Search Results

Now showing 1 - 10 of 18
  • Doctoral Thesis
    Modernist Şiiri İnşa Etmek: Ezra Pound'un ve T. S. Eliot'ın Şiirlerinde Londra'nın Ulusaşırı Temsilleri
    (2018) Alta, Seda Şen; Elbir, Nüket Belgin
    Tarih boyunca Londra, İngiliz edebiyatında birçok yazarın eserlerinde betimlediği ve çoğu kez bir sembol olarak kullandığı bir kent olmuştur. Küçük bir tüccar kasabası olarak kurulan Londra'nın, çokuluslu bir metropole dönüştüğünde edebiyat metinlerindeki işlevinin ve taşıdığı anlamların da değişime uğradığı görülmektedir. Kent, yazarların betimlemeleri sayesinde yeni anlamlar kazanırken, öte yandan da kentte meydana gelen çeşitli değişiklikler kentin görünüşünü ve dolayısıyla yazarların kenti eserlerinde kullanma biçimlerinin değişmesine neden olmaktadır. Diğer bir deyişle, edebiyat ile kent arasında yakın bir ilişki bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren çağdaş kuramcı ve eleştirmenler kent anlatısı içeren edebi eserleri mekân odaklı okuma yöntemleriyle incelemeyi önermişlerdir. Ayrıca bu eleştirmenler bir kentin bir metne dönüşebileceğini, edebi metinlerdeki kent anlatısının ise okuyucunun zihninde kenti yeniden kurabileceği ve yaratabileceği, anlatım yöntemlerine göre yazarın kent ile ilgili izlenimleri değiştirebileceği ve hatta şehrin fiziki yapısını bile etkileyebileceği öne sürmektedirler. Söz konusu eleştirmenler, yazarların kent ile ilişkilerini konu eden edebi anlatılara kent edebiyatı, bu çerçevede kent ile ilgili şiirlere kent şiiri adını vermişlerdir. Bu yöntem, şiirlerdeki kent imgelerinde kentteki tarihsel, toplumsal ve ideolojik değişimlerin tespit edilebilmesinin yanı sıra modernizm gibi edebiyat akımlarının ve bu akımların içinde yer alan yazarların ve eserlerinin de mekân odaklı okumalarının yapılabilmesini sağlamıştır. Ayrıca mekânsal eleştiriyi savunan eleştirmenler kentin yerlisi olan yazarlar ile yabancı yazarların kenti farklı yöntemlerle betimlediklerini öne sürmüşlerdir. Bu tezde, yukarıda belirtilen mekân odaklı eleştiri yöntemleri ışığında, birçok eserlerinde Londra kentini konu ve izlek edinen Amerikalı asıllı modernist şairler Ezra Pound ve T. S. Eliot'ın Londra'yı temsil etme biçimleri incelenecek ve bu iki şairin Londra temsillerini, Londra'nın daha önceki edebi temsilleriyle nasıl bir araya getirerek modernist şiir tekniklerini oluşturmada kullandıkları tartışılacaktır. Kenti bir yabancının gözünden anlatarak, ulusaşırı bir bakışla eski ve yeniyi kaynaştıran Pound ile Eliot'ın şiirlerindeki Londra kenti imgeleri yoluyla modern dünyanın karmaşasını çeşitli yönleriyle ortaya koymaya çalıştıkları vurgulanacaktır.
  • Doctoral Thesis
    Çağdaş Romanda Travma ve Anlatı: Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler, Michéle Roberts'ın Evin Kızları ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar Adlı Romanları
    (2024) Toksöz, İsmet; Elbir, Nüket Belgin
    Bu tezin amacı bireysel ve toplumsal travmayı ortaya çıkarma ve bu travmalarla yüzleşme aracı olan öykülemenin Kazuo Ishiguro'nun Uzak Tepeler (1982), Michéle Roberts'ın Evin Kızları (1992) ve Sebastian Barry'nin Saklı Kalanlar (2008) adlı romanlarında bireysel ve savaş travmasını ortaya çıkarmada nasıl kullanıldığını incelemektir. Edebi travma kuramının yükselişi romancıların eserlerinde travmayı nasıl yansıttığını büyük ölçüde etkilemiştir. Edebi travma kuramının yükselişinden önce, edebiyatta travmanın işlenmesinin odak noktası travmanın olgusal detayları ve travma ile ilgili hatırlananlar üzerineydi. Ancak, edebi travma kuramının ortaya çıkışı ile birlikte romancılar travmanın psikolojik, duygusal ve anlatımsal sonuçlarını ve travmanın nasıl hatırlandığını incelemeye başladılar. Ishiguro, Roberts ve Barry romanlarında travmayı etkili bir şekilde kurgulayarak anlatım stratejileri olan yazım tarzları, kelime seçimleri, parçalanmış anlatım teknikleri, tutarsız anlatıcıları ve öyküleme kullanımı yoluyla travmanın romandaki temsiline katkıda bulunmuşlardır. Bu çalışma için seçilen üç romanın ana karakterleri Etsuko, Thérése ve Roseanne, savaş travmalarıyla yüzleşmek, bunları ortaya çıkarmak ve bunlarla başa çıkmak için öykülemeyi bir anlatım stratejisi olarak kullanmışlardır. Seçilen üç romanın anlatım stratejilerini inceleyen bu çalışma Ishiguro, Roberts ve Barry'nin, öykülemenin travma mağdurlarının sessizliğini bozmak ve söylenemezi söylenebilir kılmak için bir öz-iyileşme aracı olarak kullanılabileceğini işaret ettiklerini göstermiştir. Bu çalışma, ayrıca, travmanın nesiller arası kendisini gösteren doğasını ele alarak, travmanın nesiller arasında aktarıldığını öne süren postbellek teorisinin geçerliliğini de göstermiştir. Bununla birlikte, bu çalışma, öykülemeyi bireysel ve savaş travmalarıyla yüzleşme aracı olarak kullanmalarının Etsuko, Thérése ve Roseanne'i bireysel ve savaş travmaları ile yüzleşme yolunda daha cesur kıldığını da vurgulamıştır.
  • Master Thesis
    Emily Bronte'nin Wuthering Heights (uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi
    (2019) Muhealdeen, Rasool Abdullah; Elbir, Nüket Belgin
    Emily Bronte'nin Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi. Bu çalışmada Ondokuzuncu Yüzyıl İngiliz yazarları Emily Bronte'nin Wuthering Heights ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre başlıklı romanları, Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi bağlamında, Sigmund Freud'un kişilerin davranışlarını önemli ölçüde etkileyen psikolojik etkenler kapsamında ortaya koyduğu savunma mekanizmaları kavramı ışığında incelenmektedir. İncelemenin yöntemi, söz konusu iki romanda savunma mekanizmalarının nasıl kullanıldığının araştırılmasıdır. Çalışmanın amacı, bu iki önemli yazarın romanlarının farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu amaçla, Wuthering Heights ve Jane Eyre romanlarındaki başlıca roman kişilerinin romanda betimlenen tutumlarını ve davranış biçimlerini belirleyen savunma mekanizmaları incelenmektedir. İnceleme, iki romanın kahramanları olan Catherine Earnshaw, Heathcliff, Jane Eyre ve Mr Rochester adlı roman kişilerinin roman boyunca davranışları yoluyla sergiledikleri savunma mekanizmalarını ele almakta ve aralarındaki benzerlik ve farklara dikkat çekmektedir. Çalışmada ayrıca, romanların yazarları Bronte kardeşlerin bu karakterleri yaratma süreçlerini ve karakterlere yükledikleri özellikleri etkilediği varsayılan savunma mekanizmaları da dikkate alınmakta ve roman kişilerinin davranışlarını yazarların yaşamları ve kişilik özellikleri açısından tartışan bir değerlendirme sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi, Savunma Mekanizmaları, Sigmund Freud, Emily Bronte, Wuthering Heights, Charlotte Bronte, Jane Eyre.
  • Doctoral Thesis
    Viktorya Dönemi Şiirinde ve Modernist Şiirde Temsil Edilen, Kadınların Ataerkilliğe Karşı Bitmeyen Mücadelesi
    (2024) Özdemir, Feyza Apaydın; Elbir, Nüket Belgin
    Yüzyıllar boyunca kadınlar erkek egemen bir dünyada hayatta kalmaya çalışmışlardır. Bu mücadelelerini dile getirmek ve kadınların basmakalıp tasvirini yıkmak için, edebiyatın en eski biçimi olan şiir genel olarak kadın yazını; kadın dünyasını, kadın ve erkek kültürünü anlatan kadın karaktere kamusal bir ses vererek kadınların arzularını, özlemlerini ve ataerkilliğe karşı isyanlarını ifade etmekte bir araç olarak kullanılmıştır. Bu, Elaine Showalter'ın Kültürel Kadın Eleştirisi Modeli'ndeki yaklaşımına karşılık gelmektedir. Showalter, kadın yazınının işçi, hizmetçi, yazar, ev kadını ve hatta prenses de dahil tüm kadınların ataerkil sisteme karşı çıkışlarının ve eşitlik mücadelelerini dile getirmelerinin bir aracı olduğunu savunur. Eşitlik arayışlarının kadın yazınına nasıl yansıdığını araştıran bu çalışma, kadın yazınının bir 'alt metin' içerdiğini savunur. Çalışma, şiirleri analiz etme aşamasında Showalter'ın teorisine uygun olarak 'alt metin' ve 'vahşi bölge' gibi terimleri kullanmaktadır. Böylece şiirler, kadın kültürü ve kadın yazını arasında bağlantı kurularak analiz edilmekte ve şiirlerde 'alt metnin' nasıl gömülü olduğu vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda, tezin ana teması, kadınlar arasında birleştirici işlevi olan kadın kültürünün ve mücadelesinin tasvir edilmesi, kadın şiirinin on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyılın ilk on yılına kadar olan tarihsel gelişiminin temsil türleri ve kullandığı şiirsel teknikler açısından incelenmesidir. Çalışma, kadın kültürünün genel kültürün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve toplumsal cinsiyet normlarına meydan okumada önemli bir rol oynadığını, bunun Viktorya dönemi kadın şiirinde keşfedildiğini ve Modernist şiirde toplumsal cinsiyet kavramının genişletilmesi ve modernist tekniklerin kullanılması yoluyla vurgulandığını ortaya koymaktadır. Böylelikle, çalışma on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyılın başlarına kadar geçen süre içerisinde kadın şiirinin içerik ve biçim açısından gelişimini göstermiş ve Viktorya dönemi gelenekselciliğinden modernist yaklaşıma geçişin izini sürmüştür. Çalışma ayrıca kadın şairlerin geleneksel cinsiyet normlarını ihlal ettiklerini, kadınlar için biçilen itaatkâr rollere karşı çıktıklarını ve kamusal ve ev içi alanlarda yeni roller ortaya koyduklarını göstermiştir. Böylelikle kadın şairler, kadın geleneğinin ortaya çıkışında kadın yazınının önemine dikkat çekmiş ve şiirin erkeklikle olan güçlü ilişkisini sorgulamışlardır.
  • Master Thesis
    Thomas Hardy'nin the Mayor of Casterbridge Ve Chinua Achebe'nin Things Fall Apart Trajedi Öğeleri
    (2021) Bakr, Mohammed Bashar Bakr; Elbir, Nüket Belgin
    Bu tez, Thomas Hardy'nin The Mayor of Casterbridge ve Chinua Achebe'nin Things Fall Apart trajedi öğelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, Hardy ve Achebe'nin romanlarının baş kahramanlarını klasik trajedi ve Shakespeare trajedisi ışığında ele almaktadır. Esas olarak, Yunan filozof Aristoteles ve Elizabeth dönemi oyun yazarı Shakespeare'in bakış açısıyla, Hardy ve Achebe tarafından anlatı biçiminde kullanılıp geliştirilen ve meydan okunan trajik hata, kibir, şans ve kader gibi klasik trajedi kavramlarına odaklanmaktadır. Aynı zamanda iki farklı yazar, Hardy ve Achebe, tarafından yazılan iki farklı romandaki kader ya da inancın antik Yunan ve Shakespeare'in trajik versiyonları arasındaki temel benzerlik ve farklılıklarına ışık tutuyor. Bu çalışma, klasik trajedi düşüncesinin günümüze kadar bir geçerliliği ve sürekliliği olduğunu göstermektedir. Ayrıca, iki ana kahraman Michael Henchard ve Okonkwo'nun trajik ve felaketli yaşamlarını da analiz etmektedir. Hardy ve Achebe, romanlarında geçiş dönemini ele almış ve tarihlerindeki bu ani değişikliklerin bireylerin karakteri üzerindeki büyük etkilerini keşfetmişlerdir. Bu tez, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında İngiliz ve Afrikan kırsal toplumlarında teknolojik, politik ve sosyal değişikliklerin insan koşulu üzerindeki sonuçlarını tartışmaktadır.
  • Master Thesis
    Agatha Christie'nin Hercule Poirot'u: Başlangıcı ve sonu
    (2022) Abdulghani, Sarah Mawlood; Elbir, Nüket Belgin
    Hercule Poirot, Agatha Christie'nin yarattığı en seçkin ve ünlü dedektif karakterlerden biridir. Bunun birinci nedeni Poirot'nun görünüşü, ikincisi ise Christie'nin bir meydan okuma amacıyla yarattığı ve detektif romanı türünde üne sahil olmasını sağlayan detektif olmasıdır. Bu tezin amacı, bu ünlü detektifin başlangıcını ve sonunu, diğer bir deyişle, Poirot'nun kurmaca yaşamı boyunca çözdüğü ilk ve son vakayı incelemektir. Tezde bağlam incelemesi yönteminden yararlanılarak Christie'nin iki romanı ayrıntılı bir biçimde incelenecektir. İlk roman Poirot'nun ortaya çıktığı The Mysterious Affairs at Styles, ikinci roman ise Poirot'nun sonunu gösteren Curtain başlıklı eserdir. Tezde, iki roman arasındaki farklar ve benzerlikler roman kişileri, ortam ve polisiye vakalar açısından ortaya konacaktır. Böylece, Poirot'nun başlangıcı ve sonunun ortaya konması yoluyla, Agatha Cristie'nin anlatım teknikleri ve detektif türünün sosyal sorunları nasıl ele aldığı irdelenecektir. Çalışmada, ayrıca yazarın yaşamı hakkında bilgi verilerek eserlerine nasıl yansıdığı gösterilecektir.
  • Master Thesis
    Yapabilirlikler Yaklaşımı Perspektifinden Emma ve Jane Eyre'de İngiliz Toplumundaki Kadının Rolü
    (2022) Erdemir, Burcu; Elbir, Nüket Belgin
    Bu çalışma, erken 19.yüzyıl ve Viktorya dönemine ait Emma and Jane Eyre romanlarını, kadının eğitim, evlilik, iş ve sosyal hayattaki rolleri açısından analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, zamanın iki kadın yazarının gözünden, kadınların gerçek hayatta yaşadıkları sorunları, otobiyografik ögeler de kullanarak, romanlarında kurguladıkları kadın kahramanlar üzerinden yansıtmaları açısından önem taşımaktadır. Bu, Austen'da, görgü romanı ve komik ögeler ile, Brontë'de ise gotik romantik detaylar ile zenginleştirilmiş Bildungsroman ile yapılmaktadır. Çalışmayı farklı kılan bir diğer özellik de, bu iki 'klasik' edebi eserin 'çağdaş' bir kuram olan Amartya Sen'in Yapabilirlikler Yaklaşımı perspektifinden incelenmesidir. Bu kuramları kullanmak önemli ve uygundur; zira kuram, kadınların hayatta ilerlemelerinin önünü tıkayan zamanın sosyal ve dini faktörlerinin aksine, kadınların da içinde bulunduğu, toplumda ayrımcılığa uğrayan gruplara sunulan fırsatların (yapabilirlikler) genişletilmesini ve onların kazanabilecekleri başarıları (functioning), yani, onları güçlendirmeyi (empowerment) öncelemektedir. Böyle yaparak, zamanın ilerici kadın yazarlarının kurgusal söylemleriyle toplumsal uygulamalara dair sergiledikleri karşı duruşu da anlamlandırabileceğimiz uygun bir zemin de yaratılmış olmaktadır. Son olarak, her ne kadar romanlardaki kadın kahramanlar kişisel gelişim süreçleri için çıktıkları serüveni tamamlasalar da, sonunda onlara zamanın popüler bir başarısı ve ataerkil toplumun temellerinden olan 'evliliği' getiren zaaflarının esiri olmaktadırlar; Emma, roman boyunca evliliği küçümseyerek sonunda ona teslim olmasıyla, Jane Eyre ise bağımsızlığa olan düşkünlüğünden evlilik için vaz geçmesiyle.
  • Doctoral Thesis
    Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North And South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları
    (2022) Al-khafaf, Zied; Elbir, Nüket Belgin
    AL-KHAFAF, Ziead. ―Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları‖, Doktora Tezi, Ankara, 2021. İngiliz kadın roman yazarları, özellikle on dokuzuncu yüzyılın başından itibaren, kadınların özel yaşam ile toplumsal yaşam alanları arasındaki karşıtlığı aşmak için verdikleri mücadeleyi ve çabalarını betimleyen, edebi niteliği yüksek, çok sayıda eser yayımlamışlardır. Bu tezin kuramsal çerçevesini oluşturan ―jinoeleştiri‖ kuramının sahibi Amerikalı kuramcı ve eleştirmen Elaine Showalter'a göre, kadınların deneyimleri tarih anlatılarının çoğunda önemsizleştirildiği, hatta kimi zaman tamamen göz ardı edildiği için, kadın yazarların eserleri kadınların yaşamları ve deneyimleri konusunda bilgi edinmek açısından son derece değerli birer kaynak olabilir. Bu görüşten hareketle bu tezde, on dokuzuncu yüzyıldan üç kadın yazarın, söz konusu dönemde gelişen farklı roman türlerinde yazılmış birer eseri incelenmektedir. Bu eserler, Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanlarıdır. Tezin amacı, romanlarda kadın karakterlerin nasıl temsil edildiğini incelemek; aynı zamanda, farklı türlerin biçim ve içerik özelliklerinin yazarlara ne gibi olanaklar sağladığını araştırmaktır. Showalter'ın kuramından, kendisinin önerdiği kültürel model bağlamında yararlanılarak yapılan inceleme sonucunda, kadın yazarların ―yumuşatılmış‖ olarak tanımlanabilecek bir söylem tercih ettikleri saptanmıştır. Elizabeth Gaskell'ın North and South, bir ―sanayi romanı‖ olarak, kadın ve erkek işçilerin çalışma koşullarına odaklanmakta, böylece kadın karakterlere toplumsal yaşam içinde daha geniş bir alan açmaktadır. Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, ―bildungsroman‖ türünde bir roman olarak, kahramanı Jane'in kişisel gelişimine ve olgunlaşma sürecine vurgu yapmakta ve böylece, kadınlara biçilmiş geleneksel rollerin dışına çıkabileceğini göstermektedir. Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanı ise, ―sansasyon romanı‖ özelliği ile, fiziksel güzellik gibi geçici değerlere önem vermenin yanlışlığını ortaya koyarak kadın karakterlerinin insan yönlerini öne çıkarmaktadır.ii Anahtar Sözcükler: jinoeleştiri, toplumsal ve özel yaşam, gelişim romanı, sansasyon romanı, sanayi romanı.
  • Master Thesis
    Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe ve William Golding'in Sineklerin Tanrısı'ında Bireysellik Kavramının Karşılaştırılmalı Bir Çalışması
    (2023) Kalkan, Fatmanur; Elbir, Nüket Belgin
    Bu çalışma birey ve bireysellik kavramlarını bir ada ortamı içerisinde, birey kavramının değişimini ve sunumunu farklı yazarların bakış açısıyla karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Amaç, modernleşme sürecinin tarihsel çerçevesi içinde gelişen bireysellik kavramı ışığında kurgusal tasvirin önemini keşfetmektir. Roman türü İngilterede özellikle 17.yy sonu ve 18. yy başında bir tür olarak yükselmeye başlamıştır. Bir edebi tür olarak romanın yükselmesiyle İngilterede modernleşmenin başlaması neredeyse aynı zamanda meydana gelmektedir. Dönemin gelişmeleri örneğin Aydınlanma Çağı, birey kavramını farklı bir boyuta taşımakta ve ona modern anlamda değer vermeye başlamaktadır. Böylece günümüz anlamındaki modern birey kavramının başlangıcı meydana gelmeye başlamakta ve roman ise dönemin bu değişimine tam anlamıyla cevap vermeye başlamaktadır. Roman türü bireyi ve onun gerçek yaşamını, deneyimlerini kendisine konu edinecek kadar değerli görmektedir. Bireyin ve bireyselliğin önem kazanmasıyla roman sıradan insanın bireyselliğini ve bireysel deneyimlerini adeta gerçekmiş gibi ön plana çıkarmaktadır. Eğitim görmeye başlayan ve okumayı alışkanlık haline getiren, yani modernleşmeye başlayan sıradan okur, kendi yaşamıyla özleştirmeyi isteyeceği sıradan kahramanlarla roman türünün yükselişine katkı sağlamaktadır. Robinson Crusoe ve Sineklerin Tanrısı romanlarında da bireyi ve bireyselliği özellikle ön plana çıkaran Defoe ve Golding'in kullandığı ada ortamıdır. Her iki romanda da ada ortamı, romanın yeni bir edebi tür olarak bireyci yönelimi açısından önemli bir unsurdur. Ada ortamı bir mikrokozm olarak gerek somut gerek soyut anlamıyla her şekilde karakterleri test etmekte karakterlerin bireyselliklerini ve bireysel deneyimlerini sunmaktadır. Böylece tezin sonuç bölümünde iki roman arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları bir ada ortamı içerisinde karakterlerin bireyselliği ve bireysel temsili açısından önemi üzerine bir değerlendirme sunulmaktadır.
  • Master Thesis
    Kelimelerin Sis Perdesi: Elizabeth Bowen And Samuel Beckett'in Seçilmiş Kısa Öykülerinde Belirsizlik ve Kendiyle Çatışma
    (2024) Büyüktelli, Rüveyda; Elbir, Nüket Belgin; Elbir, Nüket Belgin; Elbir, Nüket Belgin; Department of English Language and Literature; Department of English Language and Literature
    Bu tez çalışması, Elizabeth Bowen ve Samuel Beckett'in İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, savaşın travmatik etkileri altında yazdıkları kısa öykülerini, savaş dönemindeki zaman ve mekân algısının yanı sıra, günlük yaşamlarında meydana gelen 'askıya alma' ve dönemin yol açtığı belirsizlikten ortaya çıkan 'kendiyle çatışma' temaları üzerinden incelemektedir. Savaş döneminde, tarafsız olan anavatanları İrlanda'da yaşamak yerine savaştan en çok etkilenen iki Avrupa başkentinde -Londra ve Paris'te- yaşamış ve eserlerini yazmış olan bu iki yazarın, eserlerinde savaşın yol açtığı belirsizliği, duraksamayı ve aynı anda hem İrlandalı kökenlerini koruyup hem de ulus ötesi bir yaklaşımla savaş döneminin bireyde ve kolektif olarak toplumda bıraktığı silinmez tarihî, politik, sosyal ve kültürel izleri ve hisleri erken modernizmin estetik anlayışlarını kullanarak yansıtmaları, bu eserlerin aynı zamanda 'late modernism' (geç modernizm) bağlamında incelenmesine olanak sağlamıştır. Bu tezin öne sürdüğü bir diğer sav ise, kısa öykünün 'fragmented' (parçalı) anlatım biçiminin savaş dönemi belirsizliklerini, bu dönemdeki yaşamın askıya alınmış (suspended) ve kırılgan ve değişken (provisional) yanlarını incelemek için en uygun edebi tür olduğudur. Bowen'ın İrlandalı yazarlara ilişkin, 1941'de Woolf'a yazdığı mektubunda atıfta bulunduğu bir ifade olan 'smoke-screen use of words' (kelimelerin sis perdesi arkasından kullanılması) da hem Bowen'ın hem de Beckett'in savaş döneminde yazdıkları kısa öykülerinde kullanılan bir yazım şekli olarak öne çıkmaktadır. Her iki yazarın da bu döneme ait eserlerinde dönemin tarihi, politik ve toplumsal kaygılarını bireysel kaygıların ardında gizlemeleri ise İrlandalı kimliklerinin yol açtığı arada kalmışlığın yanı sıra, savaş döneminin belirsizlikleri ve iki yazarın da savaş dönemindeki kısa öykülerinde geç modernizmin edebi özelliklerinin bulunmasıyla ilişkilendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Bowen, Beckett, İkinci Dünya Savaşı, 'geç modernizm', askıya alma