20 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 20
Master Thesis AB yolunda Ukrayna: Avrupa komşuluk politikası ve AB - Ukrayna ilişkileri(2015) Sarı, Gözde; Yılmaz, GözdeAvrupa Komşuluk Politikası (European Neighbourhood Policy – ENP), AB'nin 2004 genişlemesi sonrasında ortaya çıkan 'güvenlik' ve 'hazmetme kapasitesi' sorunlarına yönelik çözüm bulmak ve komşuları ile ilişkilerini düzenlemeyi amaçlayan bir politika alanıdır. Ukrayna, AB üyelik perspektifine sahip bir ülke olarak ENP sürecinin en başından beri yer almıştır. Diğer taraftan; 2004 yılında yaşadığı Turuncu Devrim, AB-Ukrayna ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuş ve AB-Ukrayna ilişkileri büyük bir ivme kazanmıştır. Fakat devrim sonrası dönemde, Ukrayna'da AB eğilimi bir düşüş yaşamıştır. Diğer taraftan; Ukrayna'nın azalan AB eğilimi, Kasım 2013'de meydana gelen EuroMaidan olaylarıyla, yeniden yükselişe geçmiştir. Bu kapsamda; Turuncu Devrim'den on yıl sonra meydana gelen EuroMaidan olayları, Ukrayna'nın AB yolunda bir kısır döngü yaşadığını göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; Turuncu Devrim ile AB'yle yakınlaşan Ukrayna'nın devrim sonrası dönemde AB ile ilişkisini ENP kapsamında değerlendirmek ve EuroMaidan olayları da göz önüne alınarak, AB'nin ve ENP başta olmak üzere AB politikalarının Ukrayna üzerindeki etkisi ile AB-Ukrayna ilişkilerinde yaşanan kısır döngünün nedenlerini ortaya koymaktır. Bu çalışmada; bu kısır döngünün nedenlerinin; AB'nin ENP politikasının Ukrayna'nın istediği üyelik perspektifini sunmaması, ENP'nin yapısal problemleri ile Ukrayna'nın iç dinamikleri ve Rusya olduğu tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler Avrupa Birliği, Avrupa Komşuluk Politikası, Ukrayna, Turuncu Devrim, EuroMaidan olayları.Master Thesis Uluslararası İlişkilerde Darwinizim: Nazizm ve Sosyal Darwinizm(2019) Şahin, Sena; Yılmaz, Gözde19. yüzyıl, yaşanılan gelişmeler ile insanlık tarihi açısından oldukça önemli bir dönemdir. Bu dönemde yaşanan tarihi, sosyal ve bilimsel gelişmeler tüm dünyayı oldukça etkilemiştir. M.Ö. 600'lü yıllara kadar dayanan evrim fikri ise, Charles Darwin'in 1859 yılında 'Türlerin Kökeni' isimli eserinin yayınlanması ile zirveye ulaşarak tüm alanlarda oldukça önemli etkilere sebep olmuş, sosyal ve siyasal alanlara da nüfuz etmeye başlamıştır. 1851 yılında Herbert Spencer tarafından geliştiren toplumsal hayatta evrim fikri, Darwin'den sonra toplum içinde hızlı bir şekilde gelişerek, Sosyal Darwinizm unsuru ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın başlarında Almanya'yı da etkisi altına alan Sosyal Darwinizm, Nazi ideolojisinin şekillenmesinde etkili olmuş ve Sosyal Darwinizm'in en radikal noktası olan 'ırk hijyeniği' uygulamaları da Naziler tarafından sistemli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada evrim teorisinin sosyal alanlara yansıması, Sosyal Darwinizm kapsamında Nazizm özelinde incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Nazizim, Hitler, Darwinizm, Sosyal DarwinizmMaster Thesis 11 Eylül Sonrası Dönem ve Değişen Yeni Dünya Düzeninde Stratejik Güvenlik Bağlamında Doğu Akdeniz'de İngiliz Üsleri(2014) Keser, Hazel; Yılmaz, GözdeTarihin her döneminde göçler ve sorunlar adası olarak bilinen Kıbrıs adası özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'nin Ortadoğu'daki kalıcı tesislerini kapatması ve buralardaki askeri gücünü adaya yığmasının ardından bir ileri karakol olarak görev yapmaya başlar. 16 Ağustos 1960 tarihinde İngiltere, Yunanistan ve Türkiye'nin garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte İngiltere adadaki haklarından vazgeçerken stratejik öneme sahip iki hükümran askeri üs yanında bazı askeri tesisleri ve alanları da kendine ayırmayı ihmal etmez. Yıllar sonra Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili garanti anlaşmalarının Kıbrıslı Rumlar ve Türkler için değil İngiltere'nin menfaatleri için hazırlandığı da tartışmaya açılacak bir konu olur. Bugün gelinen noktada ise Doğu Akdeniz'de son derece stratejik bir pozisyonda bulunan Kıbrıs adasında İngiltere'nin Dikelya ve Agrotur üsleri yanında ABD tarafından kullanılmakta olan bazı askeri tesisler ve dinleme istasyonları söz konusudur. Her iki ülkenin Echelon adı verilen ve neredeyse bütün dünyayı takip etmelerine imkân sağlayan bu telekulak sistemi yanında Ayios Nicholaos bölgesinde, ayrıca ABD Büyükelçilik binasında ve Trodos Dağlarında da istihbarat ağları ve sinyal istihbaratına yarayan tesisleri bulunmaktadır. Sanayi casusluğu, ekonomik ve askeri istihbarat yanında ABD, İngiltere ve müttefikleri tarafından zaman zaman farklı askeri operasyonlar için de kullanılan Dikelya ve Agrotur üsleri özellikle ABD'nin vazgeçmeyeceği tesisler arasındadır. Özellikle 11 Eylül 2011 tarihinde El Kaide'nin ABD'de gerçekleştirdiği saldırılar ardından başta ABD ve müttefikleri olmak üzere bütün Batı dünyası ve şüphesiz NATO'nun da savunma ve güvenlik stratejilerini değiştirmesine neden olmuştur. Böylece ABD ve İngiltere özellikle Doğu Akdeniz'de savunma ve güvenlik bağlamında yeni arayışlara girmeye başlamıştır. Bu durum adadaki üsleri ve istihbarat merkezlerini ise olmazsa olmaz haline getirmiştir.Master Thesis Asya Ekseni Stratejisi ve Abd'nin Çin'e Yönelik Çevreleme Politikası(2021) Ayyıldız, Emine Elif; Yılmaz, Gözdeİkinci Dünya Savaşı ardından meydana gelen çift kutuplu uluslararası sistemde Amerika Birleşik Devletleri, hegemonyasını sürdürmek, çıkarlarını korumak ve güvenliğini sağlamak amacıyla Sovyetler Birliği'nin yayılma eğilimine karşı geliştirilen çevreleme politikası olarak adlandırılan stratejisiyle Sovyet tehdidini sınırlandırmak amacıyla birçok dış politika aracı kullanmıştır. Sovyet tehdidi ardından 1990'lar itibariyle Asya-Pasifik bölgesinde hızla yükselen Çin, 11 Eylül olayları, Irak ve Afganistan işgali ile artan savunma harcamaları dolayısıyla ekonomik kriz yaşayan ABD tarafından yeni bir tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, ABD'nin Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'nin yayılmasını önlemek amacıyla uyguladığı çevreleme politikasına benzer bir şekilde 21. yüzyılda Asya Ekseni stratejisiyle yükselen Çin'e karşı yeni bir çevreleme politikasının uygulanmasını ve bunun detaylarını incelemektir.Master Thesis Uluslararası Hukukta İnsani Müdahale: Libya ve Suriye Örneklerinin Değerlendirilmesi(2023) Ünlü, Sıdıka Ceyda; Orhan, Duygu Dersan; Yılmaz, Gözde; Coşkun, Çiçek2010 yılı sonunda Tunus'ta başlayan ve tüm Orta Doğu'yu etkisi altına alan Arap Baharı'ndan bölge ülkeleri farklı düzeylerde etkilenmiştir. Protestoların şiddetli yaşandığı bazı ülkelerde yönetimlerin isyancılara karşı kuvvet kullanımı tartışmalara yol açmış, uluslararası toplumun müdahale sorumluluğu ilkesini gündeme getirmiştir. Özellikle Libya ve Suriye'de ülke liderlerinin halkına uyguladığı zulümler tüm dünyanın tepkisine yol açmıştır. Libya'da Kaddafi'nin halkına uyguladığı şiddet, Birleşmiş Milletler'in Güvenlik Kurulu kararı sonrasında gerçekleştirilen insani müdahale ile sonlandırılmıştır. Suriye'de ise Beşar Esad'ın halkına yönelik kuvvet kullanımına karşı ülke bazlı kısıtlı müdahaleler gerçekleştirilmiş olsa da uluslarüstü bir aktör olan Birleşmiş Milletler, insani müdahalede bulunmamıştır. Bu tez çalışması, uluslararası hukuktaki insani müdahalelerin ülkelere, zamana ve gelişen dinamiklere göre farklılık arz ettiğini; Libya ve Suriye örneklerini karşılaştırarak değerlendirmektedir. Ek olarak Birleşmiş Milletler, bölgesel örgütler ve tekil devletler dahil olmak üzere uluslararası aktörlerin krizlere yanıt olarak insani müdahaleleri başlatma - yürütmedeki rolünü ve bunu yaparken karşılaştıkları zorlukların, ikilemlerin üzerinde durmaktadır. Çalışmada Libya'da insani müdahale uygulanırken neden Suriye'de uygulanamadığını sorusuna odaklanmaktadır. 2011'de Libya'ya yönelik olarak gerçekleşen insani müdahale incelenerek, bu durumun genel insani müdahale konseptine nasıl bir katkıda bulunduğu değerlendirilmektedir. Suriye'deki insani müdahale eksikliği konusu tartışılarak, bu sürecin karşısındaki engeller ve tartışmalı noktaları ele alınmaktadır. Bu çerçevede, insani müdahale konusunda her vakanın kendine özgü bağlamını dikkate almanın önemi ve belirli zorluklara ve koşullara yönelik özel stratejilere duyulan ihtiyaç vurgulanmaktadır.Master Thesis Somali'de Federal Sistem Üzerindeki Engeller ve Siyasi Anlaşmazlıklar(2023) Mohamed, Abdulkadır Abukar; Yılmaz, GözdeMerkezi hükümetlerin geçmişte ellerindeki gücü kötüye kullanmalarının bir sonucu olarak, Somali'nin bazı bölgeleri, merkezi hükümet iktidarını kaybettikten sonra, işlevsel otoriteleri uygulayan bölgesel yönetimler, Somaliland ve Puntland'ı oluşturdu. Cibuti'de düzenlenen 2000 Arta Barış Uzlaşma Konferansı da dâhil olmak üzere, Somali'de işlevsel bir hükümeti yeniden kurmaya yönelik gerçekleştirilen girişimlerin tümü başarısız olunca, sonunda Somali'deki tüm siyasi partiler ve paydaşlar, sonraki 2004 Nairobi Barış Uzlaşma Konferansı'nda federal bir sistemi benimseme konusunda anlaştılar. Çatışma sonrası ülkelerin barış ve siyasi istikrara kavuşmalarının tek yolu olarak federalizm ve güç paylaşımı ile ilgili birçok kavram önerilmiştir. Bazı politikacılar, işleyen bir kurumdan yoksun olduğu ve bölücü bir topluma yol açabileceği için federal sistemin gelişmekte olan ülkeler için uygun olmadığını açıkça belirtirken, Somali'de Federalizmin benimsenmesinin ardından, merkezi hükümet ile Federal Üye Ülkeler arasında gerilimler yeniden başladı. Bu çalışma, merkezi hükümet ile Federal Üye Devletler arasındaki, yukarıda bahsi geçen siyasi anlaşmazlıklar ile federal sistemin etkili bir şekilde uygulanmasının önündeki engellere odaklanmaktadır. Çalışmamız ayrıca, Federal Üye Devletler ile Somali'deki merkezi hükümet arasındaki siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerini de ele almaktadır.Master Thesis Avrupa Birliği'nin Yumuşak Gücü: Küresel İklim Değişikliği Politikaları(2021) Kala, Edibe; Yılmaz, Gözdeİklim değişikliği ile mücadelenin 1970'lerde uluslararası platforma taşınmasıyla Avrupa Birliği iklim değişikliğinin dünya ve gelecek nesiller için bir tehdit olduğunu fark etmiş ve konuyu gündemine dâhil etme kararı almıştır. 1970'li yıllardan günümüze kadar AB kurumları çevre ve iklim politikalarını da göze alarak siyasete yön vermektedir. Askeri ve sert güce sahip olmayan AB uluslararası iklim değişikliği müzakerelerinde yumuşak gücünü kullanmaktadır. Nye'ın uluslararası ilişkilere kazandırmış olduğu yumuşak güç kavramı 1990'larda literatüre girdiğinde ilk olarak AB'ye atıfta bulunan bir güç biçimi değildi. O yıllarda ABD'nin gücünün zayıfladığı çevrelerce tartışılırken, AB'nin yumuşak güç olup olmadığı tartışmaları başlamıştır. Yumuşak güç ve sert güç arasında bulunan ayrımda yumuşak güç araçları kültür ve diplomasi gibi araçlarken sert güç zor kullanma ve askeri orduya sahip olma gibi araçları içermektedir. Küresel iklim değişikliği politikalarında liderliği devralan AB, tüm ülkeleri sera gazı emisyon azaltımı konusunda yükümlülük almaya davet etmektedir. 1970'li yıllardan sonra AB için değerlenen ve gündeminde önemli yere sahip olan çevre ve iklim politikaları, yumuşak güç bağlamında araştırılarak, yazılan bu tezin ana temasını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler Avrupa Birliği, Emisyon Azaltımı, İklim Değişikliği, Paris Anlaşması, Yumuşak GüçMaster Thesis Suriyeli Mülteciler Çerçevesinde Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri(2022) Kartal, Esra; Yılmaz, Gözde2011 yılında Arap Baharı'nın Ortadoğu ülkelerindeki istikrarsızlaştırıcı etkisi ile başlayan Suriye iç savaşı beraberinde Suriyeli mülteciler krizini getirmiş ve Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu ve Avrupa Birliği ülkelerinde çok büyük sorunlara neden olmuştur. Türkiye mültecilere karşı kapılarını açmış ve Suriyelilerin ülkelerine zorla gönderilmeyeceği yaklaşımını benimseyen 'Sığınmacı Dostu' politikasını uygulamıştır. Avrupa Birliği ise Suriyeli göçmenlere karşı sınırlarını korumak için başta Türkiye olmak üzere birçok ülke ile işbirliği yapmıştır. Konuyla ilgili, 15 Ekim 2015 Tarihinde AB- Türkiye arasında Ortak Eylem Planı hazırlanmış ve 18 Mart 2016 Tarihinde mutabakata varılmıştır. Ancak tarafların 18 Mart mutabakatında alınan kararları tam anlamıyla uygulamamaları nedeniyle ikili ilişkiler olumsuz yönde etkilenmiştir. Bu tezde AB ve Türkiye'nin Suriyeli mülteciler çerçevesinde oluşturdukları politikalar ve politikaların ikili ilişkilere nasıl etki ettiği incelenmiştir. Türkiye dünyada en çok Suriyeli mülteciyi barındıran ülke olmuş ve bu sebeple mültecilerin ihtiyaçlarını finanse etmek için AB'den mali destek talebinde bulunmuştur. AB ise Türkiye üzerinden sınırlarından geçmeye çalışan mültecilerin engellenmesini talep etmiştir. Çalışmada Suriyeli mülteciler krizinde tarafların amaçlarına ulaşamaması sebebi ile AB-Türkiye ilişkilerinin olumsuz yönde ilerlediği açıklanmıştır.Master Thesis Kant'ın Ebedi Barış Teorisi Çerçevesinde Uluslararası Düzen İnşası: Wilson İlkeleri ve Milletler Cemiyeti Örneği(2020) Kocaoğlu, Zühal; Yılmaz, GözdeSavaş olgusu insanlık tarihi kadar eski bir realitedir. Bununla birlikte; savaş koşullarının yıkıcı etkisi sonrası düzen inşası ve bunun sürdürülebilirliği barış olgusunu ortaya çıkarmıştır. Özellikle dünya savaşları sonrası dönemlerde kurulan uluslararası düzenlerin sürdürülebilirliği barış koşulları ile yakından ilintilidir. Bu nedenle tarihin birçok farklı döneminde birçok düşünür savaş ve barış olguları üzerine düşünegelmiştir. Uluslararası ilişkileri ve barış olgusunu kurumsallaştırması anlamında en çok öne çıkan yaklaşımlardan biri Kant'ın ebedi barış teorisidir. Bu çalışmanın amacı; Kant'ın ebedi barış teorisi çerçevesinde uluslararası düzen kurmayı ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kalıcı barışı tesis etmeyi amaçlayan Wilson İlkeleri ve Milletler Cemiyeti'nin kurulmasını incelemektir.Master Thesis Tarihsel Değişim Sürecinde İstihbaratın Uluslararası İlişkilerde Artan Rolü(2023) Dikici, Gözde; Yılmaz, Gözdeİstihbarat, tarihsel olarak insanoğlunun başlangıcından beri süregelmiş olup, bu süreç içerisinde çeşitli alanlara yayılarak gerek ülkelerin iç işlerinde gerekse dış işlerinde oldukça etkili olmuştur. İstihbarat sadece bilgi toplamak olarak özetlenemeyecek olup, özellikle I. Dünya Savaşından sonra kurumsallaşarak analiz ve yorumlanma aşamaları da bu süreç içerisinde ciddi roller oynamaya başlamıştır. İstihbarat sadece askeri alanlarda değil sivil alanlarda da kullanılmaya başlanmış, aynı zamanda istihbarat kaynakları da çok çeşitlendiğinden yaşamın her alanında önemini arttırarak devam ettirmektedir. Özellikle gelişen teknoloji ile beraber değişen istihbarat alanları uluslararası alanda ilişkilerin farklı boyutlarda değişip düzenlenmesine neden olabilmekte ve dış politikaların yönünün belirlenmesinde rol oynamaktadır. Dünyada yaşanan olaylar nedeni ile özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra istihbarat anlayışı ve yapılanması oldukça değişmiş, ülkeler II. Dünya Savaşından sonra kurulan liberal düzeni sorgularken birbirleri hakkında bilgi toplayabilmek oldukça önemli hale gelmiştir. Aynı zamanda sürdürülebilir devlet anlayışında milletlerin kendilerini koruyabilmeleri ve dış politikalarını şekillendirebilmeleri için de istihbarat ve istihbarat örgütlerinin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Kurumsallaşan istihbarat teşkilatları, dönem dönem farklı teknikler ve örgütlenme yöntemleri kullanarak, devletin temel amacı olan devamlılığı sağlayabilmek için kullanabilecekleri bilgileri toplamaya çalışmakta ve kendileri hakkında bilgi toplanmasını engellemek amacıyla (karşı istihbarat) çeşitli çalışmaları da devam ettirmektedir. Bu çalışmanın amacı, İstihbaratın tarihin en eski zamanlarından beri insanoğlunun hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğu konusunda bilgiler vermek ve Dünyada ve Türkiye'de geçirdiği tarihi sürece de değinerek, değişen günümüz koşullarına adaptasyonuyla birlikte uluslararası ilişkilerde artan rolüne değinmek olacaktır.
