar Konseyi, Türkiye'nin yapmış olduğu başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık antlaşması imzalanmasını önermiştir. Bu bağlamda Türkiye-AET ilişkilerinin hukuksal temeli 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Antlaşması olmuştur. Takip eden yıllarda Türkiye'nin Kıbrıs sorunu AB tarafından bize karşı bir koz olarak kullanılmış ve neticede Türkiye'nin AB'ye tam üyelik başvurusu sonuçsuz bir sürece dönüşmüştür. Çalışmamızda, biz bu sorunun AB tarafından nasıl engel olarak öne çıkarıldığını ve Kıbrıs konusunda AB'nin Türkiye'den yerine getirmesini istediği bazı hususların, Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla nasıl uyuşmadığını gözlemleyerek belirttik.
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği'nin İnsan Hakları Politikasının Felsefi Temelleri ve Tarihsel Gelişimi
    (2011) İstanbullu, Elif; Köksal, Tunay
    İnsan hakları; insanın, insan olmak nedeni ile sahip olduğu doğal haklarının bulunduğu savına dayanmaktadır. Bu açından, devredilemez ve vazgeçilemez karakterde olan insan hakları kişisel, siyasi, ekonomik ve sosyal tüm hakları kapsamaktadır. İnsanın haklara sahip olduğu ön kabulü, iki ana ilke olarak eşitlik ve özgürlük kavramlarına dayanmaktadır.İnsan haklarının felsefi temelleri İlkçağ Grek felsefesine dayanmaktadır. Platon ve Aristoteles'in ideal toplum düzenine ilişkin söylemlerini insan hakları ile ilişkilendirmek mümkündür. Ancak, doğal hukuk fikri ilk defa Stoa filozofları tarafından ortaya atılmış ve farklı dönemlerde temsilciler bulmakla beraber VXI. yüzyıldan itibaren Toplum Sözleşmesi Kuramları ile tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Aydınlanma yüzyılı ile beraber kavramsal çerçevesini oluşturan insan hakları, böylece XX. Yüzyılda uluslar arası düzeyde çeşitli insan hakları belgelerinin imzalanmasına vesile olmuştur.Avrupa Birliği'nin, kültürel temellerini İlkçağ Grek felsefesinden başlayarak Batı düşüncesine dayandırılmaktadır. Hem XX. Yüzyıldan itibaren insan haklarının korunup geliştirilmesinin uluslararası düzeyde önem kazanmış olması, hem de kültürel kökleri dolayısıyla AB'nin, insan haklarının korunup geliştirilmesini temel bir değer olarak görmesi kaçınılmazdır. Buna karşın başlangıçta ekonomik bir entegrasyona yönelen Avrupa Birliği'nin, hukuki metinlerinde uzun bir süre insan haklarına kapsamlı olarak yer verilmemiştir. 7 Aralık 2000 tarihinde Konsey tarafından ilan edilen ?Temel Haklar Şartı? ile ilk defa, Avrupa Birliği'nde temel hak ve özgürlüklere ilişkin kapsamlı bir listesi oluşturulmuştur. 13 Aralık 2007'de imzalanan Lizbon Antlaşması ise Avrupa Birliği'nin insan haklarının korunup geliştirilmesine yönelik kararlığına daha sağlam temeller kazanmıştır.Anahtar Kavramlar1.İnsan Hakları2.Doğal Hukuk3.Avrupa Birliği4.AB Temel Haklar Şartı5.Lizbon Antlaşması
  • Master Thesis
    11 Eylül 2001 Terörist Saldırısı Neticesinde Abd'nin Güvenlik Algılamalarındaki Değişiklik
    (2007) Bektaş, Buket; Bal, İdris
    Bu çalışma'da 11 Eylül sonrası süreçte, ABD'nin benimsediği yeni güvenlikstratejileri ve uygulamaya koyduğu ?Önleyici Saldırı? doktrini, arka planı ve sonuçlarıele alınarak incelenmiştir. Bu çerçevede, ABD'nin mevcut politikalarının olumsuzyansımaları ve hatalı yönleri de ele alınmaktadır.Çalışma'nın ortaya koymaya çalıştığı temel görüş, 11 Eylül sonrasında,ABD'nin ulusal güvenlik kavramını, küresel bir güç olması sebebiyle,küreselleştirmesi ve bu çerçevede güvenlik sorununu yanlış algılayarak, yanlışpolitikaları uygulaması ve bunun sonucunda, içinden çıkılamayan bir güvenlikbunalımına ya da güvenlik sendromuna, gerek dünyayı; gerekse kendisini sürüklemişolmasıdır. Bu tespitler yapılırken, çalışma boyunca, öncelikle 11 Eylül öncesiAmerikan dış politikası, klasik temelleri ve uygulamalarıyla ortaya konulmaya veanlaşılmaya çalışılmıştır. Bu yapılırken, Amerikan dış politikasının geçen zaman vedeğişen uluslararası koşullar çerçevesinde ne şekilde dönüşüm gösterdiği tarihsel birperspektifle ifade edilmeye çalışılmıştır. Bunu takiben; 11 Eylül olaylarına sebebiyetveren küresel terörün temelleri ifade edilmeye çalışılarak, 11 Eylül olaylarına kadargelen süreç tahlil edilmeye çalışılmıştır. Bu arka plan bazında, ABD'nin 11 Eylülsonrası geliştirdiği yaklaşımlar ve uygulamaya koyduğu yasal düzenlemeler hakkındadetaylı bilgi sunularak, 11 Eylül sonrası Amerikan stratejisinin dayandığı noktalarirdelenmiştir.Çalışma'da 11 Eylül öncesi sürecin üzerine 11 Eylül sonrası yaklaşım vepolitika farklılıkları oturtularak, analitik bir yaklaşımla, ABD'nin, 11 Eylül sonrasındamuğlaklaşan ?güvenlik? kavramını, ne şekilde ?güvensizlik? kavramıyla özdeş halegetirdiği ifade edilerek; küreselleşen bir dünyada güvenliğin ve güvensizliğinküreselleşmesinin yarattığı olumsuz sonuçlar ve etkileri incelenmektedir.Anahtar Kelimeler: 11 Eylül, önleyici saldırı, küresel güvensizlik, güvenlikbunalımı, güvenlik sendromu,
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği'nin Hazar Bölgesi'ne Yönelik Enerji Politikası ve Türkiye'ye Etkileri
    (2010) Avcı, Müşerref; Bal, İdris
    Enerji, petrolün keşfedildiğinden beri uluslararası ilişkileri farklı şekillerde etkilemiş, enerji kaynaklarını kontrol altına almak için yapılan savaşlar, güçlü devletler arasında enerji deposu olan bölgeler üzerindeki çekişmeler, dünya politikasının esasını oluşturmuştur. Günümüzde Sovyetler Birliği'nden ayrılan Hazar ülkelerinin enerji kaynakları üzerindeki mücadelenin dünyada bloklaşmaların sona erdiği bir dönemde de sürmesi, enerji ile ilgili gelişmelerin uluslararası ilişkiler açısından ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Özellikle kaynak çeşitlendirmek ve istikrarsız bölgelere bağımlılığını azaltmak için Hazar bölgesinin enerji kaynaklarına yönelen Avrupa Birliği de, enerji stratejilerinin önemli aktörlerinden biri olarak karşımıza çıkarak 20'nci yüzyılın ortalarından itibaren enerji politikalarının içinde yer almıştır.Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte yeni doğal gaz ve petrol rezervlerinin ortaya çıkması, Körfez Savaşı, Afganistan ve Irak Harekatları son yıllarda dünyada enerji politikalarına verilen önemi artırmıştır. Önümüzdeki dönemde de Hazar Havzası enerji kaynaklarının kontrol altına alınması konusunda uluslararası mücadeleler devam edecek, dünyanın yeniden şekillendirilmesinde esas faktör olacaktır. Hazar Havzasındaki mevcut kaynaklar dünyanın enerji ihtiyacının bir bölümünü karşılayabilecek düzeydedir. Bölge ile ilgili en önemli sorun, enerji kaynaklarının kontrolünden çok tüketim alanlarına nasıl ulaştırılacağıdır. Bu safhada coğrafi konumu ve sözü geçen ülkelerle olan tarihi ve kültürel bağları, Türkiye için önemli bir fırsat yaratmaktadır. Topraklarında yeterince petrol ve doğal gaz bulunmayan Türkiye, yakın bölgedeki kaynakların taşınmasında oynayacağı rol ile bu açığını büyük oranda kapatabilecek, jeopolitik ve jeoekonomik durumunu güçlendirebilecektir. Türkiye böylesine önemli olan stratejik özelliği ile AB enerji politikalarına dahil olabilecek ve belki de ileride bu avantajını kullanarak AB'ye üye olabilecektir.
  • Master Thesis
    AB yolunda Ukrayna: Avrupa komşuluk politikası ve AB - Ukrayna ilişkileri
    (2015) Sarı, Gözde; Yılmaz, Gözde
    Avrupa Komşuluk Politikası (European Neighbourhood Policy – ENP), AB'nin 2004 genişlemesi sonrasında ortaya çıkan 'güvenlik' ve 'hazmetme kapasitesi' sorunlarına yönelik çözüm bulmak ve komşuları ile ilişkilerini düzenlemeyi amaçlayan bir politika alanıdır. Ukrayna, AB üyelik perspektifine sahip bir ülke olarak ENP sürecinin en başından beri yer almıştır. Diğer taraftan; 2004 yılında yaşadığı Turuncu Devrim, AB-Ukrayna ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuş ve AB-Ukrayna ilişkileri büyük bir ivme kazanmıştır. Fakat devrim sonrası dönemde, Ukrayna'da AB eğilimi bir düşüş yaşamıştır. Diğer taraftan; Ukrayna'nın azalan AB eğilimi, Kasım 2013'de meydana gelen EuroMaidan olaylarıyla, yeniden yükselişe geçmiştir. Bu kapsamda; Turuncu Devrim'den on yıl sonra meydana gelen EuroMaidan olayları, Ukrayna'nın AB yolunda bir kısır döngü yaşadığını göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; Turuncu Devrim ile AB'yle yakınlaşan Ukrayna'nın devrim sonrası dönemde AB ile ilişkisini ENP kapsamında değerlendirmek ve EuroMaidan olayları da göz önüne alınarak, AB'nin ve ENP başta olmak üzere AB politikalarının Ukrayna üzerindeki etkisi ile AB-Ukrayna ilişkilerinde yaşanan kısır döngünün nedenlerini ortaya koymaktır. Bu çalışmada; bu kısır döngünün nedenlerinin; AB'nin ENP politikasının Ukrayna'nın istediği üyelik perspektifini sunmaması, ENP'nin yapısal problemleri ile Ukrayna'nın iç dinamikleri ve Rusya olduğu tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler Avrupa Birliği, Avrupa Komşuluk Politikası, Ukrayna, Turuncu Devrim, EuroMaidan olayları.
  • Master Thesis
    Kıbrıs Sorununda Avrupa Birliği'nin Rolü (1990-2004)
    (2014) Hatip, Emine; Keser, Ulvi
    Bu çalışmanın çerçevesini Avrupa Birliği (AB)'nin Kıbrıs konusunda tarafsızlığını yitirmeye başladığı 1990 yılından bölünmüş bir Kıbrıs'ı Birliğe tam üye olarak kabul ettiği 2004 yılına kadar olan dönem oluşturmaktadır. İngiltere'nin 1961'de AET'ye tam üyelik başvurusu yapmasına paralel olarak Kıbrıs ile AB arasındaki ilişkiler gelişmeye başlamış ve 1970'lerde Kıbrıs Rum Kesimi AET ile Gümrük Birliği Anlaşması imzalamıştır. İngiltere'nin 1961'de AET'ye tam üyelik başvurusu yapmasına paralel olarak Kıbrıs ile AB arasındaki ilişkiler gelişmeye başlamış ve 1970'lerde Kıbrıs Rum Kesimi AET ile Gümrük Birliği Anlaşması imzalamıştır. AB 1990'lara kadar Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulabilmek için Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin çözüm yönünde attığı adımları güçlü bir şekilde desteklemiştir. 4 Temmuz 1990 tarihinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)'nin tam üyelik başvurusu üzerine Avrupa Topluluğu (AT) Kıbrıs'ın tam üyeliğe ehil olduğunu kabul etmiştir. AT sorunun çözümünü sağlamak için değil Kıbrıs'ın yer aldığı önemli bölgede kendi çıkarlarını korumak için söz konusu başvuruyu kabul etmiştir. Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı son BM planı Kasım 2002'de dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından 'Annan Planı' adıyla taraflara sunulmuştur. Çalışmada bu Planın olumlu ve olumsuz yanları ve neden Rumlar tarafından reddedildiği incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1. Kıbrıs Sorunu 2. BM 3. AB 4. Annan Planı
  • Master Thesis
    Türkiye'nin Ab Üyeliği Sürecinde Çözümlenmesi Şart Koşulan ?kıbrıs Sorunu? Nun Türkiye, Yunanistan, Ab ve Çevre Ülkeler için Stratejik Önemi
    (2009) Laçin, Alper; Olcay, Bülent
    Bu tezde Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde çözümlenmesi şart koşulan ?Kıbrıs sorunu? nun Türkiye, Yunanistan AB ve çevre ülkeler için stratejik önemi tartışılmış ve bu tartışma sonucunda gerçekten Kıbrıs Türkiye için bir sorun mudur? AB'ye üye olabilmek için sorun olarak görülen Kıbrıs Türkiye'nin AB'ne girmesi için gerçek sorun ve bunların doğurduğu sebepleri oluşturmakta mıdır? Bu durumlar ve sorunlar tartışılıp çıkan sonuç tezin sonuç bölümünde savunularak incelenmiş ve açıklanmıştır. Türkiye'de iktidar değişikliği sürecinde Kıbrıs sorunu ile ilgili alınan yollar veya kaybedilen zaman, Kıbrıs AB ilişkileri ve Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği, bu üyelik periyodunda GKRK `nin KKTC'den ayrı olarak başvurusu ve AB'nin Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde Kıbrıs'ı sorun ve yaptırım olarak Türkiye'nin önüne koyması ile alevlenen ada'da birlikte yaşayan Rum ve Türk'leri AB'nin kendi elleri ile bölmesi ve neredeyse bu düşmanlığı siyasi açıdan tırmandırması. Bu yıllardır süre gelen Türkiye Cumhuriyeti politikalarında ise Kıbrıs'ı verip kurtulma fikrine sahip parti ve hükümetlerin ne gibi sorunlara yol açtığını ve Türkiye Cumhuriyeti'ne nelere mal olduğu konusu işlenmiş, sonuç olarak da neler kaybettik, neler kazandık, bu yıllar süren sürüncemede ne kadar yol aldık, bunların ülkemize yansımaları. Çarpıcı olarak görülecektir ki Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti için hiçbir zaman bir sorun olmamış özellikle geçen birkaç senede AB tarafından bu konu Türkiye Cumhuriyeti'ni AB'ye alma sürecini uzatmak, AB'ye katılım için Bu stratejik kara parçasından vazgeçme şartını öne çıkarmak ve AB'ye katılma isteğini sorun olarak gördüğü bu konu ile bağdaştırıp Türkiye Cumhuriyeti'nin AB ye katılımını ne kadar istediğini ölçmek, biçmek ve tartmaktır.
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği'nin Ortadoğu Politikası ve Ortadoğu Politikasında Türkiye'nin Önemi
    (2010) Arık, Erkun; K.bilgiç, Veysel
    Bu tezin amacı, Türkiye'nin Ortadoğu'daki konumunun ve Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerinin AB üyeliği açısından Türkiye'ye sağlayacağı katkıların bulunup bulunmadığının incelenmesidir. Çalışmanın tezi demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, hukuk devleti, insan hakları gibi liberal Avrupa değerlerini benimsemiş Türkiye'nin Ortadoğu'daki konumunun ve bölge ile geliştirdiği ilişkilerin küresel bir aktör olmak için çaba harcayan AB'nin dış politikasına önemli katkılar sunacağı ve bu nedenle AB üyeliği yolunda Türkiye'ye ciddi bir avantaj sağlayacağıdır. Bu tezde önce konuya ilişkin kavramsal bir çerçeve oluşturularak AB'nin ve Türkiye'nin Ortadoğu politikası 1990'lardan bu yana kronolojik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Ardından Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin Ortadoğu politikasında yaratacağı sorunlar ve buna sağlayacağı katkılar tartışılmıştır.1970'lerin başından beri Ortadoğu bölgesine yönelik politikalar geliştirmeye çalışan AB bölge ülkeleriyle yaptığı ikili anlaşmalarla sınırlı kalmamıştır. Bölge ile kalıcı ilişkilerin kurulması için Ortadoğu barış sürecinin başarıyla sonuçlanması gerektiğinin farkında olan AB, Ortadoğu'ya yönelik uyguladığı Küresel Akdeniz Politikası, Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası, Barselona Sürecini ve Akdeniz İçin Birlik'i kapsayan Avrupa-Akdeniz Ortaklığı politikası ve Avrupa Komşuluk Politikası gibi bölgesel politikalarla bölgede etkin bir aktör olma isteğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Körfez İşbirliği Konseyi gibi bölgesel oluşumlarla da kurumsal ilişkiler geliştirmektedir. Ne var ki Avrupa Birliği'nin Ortadoğu'daki etkisi üye devletler arasında siyasi birliğin olmayışı, siyasi araçlar ve askeri yetenekler konusundaki kurumsal eksiklikler nedeniyle hala sınırlı düzeydedir. Türkiye'nin son on yılda Ortadoğu ülkeleriyle geliştirdiği güçlü ilişki, üye olması halinde AB'nin Ortadoğu politikasına önemli katkılar sunacaktır.Anahtar kelimeler: AB'nin Ortadoğu politikası, Türkiye'nin Ortadoğu politikası, AB-Türkiye ilişkileri, Türkiye'nin AB üyeliği.