Search Results

Now showing 1 - 10 of 190
  • Article
    Roma Hukukunda Evlenme Engelleri
    (2020) Yıldız, Sevil
    Roma’da aileye verilen önem evlilik kurumunun yapısında kendini\rgöstermektedir. Evliliğin kendine has bir takım şekli şartlarının yanında,\rhukuk evliliğin mümkün olmayacağı, yasa karşısında hüküm ve sonuç\rdoğurmayacağı halleri düzenlemiştir. Bunları evlenmenin mutlak engelleri\rve nisbî engelleri olarak ikiye ayırarak incelemek mümkündür. Evlenmenin\rmutlak engelleri, bir kimseyi bütünüyle evlenmekten alıkoyan engellerdir.\rEvlenme ehliyeti de diyebileceğimiz conubium’un, özgürlük durumu,\rvatandaşlık durumu ve akrabalık ilişkisi sebebiyle bulunmuyor olması bu\rengellerden biridir. Diğerleri ise; evlenme yaşı, pater familias’ın rızasının\rolmaması, akıl hastalığı bulunmama, monogami şartı ve hadım edilmiş\rolmama şartıdır. Bu kişilerin yaşadıkları birliktelikler evlilik\rolmayacağından, evlilikten ileri gelen soy bağı, miras gibi hakları da\rbulunmayacaktır. Evlenmenin nisbî engellerinde ise kişiler bu şekilde\rbütünüyle ve kayıtsız şartsız bir ehliyetsizlik içinde değildir. Bu tür engeller\rkişileri belirli kişiler yahut belirli bir zaman bakımından evlilikten alıkoyar.\rBunlar da; sınıf ve derece farkından kaynaklanan, görev ve mevkiden\rkaynaklanan, askerlik görevinden kaynaklanan ve matem süresinden\rkaynaklanan engellerdir. Evlenme engellerinin ihlali her iki tür engel için de\revliliğin geçersizliği ve ondan kaynaklanan medeni hakların meydana\rgelmemesi yanında praetor tarafından infamia ile damgalanma cezasına tabi\rtutulmuştur.
  • Article
    SİYASİ SORUMLULUK KURUMUNUN HÜKÜMET SİSTEMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
    (2016) Kılıç, Abbas
    Temsil terimi, siyasi ve hukuki yönlü olmak üzere iki anlama sahiptir. Siyasi temsil kurumu, siyaset bilimi ve anayasa hukukunun en önemli konularındandır. Temsil zinciri kavramı asil ile vekil arasında siyasi bir bağ kurmaktadır. Bu ilişki siyasi temsil ve hesap verme sorumluluğu açısından değerlendirilmeyi gerektirmektedir. Buna göre, bu makalede başta parlamenter sistem ve başkanlık sistemi olmak üzere bu konu hükümet sistemleri açısından ele alınmıştır.
  • Article
    Almanya Örneğinde Terörizmle Mücadele Aracı Olarak Vatandaşlık Kaybı – Uluslararası Hukukun Sınırları
    (2023) Arsava, Ayşe Füsun
    Terörizmle mücadelede vatandaşlık kaybı günümüzde bir rönesans yaşamaktadır. Kimi devletlerin bu çerçevede mevcut hukuki dayanağa istinat ettiği görülmektedir. Örneğin Almanya’da vatandaşlık hukuku 2019’da terörizmle bağlantılı vatandaşlık kaybı düzenlemesi ile genişletilmiştir. Makalede bu tür düzenlemelerin Uluslararası Hukuka uygunluğu tartışılmaktadır. Yapılan düzenleme ile hernekadar Uluslararası Hukukun reddettiği vatansızlık durumu ortaya çıkmasa da, farklı insan hakları sorunları ortaya çıkmaktadır. Almanya’nın yaptığı düzenleme somut durumu dikkate almaması nedeni ile eleştirildiği gibi, vatandaşlık kaybının ülkeye girişi engelleme amacı taşıması nedeni ile de eleştirilmektedir. Devletler bu tür düzenlemelerle güvenliği bakımından tehlikeli gördükleri vatandaşları hakkında cezai takibat yapmak yerine onları vatandaşlıktan çıkararak Uluslararası Hukuk sorumluluklarından kurtulmak istemektedir. Makalede devletlerin terörizmle mücadele araçlarına ve Uluslararası Hukukun bu çerçevedeki sınırlarına ışık tutulmaktadır.
  • Article
    Principatus Dönemi Bürokrasisinde Hukukçuların Yeri
    (2025) Yıldız, Sevil
    Roma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.
  • Article
    MEDENİ KANUNUMUZU NASIL DEĞİŞTİRDİK
    (2016) Kılıçoğlu, Ahmet M.
    Cumhuriyet'in ilanından sonra hukuk alanında başlatılan devrim hareketinin Türk Toplumuna kazandırdığı en önemli eser İsviçre Medeni Kanunu'ndan çeviri yoluyla alınan ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 sayılı Türk Kanun-u Medenisi olmuştur. Kişilerin özel hukuk alanındaki ilişkilerinin temeli olan bu kanunla Kıta Avrupası hukuk sistemlerinin amaçladığı gibi çağdaş yeni bir toplum yaratılmak istenmiştir. Özel hukukun bütün alanlarında uygulanabilen ilk yedi maddesi, kişiler, aile, miras ve eşya hukuku alanında getirdiği çağdaş düzenlemeler ile yeni bir hukukun ve toplumun temelleri atılmıştır.Bu gelişmelere süratle tepki veren İsviçre Yasa koyucusu ise İsviçre Medeni Kanunu'na çok önemli yeni kurum ve kuralları eklemesini bilmiştir.Türk Medeni Kanunu'nun bu gelişmelere uyarlanması konusunda iki seçenek düşünülmüştür.Bunlardan birincisi Türk Medeni Kanunu'na İsviçre'de olduğu gibi yeni kurumların ve hükümlerin eklenmesi, ikincisi ise yeni bir Medeni Kanun hazırlanması olmuştur.İkinci seçenek tercih edilmiş ve 1994 yılından itibaren yeni bir Medeni Kanun hazırlık çalışmalarına başlanmıştır. Benim de görev aldığım Taslak Hazırlama Komisyonlarındaki çalışmalar tamamlandıktan sonra bu çalışma, Bakanlar Kurulu tarafından bir kanun tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sevk edilmiştir.O tarihte hükumet üç partiden oluşan bir koalisyon hükumetiydi. Koalisyonu oluşturan bu partilerin siyasal ve sosyal düşünceleri birbirinden tamamen farklı idi. Bu farklılıklar ne yazık ki bu yasa çalışmalarına büyük oranda yansımıştır. Aile Hukuku alanında ve özellikle \"eşler arasındaki mal rejimlerine ilişkin konularda\" kısır bazı tartışmalarla çok zaman ve enerji kaybedilmiş, yasanın çok daha önemli kurumları ve düzenlemeleri sağlıklı incelenememiştir.Bu makalemizde bu alanda yaşanan olumsuzluklar ele alınmıştır
  • Article
    Bütçe Kanunu Üzerinde Etkin Bir Anayasaya Uygunluk Denetimi İçin Öneriler
    (2024) Müftüoğlu, Zeynep
    Bütçe, bir ülkede yıl boyunca gerçekleştirilecek olan kamu harcamalarının ve toplanacak olan kamu gelirlerinin tahminlerinin yer aldığı belgedir. Bütçe hakkı, halkın kamu gelirleri ile kamu giderleri üzerinde söz sahibi olması ve bunları denetleyebilmesidir. Halk, kendine ait olan bütçe hakkını, seçimler aracılığı ile seçtiği temsilcilerin yer aldığı parlamentolar aracılığı ile kullanır. Bütçe hakkının gereği gibi sağlanmasının koşullarından biri de parlamentoların kullandığı bütçe yetkisinin etkin şekilde denetlenmesidir. Yasama organının işlemlerinin denetlenmesinde en önemli unsurlardan biri yargısal denetimdir. Ülkemizde kanunların anayasaya uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilen anayasa yargısı, parlamentonun anayasanın üstünlüğü ilkesine uygun şekilde hareket etmesinde önemli rol oynamaktadır. Çalışmada, Anayasa Mahkemesi’nin yürütmekte olduğu anayasaya uygunluk denetimi, bütçe kanunu üzerinden incelenmektedir. İlk bölümde bütçe ve bütçe hakkı kavramları açıklanmakta; bütçe kanunu üzerinde uygulanan anayasaya uygunluk denetiminin önemi ve genel esasları ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde Anayasa Mahkemesi’nin kanunlar üzerinde gerçekleştirdiği anayasaya uygunluk denetiminde aksayan yönlerin bütçe kanunu ile ilgili olan hususlarına işaret edilmekte ve çözüm önerileri geliştirilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise çalışma ile amaçlanmış olan bütçe kanununun kendine has özellikleri nedeni anayasaya uygunluk denetiminde yaşanan özel sorunlar saptanmakta ve bunlara çözüm üretilmektedir.
  • Article
    İş Hukukunda Disiplin Cezaları
    (2011) Süzek, Sarper
    İş hukukunda işverenlere belirli koşulların varlığı halinde disiplin cezası verme yetkisi tanınmış, Ancak hukukumuzda Fransız hukukundan farklı olarak işverenin disiplin cezası uygulama yetkisinin koşullarını, kapsamını, sınırlarını, usulünü, itiraz ve yargısal denetimini, bu yetkinin kullanılmasına karşı işçilere getirilen güvenceleri hükme bağlayan genel bir düzenleme yer verilmemiştir. Buna karşılık İş Kanunu ve Borçlar Kanununda konu ile ilgili bazı hükümler yer almaktadır. Oysa, işverence tek taraflı olarak işçilere disiplin cezası verilebilmesi, bu hakkın kötüye kullanılması olasılığını güçlü hale getirir. Bu nedenle, işverene tanınmış olan disiplin cezası uygulama yetkisinin koşullarının belirlenmesi ve bu yetkinin kullanılmasının sınırlanması iş hukukunun önemli sorunlarından birini oluşturur. Makalede konu bu boyutları ile ele alınmıştır.
  • Article
    Geride Kalan Bir Paradigma Olarak Avrupa Birliği Hukukunun Birliği
    (2015) Arsava, Ayşe Füsun
    AB hukukunun birliğ i g ünümüzde eskiye nazaran daha az sorg ulanıyorolsa da geçerli antlaşmalar hukuku bağlamında özel p rotokollerin sa- yısının artması, sekunder (ikincil) hukukta özel düzenlemelerin ihdasıve AB p olitikaları çerçevesinde uluslararası anlaşmaların yap ılması bukonunun tartışılmasına yol açmaktadır. Bu makalede f arklı enteg ras- yon modelleri ve bu modellerin AB hukukunun birliğ i açısından doğ ur- duğ u sonuçlar ve riskler tartışılmaktadır.
  • Article
    ANAYASA MAHKEMESİNİN BİREYSEL BAŞVURU KARARLARININ TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE BİLDİRİLMESİ
    (2021) Kılıç, Abbas
    1982 Anayasası’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında “bireyselbaşvuru” hakkı düzenleme altına alınmıştır. Bireysel başvuru hakkı,Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuruyapılmasına dayanmaktadır. Esas inceleme neticesinde bir temel hak veözgürlüğün ihlal edildiğine veya ihlal edilmediğine karar verilmektedir.İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yapılması gerekenlere hükmedilmektedir. İhlal kararı verilmesi halinde,ihlali gidermek üzere kararın iletileceği ilgili veya muhatabın belirtilmesi veilgililere tebliğ edilmesi gerekmektedir. Buna göre, Anayasa Mahkemesinin“bireysel başvuru kararları”ında, kamu gücü tarafından gerçekleştirilenihlalin kaynağı kimi hâllerde Türkiye Büyük Millet Meclisi olabilecektir.Bu durumda ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırılmak üzere AnayasaMahkemesinin “TBMM’ye bildirim”de bulunması hukuki bir sonuçolarak ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi bugüne kadar toplam beşkararda bu yola başvurmuştur. Bu hususun devlet organlarının anayasalyetki kullanımı bakımından üzerinde durulması ve bireysel başvuruhakkının anayasal etkisi ve dönüştürücü işlevi boyutuyla değerlendirilmesigerekmektedir.
  • Article
    5901 Sayılı Türk Vatandaşlık Kanunu’nun Madde 29/2 Hükmü Üzerine Bir Değerlendirme
    (Seçkin Yayıncılık, 2024) Aydınlı, Ogün Erşan
    2000’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da yaşanan terör saldırıları sonrası vatandaşlığın irade dışı kaybı hâllerinde genişleme yaşanmaktadır. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de yaşanan askerî darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında yapılan mevzuat değişikliklerinden birisi de vatandaşlığın kaybettirilmesine ilişkindir. 5901 sayılı Türk Vatandaşlık Kanunu’nun (TVK) 29. maddesine eklenen ikinci fıkra ile yapılan bu değişiklik, hakkında belirlenen suçlardan biri nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ve yabancı ülkede bu- lunması nedeniyle kendisine ulaşılamayan kişilerin vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkindir. Türk vatandaşlık hukukunun tarihî gelişimi incelendiğinde anılan düzenlemenin yeni olmadığı, kanun koyucu tarafın- dan Devlet’in güvenliğini tesis etmek için alınan önlemler kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Başta Türk va- tandaşlığından çıkarma sebebi olarak düzenlenen bu hâl, zaman içerisinde kaybettirmenin bir sebebine dönüşmüştür. Çalışmada TVK m.29/2 hükmü hem ulusal hem uluslararası gelişmeler ışığında değerlendirilmiştir. Yapılan değerlen- dirme neticesinde karşılaşılabilecek çeşitli sorunlar tespit edilmiş ve ilgili hükmün değiştirilmesi önerilmiştir.