5 results
Search Results
Now showing 1 - 5 of 5
Master Thesis Gecikmiş İfayı Ret ve Olumlu Zarar İstemi(2023) Oktay, Hasan Hüseyin; Kılıçoğlu, Ahmet MithatSözleşme içi ve sözleşme dışı sorumluluk olarak iki ana öbeğe bölünebilen Türk Sorumluluk Hukuku içerisinde olumlu zarar, sözleşme içi sorumluluğa özgüdür. Sözleşme içi sorumluluk kapsamında ise olumlu zarar, edimin ifasının yerine getirilmesinin olanaksızlaşması ve borçlunun temerrüdü durumunda etkinlik kazanacaktır. Eş deyişle, sözleşmeden doğan borcun dar anlamda ifa edilmemesi durumlarında olumlu zarar istemi oluşturulabilir. Bunun dışında sözleşmenin olumlu ihlali durumu da bulunmaktadır. Dar anlamda ifa edilmeme durumlarının dışındaki tüm borca aykırılık durumları sözleşmenin olumlu ihlali olarak değerlendirilecektir. Yaşamın olağan akışı gereği sözleşmesel ilişkilerde ifanın gecikmesi durumu sıklıkla görülebilir. İfanın gecikmesine bağlanan en önemli sonuçlardan biri temerrüttür(direnimdir). Temerrüt, sözleşme dışı sorumluluk durumlarında da etkin olur. İfada gecikme, yalnız başına temerrüt sonucunu doğurmayacaktır. Temerrüt için birtakım ek koşullar gerekmektedir. Hem alacaklının hem borçlunun temerrüdü söz konusu olabilmekle birlikte iş bu çalışmanın çerçevesi, borçlunun temerrüdü bağlamında oluşturulmuştur. Sözleşme içi sorumluluk kapsamında borçlunun temerrüdü sonucu alacaklıya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 1 (TBK) m. 125'de türlü seçimlik haklar tanınmıştır. Bu haklardan aynen ifa istemi, yalnızca temerrüt durumu ile sınırlı olmayıp kusuru da gerektirmemektedir. Zararı aynen ifa ile karşılanamayan alacaklı, borçlunun kusuruna bağlı olarak gecikme tazminatı isteyebilir. Gecikme tazminatı istemi kusura dayanmalıdır. TBK m. 125'in tanıdığı hakların ikinci öbeği, iş bu tez çalışmasının gövdesini oluşturmaktadır. Borçlunun temerrüdü sonucu alacaklı, belirli ek koşulları sağlayarak geciken ifayı reddedebilir. Gecikmiş ifanın reddedilmesi, temerrüt konusunun alt kümesidir. Bu nedenle öncelikli olarak temerrüde ilişkin hükümlerden genel olarak söz edilmelidir. Geciken İfadan vazgeçilmesi sonucu kullanılabilecek iki hak; ifa yerine olumlu zarar istemi ve sözleşmeden dönme sonucu olumsuz zarar istemidir. Sözleşme ilişkileri kapsamında borçlunun temerrüdü sonucu gecikmiş ifayı reddeden alacaklı, sözleşmeyi ayakta tutarak ve ifanın biçimini değiştirerek olumlu zarar isteminde bulunabilir.Master Thesis Sorumluluk hukukunda zor durumda kalma(2021) Öksüz, Mustafa; Kılıçoğlu, Ahmet Mithat818 sayılı Borçlar Kanunu'nda 'zor durumda kalma' anlamında olmak üzere 'müzayaka' kelimesi kullanılmıştır. Müzayakanın Türk Dil Kurumu sözlüğündeki kelime anlamı 'sıkıntı, darlık, parasızlık'tır. Müzayaka hali bir hukuksal kurum olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21, 30/2 ve 44/2 maddelerinde yer almaktaydı. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun kabulüyle dil yönünden yapılan arılaştırma neticesinde müzayaka kelimesinin karşılığı olarak TBK'nın 28 ve 38'inci maddelerinde 'zor durumda kalma', 52'nci maddede ise 'yoksulluğa düşme' tabirleri kullanılmış ancak bu durum uygulamada bir değişiklik yaratmamıştır. Bu tez çalışmasında, TBK m.28'de yer alan aşırı yararlanmada, karşılıklı edimler arasındaki aşırı oransızlığın bir tarafın zor durumda kalmasından yararlanılarak gerçekleştirilmesi hali, TBK m.38/2'de yer alan bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı menfaat sağlanması hali ve TBK m.52/2'de yer alan, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek tazminat yükümlüsünün zarara, hafif kusuruyla sebebiyet vermesi ve hakkaniyetin de bunu gerektirmesi halinde tazminatta bir indirim sebebi olma durumu incelenmiştir. Bu çalışmada, sorumluluk hukukunda 'müzayaka' haline bağlanan hüküm ve sonuçlar incelenmiştir. Ancak eBK'dan farklı olarak TBK'da müzayaka kavramına yer verilmediğinden 'Sorumluluk Hukukunda Zor Durumda Kalma' başlığı tercih edilmiştir. 'Zor Durumda Kalma' kavramı eBK'daki 'Müzayaka' hali için kullanılmıştır.Master Thesis Mimarın fikri hakları(2022) İnal, Zeynep Doğa; Kılıçoğlu, Ahmet MithatBu çalışmanın konusunu 'Mimarın Fikri Haklarını' oluşturmaktadır. Bu çalışmada, mimarın fikri hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir. Fikri haklar, Avrupa'da matbaa makinesinin icadı ile hukuken korunmaya başlamıştır. Mimarlığın, tarihteki en eski mesleklerden olmasına rağmen; mimarların fikri çalışmalarını ortaya koyarak meydana getirdikleri eserlerin korunması on dokuzuncu yüzyıldan itibaren söz konusu olmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde genel olarak fikri mülkiyet kavramı incelenmiş, sınai mülkiyet hakkı ve türleri ile hem Türk hukuku hem de uluslararası hukukta fikri mülkiyet haklarının tarihsel gelişimi açıklanmıştır. İkinci bölümde ise, eser kavramı, FSEK kapsamında eser sayılabilmenin unsurları ile mimari eser türleri incelenmiştir. Mimarın meydana getirdiği eserler üzerinde bulunan mali ve manevi haklar çalışmanın üçüncü bölümünde detaylı bir şekilde incelenmiş ve Yargıtay kararlarına yer verilmiştir. Mimari eserler üzerinde bulunan mali ve/ veya manevi haklara saldırı olması halinde mimarın başvurabileceği hukuki yollar çalışmamızın dördüncü bölümünde incelenmiştir. Çalışmamızda hukuk davaları, kusur ve zarar koşulu gerektiren ve kusur ve zarar koşulu gerektirmeyen davalar olarak ikiye ayrılarak incelenmiş ve ilgili Yargıtay kararlarına yer verilmiştir.Master Thesis Yetkisiz Temsilcinin Üçüncü Kişiye Karşı Sorumluluğu(2024) Bucak, Ayin Sener; Kılıçoğlu, Ahmet MithatTemsil, hukuksal işlem yapmak isteyen tarafların sıkça başvurduğu bir yöntemdir. Zira bu müessese tarafların zamandan ve paradan tasarruf edebilmelerine imkân sağlamaktadır. Hukuksal işlemi yapmak isteyen temsil olunan, bir temsilci tayin etmek suretiyle, işlemin kendi adına ve hesabına yapılmasını sağlayabilir. Kanun koyucu bütün ihtimalleri gözeterek, temsilcinin yetkisiz olarak hareket ettiği durumlarda tarafların ne tür yükümlülükler altına gireceklerini hüküm altına almıştır. Temsile ilişkin genel düzenlemelere TBK m.40 vd. maddelerinde yer verilmişken, yetkisiz temsile ilişkin düzenlemeler 46 ve 47'nci maddelerde hüküm altına alınmıştır. Yetkisiz temsilci ile üçüncü kişi arasında yapılan hukuksal işlem, temsil olunanın işleme onam verip vermemesine bağlı olarak askıda geçersizdir. Temsil olunanın onam vermesi halinde yapılan hukuksal işlem geçerli bir şekilde kurulmuş olurken, onamaması halinde ise işlem geçersizlik yaptırımı ile neticelenir. Bu durumda, yetkisiz temsilciye güven duyarak hukuksal işlemin geçerli bir şekilde kurulduğuna inanan üçüncü kişinin zararlarının olması muhtemeldir. Üçüncü kişi hukuksal işlemin kurulması için masraflar yapmış, bu süreçte başkaca hukuksal işlemler yapmanın fırsatlarını kaçırmış ve zarara uğramış olabilir. Bu durumda, yetkisiz temsilci üçüncü karşı sorumlu olur. Bugün öğretide hâkim görüş, bu sorumluluğun bir sözleşme öncesi sorumluluk (culpa in contrahendo) olduğu yönündedir. Fakat sözleşme öncesi sorumluluk Türk Borçlar Kanunu'nda ayrı ve özel bir şekilde düzenlenmediğinden, bu sorumluluğa hangi hükümlerin uygulanacağı tartışma konusu olmaktadır. Hangi hükümlere tabi tutulması gerektiğinin önemi özellikle; zamanaşımı, ispat, yardımcı kişinin fiilinden sorumluluk ve sınırlı ehliyetsizler bakımından ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda, yetkisiz temsilcinin üçüncü kişiye karşı sorumluluğu, sözleşme öncesi sorumluluk olarak kabul edilmiş, bu sorumluluğa ise haksız fiile ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan ihtimaller değerlendirilmiş ve tazminat sorumluluğunun sınırları çizilmiştir.Master Thesis Arabuluculuk Sözleşmesi(2019) Bora, Özlem; Kılıçoğlu, Ahmet MithatSosyal devlet ilkesi gereği, hak arama özgürlüğünün iyileştirilmesi ve adalete hızlı erişim için mahkeme dışı çözüm yollarını geliştirmek amacıyla reformlar yapılmaya başlanmıştır. Söz konusu reformlardan birisi de alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının kullanım alanlarını genişletmektir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, en genel tanımıyla yargılama dışında kalan her çeşit uyuşmazlık çözüm yöntemleri olarak ifade edilebilir. Bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olan arabuluculuk ülkemizde ilk kez 7 Haziran 2012 tarihinde kabul edilmiş olan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) ile yasalaşmış olup, son zamanlarda arabuluculuk mevzuatıyla ilgili birçok yenilik getirilmiştir. Mevzuatta meydana gelen değişiklikler nedeniyle sıkıntıların oluşması kaçınılmazdır. Arabuluculuk kurumunun toplumda daha iyi özümsenmesi ile yetkin ve etkin arabulucular sayesinde bir sistem oluşana kadar sıkıntılar gündemde kalacaktır. Yapılan bu çalışma ile amaçlanan, arabuluculuk kurumunun daha iyi anlaşılması amacıyla, arabuluculuk sözleşmesinin tüm yönleriyle incelenmesi ve uygulamada ortaya çıkan mağduriyetlerin önüne geçilmesi için hangi kanuni düzenlemelerin yapılması gerektiği konusunda fikir vermektir.
