Search Results

Now showing 1 - 3 of 3
  • Article
    Çok Partili Dönemde Türkiye’nin Makroekonomik Performansı
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) İsmihan, Mustafa; Çelik, Eşref Uğur
    1950 yılında Türkiye’nin fiilen çok partili döneme geçişiyle geniş toplum kitleleri siyasette daha aktif rol almaya başlamıştır. Bu yeni dönemde artan siyasi rekabet ortamında, iktidarda bulunan birçok parti uzun vadeli politikalar yerine genellikle kısa vadeli ve popüler politikalar izlemeyi tercih etmişlerdir. Bu politikaların yansıması olarak, sıklıkla yaşanan popülist süreçler, ekonomik ve siyasi krizler Türkiye ekonomisini kırılgan ve istikrarsız bir yapıya büründürmüştür.
  • Article
    EKONOMİK VE FİNANSAL KRİZLER DÜNYASINDA KISA BİR GEZİNTİ
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Sönmez, Sinan
    İlk ekonomik ve/veya finansal kriz nerede ve hangi tarihte patlak verdi? Yakın tarihlerde yayımlanan ilginç bir makalede , ilk krizin İngiltere’de 1340 yılında ortaya çıktığı belirtilmektedir. Bu tarihten 18. yüzyılın sonuna uzanan zaman diliminde Avusturya, Fransa, İngiltere, İspanya, Portekiz ve Prusya’da yaşanan toplam 20 krizden 19’u dış borçtan kaynaklanmıştır. Fransa (8) ve İspanya (6) krizlerin sıklıkla görüldüğü ülkeler olarak ön plana çıkmaktadır. Özellikle son iki yüzyıla krizler damgasını vurmuştur. 2007 Sonbaharı’nda belirmeye başlayan ve 2008’de somutlaşan son küresel krize gelmeden önce, geçmişteki sarsıcı etkiler yaratmış krizlerden bir bölümüne kısaca göz atalım.
  • Article
    Çifte Hareket: Ab'nin Düşüşü ve Türkiye için Artan Önemi
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Temel, Bülent
    13. senesine girdiğimiz 2000'ler hem AB hem de Türkiye için önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönem olmaktadır. Kısa bir süre önce Nobel Barış Ödülü’yle de tescillendiği üzere, uzun bir uluslararası çatışma tarihine sahip olan bir kıtadaki iyi niyetli ve yapıcı bir proje olan Avrupa Birliği 62. yılında1 düşündürücü bir ekonomik krizden geçmektedir. Bir bütün olarak birliğin ekonomisi beş senedir yerinde sayarken kamu açığı oranı toplam gelirin %4.4’üne ulaşmış,2 işsiz sayısı ise 16 milyondan 26 milyona çıkmıştır.3 Farklı kültür ve özelliklerdeki ulusal sistemlerden bir birleşik ekonomi inşa etmenin zorluklarının farkına varmakta olan birlik özellikle Akdenizli üyelerindeki halk ayaklanmalarıyla çalkalanırken bu ülkelerin siyasi liderleri de bir yandan seçmenlerini yatıştırmaya çalışmakta diğer yandan da ülkelerinin birliğe duydukları sadakatın sınırlarını sorgulamaktadır. Kimi yorumcuların AB projesinin varlığını tehdit ettiğini öne sürdükleri mevcut krizin temel nedeni ise ekonomik değil kültüreldir.4 AB lokomotif ekonomisi olan Almanya’nın endüstriyel kültürünü yansıtacak şekilde, yürürlüğe sokulan mekanizmaların amaçlarına uygun çalışacakları varsayımı üzerine inşa edilmiş bir kurumdur. İşbirliğine dayalı bir konfederasyon olmanın ötesine gitmekten kaçınan AB’de üyelerinin birliğin himayesine güvenerek sorumsuzca davranmalarını engelleyici bir dizi önlem alınmıştır. Bunlardan birisi merkez bankalarının geleneksel rollerinden birisi olan son çare kreditörlüğünün Avrupa Merkez Bankası’na verilmemiş olması, bir diğeri ise tüm Avro bölgesini temsil eden bir ortak tahvilin ihraç edilmeyişidir. Üye ülkelerin borçlanma iştahlarını sınırlayarak ulusal borç sorunlarını birliğe yıkmalarını önleme amacıyla düşünülen bu fikirlerin uygulamadaki sonuçlarının ise birliğin güney üyelerinde kuzeydekilerden farklı olduğu görülmektedir. Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İspanya’daki hükümetler AB üyeliklerinin ortaya çıkardığı parasal genişleme imkanlarından seçici olmaksızın faydalanmışlar, ancak bu fonları üretime yönelik yatırımlara yeterince kanalize etmemeleri nedeniyle hem kendi ekonomilerini hem de AB ekonomisini bugünkü borç krizine taşımışlardır.