Search Results

Now showing 1 - 10 of 185
  • Master Thesis
    Suriye İç Savaşında Kadınların Durumunun Feminizm ve Feminist Güvenlik Yaklaşımı Açısından Değerlendirilmesi
    (2018) Biçer, Gülşah; Ünal, Hasan
    1980'li yıllara kadar realist düşünce temelinde söylemlerini geliştiren uluslararası ilişkiler disiplini 80'lerden sonra birçok eleştiriye maruz kalmış ve disiplinde eleştirel söylemler artmaya başlamıştır. Feminizm de bu dönemde disiplin içinde yer almaya başlamıştır. Eleştirel söylemlerle toplumsal cinsiyet kavramının disipline girmesi, yüksek politika ve alçak politika ayrımının, savaş, barış, devlet, güvenlik gibi kavramların tartışılmasına olanak sağlamıştır. Bu açıdan özellikle kadının güvenlik alanında görünür kılınmaya çalışılması ve kadın deneyimlerinin ciddiyetle değerlendirilmesi, uluslararası ilişkiler disiplininin güvenliğe farklı bir açıdan bakmasını sağlamıştır. Bu durum disiplinin maskülen yapısının sorgulanmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada feminizm kavramı, uluslararası ilişkiler disiplinine girişi, disiplinin kavramlarını değerlendirmesi ve feminist güvenlik yaklaşımı incelenecektir. Bu bakış açısı perspektifinde Suriye İç Savaşı'nda kadınların durumunun, feminist uluslararası ilişkiler ve feminist güvenlik yaklaşımı açısından değerlendirilmesi yapılacaktır. Değerlendirme feminist düşüncenin de titizlikle üstünde durduğu üç konu üzerine gerçekleştirilecektir. Bu konular: savaş ve iç savaş ortamında kadınların şiddetin hedefi haline gelmesi, kadınların çatışmalara katılımı ve kadınların barış görüşmelerine siyasi katılımının sağlanmasıdır.
  • Master Thesis
    Milliyetçilik ve türkiye'de milliyetçi akımlar
    (2007) Çağlar, Ozan; Tan, Ayhan
  • Master Thesis
    Lobicilik ve Propaganda-amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği'nde Lobicilik Faaliyetleri ve Türkiye'nin Abd'de Yürüttüğü Lobicilik Çalışmaları
    (2017) Altay, Mustafa Kemal; Ünal, Hasan
    Homo sapiens'den, homo sapiens sapiens'e oradan günümüze kadar geçen süre zarfında insanoğlu sürekli olarak etkileşim ve iletişim içerisinde kalmışlardır. Bu süreç insan ırkının varlığı yok olacağı güne kadar sürüp gidecektir. İnsanlar arsında ki mücadele ilk insan topluluklarından başlayarak sürekli olarak devam etmektedir. Bu mücadelenin içeriği ister savaşlara dayansın, isterse bir bilgilin oluşturulmasına hepsinin içerisinde cereyan eden bir yönetsel sistemler zinciri varlığı ya da başka bir ifadeyle hiyerarşik yapı mevcuttur. Bu süreçlerin temel yapısı ise; modern anlamda lobi (etkileme, manipüle etme vb.) faaliyetleri ve propaganda (tanıtma, baskı kurma vb.) faaliyetleri olarak özetlenebilir. Bu çalışmada sırasıyla lobicilik ardından da propaganda hakkında detaylı bilgilere yer verilerek, siyaset, askeri ve ekonomik alanlarda ki etkilerine değinilecektir. Ayrıca bu kavramların zaman içerisinde nasıl evrime uğradıklarına değinilecektir. Özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde ki ve Avrupa Birliğinde ki işleyiş biçimlerinden de söz edilecektir. Son kısımda ise, Türkiye'nin lobicilikle tanışması ve Türk lobilerinin faaliyetlerine değinilerek özellikle lobi faaliyetlerinin Dünya üzerinde büyük bir yer kapladığı Amerika Birleşik Devletlerinde ki çalışmalarından bahsedilecektir. Atalarımızdan miras aldığımız ve adeta genetik kodumuza işlenen çevremize hükmetmek, etki alanımızı genişletmek ve güce (siyasi, ekonomik, vb.) sahip olmak gibi olgulardır. Bu olguların sürekliliği için lobiciliğin ve propagandanın devamlılığı esastır. Özellikle günümüz Dünyasında demokrasi kavramının sadece kâğıt üstünde kaldığı, demokrasinin amaç değil de araç olduğu ve faşizan ideolojilere sahip yöneticilerle yönetilen ülkelerde kısmen lobiciliğin, fakat propaganda faaliyetlerinin çok ama çok daha önemli hale geldiği ülkelerde ki siyasiler için önemi kat be kat daha da artmaktadır. Bu çalışmada Dünya tarihinin tozlu sayfalarında yerini almış faşist ideolojilere sahip olan yöneticilere kısmen değinilecek, onların moderni olanlardan ise asla bahsedilmeyecektir.
  • Master Thesis
    Ulusal Güvenlik Politikalarında İstihbarat ve Diplomasi İlişkisi: Suriye İç Savaşı Örneği
    (2023) Güler, Nadide; Yiğit, Aslı
    Devletlerin güvenlik politikaları üretme aşamasında istihbarat ve diplomasi dış politika araçlarının mihenk taşlarını oluşturmaktadır. Öyle ki bir devletin karar vericileri için istihbarat, ulusal güvenlik ve politika yapım süreçlerinde hayati bir öneme sahiptir. Bu hayati öneme ise değişen ve hızla dönüşen bir dünya ekseninde bir de diplomasi faktörü eklenmiştir. Bu itibarla, devletlerin iç içe geçtiği bir dünyada, bir ülkede yaşanan bir krizin bölge veya komşu ülkelere sıçraması ve hatta daha ileri giderek çalışmamızın da kapsamı içerisinde olan Suriye örneği özelinde incelendiğinde, Suriye'de yaşanan iç savaşın tüm bölge devletleri ve sonrasında tüm dünya devletlerini etkilediği görülmüştür. Bu minvalde istihbarat ve diplomasinin koordineli çalıştığı alanlar her geçen gün daha da derinleşerek gelişmektedir. Öyle ki Suriye iç savaşı ekseninde, Arap baharı ile başlayan süreç çok kısa zamanda tüm Orta Doğu coğrafyasını etkisi altına almıştır. İç savaş sadece Suriye ve Suriye halkını etkilememiş aynı zamanda Suriye'ye komşu olan ülkeleri de etkilemekle birlikte tüm dünyanın ortak meselesi haline gelmiştir. Bu kapsamda diplomasinin yanı sıra istihbaratın da önemi Orta Doğudaki gelişmeler açısından her geçen gün artmaktadır. Güvenlik politikalarının istihbarat ve diplomasiden ayrı düşünülmesi mümkün olmamaktadır. Bu noktada, bu çalışma istihbarat ve diplomasinin iç içe geçtiği alanlara vurgu yaparak Suriye Savaşı örneğinde bu iki unsurun koordineli çalışmasının önemini ortaya koymaya çalışacaktır.
  • Master Thesis
    Kant'ın Ebedi Barış Teorisi Çerçevesinde Uluslararası Düzen İnşası: Wilson İlkeleri ve Milletler Cemiyeti Örneği
    (2020) Kocaoğlu, Zühal; Yılmaz, Gözde
    Savaş olgusu insanlık tarihi kadar eski bir realitedir. Bununla birlikte; savaş koşullarının yıkıcı etkisi sonrası düzen inşası ve bunun sürdürülebilirliği barış olgusunu ortaya çıkarmıştır. Özellikle dünya savaşları sonrası dönemlerde kurulan uluslararası düzenlerin sürdürülebilirliği barış koşulları ile yakından ilintilidir. Bu nedenle tarihin birçok farklı döneminde birçok düşünür savaş ve barış olguları üzerine düşünegelmiştir. Uluslararası ilişkileri ve barış olgusunu kurumsallaştırması anlamında en çok öne çıkan yaklaşımlardan biri Kant'ın ebedi barış teorisidir. Bu çalışmanın amacı; Kant'ın ebedi barış teorisi çerçevesinde uluslararası düzen kurmayı ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kalıcı barışı tesis etmeyi amaçlayan Wilson İlkeleri ve Milletler Cemiyeti'nin kurulmasını incelemektir.
  • Master Thesis
    Su Sorunu: Fırat, Dicle ve Asi Nehirleri Örnekleri
    (2006) Bilgiç, Esra; Bal, İdris
    ÖZETHayatın yeri doldurulamaz unsuru olan su, yaşamsal öneminin yanında,günümüzde tarım ve enerji üretiminin önemli bir girdisini oluşturması sebebiyleulusal kalkınma için de temel bir maddedir. Önemli bir güç unsuru olması sebebiyle,giderek azalan bir kaynak olarak, ülkeler arasındaki politik, ekonomik ilişkilerietkileyen su, zaman zaman başka nitelikteki siyasi anlaşmazlıklarla da etkileşimiçerisinde ihtilaflara sebep olabilmektedir. Uluslararası hukuk bağlamında konuincelendiğinde, çeşitli uygulamalar ve yapılan çalışmalarda, suların hakça, makul veoptimum kullanımı ile kıyıdaş ülkelere önemli zarar vermeme ilkelerinin büyükölçüde benimsendiği görülmektedir.Suriye ve Irak arasında Fırat, Dicle ve Asi nehirleriyle ilgili anlaşmazlık daTürkiye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi'ne başlamasıyla birlikte daha da görünürbir hal almış ve terör, Hatay meselesi gibi konularla bağlantılı olarak gerilimleresebep olmuştur. Suriye ve Irak, Türkiye'nin proje çerçevesinde inşa ettiği barajlaraözellikle de su tutulma dönemlerinde, bazen kendi sularının azalacağı bazen desuların kirlenmesine neden olduğu gerekçesiyle karşı çıkmış, sorunu uluslararasıplatforma taşımaya çalışmıştır. Türkiye ile Irak arasında 1946 anlaşması ve Türkiyeile Suriye arasında ise 1987 Protokolü imzalanmış, günümüz statüsünü belirleyen1987 Protokolü ile Suriye'ye yıllık ortalama 500 metreküp/sn su bırakılmasıkararlaştırılmıştır. Fakat Irak ve Suriye üç tarafın katılımıyla yeni bir anlaşmayapılmasını ve bırakılan su miktarının arttırılmasını talep etmektedir. Ülkelerinnehirlere katkıları ve tüketim hedefleri dikkate alındığında, Suriye ve Irak'ın toplamsu taleplerinin, nehirlerin su potansiyelinin üzerinde olduğu görülmektedir. Fırat veDicle nehirlerini ?uluslararası sular? olarak kabul eden ve ?suların paylaşımı?nıöngören Suriye ve Irak'ın tezleri; Üç Aşamalı Plan ile ?sınır aşan? iki nehrinsularının tahsisinin yapılabileceğini ifade eden Türkiye'nin tezleri ile çatışmaktadır.Türkiye Üç Aşamalı Plan yanında Barış Suyu Projesi ve Manavgat Projesi gibi çeşitliöneriler sunarak, Ortadoğu'nun su sorununa çözüm üretmeye çalışmıştır.Fırat, Dicle ve Asi nehirleri ile ilgili olarak, Suriye ve Irak ile arasında meydanagelen anlaşmazlık, Türkiye siyasetinde önemli bir yer işgal etmiş ve bölge ülkeleri ileolan ilişkilerini etkilemiştir. Ayrıca temel amacı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nindiğer bölgelerle arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak olan GüneydoğuAnadolu Projesi; çeşitli sulama, enerji, altyapı ve çevre projelerinin yanı sıra insanigelişmeye olanak sağlayan sosyal projeleri ile de arz ettiği ekonomik, sosyolojikönem dolayısıyla Türkiye'nin kalkınmasında itici bir unsur olacaktır. Bu ise sorununekonomik boyutu olduğunu da göstermektedir.Su sorununun, son dönem gelişmelerle beraber, tarafları ve niteliği bakımındanyeni boyutlar kazanmış olduğu görülmektedir. Sorunun, ABD'nin Irak'ı işgali ileoluşan yeni yönetim ve Avrupa Birliği'nin Fırat ve Dicle sularına artan ilgisiyle,kazandığı yeni boyutlarla artan önemi dolayısıyla, izlenmesi gereken yenistratejilerin belirlenmesinin gerekliliği açıktır.
  • Master Thesis
    Tarihsel Değişim Sürecinde İstihbaratın Uluslararası İlişkilerde Artan Rolü
    (2023) Dikici, Gözde; Yılmaz, Gözde
    İstihbarat, tarihsel olarak insanoğlunun başlangıcından beri süregelmiş olup, bu süreç içerisinde çeşitli alanlara yayılarak gerek ülkelerin iç işlerinde gerekse dış işlerinde oldukça etkili olmuştur. İstihbarat sadece bilgi toplamak olarak özetlenemeyecek olup, özellikle I. Dünya Savaşından sonra kurumsallaşarak analiz ve yorumlanma aşamaları da bu süreç içerisinde ciddi roller oynamaya başlamıştır. İstihbarat sadece askeri alanlarda değil sivil alanlarda da kullanılmaya başlanmış, aynı zamanda istihbarat kaynakları da çok çeşitlendiğinden yaşamın her alanında önemini arttırarak devam ettirmektedir. Özellikle gelişen teknoloji ile beraber değişen istihbarat alanları uluslararası alanda ilişkilerin farklı boyutlarda değişip düzenlenmesine neden olabilmekte ve dış politikaların yönünün belirlenmesinde rol oynamaktadır. Dünyada yaşanan olaylar nedeni ile özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra istihbarat anlayışı ve yapılanması oldukça değişmiş, ülkeler II. Dünya Savaşından sonra kurulan liberal düzeni sorgularken birbirleri hakkında bilgi toplayabilmek oldukça önemli hale gelmiştir. Aynı zamanda sürdürülebilir devlet anlayışında milletlerin kendilerini koruyabilmeleri ve dış politikalarını şekillendirebilmeleri için de istihbarat ve istihbarat örgütlerinin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Kurumsallaşan istihbarat teşkilatları, dönem dönem farklı teknikler ve örgütlenme yöntemleri kullanarak, devletin temel amacı olan devamlılığı sağlayabilmek için kullanabilecekleri bilgileri toplamaya çalışmakta ve kendileri hakkında bilgi toplanmasını engellemek amacıyla (karşı istihbarat) çeşitli çalışmaları da devam ettirmektedir. Bu çalışmanın amacı, İstihbaratın tarihin en eski zamanlarından beri insanoğlunun hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğu konusunda bilgiler vermek ve Dünyada ve Türkiye'de geçirdiği tarihi sürece de değinerek, değişen günümüz koşullarına adaptasyonuyla birlikte uluslararası ilişkilerde artan rolüne değinmek olacaktır.
  • Master Thesis
    Avrupa Güvenlik Anlaşmaları Çerçevesinde Güney Kafkasya Bölgesi için Bir Çözüm Modeli
    (2014) Otabatmaz, Tolga; Karasar, Hasan Ali
    Güney Kafkasya bölgesinde çıkan çatışmaların asıl sebebi tarihi anlaşmazlıklar, bölgenin jeostratejik ve ekonomik önemidir. Kafkasya'da silahlı çatışmalar şu anda sona ermiş olmakla beraber bölgede güvenlik meselesi halen büyük bir problemdir. Avrupa'da güvenliği sağlamak maksadıyla anlaşmalar-Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşması (AKKA), Viyana Belgesi-2011 (VB-11), Açık Semalar Anlaşması (ASA)-imzalanmış ve bu anlaşmalar NATO ile eski Varşova Paktına üye ülkeler arasında güvenliği ve güç dengesini sağlamışlardır. Fakat söz konusu anlaşmalar Güney Kafkasya bölgesinde güvenliği sağlayamamışlardır. Güney Kafkasya'da güvenliği sağlamak için yapılabileceklerden birisi de anlaşmaları zaman içinde ortaya çıkmış olan güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde gözden geçirerek düzenlemektir. Anlaşmaların ne şekilde gözden geçirilerek düzenleneceği ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak hale getirileceği konusu önemini korumaktadır. Bu çalışmada Avrupa'da askeri anlamda güvenliği sağlamak maksadıyla imzalanmış olan anlaşmaların Güney Kafkasya bölgesinde güvenliğinin sağlanmasında neden başarısız olduklarının sebepleri ve çözüm yolları ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: 1. Güney Kafkasya 2. AKKA 3. VB-11 4. ASA 5. Çözüm modeli
  • Master Thesis
    İkinci Körfez Harekâtı Sonrası Türkiye'nin Kuzey Irak Politikası
    (2007) Karadağ, Haluk; Bilgiç, Veysel
    Kuzey Irak bölgesi, Türkiye'nin tarihi, coğrafi ve kültürel bağlarla bağlıolduğu, dış politikada zaman zaman ön plana çıkarttığı, zaman zaman isesessizlikle izlediği, ancak önemini hiçbir vakit yitirmediği ve arka bahçesiolarak nitelendirilebilecek bir coğrafyadır. Bu coğrafya uzun süre Osmanlıİmparatorluğu'nun egemenliği altında kalmış, devletin zayıflamasıyla eldençıkmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla ise ?Misak-ı Milli? sınırlarıiçerisinde yer almıştır. Fakat dönemin siyasi konjonktürünün uygun olmamasınedeniyle Irak Devleti'ne terk edilmiştir.Bu çalışmada, ABD'nin 2000'li yılların başından itibaren uygulamayaçalıştığı uzun adıyla ?Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi?, kısaadıyla ?Büyük Orta Doğu Projesi? olarak bilinen uygulamanın Afganistan'dansonra ikinci basamağını teşkil eden, genel anlamda Irak, özel manada KuzeyIrak incelenmiştir. Bu bakımdan Irak'ın 1990'da Kuveyt'e saldırması ve I.Körfez Harekâtı ile başlayan süreç, 2003'te ABD'nin Irak'ı işgali ile sonaermiş olmaktadır. Bölgemizde bu kadar hızlı değişimlerin yaşanmasıTürkiye'nin yıllardır uygulamakta olduğu Kuzey Irak politikalarında dadeğişimi zorunlu kılmaktaydı.Saddam sonrasının Irak'ında bir bakıma ABD ile komşu olanTürkiye'nin gündeminde; Kuzey Irak'ta oluşumunu tamamlamış ancakresmen ilan edilmemiş olan Kürt Devletinin kurulması, Kerkük'ün demografikyapısının değiştirilerek Kürtleştirilmeye çalışılması, Irak'ın asli unsurlarındanolan Türkmenlerin azınlık durumuna düşürülerek asimile edilmeye çalışılmasıve PKK ile Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunun irtibatlandırılarak Türkiyeüzerinde oyunlar oynanmaya çalışılması gibi sorunlar yer almaktadır.Bu maksatla, bölgede etkin olmaya çalışan uluslararası aktörler de gözönünde bulundurularak meydana gelen olaylar incelenmiş, Türkiye'nin KuzeyIrak'ta alması gereken tedbirler ve uygulaması gereken politikalara ilişkintavsiyeler ortaya konulmuştur.
  • Master Thesis
    Soğuk Savaş Sonrası Almanya'da Aşırı Sağın Yükselişi
    (2019) Demirören, Yasemin Merve; Aygül, Cenk
    Soğuk Savaş Sonrası Doğu Almanya'da Aşırı Sağın Yükselişi adlı bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, Weimar Cumhuriyeti ve Nazi Dönemi'nde Almanya'da yaşanan aşırı sağ hareketler dönemsel olarak ele alınmıştır. Bununla beraber, bu iki dönemin aşırı sağ hareketleri arasında karşılaştırılmalı analiz yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Soğuk Savaş döneminde Almanya konusu ele alınmıştır. İkinci bölümde ayrıca, Soğuk Savaş öncesi dönemin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Demokratik Almanya Cumhuriyeti ve Federal Almanya Cumhuriyeti'nde gerçekleşen aşırı sağ hareketler incelenerek, aralarındaki benzerlik veya farkları da bu çalışmanın kapsamına dâhil edilmiştir. Kurulan iki Almanya Cumhuriyeti'ndeki toplumsal, ekonomik, siyasi hayatta gerçekleşen aşırı sağ hareketlerin çıkış noktaları tartışılmıştır. Yabancı düşmanlığı kavramı, doğu ve batı Almanya'da toplumda nasıl ortaya çıktığı ve toplumu nasıl etkisi altına aldığı araştırılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Soğuk Savaş sonrası birleşen Almanya'daki aşırı sağ hareketler ele alınmıştır. Bu bölümde de öncelikle Soğuk Savaş'ın sona ermesine neden olan olaylar göz önünde bulundurularak aşırı sağ hareketlerin geçirdiği dönüşümler incelenmiştir. Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile günümüze kadar olan zaman içerisinde, Almanya'daki aşırı sağ hareketlerin ideolojileri ve eylemleri bölgesel olarak karşılaştırarak incelenmiştir. Günümüz Almanya'sında toplumsal eylemlerin aşırı sağ söylemlerinin Alman Parlamentosu'nda merkez sağ partilerince destek bularak siyasi olarak Alman siyasetini nasıl yönlendirdiği incelenmiştir. Almanya Federal Meclisi'nde sağ parti olan AfD'nin toplumsal aşırı sağ hareketlere karşı sergilediği tutum ve destekler çerçevesinde siyasi olarak aşırı sağ grupların siyasete olan etkileri tartışılmıştır. Bunun yanında meclisteki diğer partilerin, aşırı sağ söylemlerle elde ettikleri politik başarıları, istatistiklerden yararlanılarak ele alınmıştır. Almanya'da gerçekleşen aşırı sağ hareketlerin ideolojileri ve toplumsal etkileri ile Doğu Almanya Cumhuriyeti'nde gerçekleşen aşırı sağ hareketlerin bağlantısı incelenmiştir. Bu bölümde yine Almanya'da gerçekleşen aşırı sağ hareketlerin bölgesel yoğunluk oranları incelenirken aynı zamanda siyasi oy verileri de incelenerek aralarındaki bağlantı ele alınmıştır.