Search Results

Now showing 1 - 10 of 12
  • Master Thesis
    Soğuk Savaş Sonrası Almanya'da Aşırı Sağın Yükselişi
    (2019) Demirören, Yasemin Merve; Aygül, Cenk
    Soğuk Savaş Sonrası Doğu Almanya'da Aşırı Sağın Yükselişi adlı bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, Weimar Cumhuriyeti ve Nazi Dönemi'nde Almanya'da yaşanan aşırı sağ hareketler dönemsel olarak ele alınmıştır. Bununla beraber, bu iki dönemin aşırı sağ hareketleri arasında karşılaştırılmalı analiz yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Soğuk Savaş döneminde Almanya konusu ele alınmıştır. İkinci bölümde ayrıca, Soğuk Savaş öncesi dönemin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Demokratik Almanya Cumhuriyeti ve Federal Almanya Cumhuriyeti'nde gerçekleşen aşırı sağ hareketler incelenerek, aralarındaki benzerlik veya farkları da bu çalışmanın kapsamına dâhil edilmiştir. Kurulan iki Almanya Cumhuriyeti'ndeki toplumsal, ekonomik, siyasi hayatta gerçekleşen aşırı sağ hareketlerin çıkış noktaları tartışılmıştır. Yabancı düşmanlığı kavramı, doğu ve batı Almanya'da toplumda nasıl ortaya çıktığı ve toplumu nasıl etkisi altına aldığı araştırılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Soğuk Savaş sonrası birleşen Almanya'daki aşırı sağ hareketler ele alınmıştır. Bu bölümde de öncelikle Soğuk Savaş'ın sona ermesine neden olan olaylar göz önünde bulundurularak aşırı sağ hareketlerin geçirdiği dönüşümler incelenmiştir. Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile günümüze kadar olan zaman içerisinde, Almanya'daki aşırı sağ hareketlerin ideolojileri ve eylemleri bölgesel olarak karşılaştırarak incelenmiştir. Günümüz Almanya'sında toplumsal eylemlerin aşırı sağ söylemlerinin Alman Parlamentosu'nda merkez sağ partilerince destek bularak siyasi olarak Alman siyasetini nasıl yönlendirdiği incelenmiştir. Almanya Federal Meclisi'nde sağ parti olan AfD'nin toplumsal aşırı sağ hareketlere karşı sergilediği tutum ve destekler çerçevesinde siyasi olarak aşırı sağ grupların siyasete olan etkileri tartışılmıştır. Bunun yanında meclisteki diğer partilerin, aşırı sağ söylemlerle elde ettikleri politik başarıları, istatistiklerden yararlanılarak ele alınmıştır. Almanya'da gerçekleşen aşırı sağ hareketlerin ideolojileri ve toplumsal etkileri ile Doğu Almanya Cumhuriyeti'nde gerçekleşen aşırı sağ hareketlerin bağlantısı incelenmiştir. Bu bölümde yine Almanya'da gerçekleşen aşırı sağ hareketlerin bölgesel yoğunluk oranları incelenirken aynı zamanda siyasi oy verileri de incelenerek aralarındaki bağlantı ele alınmıştır.
  • Master Thesis
    Makyavel'in Düşüncelerinin Mussolini'ye Etkileri
    (2019) Dündar, Didem; Aygül, Cenk
    Niccolò di Bernardo dei Machiavelli 1500lü yıllarda yaşamış, dünya siyasetini ve tarihini derinden etkilemiş bir diplomat, yazar ve düşünürdür. Rönesans Floransa'sında yaşamış olan Makyavel'in en önemli eseri Hükümdar, O'nun yüzyıllar boyunca Makyavelizm damgasıyla yaftalanmasına neden olmuştur. Kimilerine göre şeytan kimilerine göre gelmiş geçmiş en büyük hümanisttir. Makyavel'in dönemine ışık tutan düşünceleri özellikle politik kriz durumlarında hükümdarların başvurduğu manipüle edilmiş bir doktrin olarak kötüye kullanılmıştır. Öyle ki İtalya'nın tarihteki en önemli siyasi figürlerinden biri olan Mussolini'de Makyavel'den izler görülebilmektedir. Benito Mussolini iki dünya savaşı arası dönemde Avrupa'daki faşist hareketin liderlerindendir. İtalya, Mussolini iktidarında tek adam rejimini görmüş, cumhuriyetten totaliter rejime sert bir geçiş yaşamıştır. Mussolini'nin iktidara gelirken ve iktidarda geçirdiği süre boyunca izlediği yollar Makyavel'in öğretileriyle benzer midir? Çalışmada bu konuyu ele alarak Mussolini'nin Makyavel'den etkilenip etkilenmediğini tartıştık.
  • Master Thesis
    Kıgrızistan'da Nisan Devrimi: 2010 Kırgız-özbek Etnik Çatışması
    (2020) Kyzy, Begaıym Askat; Aygül, Cenk; Aygül, Cenk; Aygül, Cenk; International Relations; International Relations
    Bu tezde 2010 yılında Kırgızistan'da patlak veren Kırgız-Özbek etnik çatışmasının nihai sebepleri araştırılacaktır. Kırgızistan büyük güçlerin mücadele alanı olan Orta Asya bölgesinde yer almaktadır. Orta Asya, birçok kültür ve medeniyetin kesiştiği bir bölge olmuştur. Kırgızistan, bulunduğu konum itibariyle çeşitli kültürlere ve etnik gruplara ev sahipliği yapmaktadır. Kırgızistan, 70 yıllık Sovyet geçmişinden sonra bağımsızlığını yeni kazanan bir devlettir. Bağımsızlığından bu yana Kırgızistan etnik çatışmaya ve renkli devrimlere tanık olmuştur. Kökleri uzun zamana dayanan bu çatışmayı tek bir unsurla açıklamak pek mümkün değildir. Bu manada, çatışmanın tarihsel geçmişi incelenecektir. İlk çatışma 1990'da yaşanmıştı ve bu çatışma etnik nitelikli bir ayrılıkçılık özelliği taşımaktaydı. Söz konusu çatışma, 2010'da yaşanan ikinci çatışmanın da temellerini oluşturmuştur. Bu bağlamda, iki çatışma arasındaki fark incelenmiştir. Bağımsızlığından sonra Kırgızistan'ın jeostratejik konumunun önemi doğrultusunda, bölgesel ve küresel güçlerin güç mücadelesine sahne olmuştur. Bu faktörler, Kırgızistan'ı istikrarsızlığa sürüklemiştir. Ülkedeki siyasi kriz, devrimler ve sosyo-ekonomik sorunların derinleşmesi etnik çatışmanın patlak vermesine neden olmuştur. 2010 Kırgız-Özbek çatışması etnik karaktere sahip bir çatışma olmadığı için öne çıkmıştır. Bu çatışmaya giden süreç kapsamlı olarak incelenecektir. Anahtar kelimeler: etnik grup, etnik çatışma, etnik milliyetçilik, rejim güvenliği, güney- kuzey ayrılıkçılığı, dış politika, güvenlik kavramı
  • Master Thesis
    Birey Sağlığı, Toplum Sağlığı ve Uluslararası Sağlık Çerçevesinde Güvenlik Kavramının Değerlendirilmesi: Türkiye'deki Suriyeli Mülteciler Örneği
    (2016) Kantaroğlu, Damla Altınışık; Aygül, Cenk
    Güvenlik kavramı bireysel alandan kamusal alana kadar kapsama alanı çok geniş bir kavramdır. Tarihsel olarak bakıldığında da güvenlik kavramının ham halinin ilk olarak antik yunanda kullanıldığını görüyoruz. Zamanla insanların ve toplumun tehdit olarak hissettiği ve korunma yönündeki ihtiyaçlarına göre de şekillenmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı başta güvenlik teorilerinin düşünsel temellerini açıklayarak tarihsel olarak güvenlik kavramını inceledikten sonra sağlık ve güvenlik arasında nasıl bir bağ olduğunu ortaya koymaktır. Bunun için de 'Dünyada sağlık sorunları bir güvenlik tehdidi olarak algılanıyor mu? Bu yönde büyük güçlerin/devletlerin ve örgütlerin planladıkları veya uyguladıkları politikaları var mı?', 'Türkiye tarihinde ve son dönem Türkiye'sinde, Suriye örneği üzerinden, güvenlik tehdidi olarak görülen hastalıklar ve uygulanan politikalar nelerdir?' sorularına cevap aranacaktır.
  • Master Thesis
    Arap Baharı ve Mısır'da Yansımaları
    (2014) Aydin, Muhammet Şerif; Aygül, Cenk
    Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla birlikte şekillenmeye başlayan Orta Doğu, bugüne kadar tarihi kırılma anları yaşamıştır. Bu kırılmaların birincisi İkinci Dünya Savaşı'nı takiben bölgede bulunan ülkelerin bağımsızlık kazanması ve sonrasında İsrail'in kurulmasıdır. İsrail'e ve Batı politikaları doğrultusunda oluşan monarşilere karşı bir tepki olarak Arap milliyetçiliğinin oluşması ile Baasçı yapıların ortaya çıkması bir başka kırılma anıdır. Mısır'ı SSCB'den uzaklaştırarak ABD çizgisine yaklaştıran 1979 Camp David Antlaşması ve aynı yıl yaşanan İran Devrimi ile İran'ın ABD'den uzaklaşarak SSCB çizgisine yaklaşması kırılma anlarının devamını sağlamıştır. SSCB'nin yıkılması ile birlikte tek kutuplu düzene dönülmesi tüm dünya düzeni için ve aynı zamanda Orta Doğu için yeni bir kırılma anı yaşanmasına sebep olmuştur. Son olarak 2010 yılında başlayan ve hala sürecini sürdüren Arap Baharı da kırılma anlarının en önemlilerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır. Arap Baharı; Orta Doğu ülkelerin halkları tarafından, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde rejim, yönetim, yönetici değişimleri başta olmak üzere değişikliklere ve yenilenmelere yol açan, protesto, ayaklanma, kalkışma, devrim, başkaldırı ve daha birçok adlandırmayla söz edilen Arap halk hareketlerini ifade etmektedir. Körfez ülkeleri, meşruiyetlerinin kaynağını oluşturan ABD desteği sayesinde diğer ülkelerden farklı olarak ekonomi temelli adımlarla devrimlerin önüne geçebilmişken, Tunus, Mısır, Libya ve Suriye ise süreci en ağır şekilde yaşayan ülkeler olmuşlardır. Libya'da değişim talebi dış güçlerin saldırıları ile gerçekleşirken Suriye'de ise iç savaş kanlı bir şekilde devam etmektedir. Mısır'da Tahrir Meydanı'nda başlayan değişim talepleri karşılığını bulmuş ve Hüsnü Mübarek, istifa ederek Cumhurbaşkanlığından ayrılmıştır. Yapılan demokratik seçimler sonucunda Müslüman Kardeşlerin adayı Muhammed Mursi Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamıştır. Özellikle ekonomik parametrelerin kötüye gitmesi ile birlikte yeni bir tepki dalgası oluşmuş ve bu durumu fırsat olarak gören Genel Kurmay Başkanı Abdul Fettah el-Sisi önderliğinde darbe gerçekleştirilmiştir. Bu darbe ile birlikte Mısır'da yeni bir döneme girilmiş ve ülkedeki karışıklıklar, eski rejim ve darbe yanlıları ile değişim talep edenler arasında bir güç mücadelesine dönmüştür. Arap Baharı ile birlikte başlayan değişim temelli olayların genel olarak Orta Doğu'da ve çalışmanın kapsamı dâhilindeki Mısır'da beklentileri karşılayamadığı süreç içerisinde anlaşılmıştır. Süreç öncesinden daha iyi şartlarda yönetilen veya ekonomik anlamda gelişebilen bir ülke henüz olmamıştır. Anahtar Kelimeler 1. Orta Doğu 2. Arap Baharı 3. Körfez Ülkeleri 4. Mısır 5. Müslüman Kardeşler
  • Master Thesis
    Türk Dış Politikasında Doksanlı Yıllar ve Ab Perspektifinde Değerlendirilmesi
    (2012) Köymen, Yiğit; Aygül, Cenk
    Doksanlı yıllar devlet dışı aktörlerin öneminin arttığı, özellikle büyük devletlerin daha çok ekonomik nedenlere dayalı yeni ittifak arayışlarına girdiği, sürekli enerji arzını garanti edecek büyük oyunların senaryolarını hazırladığı ve bölgesel entegrasyonların keskinleşmeye başladığı yıllar olarak bilinmektedir. Bunlardan başka, doksanlı yıllar tüm dünyada aslında yeni bir dünya düzeninin başlangıcı sayılmaktadır. Çünkü, çift kutuplu bir dengeye dayanan dünya siyasal sistemi bitmiş, Varşova Paktı etkisini kaybetmeye başlamış, Doğu Avrupa'da bulunan eski Sovyet tiranlığına bağlı ülkelerdeki çözülmelerin etkisi Rusya'nın birinci kuşağında bulunan ülkelere kadar sirayet etmiş, Körfez Savaşı ile birlikte Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesi sürecine girilmiş, NATO, üye sayısını artırmaya, dolayısı ile etki alanını genişletmeye başlamış, AB ise bütünleşmenin altyapısını tamamlamaya ve Avrupa kıtasının tamamını şemsiyesi altına almaya doğru bir planlamanın içine girmiştir. Türkiye ise tüm bu değişen koşullara karşın, iç siyasi çekişmeleri çok derin yaşadığından doksanlı yıllarda dış politikadaki hızlı gelişmelere fazla ayak uyduramamış, eskinin edilgen devlet bürokrasisi içerisinde hareket etmiş ve özellikle de dış politikada pro-aktif olamamanın getirdiği sürekli bir bekle-gör politikasını takip etmiştir. Bu itibarla, bugünü daha iyi anlayabilmek için o yılları iyi analiz etmek gerekmektedir. Bu tezin önemi de o yıllarda kaçırılan fırsatlar, ileriyi görememe, tüm doksanlar boyunca yaşadığımız sürekli koalisyonlar, siyasi çekişmeler ile birlikte yapılan hataların sonuçlarını irdeleme ve bazı alternatiflerin üzerinde durmaktır. Tezin bir de AB boyutu bulunmaktadır. Bu kısımlarda ise öncelikle AB, bütünleşme politikaları açısından incelenmiş ve ?Türkiye bu bütünleşme sürecinde neden olmalıdır? sorusuna cevap aranmaya çalışılmıştır. Sonra kısaca Türkiye-AB ilişkilerinin dönemsel analizlerine ve önemli tarihsel dönüm noktalarına bakılmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin tam üyelik başvurusu sonrası AB içindeki dengeler, ABD'nin Türkiye'ye olan desteğinin AB içinde farklı gruplaşmalara yol açması ve bunların nedenleri de incelenmiştir. Bunlardan başka, AB güvenlik politikalarına Türkiye'nin katkısı ile AB'ye tam üyeliğin Türkiye'nin stratejik öneminin artmasına yönelik ne gibi etkileri olabilirdi sorusunu da yanıt aranmaya çalışılmıştır. Böylece o yılları günümüzdeki gelişmelere göre tekrar inceleme imkanı doğmuştur.Çalışma boyunca öncelikle kavramsal ve kuramsal çerçeve üzerinde durulmuştur. Ayrıca, konu dış politika olduğu için dış politikanın çeşitli uluslararası ilişkiler teorilerine göre tanımı ve doksanlı yıllarda Türk Dış Politikası'nın genel olarak hangi teorinin pratiğinin uygulanmasına göre şekillendiğine bakılmıştır. Genelde realist bir perspektif hakim olmakla birlikte, liberal yaklaşımlar da sık sık kullanılmıştır. Son olarak, her ne kadar belirli bir dönem incelense de ulusal çıkarlarımız ve dış politikada bizim için önemli olan konu başlıklarına da değinilmiştir.
  • Article
    Financial Crisis in Southern Europe in Comparison With Eastern Europe
    (2014) Aygül, Cenk
    Bu makale Güney Avrupada yaşanmakta olan finans krizini Doğru Avrupa ile karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Makalenin bulguları şunlardır: Avrupa Birliğinin ekonomik uzamının homojen olarak ele alınması kriz sonrasında artık olası değildir ve merkez-çevre yapılarının daha fazla incelenmesi gerekmektedir. İkinci olarak, 2000li yıllardaki düşük büyüme oranlarının gösterdiği gibi kriz her yerde yaşanmakta ise de, Doğu ve Güney Avrupanın gelişmeleri birbirlerinden giderek artan oranda farklılaşmıştır. Bunun nedeni iki bölgenin Avrupa ve özelde Alman üretken merkezi ile farklı eklemlenme biçimlerinde aranmalıdır.
  • Master Thesis
    Tunus'ta İslami hareketlerin yükselişi: El Nahda örneği
    (2014) Erdem, Ruhat Gülşah; Aygül, Cenk
    El Nahda'nın Tunus'ta Arap Baharı sonrası iktidara gelişi, ABD öncülüğünde Batı'nın uzun süredir Ortadoğu'da demokrasi yönünde değişimi arzulaması ve Ortadoğu halklarının İslami hareketleri 1970'lerden itibaren çürümüş tek parti rejimlerine karşı bir alternatif olarak görmesiyle örtüşmüştür. Ne var ki, Arap Baharı sonrası Ortadoğu'da başlayan olumlu hava değişmeye başlamış, iktidara gelen yeni yönetimler de halkı memnun etmemiştir. Arap Baharı sürecinden birkaç yıl sonra Mısır'da Hürriyet ve Adalet Partisi askeri darbe sonucu, Tunus'ta El Nahda ise iki muhalif lidere düzenlenen suikast sonucu istifa etmeye mecbur bırakılarak tasfiye edilmiştir. İki İslami partinin de tasfiye edilmesine, Mısır ve Tunus halkının yanı sıra Batı'nın da destek verdiği görülmektedir. AKP'nin Ortadoğu Bölgesi'ndeki İslami hareketlere model olacağı yaklaşımı başarısız olmuş görünürken, Mısır'da ve Tunus'ta başarılı olamayan ve İslam'a devlet yönetiminde yer veren İslami partiler tasfiye edilmiştir. Batı Ortadoğu'daki politikasını, bundan sonraki süreçte ılımlı olmayan İslami hareketleri küçülterek tasfiye etme ve İslam'a devlet yönetiminde mesafeli duracak yeni hareketleri destekleme yönünde revize etmiştir. Ortadoğu'da Arap Baharı sonrası iktidara gelen Müslüman Kardeşler ve El Nahda'nın başarısız olmasının ardından iktidara gelecek yeni yönetimler aşağıdan yukarı değil, yukarıdan aşağı doğru belirlenecek gibi görünmektedir. Bu tez, El Nahda'yı iktidara taşıyan sosyal, kültürel, ekonomik faktörleri ve iktidar sürecinin neden başarısız olduğunu tartışmak amacını taşımaktadır.
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği'ne Üyelik Sürecinde Kolektif Özgürlükler Perspektifinden Türkiye'de Alevilerin Durumu
    (2012) Tombak, Yavuz; Aygül, Cenk
    Avrupa Birliği'nin azınlık anlayışı ve Alevileri ve Aleviliği nasıl algıladığı, her yıl AB Komisyonu tarafından düzenli olarak yayınlanan ilerleme raporlarındaki Aleviliğin yeri, Türkiye'de Alevilerin mevcut durumu, kendilerini neden kurucu unsurlar arasında gördükleri, çözülmeyi bekleyen problemleri ortaya koyup, çözüm önerileri sunmak bu çalışmanın temel amacıdır. Kapsamlı bir Alevi analizi yapmak için geçmişin derinliklerine ve ayrıntılarına dalmak gerekmektedir. Bu çalışmada AB'nin Alevilere bakış açısı incelendiği için çalışma son yüzyıl ile sınırlandırılmıştır. Bu çalışmanın temel metodunu konuyla ilgili yayınlanmış kitap, makale, dergi, broşür, basın açıklaması, gazete yazıları ve görsel malzemeler oluşturmaktadır.Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bölümde azınlık kavramı çerçevesinde, azınlık tanımına ve azınlık çeşitlerine yer verilmiştir. Azınlık çeşitleri olarak etnik, dinsel, dilsel ve ulusal azınlıkların tanımı yapılmıştır.İkinci bölümde AB'nin azınlıklara bakış açısı incelenmiştir. Bu bölümde AB'de azınlık haklarının gelişimi, AB'yi yakından etkilediği için AK'nin bu konuda yaptığı çalışmalar, Birliğin hukukunda azınlık haklarının nasıl algılandığı, Maastricht, Amsterdam ve Nice gibi temel antlaşmalar, AB kurumları tarafından yapılan çalışmalar ve AB'ye üye bazı devletlerdeki azınlık hakları değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde kolektif özgürlükler perspektifinden Alevilerin Türkiye'deki durumu incelenmiştir. İnceleme sırasında önce kolektif özgürlüklerin tanımı yapılmış, Türkiye'deki azınlık haklarına değinilmiş ve Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerindeki Aleviler incelenerek Alevilerin azınlık kapsamına girip giremeyeceği değerlendirilmiştir. Yine bu bölümde Alevilerin günümüzdeki durumu ve problemlerine de yer verilmiştir. Ayrıca AİHM'nin Alevilerle ilgili verdiği bir karar, Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu Türkiye Raporu, AB Komisyonu İlerleme Raporları ve Alevi Çalıştayları Nihai Raporu da çalışmanın bu kısmında incelenmiştir.
  • Master Thesis
    İttifaktan Düşmanlığa Dönüşen Türk-sovyet İlişkileri: Stalin Dönemi Türk Dış Politikasında Yaşanan Büyük Değişim
    (2020) Özel, Fatih; Aygül, Cenk
    Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği arasında gelişen ilk ilişkiler dönemin şartları ile değerlendirildiğinde 'zorunlu' tabiri en uygun ifade olarak belirmektedir. Türkiye'nin dış politikasında kuruluşuyla beraber Sovyetler Birliği temel eksen noktası olarak görülmüş, 1936 yılında yaklaşan savaşın etkisiyle Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile ikili ilişkilerde ilk kırılma yaşanmıştır. İkinci Dünya Savaşında gerçekleşen Alman-Sovyet ittifakı Türkiye üzerinde deyim yerindeyse soğuk duş etkisi yaratırken, ikili ilişkilerde güvensizliğin temel alındığı bir döneminde başlangıcı olmuştur. Türkiye'nin savaşa dahil olmama konusunda yürüttüğü 'aktif tarafsızlık' politikası nedeniyle Sovyetler Birliğinin de dahil olduğu müttefiklerle ilişkiler gergin bir halde sürerken, savaş süresince ve savaş sonrası Sovyetler Birliğini, Boğazlar ve doğu illeri üzerinde hak talebi ile ikili ilişkiler büyük yara almıştır. Bu güvensizliğin yarattığı etkiyle, Türkiye savaş sonrası oluşan yeni dünya düzeninde Sovyet tehdidine karşı oluşan Batı bloğunda güç dengesi yaratmak maksadıyla yer almıştır. İttifak olarak başlayan ikili ilişkiler düşmanlığa evirilmiş ve tamir edilmesi güç olan yaralar almıştır. Tez çalışmasının dönem sınırı olarak Stalin dönemini incelemesinin nedeni, ittifak ve dostluk döneminin Stalin ile başlaması ve gerginlikten, kopuşa kadar Stalin'in tek lider olarak yürüttüğü politikalarının bir ürünü olmasıdır. Stalin'in ölümü sonrası, Sovyetler Birliği ikili ilişkilerde en temel sorunlar olan toprak talebinden ve Boğazlardan hak iddiasından vazgeçmesi ise Stalin döneminde izlenen Türk ve Sovyet politikaları incelenmesini önemli kılmaktadır. Bu tez çalışmasında dönemin en belirgin teorisi olan realizmin Türk dış politikasına yansımaları incelenmiş, bu bağlamda bu teorinin uygulanma sahaları açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sovyetler Birliği, Stalin, Boğazlar, 2. Dünya Savaşı, Komünizm, Realizm