64 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 64
Article Policy Frameworks Without Practice? Exploring Marine Governance and Climate Integration Challenges in Türkiye(Elsevier Sci Ltd, 2026) Karli, AygunThe marine-climate nexus has emerged as a critical frontier in global environmental governance, yet its integration into national policy frameworks remains uneven. This article examines the case of T & uuml;rkiye, a middleincome country with extensive coastlines and increasing exposure to climate risks, to explore how marine and climate governance interact in practice. Drawing on 22 semi-structured interviews with experts from government, civil society, and academia, the study applies thematic analysis to identify six interrelated challenges: (1) the gap between legal frameworks and implementation, (2) crisis-based governance, (3) institutional fragmentation and coordination deficits, (4) dependence on European Union funding and external alignment, (5) societal indifference and limited marine literacy, and (6) the contested discourse of the blue economy. The findings demonstrate that although T & uuml;rkiye has adopted robust legal instruments and aligned with EU standards, enforcement and institutional integration remain weak. Governance is often reactive, fragmented, and externally driven, with limited societal demand for ambitious reforms. These dynamics reflect broader patterns in global marine-climate governance but are compounded by T & uuml;rkiye's context specific political and institutional constraints. The article argues that bridging the persistent policy-practice gap will require stronger institutional coordination, investments in capacity and literacy, and reframing the blue economy as a vehicle for climate adaptation and mitigation rather than narrow economic growth.Master Thesis Siyasi Parti Söylemleri Üzerinden Din Eğitiminde Avrupalılaşma Etkisinin İncelenmesi: Türkiye ve Belçika Flanders Bölgesi Karşılaştırması(2020) Doksanbir, Gizem; Akdemir, Tuğba GürçelTürkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday ülke statüsüne gelmesi ile son yıllarda ülkede Avrupalılaşma etkisi altında birtakım reformlar gerçekleştirilmiştir. Avrupalılaşma etkisi kapsamında AB'nin kurucu üyesi olan Belçika'da din eğitimi hakkında ortaya çıkan tartışmaların yoğun olması ve aynı dönemlerde Türkiye'de benzer tartışmaların yaşanması sebebi ile bu iki ülke örneklem olarak ele alınmıştır ve kurucu üye olan Belçika ve aday ülke olan Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde karşılaştırılarak, AB normları ekseni ve bütünleşmesi açısından incelenmiştir. Hazırlanmış olan bu çalışmada, Belçika'da Flanders bölgesinde ve Türkiye'de yaşayan azınlık statüsündeki kesim esas alınarak, her iki ülkedeki çoğulcu ve din eğitimi sisteminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında yeterliliğine bakılmıştır. Buna ek olarak her iki ülkedeki siyasi partilerinin söylemlerine yer verilerek, çalışmanın siyasi boyutu, söylem analizi yardımıyla açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. Sonucunda iki ülkedeki din eğitimi politikaları incelenmiş, siyasi parti söylemleri karşılaştırılmış ve Avrupalılaşma kuramları ışığında, Belçika Flanders Bölgesi'nin azınlıkların din eğitimi konusunda AİHS'nde belirtilen normlara daha uyumlu politikalar izlediği tespit edilmiştirMaster Thesis Yerel Yönetimlerde Katılımcı Bütçeleme - Türkiye Modeli -(2010) Demirkaya, İbrahim Doğukan; Ülker, HalilDünyanın birçok ülkesinde farklı biçimde uygulanan KatılımcıBütçeleme modellerinden yola çıkarak hazırlanan bu çalısmada, Türkiye içinörnek bir uygulama ortaya konmustur.Dünya'da 21. yüzyıla damgasını vuran Küresellesme ve beraberindegelen bölgesellesme, yerellesme eğilimlerinin, diğer faktörlerle birlikteyönetim anlayısları, yapılanmaları ve ilkelerinde görülen dönüsümler dikkatealınarak, yönetisim kavramı ve iyi yönetisim modelleri hakkında bilgilerverilmistir.Birinci bölümde Demokrasi ve Katılımcı Demokrasi baslığı altındademokrasinin kökeni ve demokrasi modelleri hakkında bilgiler verilerek,Katılımcı Demokraside yer alan kararlara katılma ve birlikte belirleme hakkıçerçevesinde kendine yer bulan katılımcı bütçelemeye geçilmistir.İkinci bölümde bütçe ve katılımcı bütçeleme hakkında bilgilerin yanı sıraönündeki riskler, zorluklar ve katılımcılık olgusuna yönelik elestirilere yerverildikten sonra süreçlerle ilgili bilgiler aktarılmıstır.Üçüncü bölümde, 1989 yılında Brezilya'nın Porto Alegre kentindebaslayıp bu gün farklı ülkelerde farklı biçimlerle kullanılan Katılımcı bütçeleme örnekleri incelenmis; bu kapsamda Brezilya dısında, Kanada,?sviçre, ?sveç ve Arjantin uygulamaları örnek olarak seçilmistir.Dördüncü bölümde, Türkiye'de yapılan yasal düzenlemeler vebelediyelerde uygulamaya konulan katılımcı yapılanmalara yer verilmistir.Türkiye'de yerel yönetimin geleneğinin de incelendiği çalısmada kamuyönetiminde yapılan köklü reformların nedenleri genis olarak ele alınmıstır.Ayrıca reform olarak adlandırılan yerel yönetim yasalarına rağmen KentKonseylerinin katılımcılık sorunları üzerinde durulmustur.Besinci bölümde Türkiye'de Katılımcı demokrasi ve bütçeleme örnekleribaslığı altında, hiçbir yasal ve siyasal zorunluluk ve destek yokken Fatsa'daseçilen bağımsız belediye baskanın 1979 yılında baslattığı katılımcı yönetimörneği ile Çanakkale Belediyesinin 1996 da baslattığı ve halen devamettirdiği Yerel Gündem 21 uygulaması örnek olarak sunulmustur.Altıncı Bölümde ise yedinci bölüme kaynak olması amacıyla hazırlanan anket çalısması yer almaktadır. 16 farklı göstergenin irdelendiğideğerlendirme katılımcı bütçelemeyi baslatan belediyeler için de kaynakniteliği tasıyacaktır.Yedinci bölümde ise tezin temelini olusturan ?Türkiye Modeli ? ortayakonarak bundan sonra Türkiye'de yürütülecek katılımcı bütçelememodellerine taslaklık edecek bir çalısma yapılmaya çalısılmıstır.Master Thesis Işid'in Ortaya Çıkışı ve Türkiye(2018) Yüksel, Serdar; Ünal, HasanIŞİD terör örgütü Arap Baharı'nın Suriye'ye gelmesiyle oluşan iç savaşı ve zaten istikrarsız bir görüntü veren Irak'ta kendisine hakimiyet alanı kurarak devlet olma yolunda ilerleyen bir görüntü çizdi. Irak ve Suriye ile tarihsel yakınlığın yanında sınır komşusu olan Türkiye ise bu süreçte en çok etkilenen devlet oldu. Türk dış politikasının bu dönemde geliştirdiği politikalar, bölgenin siyasi istikrarın da etkili olmuştur. Türkiye bu dönemde aktif ve çok yönlü dış politikasıyla sadece Ortadoğu da değil dünya çapında yaptığı eylemlerle yankı uyandıran IŞİD terör örgütüne karşı yürüttüğü politikalarıyla bölgede söz sahibi olmayı hedeflemiştir. Bu çalışma Türk dış politikasında alınan kararların anlık değişkenlerini ve iç politikasına nasıl yansıdığı üzerine tartışmayı amaçlamaktadır. Bu noktada bir sonuca varabilmek için AKP hükümetinin Türk dış politikasında alışılagelmişliğin dışına çıkan bazı kararları ve dış sorun olarak görünen Irak, Suriye ve IŞİD politikalarının iç sorunlarını da tetiklemesiyle yaşanan olaylardan da yararlanılmıştır. Böylelikle söz konusu değişimlerin yıllara ve şartlara göre Türk iç ve dış siyasetinde köklü değişikliklere gidildiği ve IŞİD konusunda anlaşmalara dayanan bir çözüm seçtiği görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Dış Politikası, Dış Politika Değişkenleri, IŞİD,Master Thesis Bulgaristan'daki Türk Azınlığı ve Türkiye'deki Kürtler Etnik Partiler: Dps ve Hdp Karşılaştırması(2015) Karakaş, Behiye; Ünal, Hasan]Bu tez araştırması etnik partilerin ayrılıkçı ve entegrasyoncu tutumlar benimsemelerinin arkasındaki sebepleri açıklamaya çalışmaktadır. Çalışmaya göre HDP 'nin ayrılıkçı talep ve tutumları kısacası ülkenin bölgesel ekonomik gelişmişlik farklılığı kültürel ve demografik etkenler, HDP parti liderinin söylemleri ve partinin amaçlarına yönelik dış destekler gibi nedenlere dayanmaktadır. Bu etkenler nedeniyle parti ayrılıkçı bir tutum benimsemiştir ve Türkiye deki Kürt Halk ulusal Bir bilince ulaşmakta sorunlar yaşamıştır. Bulgar etnik partisi DPS büyük ölçüde dış müdahale eksikliği , ülkenin homojen ekonomik gelişmişliği , olumlu lider etkisi ve diğer birleştirici etkenler ile beraber entegrasyon yanlısı bir tutum sergilemiştir. Etnik partilerin davranışlarını etkileyen başka bir faktör de üye ve aday ülkelerde de Avrupa Birliği politikalarıdır. Özellikle bu çalışmada Avrupa Birliğinin azınlıklar hususundaki düzenlemeleri HDP partisinin kültürel ve bölgesel taleplerini arttıran bir etken yaratırken, DPS partisinin ise diğer sebepler ile beraber entegrasyon yanlısı tutum izlemesine katkı sunmuş ve parti ülkesindeki grubun kültürel haklarını savunmaya devam etmektedir. Ülkelerin ulusal bütünlüğünü sağlayan veya tehdit eden etnik parti tutumlarını analiz eden teori ve hipotezler genellikle tarihi arka plan, ekonomik gelişmişlik, dış destek etkisi , seçim sistemleri , lider etkisi ve ülkenin demografik etkenlerini analize dayanır. Bu tezde her iki partinin farklılaşan tutumları bu etkenler çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar kelimeler : DPS, HDP, Ayrılıkçılık, Entegrasyon, Avrupa Birliği.Master Thesis Atatürk Dönemi'nde Türk-sovyet İlişkileri (1919-1938)(2010) Şener, Ayşe; Öztürk, ReşatTürkiye ile Rusya arasında yüzyıllardır süren ilişkiler içinde inişli ve çıkışlı zamanlar yaşanmıştır. Türk-Rus savaşları, iki ülke arasındaki komşuluğu zedelemiştir. 1917 yılında Rusya'da meydana gelen Bolşevik İhtilaliyle, Çarlık rejiminin yıkılmasından sonra Sovyet Rusya, emperyalizm karşıtı bir tutum izlemiştir. Bunun sonucunda da o güne kadar genellikle düşmanca gelişmiş olan Türk-Rus ilişkileri, Batılılar karşısında emperyalizme karşı ortak noktada buluşmuştur. Çok zor şartlar altında girişilen Millî Mücadele hareketinin Sovyet Rusya'nın, dış politikasında özel bir yeri vardır. Mustafa Kemal Paşa, TBMM'nin açılmasından sonra 26 Nisan 1920'de Sovyet Lideri Lenin'e bir mektup göndererek Ulusal Kurtuluş Mücadelesi için savaş malzemesi ve maddî yardım talebinde bulunmuş, emperyalistlere karşı işbirliği önermiştir. Sovyetlerle ilk resmi temas, Mustafa Kemal Paşa'nın bu mektubuyla başlamış oldu. Daha sonra 1920'de Bekir Sami Bey, 1921'de de Yusuf Kemal Bey heyetleri Moskova'ya gönderilmiştir. Sonuçta 16 Mart 1921'de taraflar arasında Moskova Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma, Sovyet Rusya ile yeni Türkiye arasında ilk diplomatik antlaşmadır. Batılı devletler Anadolu'da Sevr Antlaşması doğrultusunda küçük devletler görmek isterlerken, yeni Türk Devleti, Sovyet Rusya gibi büyük bir devlete Misak-ı Millî sınırlarını onaylatarak bu uluslararası oyunu bozmuştur. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra da iki ülke arasındaki iyi ilişkiler sürmüştür. Musul sorununun Türkiye aleyhine çözümlendiği dönemde, iki devlet 17 Aralık 1925'te Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalamışlardır. 1919 yılındaki koşullar sebebiyle başlayan emperyalist batıya karşı kader birliği, 1923'ten sonra işbirliğine dönüşmüştür. 1936 yılındaki Montrö Konferansı Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkilerinde yeni gelişmelerin başlangıcı olmuştur. 1919'dan 1938'e kadar Mustafa Kemal Paşa'nın izlediği Sovyet politikası, iki ülke arasında iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerinin kurulmasını ve devamını sağlamıştır.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Bolşevizm, Çiçerin, Türk-Sovyet İlişkileri, Moskova Antlaşması.Master Thesis Azınlık Hakları; Küreselleşme-ab-türkiye(2007) Ağar, Yakup; Başeren, Sertaç HamiGünümüzde küreselleşme ve ulusüstü yapılanmalar karşısında engelolarak görülen ulus-devletin zayıflatılmasında ve/veya yenidendönüştürülmesinde azınlıklara özel bir misyon yüklenmeye çalışılmaktadır.Azınlıklara yüklenmeye çalışılan bu misyon, bir ulus içinde farklı etnik, dilselve dinsel grupların azınlık olarak tanınması veya tanınmaması konusundaönemli tartışmalara sebebiyet vermektedir.Bu çalışmanın amacı, uluslararası hukukta evrensel düzeyde kabulgörmüş, genel geçer bir azınlık tanımı ve uygulamasının bulunupbulunmadığına cevap aramaktır. Araştırma, azınlık olmanın temel ölçütlerininneler olduğu, azınlıkların korunmasının tarihsel ve siyasi boyutunun nasılgeliştiği, uluslararası örgütler bağlamında azınlıklar konusunda yapılandüzenlemelerin neler olduğu ve Türkiye'nin azınlıklar konusundakiuygulamasının nasıl geliştiği gibi sorular üzerinde yükselmiş, yöntem olarakaraştırma konusunun doğası gereği betimleyici bir yaklaşım sergilenmiştir.Verilerin yorumlanmasıyla ulaşılan tüm bulgular, uluslararası hukuktagenel geçer bir azınlık tanımı bulunmadığını, azınlık kavramı konusunda dadevletlerin yükümlülüklerinin taraf oldukları andlaşmalar ve oluşumuna karşıçıkmadıkları teamülü hukuk kuralları ile belirlendiğini ortaya koymaktadır.Ulusal bilincin hâlâ küresel bilincin önünde oluşu, küreselleşme sürecindeazınlık haklarına yönelik artan vurgunun etnik milliyetçilik hareketlerindenöteye gidemeyişi, azınlıklarla ilgili uluslararası belgelerde devletlerinegemenlik ve toprak bütünlüğünün vurgulanışı, Türkiye'de Ermeni, Rum,Yahudi ve Bulgarlar dışında azınlık olduğu iddiaların gerisinde hiçbirhukuksal temel yapının bulunmayışı gibi bulgular ise, ulus-devletin başlıcadevlet biçimi olarak tarihsel bir rol oynamaya devam ettiğini ve yaşanan busüreçte öne sürülen yeni azınlık taleplerinin hukuki olmaktan çok siyasiolduğunu göstermektedir.Anahtar kelime : Azınlık, Küreselleşme, Ulus-devlet, ÇokkültürlülükMaster Thesis Avrupa Birliği'nin Ortadoğu Politikası ve Ortadoğu Politikasında Türkiye'nin Önemi(2010) Arık, Erkun; K.bilgiç, VeyselBu tezin amacı, Türkiye'nin Ortadoğu'daki konumunun ve Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerinin AB üyeliği açısından Türkiye'ye sağlayacağı katkıların bulunup bulunmadığının incelenmesidir. Çalışmanın tezi demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, hukuk devleti, insan hakları gibi liberal Avrupa değerlerini benimsemiş Türkiye'nin Ortadoğu'daki konumunun ve bölge ile geliştirdiği ilişkilerin küresel bir aktör olmak için çaba harcayan AB'nin dış politikasına önemli katkılar sunacağı ve bu nedenle AB üyeliği yolunda Türkiye'ye ciddi bir avantaj sağlayacağıdır. Bu tezde önce konuya ilişkin kavramsal bir çerçeve oluşturularak AB'nin ve Türkiye'nin Ortadoğu politikası 1990'lardan bu yana kronolojik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Ardından Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin Ortadoğu politikasında yaratacağı sorunlar ve buna sağlayacağı katkılar tartışılmıştır.1970'lerin başından beri Ortadoğu bölgesine yönelik politikalar geliştirmeye çalışan AB bölge ülkeleriyle yaptığı ikili anlaşmalarla sınırlı kalmamıştır. Bölge ile kalıcı ilişkilerin kurulması için Ortadoğu barış sürecinin başarıyla sonuçlanması gerektiğinin farkında olan AB, Ortadoğu'ya yönelik uyguladığı Küresel Akdeniz Politikası, Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası, Barselona Sürecini ve Akdeniz İçin Birlik'i kapsayan Avrupa-Akdeniz Ortaklığı politikası ve Avrupa Komşuluk Politikası gibi bölgesel politikalarla bölgede etkin bir aktör olma isteğini ortaya koymuştur. Ayrıca, Körfez İşbirliği Konseyi gibi bölgesel oluşumlarla da kurumsal ilişkiler geliştirmektedir. Ne var ki Avrupa Birliği'nin Ortadoğu'daki etkisi üye devletler arasında siyasi birliğin olmayışı, siyasi araçlar ve askeri yetenekler konusundaki kurumsal eksiklikler nedeniyle hala sınırlı düzeydedir. Türkiye'nin son on yılda Ortadoğu ülkeleriyle geliştirdiği güçlü ilişki, üye olması halinde AB'nin Ortadoğu politikasına önemli katkılar sunacaktır.Anahtar kelimeler: AB'nin Ortadoğu politikası, Türkiye'nin Ortadoğu politikası, AB-Türkiye ilişkileri, Türkiye'nin AB üyeliği.Master Thesis Türkiye'deki A ve B Tipi Yatırım Fonlarının 2004-2010 Yılları Arasındaki Performans Değerlendirmesi(2011) Tural, Ahmet Orçun; Bayırlı, RıdvanBu çalışmada, Türkiye'de faaliyet gösteren A ve B tipi yatırım fonlarının 2004 ? 2010 yılları arasındaki 84 aylık süreyi kapsayan bir performans değerlendirmesinin yapılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda üç bölümden oluşan çalışmanın; birinci bölümünde yatırım fonları tanıtılmış, ikinci bölümünde yatırım fonlarının performans değerlendirmesinde kullanılacak olan yöntemler tanıtılmış, üçüncü bölümünde ise Türkiye'deki A ve B tipi yatırım fonlarının performans değerlendirmesine yönelik bir uygulama yapılmıştır.Uygulama kapsamında, Ocak 2004 ? Aralık 2010 tarihleri arasında sürekli faaliyette bulunan, başka bir fon ile birleşmeyen, başka bir fon tarafından devralınmayan ve tasfiye durumunda olmayan eksiksiz verilere sahip 53 adet A tipi, 57 adet B tipi olmak üzere toplamda 110 adet yatırım fonu yer almaktadır. Uygulama kapsamındaki A tipi yatırım fonları; 24 adet değişken fon, 9 adet endeks fon, 8 adet hisse senedi fonu, 1 adet iştirak fonu ve 11 adet karma fon olmak üzere 5 türden oluşmaktadır. B tipi yatırım fonları ise; 17 adet değişken fon, 26 adet likit fon ile 14 adet tahvil ve bono fonundan oluşmaktadır.Yatırım fonlarının performans değerlendirmesinde, ilk olarak standart sapmayı esas alan yöntemlerden; Sharpe oranı, M2 performans ölçütü ve Sortino oranı, daha sonra sistematik riski esas alan yöntemlerden; Treynor oranı, T2 performans ölçütü, Jensen ölçütü ve değerleme oranı, son olarak da fon yöneticilerinin piyasa zamanlama yeteneğini ölçmek amacıyla kuadratik regresyon modeli kullanılmıştır.Yatırım fonlarının performans değerlendirmesi sonucunda genel olarak, A tipi yatırım fonlarının seçilen piyasa gösterge endeksine göre daha düşük performans gösterdiği, B tipi yatırım fonlarının ise piyasa gösterge endeksine göre daha yüksek performans gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.Master Thesis Avrupalılaşma Sürecinde Türkiye'deki Azınlık Hakları Sorunu; Rum Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Edinmesi Meselesi(2021) Tekin, Mehmeteren; Akdemir, Tuğba GürçelAvrupalılaşma kavramı üye ülkeler ve aday ülkelerin politikalarının, siyasi ve kurumsal yapılarının Avrupa düzeyinde oluşan politikalardan nasıl ve ne derece etkilendiğine odaklanmaktadır. Bu bağlamda aday ve üye ülkelerin iç politikalarındaki değişimin kaynağı olarak gösterilen Avrupalılaşmanın ortaya çıkışı ve gelişimiyle birlikte Türkiye gibi aday bir ülkenin azınlık hakları uygulamaları üzerindeki etkileri, etkileme mekanizmaları ve bunların sonuçlarını araştırmak bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Helsinki Zirvesi'nden sonra diğer aday ülkelerde olduğu gibi Türkiye için de AB üyeliği, belirlenen koşullar ve normlar çerçevesinde Avrupalılaşmanın oluşturduğu bir baskı unsuru olarak ortaya çıkmaktadır. Avrupalılaşma kavramıyla birlikte Türkiye ve Avrupa birliğinin tarihsel süreçteki ilişkileri neticesinde Türkiye'deki azınlık hakları uygulamalarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Avrupalılaşma teorileri kapsamında bakıldığında, Türkiye'deki azınlık hakları uygulamaları ile bu konuda belirlenmiş olan AB normlarının uyumsuzluk gösterdiği gözlemlenmektedir. Bu hipotez, çalışmanın son kısmında cemaat vakıflarının taşınmaz edinmesine ilişkin hukuki düzenlemeler ile birlikte yaşanan süreçlere ve AİHM'nin Rum cemaat vakıflarının taşınmaz edinmesine ilişkin davalarının incelenmesiyle desteklenmiştir.
