Search Results

Now showing 1 - 7 of 7
  • Master Thesis
    Emily Bronte'nin Wuthering Heights (uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi
    (2019) Muhealdeen, Rasool Abdullah; Elbir, Nüket Belgin
    Emily Bronte'nin Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre Başlıklı Romanlarının Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından İncelenmesi. Bu çalışmada Ondokuzuncu Yüzyıl İngiliz yazarları Emily Bronte'nin Wuthering Heights ve Charlotte Bronte'nin Jane Eyre başlıklı romanları, Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi bağlamında, Sigmund Freud'un kişilerin davranışlarını önemli ölçüde etkileyen psikolojik etkenler kapsamında ortaya koyduğu savunma mekanizmaları kavramı ışığında incelenmektedir. İncelemenin yöntemi, söz konusu iki romanda savunma mekanizmalarının nasıl kullanıldığının araştırılmasıdır. Çalışmanın amacı, bu iki önemli yazarın romanlarının farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu amaçla, Wuthering Heights ve Jane Eyre romanlarındaki başlıca roman kişilerinin romanda betimlenen tutumlarını ve davranış biçimlerini belirleyen savunma mekanizmaları incelenmektedir. İnceleme, iki romanın kahramanları olan Catherine Earnshaw, Heathcliff, Jane Eyre ve Mr Rochester adlı roman kişilerinin roman boyunca davranışları yoluyla sergiledikleri savunma mekanizmalarını ele almakta ve aralarındaki benzerlik ve farklara dikkat çekmektedir. Çalışmada ayrıca, romanların yazarları Bronte kardeşlerin bu karakterleri yaratma süreçlerini ve karakterlere yükledikleri özellikleri etkilediği varsayılan savunma mekanizmaları da dikkate alınmakta ve roman kişilerinin davranışlarını yazarların yaşamları ve kişilik özellikleri açısından tartışan bir değerlendirme sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi, Savunma Mekanizmaları, Sigmund Freud, Emily Bronte, Wuthering Heights, Charlotte Bronte, Jane Eyre.
  • Doctoral Thesis
    Modern İngiliz Detektif Romanında Türe Özgü Yapıların Yıkılması, Cinsiyet ve İdeoloji İlişkisi
    (2020) Güneş, Mustafa; Elbir, Nüket Belgin
    Polisiye türü ve polisiye romanın genelde edebi türe özgün bir formül ve çerçeve içerisinde yazıldığı düşünülür. Ancak, bu tezin amacı, 1970'li yıllardan sonra, klasik polisiye roman yazınında, cinsiyet ve ataerkil ideoloji ile bağlantıları olan ciddi bir yol ayrımı yaşandığı savını araştırmak ve mümkünse ispatlamaktır. P.D. James'in kadınların profesyonel tercihleri ve gelişimlerini engelleyen sınırları sorgulayan ve yıkmaya çalışan 1970'lerin 'yeni kadın' kavramını örnekleyen detektif figürünü resmettiği Kadınlara Göre Değil (1972) adlı kitabıyla başlayan bu edebi yol ayrımı, Martin Amis'in, özellikle kurgusal detektifin geleneksel karakter tasviri, dilin daima polisiye türüne özgü bir biçimde kullanılışı, gerilimin her zaman tepe noktasına ulaştığı ve çözümlendiği alışılagelmiş anlatım tarzı, ve suçun hep benzer türde ve özellikte olması ve sonuçlarının hep aynı şekilde cezalandırılması gibi polisiye roman türüne has klişeleri yıktığı ve aynı zamanda polis teşkilatında çalışan bir kadın detektifin bu maskülen ortamda var olmasının zorluklarını ve belki de imkansızlığını ele alan Gece Treni (1997) gibi eserlerle devam eder. Graham Swift'in Günyüzü (2003) adlı romanı bu tartışmaları hem daha ileri noktalara taşır hem de türe özgü bilindik anlatı yapılarını alt üst eder ve bu edebi alt üst olma, klasik polisiye romanlarındaki tipik 'kurtarıcı' detektif figürünün de alt üst edilmesiyle paralel olarak verilir. Swift'in romanında detektif figürü, toplumu işlenen suçtan kurtarmak istemeyen veya bu yeteneğe sahip olamayan ve suçun bozduğu düzenin yeniden kurulmasını sağlayamayan ya da bu konularla ilgilenmeyen bir anti-kahramana veya anti-detektife dönüştürülür. Aynı doğrultuda klasik detektif figürünün geleneksel azami otoritesi ve polisiye romanda alışılagelmiş tasvir eden 'erkek bakışı' gücünü ve otoritesini, özellikle kadınlar karşısında, kaybetmiş olarak resmedilir. Çalışmada ele alınan üç romanın, polisiye türüne özgü yapıları yıkmasının geleneksel kadın ve erkek ilişkilerinin ve toplumdaki tipik rollerinin sorgulamasıyla paralel olduğu görülür.
  • Doctoral Thesis
    Apokaliptik Romanların Karakteristik Açıdan Karşılaştırmalı Çalışması: Mary Shelley'nin The Last Man'i, H.g. Wells'in The War Of The Worlds'u, John Wyndham'ın The Day Of The Triffids'i ve Jeanette Winterson'ın The Stone Gods'ı
    (2020) Gürova, Ercan; Elbir, Nüket Belgin
    Bu çalışmanın amacı İngiliz apokaliptik romanlarının karakteristik özelliklerindeki dönüşümü ve bu dönüşümün neden ve sonuçlarını Shelley, Wells, Wyndham ve Winterson'ın romanları üzerinden 1826'dan 2007 yılına kadarki süreçte tartışmaktır. Bu çalışma İngiliz Edebiyatında ilk modern apokaliptik romandan başlayarak seçilen dört romanda resmedilen apokaliptik şartların, unsurların ve güçlerin dönüştüğünü göstermeyi amaçlamaktadır. Bu dönüşüm esrarengiz, görünmez ve beden-dışı güçlerden bir grup bilim insanı, tiran kötü karakterlere veya uzaylılara ve nihayet felaketlerden herkesin doğrudan sorumlu olduğu kolektif bir suçluluğa doğru olmuştur. Seçilen romanlar apokaliptik, postkolonyal, posthumanist ve ekokritik yaklaşımların bulgularından yararlanacaktır. Bilim Kurgu eleştirmeni Darko Suvin'in 'biliş, yadırgatma ve yenilik' kavramlarına romanların tartışmasında atıfta bulunulacaktır. Bu çalışma ayrıca seçilen romanları Kermode ve Berger'in apokaliptik teorileri/yazıları ışığında ele alacaktır.
  • Doctoral Thesis
    Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North And South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları
    (2022) Al-khafaf, Zied; Elbir, Nüket Belgin
    AL-KHAFAF, Ziead. ―Viktorya Dönemi Romanı Alt Türlerinde Toplumsal Cinsiyet Konusunun Jinoeleştirel Yaklaşımla İncelenmesi: Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret Adlı Romanları‖, Doktora Tezi, Ankara, 2021. İngiliz kadın roman yazarları, özellikle on dokuzuncu yüzyılın başından itibaren, kadınların özel yaşam ile toplumsal yaşam alanları arasındaki karşıtlığı aşmak için verdikleri mücadeleyi ve çabalarını betimleyen, edebi niteliği yüksek, çok sayıda eser yayımlamışlardır. Bu tezin kuramsal çerçevesini oluşturan ―jinoeleştiri‖ kuramının sahibi Amerikalı kuramcı ve eleştirmen Elaine Showalter'a göre, kadınların deneyimleri tarih anlatılarının çoğunda önemsizleştirildiği, hatta kimi zaman tamamen göz ardı edildiği için, kadın yazarların eserleri kadınların yaşamları ve deneyimleri konusunda bilgi edinmek açısından son derece değerli birer kaynak olabilir. Bu görüşten hareketle bu tezde, on dokuzuncu yüzyıldan üç kadın yazarın, söz konusu dönemde gelişen farklı roman türlerinde yazılmış birer eseri incelenmektedir. Bu eserler, Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, Elizabeth Gaskell'ın North and South, Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanlarıdır. Tezin amacı, romanlarda kadın karakterlerin nasıl temsil edildiğini incelemek; aynı zamanda, farklı türlerin biçim ve içerik özelliklerinin yazarlara ne gibi olanaklar sağladığını araştırmaktır. Showalter'ın kuramından, kendisinin önerdiği kültürel model bağlamında yararlanılarak yapılan inceleme sonucunda, kadın yazarların ―yumuşatılmış‖ olarak tanımlanabilecek bir söylem tercih ettikleri saptanmıştır. Elizabeth Gaskell'ın North and South, bir ―sanayi romanı‖ olarak, kadın ve erkek işçilerin çalışma koşullarına odaklanmakta, böylece kadın karakterlere toplumsal yaşam içinde daha geniş bir alan açmaktadır. Charlotte Bronte'nin Jane Eyre, ―bildungsroman‖ türünde bir roman olarak, kahramanı Jane'in kişisel gelişimine ve olgunlaşma sürecine vurgu yapmakta ve böylece, kadınlara biçilmiş geleneksel rollerin dışına çıkabileceğini göstermektedir. Mary E. Braddon'ın Lady Audley's Secret adlı romanı ise, ―sansasyon romanı‖ özelliği ile, fiziksel güzellik gibi geçici değerlere önem vermenin yanlışlığını ortaya koyarak kadın karakterlerinin insan yönlerini öne çıkarmaktadır.ii Anahtar Sözcükler: jinoeleştiri, toplumsal ve özel yaşam, gelişim romanı, sansasyon romanı, sanayi romanı.
  • Master Thesis
    Taşra romanlarında komedi:Bayan Gaskel'ın Cranford, Margaret Oliphant'ın Miss Marjoribanks, Anthony Trollope'un The Small House at Allington
    (2019) Gün, Buse; Elbir, Nüket Belgin
    1848-1870 yılları arası İngiltere'de Viktorya döneminin ortalarına denk gelmektedir. Bu dönem Erken Viktorya dönemi ile kıyaslandığında daha sorunsuz ve nisbeten huzurlu ve refah içinde geçen bir dönem olarak bilinmektedir. Endüstriyel Devrim ile birlikte makineleşme ve sanayileşme hızlandığında bu iki önemli gelişmenin getirdiği olmusuzluklar dikkatleri daha sorunsuz bir bölge olan taşraya çekmiştir. Endüstriyel Devrim'in getirisi olan raylı sistemin yapılması ise seyahat etmeyi kolaylaştırdığından bu bölgelere ulaşım kolaylıkla sağlanmıştır. Bu tezde Elizabeth Gaskell'ın Cranford, Margaret Oliphant'ın Miss Marjoribanks ve Anthony Trollope'un The Small House At Allington romanları mekan olarak taşrayı seçen romanlar olarak işlenmiştir. Buna ek olarak mizahın bu dönem romanlarında dönemin getirdiği zorlukları yumuşatmak ve daha kolay üstesinden gelmek amacıyla kullanıldığı gözlenmiştir. Bu tezde işlenen üç roman da taşra romanlarının özelliklerini taşıyan eselerdir. Romanların geçtiği yerler, çevrelerindeki büyük kentlerden yalıtılmış izlenimi uyandırmaktadır. Ayrıca, bu yerlerde yaşayan kişiler Endüstri Devrimi'nin meydana getirdiği büyük değişime direnmektedirler. Romanlarda bu direnç bir mizah unsuru olarak betimlenmekte, böylece yazarlar bir yandan değişimin kaçınılmazlığını vurgulamakta, öte yandan da sanayileşme sonucunda yitirilen geleneksel yaşam tarzlarına ve geleneksel değerlere duyulan özlemi sezindirmektedirler.
  • Master Thesis
    Agatha Christie'nin Hercule Poirot'u: Başlangıcı ve sonu
    (2022) Abdulghani, Sarah Mawlood; Elbir, Nüket Belgin
    Hercule Poirot, Agatha Christie'nin yarattığı en seçkin ve ünlü dedektif karakterlerden biridir. Bunun birinci nedeni Poirot'nun görünüşü, ikincisi ise Christie'nin bir meydan okuma amacıyla yarattığı ve detektif romanı türünde üne sahil olmasını sağlayan detektif olmasıdır. Bu tezin amacı, bu ünlü detektifin başlangıcını ve sonunu, diğer bir deyişle, Poirot'nun kurmaca yaşamı boyunca çözdüğü ilk ve son vakayı incelemektir. Tezde bağlam incelemesi yönteminden yararlanılarak Christie'nin iki romanı ayrıntılı bir biçimde incelenecektir. İlk roman Poirot'nun ortaya çıktığı The Mysterious Affairs at Styles, ikinci roman ise Poirot'nun sonunu gösteren Curtain başlıklı eserdir. Tezde, iki roman arasındaki farklar ve benzerlikler roman kişileri, ortam ve polisiye vakalar açısından ortaya konacaktır. Böylece, Poirot'nun başlangıcı ve sonunun ortaya konması yoluyla, Agatha Cristie'nin anlatım teknikleri ve detektif türünün sosyal sorunları nasıl ele aldığı irdelenecektir. Çalışmada, ayrıca yazarın yaşamı hakkında bilgi verilerek eserlerine nasıl yansıdığı gösterilecektir.
  • Master Thesis
    Yapabilirlikler Yaklaşımı Perspektifinden Emma ve Jane Eyre'de İngiliz Toplumundaki Kadının Rolü
    (2022) Erdemir, Burcu; Elbir, Nüket Belgin
    Bu çalışma, erken 19.yüzyıl ve Viktorya dönemine ait Emma and Jane Eyre romanlarını, kadının eğitim, evlilik, iş ve sosyal hayattaki rolleri açısından analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, zamanın iki kadın yazarının gözünden, kadınların gerçek hayatta yaşadıkları sorunları, otobiyografik ögeler de kullanarak, romanlarında kurguladıkları kadın kahramanlar üzerinden yansıtmaları açısından önem taşımaktadır. Bu, Austen'da, görgü romanı ve komik ögeler ile, Brontë'de ise gotik romantik detaylar ile zenginleştirilmiş Bildungsroman ile yapılmaktadır. Çalışmayı farklı kılan bir diğer özellik de, bu iki 'klasik' edebi eserin 'çağdaş' bir kuram olan Amartya Sen'in Yapabilirlikler Yaklaşımı perspektifinden incelenmesidir. Bu kuramları kullanmak önemli ve uygundur; zira kuram, kadınların hayatta ilerlemelerinin önünü tıkayan zamanın sosyal ve dini faktörlerinin aksine, kadınların da içinde bulunduğu, toplumda ayrımcılığa uğrayan gruplara sunulan fırsatların (yapabilirlikler) genişletilmesini ve onların kazanabilecekleri başarıları (functioning), yani, onları güçlendirmeyi (empowerment) öncelemektedir. Böyle yaparak, zamanın ilerici kadın yazarlarının kurgusal söylemleriyle toplumsal uygulamalara dair sergiledikleri karşı duruşu da anlamlandırabileceğimiz uygun bir zemin de yaratılmış olmaktadır. Son olarak, her ne kadar romanlardaki kadın kahramanlar kişisel gelişim süreçleri için çıktıkları serüveni tamamlasalar da, sonunda onlara zamanın popüler bir başarısı ve ataerkil toplumun temellerinden olan 'evliliği' getiren zaaflarının esiri olmaktadırlar; Emma, roman boyunca evliliği küçümseyerek sonunda ona teslim olmasıyla, Jane Eyre ise bağımsızlığa olan düşkünlüğünden evlilik için vaz geçmesiyle.