3 results
Search Results
Now showing 1 - 3 of 3
Article Hukuk Eğitim ve Öğretiminde Bir Olanak Olarak Lisans Araştırma Projeleri(İz Dergisi, 2014) Şimşek, Aslı; Öner, Altın Aslı Şimşek; Öner, Altın Aslı Şimşek; Law; LawSon dönemde hukuk eğitimi ve öğretimi üzerine başta akademi olmak üzere çeşitli mecralarda yoğun tartışmalar yürütülmekte, konu üzerine sempozyum, panel, konferans, çalıştay gibi akademik çalışmalar yapılmaktadır. Hukuk eğitimi ve öğretimi meseleleri her ne kadar birkaç yıldır popüler hale gelmiş gibi görünse de hukuk eğitimine ilişkin geçmişten beri süregelen sorunlar mevcuttur. Fakat son zamanlarda dikkatlerin bu noktaya çekilmesinin ana nedeni hukuk fakültelerinin kalabalık sınıfları dolayısıyla öğrencilerin akademisyenlerle birebir iletişime geçmekte zorluk çekmesi, derslerin genellikle konferans şeklinde işlenmesi dolayısıyla öğrencilerde hukuk öğreniminin birtakım mevzuatı ezberlemekten ibaret olduğu algısına yol açmasıdır. Bunları kısaca altyapısal sorunlar olarak ifade edebiliriz.Master Thesis Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddetin Önlenmesinde İnsan Hakları Hukukunun İşlevi: İstanbul Sözleşmesi Örneği(2023) Tatar, Elif Kabadayı; Öner, Altın Aslı Şimşekİnsan haklarına ve devletin insan haklarından sorumluluğuna ilişkin klasik yaklaşımlar yakın zamana kadar, kadının insan haklarının öznesi olduğu ve kadına yönelik toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve ev-içi şiddetin insan hakları ihlali olduğunun kabulüne engel olmuştur. Kamusal alan-özel alan ikiliği (dichotomy of private and public area) anlayışında, şekli (de jure) eşitlik anlayışında, insan onurunun insana özgü soyut bir özellik olduğu anlayışında, insan haklarının ancak kamusal alanda devlet ve ajanları tarafından ihlal edilebildiği anlayışında ve devletin özel kişilerce veya özel alanda işlenen insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulamayacağı anlayışında ortaya çıkan dönüşümün sonucunda, KYTCTŞ ve ev-içi şiddet, uluslararası belgelerde bir ayrımcılık biçimi ve insan hakları ihlali olarak kabul edilmiştir. Kadının insan hakları lehine gerçekleşen bu dönüşümde kadının insan hakları mücadeleleri ve feminist eleştirilerin katkısı çok önemlidir. Geliştirilen özen yükümlülüğü (due diligence) anlayışı, Devletin KYTCTŞ ve ev-içi şiddet eylemlerinde ihlalin ortaya çıkmasını ya da devamını önlemek ya da sonuçlarını ortadan kaldırmak için makul ve duruma uygun önlemleri almamasından dolayı sorumlu tutulmasını gerektirir. İstanbul Sözleşmesi KYTCTŞ ve ev-içi şiddetle mücadelede kendinden önceki insan hakları belgelerinin hepsinden daha bütüncül ve kapsamlı bir yaklaşıma sahiptir. İkinci bölümde bu yaklaşıma ilişkin Sözleşme metninden tespit ettiğimiz ölçütlere ardında da Sözleşme'nin izleme organı GREVIO'nun oluşumu ve izleme faaliyetlerine ilişkin bilgilere yer verilecektir. Son olarak da İstanbul Sözleşmesi'nin uluslararası ve ulusal düzeyde olumlu etkileri ele alınacaktır. AİHM'in, AİHS'nin 2, 3, 8 ve 14. maddeleri kapsamında devletlerin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini yorumlarken ilgili uluslararası hukuk kuralları olarak İstanbul Sözleşmesi hükümlerine atıf yaptığı KYTCTŞ ve ev-içi şiddet vakalarına ilişkin onlarca kararı mevcuttur. Çalışmamızda AİHM'nin bu kararlarına ve İstanbul Sözleşmesi'ni imzalaması ya da onaylamasını takiben taraf devletlerin KYTCTŞ ve ev-içi şiddetle mücadeleye ilişkin iç hukuk, politika ve uygulamalarında meydana gelen olumlu değişikliklere örnekler verilerek bu etkiler somutlaştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: Toplumsal cinsiyet, kadına yönelik şiddet, ev-içi şiddet, İstanbul Sözleşmesi, GREVIOMaster Thesis Uluslararası İnsan Hakları Koruma Mekanizmalarının Etkililiği Çerçevesinde Avrupa Konseyi Örneği(2022) Pakbeşe, Buğra; Öner, Altın Aslı Şimşek; Öner, Altın Aslı Şimşek; Öner, A. Aslı Şimşek; Law; Lawİki dünya savaşı boyunca devletlerin neden olduğu yıkım ve hak ihlalleri ile karşılaşıldıktan sonra tekrar böyle bir yıkımın oluşmaması için bir önlem alınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Devletlerin sınırları içinde sınırsız bir egemenliğe sahip ve insan haklarını korumada tek yükümlü olması, insan haklarının korunması için yeterli bir yapı olup olmadığını sorgulatmıştır. Dolayısıyla uluslararası alanda bu hakları gözetecek ve koruyacak kurumların var olması gerektiği sonucunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu yüzden de II. Dünya Savaşı sonrası insan haklarının ulusal alandan çıkıp uluslararası alanda korunması için uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve uluslararası koruma mekanizmaları kurulmaya başlanmıştır. Günümüze kadar gelinen süreçte evrensel ve bölgesel birçok sözleşme ve sözleşmeleri imzalayan devletlerin sözleşmeye uymalarını denetleyen mekanizma oluşturulmuştur. Bütün bu gelişmeler geçtiğimiz yüzyılın insan hakları çağı olarak nitelendirilmesini sağlamıştır. Ancak ne kadar insan hakları çağı olarak nitelense de hak ihlalleri de bir o kadar fazla olmaya devam etmiştir. Normatif alanda yapılan gelişmelerin pratik alanla doğru orantılı ilerlememesi, başka bir deyişle teori ile pratiğin arasının açılması çeşitli soru işaretlerine neden olmuştur. Bu çalışmanın da temel konusunu bu soruların temelini oluşturan uluslararası insan hakları koruma mekanizmalarının varsayıldığı kadar etkili olup olmaması oluşturmaktadır. Uluslararası insan hakları koruma mekanizmaları evrensel ve bölgesel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Evrensel koruma sisteminde genel olarak mekanizmaların denetleme ve tavsiye verme faaliyetleri mevcutken bölgesel mekanizmalar hak ihlalinin yaşandığı devletin olduğu kadar olmasa da hak ihlaline yakınlığı ve yerelliği nedeniyle bir mahkemeye yer verebilmektedir. Dolayısıyla evrensel mekanizmalar daha çok evrensel bir standart belirlemede ön plana çıkarken, bölgesel mekanizmalar da somut hak ihlallerine karşı daha etkili bir korumaya sahip olmaktadır. Bu yüzden de uluslararası mekanizmaların etkililiği arasında da farklılıklar mevcuttur. Hem Türkiye'nin üye devlet olarak yer almasından hem de etkililik tartışmalarında diğer uluslararası mekanizmalara göre daha etkili olduğu kabul edilmesinden dolayı Avrupa Konseyi bu çalışmanın örnek etkililik incelemesini oluşturmaktadır.

