Search Results

Now showing 1 - 8 of 8
  • Master Thesis
    Türkiye'nin Kuzey Irak Politikası: 2003-2013
    (2013) Erdoğmuş, Muhammet Mehdi; Ünal, Hasan
    11 Eylül saldırılarından sonra ABD'nin Ortadoğu işgallerinde Afganistan'dan sonra yeni ülke olarak Irak'ı seçmesi ile başlayan süreç, Irak'ın işgali ile Ortadoğu'da pek çok değişikliği, güç dengelerinde oynamaları meydana getirecekti. İşgalden etkilenen ülkelerin başında gelen Türkiye, dış politikasında değişimler yaşamak zorunda kalacaktır. Türkiye, Irak'ta yaşanan değişim karşısında belirlediği politikaları zaman içinde çıkarları doğrultusunda değiştirecek ve birçok konuda Kuzey Irak ile yakın ilişkiler yaşayacaktır. Türkiye'nin 2003-2013 yılları arasındaki Kuzey Irak Politikası iki farklı dış politika anlayışının olduğu iki ayrı dönem olarak karşımıza çıkmaktaydı. 2003 yılı ve 2007 yılları arasında ki Türkiye'nin Kuzey Irak politikası, 2008 yılı ve 2013 yılları arasında ki politikadan farklı olacaktı. 2003 yılı ile 2007 yılları arasında Türkiye bu dönemde ABD'nin de etkisiyle bölgede dış politika açısından etkili olamamış, Irak'ın toprak bütünlüğünden yana tavır sergilemiş, PKK konusunda rahatsızlıklarını dillendirmiş ancak ABD güçlerinin bölgede bulunmasından dolayı askeri operasyon bile gerçekleştirememişti. Başta Kerkük sorunu olmak üzere Kuzey Irak'ın Irak petrollerinden pay almasını ve Kürtlerin Irak'ta kazanımlarından dolayı Kuzey Irak ile diplomatik ilişkilerden kaçınmıştı. 2008 yılı ile 2013 yılları arasında ise, 2008 yılında ABD'nin Irak'tan çekilmesi ile birlikte Türk dış politikası bölge üzerinde 2003-2008 dönemi arasında gösteremediği etkiyi, ilişkileri bu dönemden sonra daha rahat ve sağlam adımlar şeklinde göstermeye başlamıştı. Ancak bu durum ile birlikte 2008 yılı öncesi Irak merkezi hükümetiyle olan sağlam ilişkiler bu dönemden sonra tersine dönmüş, Kuzey Irak ile ilişkiler düzelme gösterirken, Irak merkezi hükümeti ile diplomatik ilişkiler bozulma göstermişti. Öte yandan düzelen ilişkilere rağmen Türkiye, Irak'ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu ve PKK konusunda söylemlerini aynen korumuştu. 2008-2013 dönemleri arasında Türkiye, Kuzey Irak ile petrol anlaşmasına gidecek kadar diplomatik ilişkiler kurmuş, PKK konusunda Kuzey Irak ile bazı ortak çalışmalar yapmış, her iki tarafdan üst düzey yetkilileri arasında ziyaretler gerçekleşmiş ve kullanılan dil ve uslup diplomatik düzeye gelmişti. Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Irak İşgali, Türkiye, Kuzey Irak, Dış Politika
  • Master Thesis
    Arap-İsrail uyuşmazlığında Filistin sorunu
    (2009) Gökçınar, Demet; Bal, İdris
    Filistin'in bulunduğu bölge, jeopolitik, jeostratejik ve jeoekonomik açılardan değerlendirildiğinde, gerek bölge ülkeleri ve gerekse küresel güç odakları açısından oldukça önem arz eden bir bölgedir. Böyle olması hasebiyle de bu bölgede her zaman bir kaos ortamı mevcut olmuştur. Ancak bu sefer ki çok daha uzun süren ve sürecek olan Filistin Sorunu'dur ki bu çalışma tam da bu noktada bir çalışma olmuştur. Filistin Sorunu bölgesel değil, evrensel bir sorun ve sadece iki taraflı değil çok taraflı bir sorun olma özelliğinden dolayı neredeyse tüm dünyayı ilgilendiren bir sorun olmuştur.Bu coğrafyada yaşayan insanlar çok sıkıntılar çekmiş ve çekmeye devam etmektedirler. Yahudi diasporasının bir yurt kurma ihtiyacından hâsıl olan bir vatan toprağı için, evvelden beri istedikleri Filistin'in seçilmesi ile başlamış olan Filistin-İsrail Sorunu, bu yurtta yüzyıllardır yaşayan Filistinli Arapların, İsrail'in yayılmacı bir politika izlemesi sonucunda yurtlarını terk etmesine sebep olmuş ve buna benzer yeni sorunlar oluşmasıyla bir çığ gibi büyüyerek ve çeşitli şekillerde değişime uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Öyle sanıyorum ki bu sorun uzun yıllar boyunca da gündemdeki yerini korumaya devam edecektir.Bu çalışmada, Filistin-İsrail Sorunu'na Türkiye'nin bakışı ve her iki ülke ile olan siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri de incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, bölgede güç sahibi devletlerin de ilişkileri ele alınarak, bu coğrafyadaki menfaatleri ve bölgedeki etnik grupların mücadeleleri ve bölgedeki etkilerine de yer verilmiştir.Bu çalışma, Filistin-İsrail Sorununa bir çözüm önerisi çalışması olarak değil, sorunun ortaya çıkışı ve gelişimi ile bölgedeki etkilerini inceleyen bir çalışma olmuştur. Temennim, İsrail'de iki ülke halkının beraberce barış içerisinde yaşamayı başardığı, ?Neve Şalom / Vaha es Selam Köyü'nün? yaşantısının tüm bölgeye örnek olması ve bu örneği tüm bölge halkının uygulamasıdır.
  • Master Thesis
    Stratejik Ortaklıktan Model Ortaklığa Türk-amerikan İlişkileri ve Ortadoğu
    (2011) Doğan, Zehra; Gürson, Poyraz
    Soğuk Savaş boyunca Türkiye-ABD ilişkileri Sovyet yayılmacılığı ve komünizm tehdidi altında ortak güvenlik temelli gelişirken Soğuk Savaş sonrası dönem özellikle iki ülkeye Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu'da daha çok işbirliği olanakları sunmuş ve iki ülke ilişkileri için ?stratejik ortaklık? modeli gündeme gelmiştir. Körfez Savaşı bu yeni ilişki biçimi için ilk sınav olurken 11 Eylül Saldırıları sonrası yaşanan gelişmeler geliştirilmeye çalışılan ?stratejik ortaklık? ilişkisini derinden etkilemiştir. Nitekim Barack Hüseyin Obama, ABD Başkanı olduktan sonra ABD gibi büyük bir Hristiyan nüfusla Türkiye gibi laik bir devlet olmakla beraber nüfusunun büyük bir oranı Müslüman olan bir ülkenin ilişkisinin tüm dünyaya model olabileceğini dile getirerek ?model ortaklık? kavramını önermiştir. Ancak kavramın gündeme geldiği günden beri Ortadoğu kaynaklı yaşanan gerilimler bu kavramın içinin doldurulması noktasında sıkıntılar yaratmıştır. Özellikle Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ?stratejik derinlik? yaklaşımı ile Türkiye'nin komşuları ve Ortadoğu ile ilişkilerini geliştirmesi Türkiye'nin ABD ve Avrupa'dan uzaklaşarak Ortadoğu'ya yakınlaştığı ve dış politikanın bir ?eksen kayması? yaşadığı iddialarına neden olmuştur. Bu iddialar Türk-Amerikan ilişkilerine de doğrudan yansımıştır. Nitekim bu çalışma, tüm bu varsayımlar ışığında İkinci Dünya Savaşı'ndan Obama'nın ABD Başkanı olmasına kadar geçen sürede iki ülke ilişkilerinin seyrini Ortadoğu üzerinden aktarmayı amaçlamaktadır.Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan ilişkileri, Ortadoğu, Soğuk Savaş, Stratejik Ortaklık, Model Ortaklık, Stratejik Derinlik
  • Master Thesis
    Birey Sağlığı, Toplum Sağlığı ve Uluslararası Sağlık Çerçevesinde Güvenlik Kavramının Değerlendirilmesi: Türkiye'deki Suriyeli Mülteciler Örneği
    (2016) Kantaroğlu, Damla Altınışık; Aygül, Cenk
    Güvenlik kavramı bireysel alandan kamusal alana kadar kapsama alanı çok geniş bir kavramdır. Tarihsel olarak bakıldığında da güvenlik kavramının ham halinin ilk olarak antik yunanda kullanıldığını görüyoruz. Zamanla insanların ve toplumun tehdit olarak hissettiği ve korunma yönündeki ihtiyaçlarına göre de şekillenmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı başta güvenlik teorilerinin düşünsel temellerini açıklayarak tarihsel olarak güvenlik kavramını inceledikten sonra sağlık ve güvenlik arasında nasıl bir bağ olduğunu ortaya koymaktır. Bunun için de 'Dünyada sağlık sorunları bir güvenlik tehdidi olarak algılanıyor mu? Bu yönde büyük güçlerin/devletlerin ve örgütlerin planladıkları veya uyguladıkları politikaları var mı?', 'Türkiye tarihinde ve son dönem Türkiye'sinde, Suriye örneği üzerinden, güvenlik tehdidi olarak görülen hastalıklar ve uygulanan politikalar nelerdir?' sorularına cevap aranacaktır.
  • Master Thesis
    Kuşak ve Yol Girişiminin Türkiye-çin İlişkilerine Etkileri
    (2024) Er, İsmail Bora; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Çin tarafından 2013 yılında ilan edilen 'Kuşak ve Yol Girişimi' küresel ticaret ağlarının yeniden şekillenmesini amaçlayan bir girişim olarak karşımıza çıkmaktadır. Girişim aynı zamanda son yüzyılın büyüyen gücü olan Çin'in bölgesel ve küresel ölçekte kalkınmadan beslenen yeni bir dış politika yaklaşımı olarak değerlendirilmektedir. Çin'in girişim kapsamında iş birliklerini ve ilişkilerini arttırmak istediği Asya, Avrupa ve Afrika ülkelerinin girişim içerisindeki konumları ve rolleri Kuşak ve Yol Girişiminin, Çin dış politikası üzerinde yarattığı değişimin göstergesidir. Bu bağlamda girişimin sürdürülebilirliği ve uygulanabilirliği noktasında kritik öneme sahip Türkiye Cumhuriyeti, Çin için önemli bir ortak olarak görülmektedir. Bu bağlamda tezin konusu 2015-2024 yılları arasında KYG kapsamında gelişen Türkiye Çin ilişkileridir. Türkiye-Çin ilişkileri üzerine ekonomik, siyasi ve diplomatik iş birliği alanları da dahil olmak üzere hem Türkçe hem İngilizce yazın oldukça kısıtlıdır. Bu yüzden çalışmanın amacı bu kısıtlı literatüre KYG ile gelişen ikili ilişkilerin ekonomik, siyasi, diplomatik dinamiklerini detaylı ele alarak katkı sağlamaktır. Ancak gelişen ilişkilerin daha iyi analiz edilebilmesi için Türkiye-Çin ilişkilerine tarihsel perspektiften bakılarak incelenmesi gerekmektedir. İki ülke arasında ki ilişkilerin şekillenmesinde önemli bir yeri olan Uygur meselesinin gerek Kuşak ve Yol Girişimi sürecinde, gerekse tarihsel süreçte etkilerine çalışma içerisinde yer verilmiştir. Çalışmanın argümanı KYG kapsamında hayata geçirilen ikili iş birliklerinin sorun ve fırsat alanlarının sadece son dokuz yıldaki dinamiklerle ve ekonomik verilerle açıklanamayacağı, bu yüzden ikili ilişkileri oluşturan dinamiklerin tarihsel ve politik arka planlarını da analiz etmenin büyük önem arz ettiğidir. Bu yüzden tezin ana bölümleri 2015-2024 yılları arasını ele almakla birlikte, bu zaman aralığındaki ilişkilere zemin hazırladığı düşünülen tarihsel ilişkiler kısmı ayrı bir bölüm olarak ele alınmıştır.
  • Master Thesis
    Arap Baharı ve Bahreyn
    (2017) Karakoç, Hüseyin Serdar; Ünal, Hasan
    Arap Baharı ismi ile anılan ve Tunus'ta başlayıp Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye'yi etkileyen halk ayaklanmaları Arap coğrafyasında köklü değişimlere yol açmıştır. Arap Baharı olayları bazen ülkelerin iç dinamikleri ile bazen de uluslararası baskının veya müdahalenin tasarrufu ile rejim, yönetim, yönetici değişikliklerine yol açmıştır. Süreç Bahreyn'de de yankı bulmuş ve halk sokağa dökülmüştür. Fakat sonuçlandığında herhangi bir değişim getirmemiştir. Bu çalışmada Arap Baharı süreci, Arap Baharının Bahreyn'deki yansımaları ve diğer ülkelerin olaylara müdahale süreç ve yöntemleri üzerinde durularak Arap Baharının Bahreyn'de neden başarılı olamadığı irdelenmiştir.
  • Master Thesis
    Eşitsiz ve bileşik gelişme teorisi ve Fransız kültürel sömürgeciliğinin sonuçları: Cezayir Frankofon edebiyatı örneği
    (2022) Çiçek, Gamze; Yalvaç, Faruk
    Bu çalışmanın amacı Fransız kültürel sömürgeciliğinin sonuçlarını Eşitsiz ve Bileşik Gelişme Teorisi kapsamında Cezayir Frankofon edebiyatından seçilen örnekler eşliğinde incelemektir. Cezayir Frankofon Literatürü kapsamında Albert Camus'ya ait The Stranger isimli roman ve Yasmina Khadra'ya ait What The Day Owes The Night isimli roman analiz edilmiştir. Bu romanlarda Fransız Sömürgeciliğinin kültürel boyutu temel alınarak sömürgeciliğin Cezayir halkında ne tür etkiler bıraktığı, toplumsal yapının nasıl etkilendiği, sömürgeciliğin sosyo-kültürel sonuçları ve izleri Eşitsiz ve Bileşik Gelişme Teorisinin dinamikleri doğrultusunda tartışılacaktır. Çalışmada Albert Camus'un tercih edilme sebebi, sömürgeciliğin ilk yıllarında edebiyatta olan sömürgecilik sansürünün etkisiyle toplumsal yapının bir pied-noir gözünden nasıl tarif edildiğini incelemektir. Yasmina Khadra'nın bu çalışmada tercih edilme sebebi ise, bir sömürülen gözünden sömürge dönemi, bağımsızlık süreci ve sonrasında Cezayir toplumunun yapısının ne durumda olduğunu analiz etmektir. Bu tez Fransız Cezayir'inde görülen sömürge politikalarının sonucunda oluşan yabancılaşma, ötekileştirme ve kimlik arayışı kavramlarını kapsamaktadır. Çalışma Frankofon literatürünü edebiyatın değişim dönemlerine göre ayırarak incelemektedir. Tezde sömürgeciliğin ilk basamağı Dünya Sistemleri yaklaşımı kapsamında, sömürgeciliğin sonuçlarını ele alan ana basamağı ise Eşitsiz ve Bileşik Gelişme Teorisi kapsamında incelenmiştir. Çalışmada Cezayir toplumunda ötekileştirilme, yabancılaşma, kimlik arayışı gözlemlenmiş ve bu gözlemlerin bağımsızlık sonrasında da hala devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Kültürel asimilasyonun 132 yıl sürmesi sonucu sosyo-kültürel anlamda Cezayir halkının derinden etkilendiği ve hala kendini bulamadığı, toplumsal yapının ve kültürün kendi içinde de bölündüğü ve kimlik arayışının hala devam ettiği görülmektedir.