Search Results

Now showing 1 - 10 of 116
  • Doctoral Thesis
    Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon'u Üzerine Transhumanist ve Eleştirel Posthumanist Bir Çalışma
    (2024) Yastıbaş, Gülşah Çınar; Tekin, Kuğu
    Bu tez, yirmi birinci yüzyılın distopik bilim ve spekülatif kurgu edebiyatındaki Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon isimli eserlerini, transhümanizm ve eleştirel posthümanizm bağlamında incelemektedir. İnsanın fiziksel, bilişsel ve psikolojik sınırlarını aşmak için geliştirilen ve transhümanizmle örtüşen teknolojileri, aynı zamanda eleştirel posthümanizm ile örtüşen etik, çevresel ve sosyo-politik kaygıları inceleyerek, bu tez, seçilen eserlerde transhümanist yaklaşımın tekno-iyimser vizyonu ile böyle bir vizyonun tekno-kapitalist toplumlarda ortaya çıkan benzeri görülmemiş sonuçları arasındaki çatışmayı göstermeyi amaçlamaktadır. Seçilen eserler, teknolojinin insan deneyimlerini ve diğer varlıklarla ilişkilerini şekillendirmedeki rolünü anlamak için analiz edilmekte ve nihayetinde insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlanmaya yönelir. Bu tez, Julian Huxley, Max More, Nick Bostrom, Donna Haraway, N. Katherine Hayles ve Rosi Braidotti gibi önemli savunucuların görüşlerine dayanarak transhümanizm ve eleştirel posthümanizm teorik çerçevelerini kullanmaktadır. Bu analiz aracılığıyla tez, edebiyatın gelişmekte olan teknolojilere yönelik toplumsal bakış açılarını şekillendirme ve insanlığın geleceği üzerine eleştirel düşünmeyi tetikleme gücünü vurgulamaktadır. Transhümanizmin tekno-iyimser vizyonu ile posthümanizmin eleştirel bakış açılarını karşılaştıran bu tez, teknolojik ilerlemenin bireyler, toplum ve çevre üzerindeki daha geniş etkilerini dikkate alan dengeli bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Çalışma nihayetinde, bu edebi eserlerin insan geliştirme teknolojileriyle ilişkili kaygıları nasıl yansıttığını ve bunlara karşı nasıl uyardığını göstermeyi ve hızlı teknolojik değişim çağında insanlığın potansiyel geleceğine dair incelikli bir anlayış sunmayı amaçlamaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Havacılık Endüstrisinde Kullanılan Kesilmesi Zor Malzemeler Üzerinde Nanoakışkan Minimum Miktar Yağlama ile Çok Eksenli Ultrasonik Titreşi̇m Destekli Frezelemenin Etkileri Üzerine Bir İnceleme
    (2023) Namlu, Ramazan Hakkı; Lotfi, Bahram; Kılıç, Sadık Engin
    Havacılık sektörü, modern dünyanın önde gelen endüstrilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu sektörde Ti-6Al-4V malzemesinin yaygın olarak kullanılması, mükemmel mukavemet-ağırlık oranına ve iyi korozyon direnci gibi özelliklerine sahip olmasından kaynaklanmaktadır. İşleme, malzemeyi nihai şekline dönüştürmek için havacılık sektöründe vazgeçilmez bir süreçtir. Bununla birlikte, Ti-6Al-4V'nin işlenebilirliği, Geleneksel İşleme (Gİ) kapsamında, düşük termal iletkenliği, kesici takımlara yapışma eğilimi ve talaş kaldırmayla ilgili zorluklarla karakterize edilmekte ve bundan dolayı genellikle 'işlenmesi zor' bir malzeme olarak adlandırılmaktadır. İşleme verimliliğini artırmak için, Ultrasonik Titreşim Destekli İşleme (UTDİ) umut vaat eden bir teknik olarak ortaya çıkmıştır. UTDİ, yüksek frekansta, düşük genlikli titreşimleri çeşitli kesme yönlüklerine entegre ederek verimliliği artırmayı amaçlayan hibrit bir işleme yaklaşımıdır. Hibrid işleme stratejileri ile beraber, Ti-6Al-4V'nin işleme performansını artırmak için başka bir yol da soğutma sistemlerini içermektedir. Bu sistemler, malzemenin düşük termal iletkenliğinden kaynaklanan kesme bölgesindeki ısı birikimini azaltmayı amaçlar. Ancak, Geleneksel Kesme Sıvıları'nın (GKS) kullanımı, sınırlı performans artışları ve çevresel ve mesleki sağlık riskleri nedeniyle alternatif tekniklerle değiştirilmektedir. Bu alternatifler arasında, Minimum Miktar Yağlama (MMY), kesme bölgesine yüksek basınçlı hava ile birlikte minimum miktarda yağın aerosol formunda verilmesini içeren bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Aerosol form, GKS'ye kıyasla kesici takım ile iş parçası arasına daha iyi penetre ederek verimliliğin artmasına katkıda bulunur. Ayrıca, MMY'nin avantajları, Nanoakışkan-MMY (NMMY) olarak bilinen nanoparçacıkların eklenmesi ile daha da artırılmaktadır. NMMY, MMY'de kullanılan yağa nanoparçacıkların entegre edilmesini içerir ve bunların termo-fiziksel özelliklerini kullanarak saf MMY'ye kıyasla üstün işleme verimliliği elde etmeyi amaçlar. Özellikle, en büyük gelişmeler, çeşitli nanoparçacık türlerini birleştiren Hibrid-NMMY (HNMMY) uygulamasıyla elde edilebilir. Bu tez, optimum konsantrasyonları ve uygulama metodolojilerini belirlemek amacıyla, değişik nanoparçacık konsantrasyonları ve bunlara karşılık gelen etkilerle karakterize edilen çeşitli nanoakışkanların kapsamlı bir incelemesini amaçlar. Daha sonra, tez, çok eksenli UTDİ ve NMMY yaklaşımlarının birleşik etkilerini araştırır. Mevcut literatüre göre, daha önce hiçbir araştırma, Ti-6Al-4V üzerinde kanal frezeleme operasyonlarında çok eksenli UTDİ ve NMMY/HNMMY uygulamalarını incelememiştir. Araştırma bulguları, çok eksenli UTDİ ve NMMY'nin birleşik kullanımının Ti-6Al-4V'nin işleme performansında önemli gelişmelere yol açtığını göstermektedir, bu da daha etkili ve sürdürülebilir bir uygulama sağlamaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Organik Çözücülerle Karbonil Sülfit Yakalamanın Teorik Olarak İncelenmesi
    (2021) Abduesslam, Mahmoud; Yaman, Şeniz Özalp; Kayı, Hakan
    Kimya mühendisleri, endüstriyel gazlardaki karbonil sülfitin (COS) varlığına odaklanırlar ve ayrıca sıvılaştırılmış petrol gazında COS'nin doğal oluşumlarını dikkate alırlar. Çevresel düzenlemelere uymak ve gaz dağıtım endüstrilerinin katı çevresel gereksinimlerini karşılamak için gaz akışlarındaki zehirli ve aşındırıcı özelliklere sahip tüm safsızlıklar temizlenmelidir. Reaktif soğurma, asit gazlarını gidermenin en güvenilir yollarından biri olarak kabul edildiğinden, aminler ve alkol karışımları kullanılarak asitleri gidermek için tipik olarak kullanılan bir tekniktir. Bu çalışmada, organik sıvı karışımları kullanılarak ωB97X-D3/6-311++G(d,p) teori düzeyinde yoğunluk fonksiyonel teorisi (DFT) hesaplamaları kullanılarak COS'nin yakalanması araştırılmıştır. Bu karışımlar, aminlerden, 1,8-diazabisiklo[5.4.0]undek-7-en (DBU), 1,5-diazabisiklo[4.3.0]non-5-en (DBN) ve 2-tert-bütil-1,1,3,3-tetrametilguanidin (BTMG) and 1, 5, 7-triazabicyclo [4.4.0] dec-5-ene (TBD)'den oluşmakta ve ayrıca bir dizi lineer alkol, yani metanol, etanol, 1-propanol, 1-butanol, 1-pentanol ve 1-hekzanol içermektedir. Çalışma boyunca, COS'un yakalanmasında 4 tip amin ile 6 tip alkol için modifiye edilmiş tek basamaklı bir termoleküler tepkime mekanizması incelenmiştir. Toplamda on sekiz farklı sistem araştırılmış ve önerilen COS yakalama tepkimelerinin termodinamiği ve kinetiği ile birlikte yapısal özellikleri ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur. Sonuçlar, önerilen termoleküler tepkime mekanizmalarının test edilen 18 farklı sistem için termodinamik olarak uygulanabilir olduğunu ve BTMG ile metanolden oluşan organik sıvı kombinasyonunun, COS yakalamada en düşük enerji bariyeri ve en yüksek tepkime hızı ile sonuçlandığını gösterdi.
  • Doctoral Thesis
    Baraj Rezervuarlarında Sediment Oksijen İhtiyacı ile Su Kalitesi ve Besin Madde İlişkisinin Modellenmesi
    (2022) Abdulqader, Noor N.; Güler, Enver; Genç, Aslı Numanoğlu
    Burada sunulan çalışma, Ankara'daki Kurtboğazı baraj rezervuarının yüzey ve dip çökellerindeki kirleticileri temsil etmek üzere simüle edilen bir su kalitesi modeli olan WASP8'e (Su analizi simülasyon programı) dayalı bir model yaklaşımıdır. Çalışmada yeralan su kalitesi değişkenleri şunlardır: sıcaklık, nitrat, toplam fosfor, toplam Kjeldahl, çözünmüş oksijen, Klorofil a ve amonyum. Rezervuardaki gerçek durumu temsil etmesini sağlamak için simülasyon modelimizin sonuçları Kurtboğazı baraj sahasından alınan gerçek veriler kullanılarak kalibre edilmiş ve istatiksel verilerden yararlanılmıştır. Bu çalışmada özgün olarak, su kütlesinde meydana gelen durum değişkenlerinin tepkilerini, birbirleriyle nasıl etkileşime girdiklerini ve bunların Kurtboğazı rezervuarının genel kalite durumu üzerindeki etkilerini tahmin etmek için bir kalite modelinin geliştirilmesi araştırılmıştır. Modelin doğruluğu, simüle edilmiş modelimizin rezervuar alanındaki özellikleri temsil edebildiğini gösteren mükemmel sonuç aralıkları üreten belirleme katsayısı ve bağıl hata biçimindeki istatistik teknikleri kullanılarak kontrol edilmiştir. Kurtboğazı baraj rezervuarı, tabakalaşma dönemlerinde hipolimnetik tabakada çözülmüş oksijen tükenmesi gibi olumsuz etkilerden etkilenmiştir. Bununla birlikte, tortu-su arayüzündeki oksijen tüketimi süreçlerini kavramak hala zordur. Temel olarak, tortu oksijen tükenmesi ve tortu oksijen talebi SOD ile bağlantılıdır. Bu nedenle, bu model, su yöneticileri için anoksik durumu ve bentik akıyı etkileyen parametrelerin tahmini için faydalı bir araç olarak hizmet edebilir.
  • Doctoral Thesis
    Teknoloji Transfer Ofislerinden Alınan Hizmete Dair Memnuniyeti Ölçmek için Bir Ölçek Geliştirilmesi
    (2021) Yılmaz, Seda; Cansızlar, Doğan
    İlgili çalışmalar incelendiğinde TTO'lardan alınan hizmete dair memnuniyetin ölçüldüğü bir ölçeğin eksikliği görülmektedir. Alan yazındaki ölçeklerden hiçbiri salt bir biçimde TTO'lara dair memnuniyeti ölçmemektedir. Bu çalışmanın amacı; Teknokentler bünyesinde faaliyet gösteren firmaların TTO'lardan aldıkları hizmete dair memnuniyetlerinin ölçüldüğü güvenilir bir ölçek geliştirmek ve aynı zamanda geliştirilen bu aracı doğrulamaktır. Bu amaca yönelik olarak Teknokentlerde faaliyet gösteren firmaların Teknoloji Transfer Ofislerinden almış oldukları hizmete dair memnuniyet düzeyleri incelenmiştir.
  • Doctoral Thesis
    Dijital Pazarlama Araçlarından Sosyal Medyanın Yabancı Turistlerin Türkiye'yi Tercihleri Üzerine Etkisi
    (2022) Güner, Saime Şanlı; Üner, Mehmet Mithat
    Bu araştırma, İngiltere, Almanya ve Rusya'da yaşayan sosyal medya kullanan ve seyahat etme niyeti olan bireylere ana dillerinde sorular yöneltilerek seyahat ile ilgili sosyal medyanın; faklı kültürel bakış açılarına sahip turizm tüketicilerinin tercihleri üzerindeki etkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada kullanılan ölçekler sırasıyla; topluluk deneyimi (faydacı, hazsal, sosyallik ve kullanılabilirlik deneyimi), tüketici bağlılığı (bilişsel, duygusal ve davranışsal bağlılık), topluluk kimliği, sosyal medya kullanımına yönelik tutum ve seyahat katılımında oluşmaktadır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 ve Smart PLS 3.0 programı ile analiz edilmiştir. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Karşılaştırma testleri ve frekans analizi yapılmıştır. Ayrıca uyarlanan ölçeğe ilişkin güvenirlik ve yapı geçerliliği için açıklayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Kavramsal model Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) ile değerlendirilmiş ve araştırma hipotezleri test edilmiştir. Bu araştırma ile geliştirilen ve test edilen kav(ramsal modelle elde edilen analiz sonuçlarını değerlendirdiğimizde; sosyal ağlar aracılığıyla tüketicilerle kurulan interaktif iletişim sonucunda oluşan topluluk deneyiminin, seyahat katılımının ve topluluk kimliğinin tüketici bağlılığı üzerinde bir etkisi olduğu, bununla birlikte topluluk deneyiminin topluluk kimliği üzerinde pozitif bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Sosyal medya kullanımına yönelik tutumun ve seyahat katılımının, topluluk deneyimi üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmektedir. Araştırmanın sonuçlarına göre, sosyal medyanın; faklı kültürel bakış açılarına sahip turizm tüketicilerinin davranışları üzerindeki etkisi olduğu söylenebilir.
  • Doctoral Thesis
    Hilary Mantel'in Every Day Is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1988) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) Eserlerinde Annelerin Engelli Çocuk Yetiştirme Deneyimi
    (2025) Semercioğlu, Pelin Duygu Aksu; Tekin, Kuğu
    Bu tez, Hilary Mantel'in Every Day is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1985) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) adlı eserlerinde engelli çocukların annelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorluklar ele alınırken, annelik deneyimleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri, ailelerde babaların rolleri, engelliliğin temsili ve romanların geçtiği zamanlardaki sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin işlevleri de tartışılacaktır. Bu tez engelli çocukların annelerinin yaşadığı zorlukların, esasen, toplumsal düzenin ataerkil yapısından kaynaklandığını ve bu düzenin büyük ölçüde engelsiz heteroseksüel erkek bireyler için tasarlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, tez annelik ve feminist engelli çalışmalarını temel almakta olup, Judith Butler'ın Performativite Kuramı ve Rosemarie Garland Thomson'ın Feminist Engellilik Kuramına referansla bir inceleme gerçekleştirmektedir. Butler'a göre toplumsal cinsiyet rolleri, tekrar eden pratikler sonucunda şekillenir ve norm olarak kabul edilir; dolayısıyla doğal değil, toplumsal olarak inşa edilmiştir. Garland Thomson ise engelliliğin fiziksel değil, toplumsal olarak inşa edildiğini öne sürer. Bu yüzden, bireyleri engelli kılan fiziksel ya da bilişsel farklılıklar değil, toplumun engelsiz bireyler için tasarlanmış yapıları olduğu savunulmaktadır. Bu çalışma, geleneksel aile yapısı içinde annelerden ideal annelik sergilemelerinin beklendiğini ve bu durumun annelerin omuzlarına ağır bir yük olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, engelli bir çocuğa annelik etmenin, aile içi dinamikler ve toplumsal yapı göz önünde bulundurulduğunda, çok daha fazla zorluk içerdiği tartışılmaktadır. Seçilen romanlar aracılığıyla, bu tezin, engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorlukların temelinde toplumsal normların yattığını ve bu normların, anneleri çocuklarının birincil bakım sağlayıcısı olarak konumlandırdığını ve, bunun yanı sıra, babaların aile içindeki yokluğu ve sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, annelerin çocuklarını yetiştirirken daha fazla zorluk yaşamasına neden olduğunu bulmayı amaçlar.
  • Doctoral Thesis
    Kıyamet Kâbuslarına Bir Bakış: Mary Shelley'nin Frankenstein'ı, H. G. Wells'in Dr. Moreau'nun Adası ve Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sında Kıyametin Kurgusal Vahiyleri
    (2022) Özçelik, Kaya; Aras, Gökşen
    Bu tezin amacı, Mary Shelley'nin Frankenstein'ını, H. G. Wells'in Dr. Moreau'nun Adası'nın ve Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sının hem bilim hem de teknolojideki gelişmelerin insanlığı yakın ve içkin kıyamete ne ölçüde yaklaştırdığı konusunda İngiliz kıyamet romanlarının 1818'den 1932'ye kadar olan dönemi kapsayan öncü temsilcileri olduklarını tartışmaktır. Bu fikri başlangıç noktası alarak, bu çalışmanın amacı bilimsel ve teknolojik gelişmenin kaynağı olarak adlandırılan her bireyin doğasında var olan kibrin, en üst düzeyde mükemmellik uğruna, aslında tamamen gücün/güçlülerin gizlendiği bir bahaneden başka bir şey olmadığını göstermeyi amaçlamaktır. Seçilen romanlarda, kıyametin olası patlak vermesinin asıl nedenleri, her ikisinin de kendisini sinsi ve tam kılık değiştirmiş olarak ortaya çıkaran çılgın bilim adamı kinayesinden totaliter ideolojiye kadar atıfta bulunarak takip edilmektedir. Kıyamet olarak çalışmanın temel fikri, kronolojik olarak insanlık tarihinde kaydedilen ve hepsi birbiriyle ilişkili olan bu tür gelişmelerin kaçınılmaz sonucu olarak izlenecektir: sanayi devriminin başlangıcı ve daha sonra modern dünyaya geçişin ilk adımı olarak ortaya çıkan sanayicilik ideolojisi; bu başlangıçla fitillenen ve sanayileşmeye cevaben ortaya çıkan bilim ve teknolojideki yükseliş; ki böylece tüm bu sebepler önce sömürgecilik ve emperyalizmin başlangıcını sonra hüküm sürmesini; kapitalizmin yükselişi ve hüküm sürmesi; ve tüm bu birbirine sıkıca kenetlenmiş gelişmelerden kaynaklanan insanların yaşamlarındaki diğer olumsuz yansımalar, kadınların durumu gibi. İlgili her romancının hem kıyameti hem de kıyamet vizyonunu ortaya çıkarmak için, bu çalışmada yeni tarihçi ve Foucault'nun bio-güç/politika yaklaşımları takip edilecektir. Tüm bunlar göz önüne alındığında, gerek bilim gerekse teknolojideki gelişmelere duyulan bitmek bilmeyen istekle ortaya çıkan kibir ve daha fazla güce duyulan açgözlülüğün ya ceset parçalarını biraraya getirip bir canlı yaratmayla ya da hayvanları insanlaştırarak ya da insan eliyle totaliter gücü kazanmak ve sürdürmek için birçok insan yaratarak yaklaşmakta olan kıyametin patlak vermesinin önünün açtığı bu çalışma kapsamındaki üç romanla kanıtlanmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Çağdaş Romanda Travma ve Anlatı: Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler, Michéle Roberts'ın Evin Kızları ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar Adlı Romanları
    (2024) Toksöz, İsmet; Elbir, Nüket Belgin
    Bu tezin amacı bireysel ve toplumsal travmayı ortaya çıkarma ve bu travmalarla yüzleşme aracı olan öykülemenin Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler (1982), Michéle Roberts'ın Evin Kızları (1992) ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar (2008) adlı romanlarında bireysel ve savaş travmasını ortaya çıkarmada nasıl kullanıldığını incelemektir. Edebi travma kuramının yükselişi romancıların eserlerinde travmayı nasıl yansıttığını büyük ölçüde etkilemiştir. Edebi travma kuramının yükselişinden önce, edebiyatta travmanın işlenmesinin odak noktası travmanın olgusal detayları ve travma ile ilgili hatırlananlar üzerineydi. Ancak, edebi travma kuramının ortaya çıkışı ile birlikte romancılar travmanın psikolojik, duygusal ve anlatımsal sonuçlarını ve travmanın nasıl hatırlandığını incelemeye başladılar. Ishiguro, Roberts ve Barry romanlarında travmayı etkili bir şekilde kurgulayarak anlatım stratejileri olan yazım tarzları, kelime seçimleri, parçalanmış anlatım teknikleri, tutarsız anlatıcıları ve öyküleme kullanımı yoluyla travmanın romandaki temsiline katkıda bulunmuşlardır. Bu çalışma için seçilen üç romanın ana karakterleri Etsuko, Thérése ve Roseanne, savaş travmalarıyla yüzleşmek, bunları ortaya çıkarmak ve bunlarla başa çıkmak için öykülemeyi bir anlatım stratejisi olarak kullanmışlardır. Seçilen üç romanın anlatım stratejilerini inceleyen bu çalışma Ishiguro, Roberts ve Barry'nin, öykülemenin travma mağdurlarının sessizliğini bozmak ve söylenemezi söylenebilir kılmak için bir öz-iyileşme aracı olarak kullanılabileceğini işaret ettiklerini göstermiştir. Bu çalışma, ayrıca, travmanın nesiller arası kendisini gösteren doğasını ele alarak, travmanın nesiller arasında aktarıldığını öne süren postbellek teorisinin geçerliliğini de göstermiştir. Bununla birlikte, bu çalışma, öykülemeyi bireysel ve savaş travmalarıyla yüzleşme aracı olarak kullanmalarının Etsuko, Thérése ve Roseanne'i bireysel ve savaş travmaları ile yüzleşme yolunda daha cesur kıldığını da vurgulamıştır.
  • Doctoral Thesis
    Displacement and Fluid Identities in Little Bee, Shooting Kabul and Exit West
    (2021) Rıaz, Adnan; Tekin, Kuğu
    Günümüzde yaşanan göç dalgaları, uluslararası toplumun yerli kültürlere bakış açısını yeniden şekillendirdi. Göçmen kültürü, ulus-devletlerin değerlerini, kültürlerini ve normlarını bir dereceye kadar seyrelterek onlara meydan okumaktadır. Tez, göçün keyfi bir seçim olmaktan ziyade kapitalizm ve küreselleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk olduğuna odaklanmaktadır. Başlıca suçlular olan sömürgecilik ve yeni-sömürgecilik araçları, zayıf ulusların, gelişmiş dünyanın ekonomik ve politik çıkarlarını beslemek için sömürülmesinde kullanılmaktadır. Kültürel ve ekonomik parazitler olarak görülen mültecilere sığındıkları gelişmiş ülkelerde nefretle bakılmaktadır. Little Bee Shooting Kabul ve Exit West romanları mevcut göç krizini mercek altına almaktadır. Žižek ve Agamben'in göçmenlerin doğuşu ve hak mücadelelerine ilişkin görüşlerinin de desteğiyle bu tez, konu ve kuramlar arasında bir paralellik kurmaktadır. Little Bee çok uluslu şirketlerin faaliyetlerinin kurbanı olan genç bir mülteci kızın mücadelelerini anlatmaktadır. Hikâyede genç kız her ne kadar Birleşik Krallık'a ulaştıktan sonra olumlu ilişkiler kurmaya çalışsa da yetkililer onu mülteci kimliğini kanıtlayan belgeleri göstermediği nedeniyle sınır dışı eder. Shooting Kabul Afganların, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin çekilmesinin ardından Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle savaştan zarar gören Afganistan'dan gidişlerini anlatmaktadır. Eserde göçmen kültürünün derin köklülüğü, göçmenlerin ev sahibi kültüre meydan okuma biçimleri ve göç sonrası yaşam betimlenmektedir. Exit West dini fanatikler tarafından istila edilen mültecilerin vatanının kasvetli bir resmini çizmektedir. Vatandaşlar her ne kadar Batı yaşam modelini kopyalamaya çalışsalar da ekonomik ilerleme ve barış sağlayamazlar. Ancak roman, korkunç bir savaşın ardından göçmeyip yurtta kalanlar ve göç edenlerin yeniden buluşup yakınlaşmalarıyla olumlu bir hava ile sona ermektedir.