Search Results

Now showing 1 - 10 of 49
  • Master Thesis
    İş Yerinde Oluşan Stresin Çalışanlar Üzerindeki Etkileri; Acil Servis Hizmetleri Kapsamında Bir Uygulama
    (2011) Çevik, Meral; Tengilimoğlu, Dilaver
    Stres, kaçınılmaz etkenlerin bireyin psişik dengesini bozması ile ortaya çıkan gerilim ve zorlanma halidir. Her ne kadar hayat şartları ve iş koşulları açısından, bireylerin hayatları farlılık gösterse de, herkes belli bir ölçüde stresten etkilenmektedir. İşe bağlı stres, performansı düşürür, iş kazalarına sebep olur, çalışanların ilişkilerini bozar, depresyon ve kaygı bozukluklarına yol açar, ayrıca çok derin psikolojik ve fizyolojik zararlar oluşturur. Ancak insanın amacına ulaşması ve motive olması için makul bir stres olumlu etki yaratmaktadır. Yani belli bir seviyeyi aşmadıkça stresin insanı çalışmaya teşvik ettiği ve başarısını arttırdığı söylenebilir.Araştırma, iş yerinde oluşan stresin, acil serviste çalışan doktor ve hemşireler üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve analitik bir araştırma olarak planlanmıştır.Araştırma, Ankara'da bulunan Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Özel Medicana ve Özel Bayındır Hastane'lerinden yazılı ve sözlü izinler alınarak, Şubat 2010 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma toplam 131 sağlık çalışanı ile anket tekniği gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın büyük bir kısmını 26-30 yaş grubundaki çalışanlar oluşturmaktadır. Katılımcıların büyük bir kısmı iş yükünün fazla olduğunu ifade etse de, mesai süresinde işlerini bitirememe kaygısı taşımadıkları, işlerini eve taşımadıklarını, yeni eklenen sorumlulukları başkasına devretmek yerine kendileri üstlendikleri belirlenmiştir. Hem mükemmel bir eş, hem mükemmel bir çalışan, hem mükemmel bir ebeveyn olmanın katılımcılar için önemli olduğu belirlenmiştir. İş yükünün çalışanlar üzerinde önemli bir stres faktörü olmadığı görülmüştür. Stresin çalışanlarda en fazla yorgunluk, gerginlik, baş ağrısı ve uykusuzluk şikayetlerine neden olduğu belirlenmiştir. Çalışanların sosyodemografik özellikleriyle stresin olumsuz etkileri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Stres ölçeğine göre toplam stres puanı 28,031±3,792 (minimum 18, maksimum 38)'dir. Bu da acil servis çalışanlarının stres düzeyinin yüksek olduğunun göstergesidir.
  • Master Thesis
    Özel Hastane Çalışanlarının Yaşadıkları Stresin Çalışan Motivasyonuna Etkisi
    (2019) Özdil, Elif Sema; Tengilimoğlu, Dilaver; Tengilimoğlu, Dilaver; Tengilimoğlu, Dilaver; Business; Business
    Bu araştırma sağlık sektöründe faaliyet gösteren özel bir hastanede çalışan iş görenin üzerinde baskı oluşturan stresin, iş görenin motivasyonu üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Gaziantep ilinde faaliyet gösteren özel bir hastanede çalışan 400 iş gören oluşturmaktadır. Araştırma 02.01.2019 – 31.01.2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmada örneklem seçilmemiş, hastanede çalışan 400 iş görenin tamamına ulaşılmaya çalışılmış ve araştırmaya hastane iş göreninin %72'si (287 iş gören) katılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 23.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada iki grup ortalaması arasındaki farkı test etmede t testi, üç veya daha fazla grup ortalaması arasındaki farkı test etmek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ayrıca stresin motivasyon üzerine etkisini tespit edebilmek amacıyla regresyon analizi ile stres ve motivasyon arasındaki ilişkiyi tespit etmek amacıyla korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre hastane iş göreninin iş stresinin motivasyonları üzerinde negatif bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca sosyo-demografik özelliklere göre hastane iş göreninin 'cinsiyet değişkeni' bakımından stres boyutunda ve 'medeni durum' değişkeni bakımından motivasyon boyutunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Hastane iş göreninin diğer sosyo demografik özellikleri ile stres ve motivasyon boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Yapılan korelasyon analizi sonucunda stres ve motivasyon arasında pozitif zayıf yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Standart regresyon katsayısına göre stres değişkenindeki 1 birim artışın genel motivasyon değişkeninde 0,185 birim azalışa neden olması beklenir.
  • Master Thesis
    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Çalışanlarının Tükenmişlik ve İş Doyumu Düzeylerinin Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi
    (2010) Demir, Sibel; Ünver, Özkan
    Tükenmişlik, profesyonellerin işleri gereği karşılaştıkları kişilere karşı duyarsızlaşmaları, duygusal yönden kendilerini tükenmiş hissetmeleri ve kişisel başarı ve yeterlilik duygularının azalması şeklinde ortaya çıkar. Amaç: Bu çalışmada Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri çalışanlarında tükenmişlik ve iş doyumunun etki ve sonuçları araştırılmıştır. Yöntem: Araştırmanın yığını Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi hastaneleri doktor, hemşire ve idari personelden oluşan çalışanlardır. Çalışma, uygun tesadüfi örneklem yöntemlerinden birisi ile oluşturulan örneklem üzerinden 340 kişide yapılmıştır. Anket çalışmasında İş Doyum Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve bazı kişisel ve demografik özellikleri ölçmeye yönelik Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Maslach Tükenmişlik Ölçeği'nin alt boyutlarından ve Minnesota İş Doyum Ölçeğinden elde edilen puanların aritmetik ortalaması ve standart sapması hesaplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Bulgular: Cinsiyet, yaş, medeni durum, meslek, ekonomik açıdan tatmin durumu ve meslekte çalışma süreleri değişkenlerine göre çalışanların, duygusal tükenme, duyarsızlaşma, kişisel başarı duygusunda azalma alt ölçeklerinden aldıkları puanlarla iş doyumu düzeylerinden aldıkları puanların istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmemiştir. Eğitim durumu değişkenine bağlı olarak duygusal tükenme, duyarsızlaşma düzeyleri arasında anlamlı farklılık görülmüş, kişisel başarı duygusunda azalma ve iş doyumu düzeyleri arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Çalışma saatleri değişkenine göre, duygusal tükenme düzeyleri arasında anlamlı farklılık görülmemiş, duyarsızlaşma düzeyleri arasında anlamlı farklılık görülmüş, kişisel başarı duygusunda azalma ve iş doyumu düzeyleri arasında anlamlı bir fark görülmemiştir.
  • Master Thesis
    Sağlık Kurumlarında Toplam Kalite Yönetimi Uygulamalarının Çalışan İş Doyumu ve Örgütsel Bağlılığına Etkisi
    (2021) Işık, Yurdagül; Tengilimoğlu, Dilaver
    Gelişen teknoloji, küreselleşme, iletişim ağlarının artması, eğitim ve gelir düzeyindeki artışlar ile birlikte insanların beklentileri de artmıştır. Hastalar kendilerini güvende hissedecekleri kurumlarda tedavi olmayı istemekte, personel iş doyumunun yüksek olduğu kurumlarda çalışmayı tercih etmektedir. Hizmet alanında faaliyet gösteren diğer sektörlerden farklı olarak sağlık hizmeti veren kurumların maddi güce ve teknolojik donanıma sahip olmalarının yanında nitelikli iş gücüne sahip olmaları da çok önemlidir. Çünkü sağlık hizmeti sunumundaki hatalar insanın hayatını kaybetmesine varan ciddi kayıplar ile sonuçlanabilmektedir. Sağlıkta kalitenin temel göstergelerinden birisi hasta ve çalışan güvenliğidir. Bir hastanenin kalite belgesine sahip olması demek, hasta bakım kalitesinin belirli bir standartta olduğunun, hasta ve çalışan güvenliğinin sağlandığının önemli göstergelerindendir. Bu araştırma, sağlık sektöründe faaliyet gösteren özel bir hastanede uygulanan kalite uygulamalarının, çalışan iş doyumu ve örgütsel bağlılığı üzerine etki durumunu değerlendirmek ve kalite çalışmaları ile çalışan iş doyumu ve örgütsel bağlılığı arasındaki ilişkiyi ölçmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara ilinde faaliyet gösteren özel bir hastanede çalışan 462 çalışan oluşturmaktadır. Yapılan analizler sonucunda Toplam Kalite Yönetimi algısı ile iş doyumu arasındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Standart regresyon katsayısına göre, Toplam Kalite Yönetimi Algısı değişkenindeki 1 birim artışın İş Doyumu değişkeninde 0,743 birim artışa neden olduğu görülmüştür. Ayrıca Toplam Kalite Yönetimi Algısı ile Örgütsel Bağlılık arasındaki ilişki de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Standart regresyon katsayısına göre Toplam Kalite Yönetimi Algısı değişkenindeki 1 birim artışın Örgütsel Bağlılık değişkeninde 0,457 birim artışa neden olduğu görülmüştür.
  • Master Thesis
    Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde İş Yükünün Hasta Güvenliği Üzerindeki Etkisinin Belirlenmesi
    (2011) Eroğlu, Eylem Kaya; Esatoğlu, Afsun Ezel
    Araştırmanın amacı; kamuya ait bir eğitim ve araştırma hastanesinde iş yükünün, hasta güvenliği üzerinde etkisinin belirlenmesi ve iş yüküne bağlı olarak tıbbi hatalarının meydana gelme sıklıklarının saptanmasıdır.Araştırmanın evrenini, Ankara İli'nde bulunan Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen, birbirinden farklı özelliklere sahip dört ayrı kliniğindeki toplam 73 hemşire ve hemşirelerin bildirdikleri hasta güvenliğini tehdit eden tüm olay bildirimleri oluşturmaktadır. Araştırma 16 Haziran 2009- 16 Eylül 2009 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın verileri, benzer çalışmalarda kullanılan, alanyazın ve uzman görüşü alınarak hazırlanan toplam dört ayrı formla toplanmıştır. Araştırma sonucu iş yükü ile elde edilen veriler Excel programında, hata bildirimi ile elde edilen veriler ise SPSS 13.0 programında analiz edilmiştir.Araştırma kapsamında 3 aylık süre boyunca, dört ayrı klinikte toplam 7619 hastaya, 108 yatak kapasitesi ile 55 aktif çalışan hemşire tarafından bakım hizmeti verilmiştir. Yoğun Bakım Ünitesi'nde 24 saat içinde hastaya verilen bakım saati 10,4, Süt Çocuğu Servisi'nde 2,0, Büyük Çocuk 2 Servisi'nde 2,1, Hematoloji Onkoloji Servisi'nde ise 3,0 olarak bulunmuştur. Hasta bağımlılık düzeyine göre verilmesi gereken 24 saatlik bakım saatleri, Yoğun Bakım Ünitesi'nde 19,7, Süt Çocuğu Servisi'nde 13,5, Büyük Çocuk 2 Servisi'nde 9,5, Hematoloji Onkoloji Servisi'nde ise 10,3 olarak saptanmıştır. Hasta bağımlık düzeyine göre verilmesi gereken bakım saati üzerinden yapılan hesaplamalarda, birimlerde çalışması gereken toplam hemşire sayısı 205 olarak bulunmuştur.Araştırmada, toplam 236 hata bildirimi alınmıştır. Hataların türlerine göre dağılımı incelendiğinde, tanı ve bakım süreci hatalarının %68,7, ilaç hatalarının %29,6, düşmelerin ise %1,7 oranında gözlendiği saptanmıştır. Hatalar, risk derecelerine göre 2 ile 5 arasında sınıflandırılmış ve hataların %59,2'sinin hemşirelik hizmetlerini dolaylı etkileyen, %40,7'sinin ise hemşirelik hizmetlerini doğrudan etkileyen nedenlerle ilişkilendirildiği belirlenmiştir. Hata risk dereceleri ile servisler arasında ve hata risk dereceleri ile hasta bağımlılık düzeyleri arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunmuş, hata risk dereceleri ile çalışma saatleri arasında ve bakılan hasta sayısı arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunamamıştır.Anahtar Sözcükler: Hasta güvenliği, hemşire istihdamı, hasta bağımlılığı, iş yükü, güvenli istihdam, istenmeyen olay, tıbbi hata.
  • Master Thesis
    Hemşirelerin Güvenli Kan Transfüzyonlarına Yönelik Bilgi ve Beceri Düzeylerinin Saptanması (dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma ve Ulus Devlet Hastaneleri Örneği)
    (2014) Güleşen, Gülçin; Bircan, İsmail
    Bu araştırma, son zamanlarda oldukça büyük önem taşıyan güvenli kan transfüzyonu konusunda hemşirelerin bilgi ve beceri düzeylerini belirlemek ve sorun çözümüne yönelik öneriler geliştirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesinde görev yapan 115 hemşire ile Ankara Ulus Devlet Hastanesinde görev yapan 35 hemşire olmak üzere toplam 150 hemşire oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak 32 adet sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, Chi-Square testi ve yüzdelik kullanılmıştır. Daha önce yapılmış çalışmalara göre araştırmaya katılan hemşirelerin güvenli kan transfüzyonuna yönelik genel bilgi puanlarının 51-70 puan (%49) arasında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastanelerde kan transfüzyon komitesinin bulunması, hemşirelerin büyük çoğunluğunun lisans mezunu (n:76) olması, grup içerisinde daha önce hizmet içi eğitim almış hemşirelerin sayısının fazla olması (n:111) ve bu hastanelerde hizmet kalite standartlarına verilen önemin fazla olması bu sonucun çıkmasında etkili olmuştur. Ancak güvenli kan transfüzyonu ile ilgili alt bölümlerden kan transfüzyon uygulama öncesi, sırası, sonrası ve komplikasyonlara ilişkin bilgi puanlarının 50 puan ve altında olduğu, bu konularda hemşirelerin bilgi yetersizliklerinin olduğu bulgusuna ulaşılmışken; kan transfüzyonu ile ilgili HKS'ye yönelik bilgi puanı 71 ve üzeri puan (% 58,7) olarak bulunmuştur. Çalışmamızda hemşirelerin yaşı, hizmet içi eğitime katılma durumları ve hemşirelik mesleğinde çalışma süresi ile güvenli kan transfüzyonu genel bilgi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç çıkmazken; hemşirelerin eğitim düzeyi, çalıştıkları birim ve hizmet içi eğitime katılma süresi ile güvenli kan transfüzyonu genel bilgi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca ulaşılmıştır. Hizmet içi eğitimlerde güvenli kan transfüzyon eğitimlerinin daha fazla önem verilerek yapılması ve eğitimlerin bir güne sıkıştırılarak yapılmaması, eğitimlere ön test ve son test yapılmasına yer verilmesi bilgi düzeyini daha da artıracaktır. Sıkılaştırılmış olarak yapılan eğitimlerde bilgilendirmede istenilen sonuca ulaşım azalmaktadır. Araştırmamızda bir hafta ve üzeri eğitim alanların bilgi puanları daha yüksek çıkmıştır. Hizmet içi eğitimlerde güvenli kan transfüzyonu konusundaki eğitimlerin bir yıl içerisinde düzenli aralıklarla (3 ayda bir) tekrarlanması ve en az bir hafta yapılması; hataların azalmasına ve bilgilerin kalıcı olmasına dolayısı ile sağlık hizmeti sunumunda kalitenin de artmasını sağlayacaktır. Hemşirelerin çalıştığı birimle güvenli kan transfüzyonu bilgi puanı arasında anlamlı ilişki olması nedeniyle yapılan eğitimlerin kliniklerin türüne göre ve birim bazlı yapılması eğitimlerin etkinliliğini ve verimliliğini artıracaktır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; hemşirelerin eğitim düzeyinin en az lisans seviyesinde olması için imkânlar tanınması ve hastanelerde çalıştırılacak hemşire kadrosu seçiminde en az lisans mezunu hemşirelerin bulunması, hemşirelere güvenli kan transfüzyonuna yönelik etkili, sürekli ve planlı bir hizmet içi eğitim verilmesi, verilen eğitimin etkinliğinin ölçülmesi ve uygulamaya yönelik standardizasyon çalışmalarının geliştirilmesi, tüm hastanelerde kullanılan standart formların geliştirilmesi, yurtdışı örneklerde olduğu gibi transfüzyon hemşire ekibinin oluşturulması ve var olan kan transfüzyon komitelerinin aktif olarak çalışmaları önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: 1. Hemşire, 2. Güvenli Kan Transfüzyonu, 3. Bilgi Beceri Düzeyi, 4. Eğitim 5. Kan Transfüzyon Komitesi
  • Master Thesis
    Özel Sağlık Kuruluşlarında Pazarlama Faaliyetleri ve Hasta Memnuniyeti Analizi: Ankara, İstanbul, Konya Özel Medicana Hastanelerinde Bir Uygulama,
    (2014) Kazmacı, Seda; Bircan, İsmail
    Hizmet pazarlamasında sunumun 'performans' niteliği taşıması, genel olarak hizmetin, alındıktan sonra değerlendirilebilmesi, hizmet işletmelerini müşteri memnuniyeti üzerinde odaklanmaya yöneltmiş ve buna yönelik bir çok çalışma yapılmıştır. Sağlık hizmet pazarında önemli bir paya sahip bulunmaktadır. Son yıllarda ülkemizde ortaya çıkan teknolojik gelişmeler ve yaşanan krizler, sağlıkta yeniden yapılanmayı gerektirirken, kurumsallaşmanın ve müşteri memnuniyetinin önemini de ortaya koymaktadır. Müşteri beklentilerinde yaşanan değişimler ve artan rekabet ortamı diğer işletmelerde olduğu gibi sağlık kuruluşlarının da pazarlama faaliyetlerini etkilemiştir. Günümüzün bu rekabet ortamı içerisinde ve de maliyete önem verilen bu pazarda, sağlık kuruluşlarının rekabet üstünlükleri ve süreklilikleri için, hizmet kalitesinin ölçülebilmesi, değerlendirilebilmesi önemli hale gelmiştir. Modern pazarlama anlayışına göre, işletmeler müşteri odaklı olmalıdırlar. Bunlar müşterinin istek ve ihtiyaçlarını ön planda tutan ve bunun doğal sonucu olarak amaçladığı kâra ulaşacağını bilen işletmelerdir. Her kuruluşta olduğu gibi sağlık kuruluşları da müşteri odaklı olmak zorundadır. Çalışmamızda Özel Medicana Hastanelerinde pazarlama faaliyetlerinin müşteri memnuniyetine etkisi incelenerek araştırılmıştır. Çalışma Ankara, Konya, İstanbul Medicana hastanelerinde yapılmış olup, hastalara ve hastane çalışanlarına (yöneticiler dahil) uygulanmıştır. Hastalara yönelik; Ankara Medicana hastanesinden 100 denek, Konya Medicana hastanesinden 100 denek, İstanbul Medicana hastanesinden 50 denek araştırmaya katılmıştır. Ayrıca yine hastane çalışanlarına yönelik olarak; Ankara Medicana hastanesinden 100 kişi, ÖZET Konya Medicana hastanesinden 100 kişi, İstanbul Medicana hastanesinden 50 kişi araştırmaya katılmıştır. Çalışmada veriler anket yöntemi ile toplanmıştır.Denekler tesadüfi yöntemle seçilmiştir.Veri analizinde betimleyici istatistiklerden ve tek yönlü varyans analizinden faydalanılmıştır. Devers, Brewster, Casalino'nun 2003 yılında yaptıkları çalışma sonuçları ile bizim araştırmamızı yaptığımız Özel Medicana Hastanesi'nde de bu çalışmaya benzer sonuçlar elde edilmiştir. Bu sonuçlar hastaların sürekli takibi, evlerinde hizmet verme, çekap indirimleri yapma, call center aracılığıyla takiplerini yapma olarak sıralanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Müşteri Memnuniyeti, Hizmet Pazarlaması, Özel Hastane.
  • Master Thesis
    Özel Hastanelerde Çalışan Hekimlerin Tıbbi Müdahale ve Tedavide Malpraktisten Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluklarına İlişkin Farkındalık Düzeylerinin Ölçümü: Ankara İli Özel Hastaneler Uygulaması
    (2012) Dedeoğlu, Ayşegül Karaca; Cilasun, Seyit Mümin; Cilasun, Seyit Mümin; Cilasun, Seyit Mümin; Department of Business; Department of Business
    Bu çalışmada özel hastanede çalışan hekimlerin tıbbi müdahale ve tedavide malpraktisten doğan hukuki ve cezai sorumluluklarına ilişkin farkındalık düzeyleri incelenmiştir. Hekimlerin hukuki ve cezai sorumluluklarının farkındalığının yüksek düzeyde olması ve tıbbi müdahaleyi hukuka uygun bir şekilde gerçekleştirmeleri hasta haklarının gelişmesi açısından önemlidir. Hastanın, modern tıbbın standartlarına uygun bir şekilde, kendisine yapılan her türlü tıbbi müdahale konusunda aydınlatılması ve rızasının alınması tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getireceği gibi, hastanın kendi geleceğini belirleme hakkını elinde tutması da onurlu ve haysiyetli bir yaşam hakkının gereğidir.Hekimlerin hukuki ve cezai sorumluluklarının farkındalığının yüksek olması ve hukuka uygun tıbbi müdahale ve tedavi gerçekleştirmesinin özel hastanede çalışan hekimlere sağlayacağı en temel fayda, hekimlerin malpraktisten dolayı zarar görecek hastaya ve yakınlarına yüksek miktarda tazminat ödemek zorunda kalmamaları ve haklarında ceza kararı çıkmamasıdır. Diğer taraftan hekimlerin hukuki ve cezai sorumluluklarının farkındalığının yüksek düzeyde olmasının, hekimlerin yargılanma endişesini azaltacağı ve defansif tıp denilen davranış şeklinin yaratacağı her türlü zararı da bertaraf edeceği düşünülmektedir.Bu çalışmada literatür ve mevzuat araştırması yapılmış, araştırmanın uygulama kısmında ise Ankara ilinde sağlık hizmeti veren 5 özel hastanede çalışan 255 hekime anket uygulanmış ve tıbbi müdahale ve tedaviden kaynaklanan malpraktisin doğurduğu hukuki ve cezai sorumluluklara ilişkin hekimlerin farkındalık düzeyleri incelenmiştir.Anket çalışmasında özel hastanede çalışan hekimlerin hukuki ve cezai sorumluluğuna ilişkin eğitim alıp almadıklarını, eğitim alanların eğitimi yeterli bulup bulmadığını ve bu bağlamda hukuki ve cezai sorumluluklarının ne düzeyde farkında olduklarını kendilerinin belirlemeleri istenmiştir. Kontrol soruları ile belirledikleri farkındalık düzeyinin hukuka uygunluğu ölçülmüştür.Yapılan ankette elde edilen bulgularda, özel hastanede çalışan hekimlerin büyük çoğunluğunun hukuki ve cezai sorumluluklarına ilişkin yeterli eğitim almadıkları, eğitim alanların büyük çoğunluğunun aldıkları eğitimi yetersiz gördükleri saptanmış; ancak eğitim almadıklarını veya aldıkları eğitimi yetersiz gördüklerini belirten hekimlerin hukuki ve cezai sorumluluklarına ilişkin farkındalık düzeylerinin yeterli olduğunu değerlendirdikleri görülmüştür. Yeterlilik düzeylerini kontrol eden sorulara verdikleri cevaplar incelendiğinde ise, özel hastanede çalışan hekimlerin, her ne kadar kendilerini yeterli düzeyde bilgili ve eğitimli olarak değerlendirseler de, hukuki ve cezai sorumlulukları konusunda aslında yeterli derecede bilgili ve eğitimli olmadıkları saptanmıştır.Uygulanan ankette hekimlerin tıbbi müdahale ve tedaviden doğan malpraktis karşısındaki tutum ve davranışlarının, genellikle, yapılan tıbbi hatayı hasta veya yakınlarından saklamak olduğu görülmüştür. Yapılan tıbbi hatayı saklamanın en temel nedeni ise hastaların tıbbi hatayı öğrendiğinde hekimler aleyhine dava açma eğilimin artacağını düşünmeleridir. Hekimler, çoğunlukla açılan davaların haksız yere açıldığını ve motivasyonlarını düşürdüğünü, aleyhlerine dava açılma endişesinin sunulan sağlık hizmetinin kalitesini azalttığını belirtmişlerdir. Hekimlere göre tıbbi müdahale ve tedaviden doğan malpraktisin en temel nedeni ise çok sayıda hasta bakımıdır.Yapılan çalışmanın sonuç ve önerilerin ortaya konulduğu son bölümünde, olan kısmında hekimlerin tıbbi müdahale ve tedaviden doğan malpraktiste ilişkin hukuki ve cezai sorumluluklarının farkındalık düzeylerini nasıl arttırabileceklerini ve malpraktisi en aza indirecek öneri ve çözüm yolları tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tıbbi Müdahale, Malpraktis, Hekimlerin Hukuki Sorumluluğu, Hekimlerin Cezai Sorumluluğu Hekimlerin Farkındalığı
  • Master Thesis
    Sağlık Kurumlarında Kalite Yönetim Sistemleri ve Akreditasyon Çalışmaları Analizi (keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Örneği)
    (2014) Öztaş, Selma; Bircan, İsmail
    Sağlık hizmetleri yüksek riskli süreçlerden oluşmaktadır. Her gün birçok insan tıbbi hatalara maruz kalmakta sağlığını kaybetmektedir. Bu ise sağlık kurumlarına maddi manevi zarar vermekte ve duyulan güveni zedelemektedir. Sağlık sektöründeki hızlı değişim ve rekabet ortamı insanların farkındalığını artırmıştır. Artık insanlar hastalıklarıyla ilgili bilgilendirilmek ve iyileşme süreciyle ilgili her unsuru takip etmek istemektedirler. Tıbbi hata oluşmadan hastalarının sağlığına kavuşmasını en kısa sürede gerçekleşmesini beklemektedirler. Bu sürecin en ileri teknoloji, en iyi tıbbi eğitim almış personel, en iyi hasta bakımı veren güler yüzlü ve anlayışlı profesyonel personelin bulunduğu, güvendiği akredite olmuş bir hastanede gerçekleşmesini tercih etmektedirler. Sağlık kurumuna kaybettiği ya da elde etmek istediği itibarı kalite yönetim sistemi sağlamaktadır. Kalite ve akreditasyon çalışmaların aksayan yönleri, sağlık politikasının insan kaynaklarının yönetiminin öneminin yeterince anlaşılmadığı ve yönetsel eksiklerin varlığı söz konusudur. Çalışanların kalite algısı yetersizdir ve kalite eğitimleri yeterli değildir. Kalite çalışmalarının takım ruhu gözetilmeden yapılıyor olması çalışmalarındaki katılımı ve algıyı negatif yönlü etkileyip çalışmalarda eşgüdüm sağlanamamaktadır. Yöneticilerin yönetsel yaklaşımlarını değiştirmeleri, daha insancıl, insan merkezli olmaları, takım ruhunu anlayıp kişisel gelişim açığını gidermeleri ve kalitenin herkesin işi olduğunu, bir takım çalışması olduğunu eşgüdüm içinde olunması gereğini anlaşılmalıdır. Kalitede bir zorunluluktan, mecburiyetten, buyruktan öte gönüllülük, isteklilik, özendirme, inandırma, sevdirme, motivasyon, iş doyumu, olumlu bir örgüt iklimi ve örgüt kültürü oluşturmanın ön planda tutulması gereğinin anlaşılması gerekmektedir. Hasta memnuniyeti yeterli düzeydeyken, çalışan memnuniyeti çok düşüktür. Çalışanların ihtiyaç ve maddi manevi beklentilerinin karşılanamadığı görülmektedir. Bu yönlerden sağlık kurumlarının yetersizlikleri vardır. Kalite çalışmalarındaki aksayan yönler sebebiyle çalışanların kalite algısı düşüktür ve kalite akreditasyon çalışmaları yeterince işlevsellik kazanamamıştır. Sağlık kurumlarında kurum kültürünün yetersiz olduğu, personel yönetiminin yetersiz olduğu, dış denetimin yapılmadığı ya da yetersiz olduğu, çalışanların iş doyumu ve motivasyonlarının düşük olduğu, hizmet içi eğitimlerin düşük ve yetersiz olduğu ve zamanında yapılmadığı görülmektedir. Tüm bu olumsuz süreçler kalite çalışmalarını olumsuz etkilemektedir. Çalışanların yeniden sürece dahil edilmesi gerekmekte ve olumsuz süreç ve yaklaşımların iyileştirilmesi gerekmektedir. Sağlık Bakanlığınca HHKS(hastane hizmet kalite standartları) oluşturulmuş, kurumlarda çalışmalar başlatılmıştır. Bu yeni süreç hakkında araştırma yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalite, Akreditasyon, Algılanan Kalite, İşlevsellik, HHKS.
  • Master Thesis
    Kamu Hastanelerinde Merkezi Satın Alma, Karşılaşılan Problemler ve Çözüm Önerileri: Sivas - Kayseri - Tokat - Yozgat Örneği
    (2015) Keskin, Yunus Emre; Tengilimoğlu, Dilaver
    Günümüzde teknoloji baş döndüren bir hız ile gelişmeye devam ederken her alanda bilgiye erişim hızlanmış ve kolaylaşmış bulunmaktadır. Bu hızlı değişim sürecinde, sağlık hizmetlerinin finansal acıdan kesintisiz sürdürülmesi ve değişime uyumun doğru tercihlerle yapılması büyük önem taşımaktadır. Değişim sürecine uyumun sistemsiz ve gelişigüzel çabalar ile elde edilemeyeceği açıktır. Bu bağlamda Sağlık Bakanlığı Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında teşkilat yapısını 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirmiş ve Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatı üç farklı kuruma ayrılmıştır. Değişen teşkilat yapısının yanında satın alma birimlerinde çalışan personelde ortak bilinç oluşturacak ve tüm çalışanların katkılarını sağlayan bir sistem oluşturulmuştur. Bu çalışmada Sağlık Bakanlığının satın alma maliyetlerini azaltmak ve hastanelerde hizmet standardını sağlamak için 2013 yılı itibari ile uygulamaya konulan Merkezi Satın Alma Sisteminin amacına ulaşıp ulaşmadığını, varsa aksayan yönlerini tespit edilmeye çalışılacak ve Merkezi Satın Alma Sisteminin daha etkin ve faydalı olabilmesi için yapılabilecek çalışmalar hakkında öneriler ortaya konulacaktır. Bu bağlamda yapılan alan çalışmasında Sivas, Kayseri, Tokat, Yozgat illerinde Merkezi Satın Alma birimlerinde çalışan 128 personele anket uygulanarak veri toplanmıştır. Veriler SPSS 15,0 istatistik programı ile farklı istatistiki yöntemler (t testi, çapraz tablolar) kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların uzmanlaşmış personel eksikliği var mı sorusuna verdikleri cevaba baktığımızda 108 (% 84,4) kişinin uzmanlaşmış personel eksikliğini kabul ettiği görülmektedir. Yine katılımcıların Merkezi Satın Alma Sistemi konusunda 5'li likert ölçekli sorularda en çok katıldıkları ifadenin 3,96 (± 1,21) ortalaması ile 1. soru (Merkezi Satın Alma Sistemi maliyetlerin düşürülmesi için gereklidir.) olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kamu Hastaneler Birliği, Merkezi Satın Alma, Maliyet, Tedarik Zinciri