24 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 24
Article HELENE CİXOUS'NUN DİŞİL YAZI KAVRAMI VE BEDEN SANATI(2017) Tokdemir, Itır ÖzüdoğruPostyapısalcı düşünür Helene Cixous feminizmin Fransız kanadında yeni bir kavram ortaya koymuştur. Dişil yazı olarak adlandırdığı kavram ile kadının erkek egemen düşünce yapısı ve dil yapısından özgürleşmesi için önerilerde bulunmuştur. Bu bağlamda kadınları sembolik düzene ait dilden kurtulup kendi bedenlerini, hislerini, algılarını ortaya koyarak yazı yazmaya davet eder. Postyapısaclılık ile beraber dilin oluşumunun sorgulanması ve feminist düşüncenin kadına, bedene yüklenen anlamları değiştirmek için kullandığı metotlar sadece edebiyat için değil görsel sanatlar içinde önemli bir adımdır. Görsel Sanatlar kapsamında beden sanatı yapan sanatçıların bedeni alışılagelmiş anlamlardan uzaklaştırarak konumlandırmaları bu bağlam altında incelenebilir.Article Deyişbilimsel Çözümleme Yoluyla Nâzım Hikmet’in “dünyanın En Tuhaf Mahluku” Şiirinin İncelenmesi(2021) Ulus, Gökçe; Ulus, Gökçe; Ulus, Gökçe; Department of Social Sciences for University wide Courses; Department of Social Sciences for University wide CoursesNâzım Hikmet Ran, Türk Edebiyatı’nın en güçlü şairlerinden biridir. Dünyagörüşüyle uyumlu olarak, şiirde büyük bir devrim yaptığı söylenebilir. Söyleyiş, konuve biçim açısından şiirleri yenilikler barındıran eserlerdir. Özgürlük, barış, umut,mücadele, aşk, ölüm, hasret, eşitlik Nâzım Hikmet şiirlerinin en sık rastlanantemleridir. Geniş kitleler için sembol haline gelen Nâzım Hikmet, CumhuriyetDönemi’nde serbest müstezat biçiminin ilk ve başarılı örneklerini vermiştir. Şairkimliğiyle öne çıkan Nâzım Hikmet’in düzyazıları, mektupları, çevirileri, senaryolarıda vardır. Uzun yıllar mahkûm olmuş ve hayatının son döneminde ülkesine hasretyaşamak zorunda kalmıştır. Her döneminde Türkçeyi ustalıkla kullanır. Şiirindekiustalığını şiirin sesinde, üslûbunda ve anlamında göstermekle kalmamış; görseldüzenlemesiyle şiirdeki duyguları görünür hâle getirmiştir.Bu makalede Nâzım Hikmet’in 1947 yılında yayımlanan Dünyanın En TuhafMahluku şiiri, deyişbilimin ışığında incelenmiştir. Bu çalışmada koşutluk, yineleme,önceleme ve sapma ölçütleri kullanılacaktır. Şiirin anlamına ulaşmak için izlenen buyolu kullanarak birinci bölüm “Sözbilimsel Ögeler”, ikinci bölüm “Kurgu ve YapıTaslakları” başlığı altında incelenecektir. Şiirdeki dil kullanımları üzerinden sonuçbölümünde bir yargıya varılacaktır. Söyleyiş özelliklerinin şiirin anlamını desteklemenoktasında oynadığı rol ortaya konmaya çalışılacaktır.Article TÜRK EDEBİYATININ KLASİK ESERLERİNİN GÜNÜMÜZ TELEVİZYON İZLEYİCİSİNE SUNUMU VE İZLEYİCİ ALGISININ ANALİZ EDİLMESİ(2013) Korkmaz, Murat; Aras, Gökşen; Öktem, Gönül; Yücel, Ali SerdarBirçok kültür ve toplumun en önemli değerleri arasında edebiyat eserleri yer alır. Bunlar geçmişten günümüze yansıyan başta yaşanmışlıklar, tarih, kültür ve sanata yönelik yapıtlardır. Oysaki günümüzde bunun tam tersi olarak geçmişteki bu değerler ekonomik bir takım rant ve beklentilerin esiri olmuştur. Bunun da en önemli nedenleri arasında toplumsal beklentilerin karşılanması ve buna paralel olarak bir takım kurum ve kuruluşların bunu bir rant haline dönüştürme düşüncesidir. Bu durumu yine tarih ve sanata verilmeyen önem olarak gösterebiliriz. Birçok alanda olduğu gibi sanat ve edebi eserler noktasında da artık ekonomik beklenti en ön plandadır. Değişen toplum ve kültür anlayışına paralel olarak ortaya çıkan sorunlar yine birçok farklı kurumun stratejik olarak hareket etmesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, geçmişten günümüze yansıyan klasik Türk edebiyatı içerisinde değerlendirilen eserlerin günümüz televizyon izleyicisine sunulması ve izleyici üzerinde oluşturduğu algının belirlenmesidir. Çalışmamız, son yıllarda bir dizi furyası şeklinde ortaya çıkan televizyon yapıtlarının izleyiciye sunulması ve izleyiciden sağlanan avantajların neler olduğunun belirlenmesidir. Ayrıca seyircinin ilgi ve beğenisini kazanmak amacıyla eserlerde meydana getirilen erozyon ve değişiklikler nedeniyle ortaya çıkan milli değer kayıpları başta olmak üzere yapılan yanlışlıklar ve olumsuzluklar yazıda gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma uygulamalı bir araştırmadır. Araştırmada üç edebi eser \"ROMAN\" ele alınmıştır. Bunlar; Aşk-ı Memnu, Hamının Çiftliği ve Yaprak Dökümü'dür. Bu üç eser hakkında öncelikli olarak literatür değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra ise bu eserlerin televizyona yansıması değerlendirilerek, eserler hakkında televizyon izleyicisinin düşünceleri ele alınmıştır. Araştırmada kullanılan anket iki farklı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde katılımcıların demografik özelliklerinin belirlenmesine yönelik sorular, ikinci bölümde ise 5'li likert ölçekten oluşan sorular yer almaktadır. Araştırmanın evrenini İstanbul, Ankara gibi iki büyük ilde yaşayan izleyici kitlesi oluşturmaktadır. Araştırmaya (N=300) kadın ve erkek katılım gerçekleştirmiştir. Anket verileri SPSS 20 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler öncelikli olarak güvenirlilik analizine tabi tutulmuş ve Cronbach's Alfa kat sayısı olarak 0.920 değeri elde edilmiştir. Bu değer çalışmanın oldukça güvenilir olduğunu göstermektedir. Yine veriler farklı analiz yöntemleri kullanılarak analiz edilmiş ve sonuç olarak katılımcıların eserlerin orijinal halleri ile televizyonda gösterilen halleri arasında ciddi bir fark olduğuna işaret ettiği saptanmıştır.Article Orhan Pamuk'un İstanbul: Hatıralar ve Şehir'i Alt Metinler Açısından Bir İnceleme(2008) Menteşe, Batum-Article KLASİKTEN MODERNE OSMANLI KADIN ENTARİSİNDEKİ SİLÜET DEĞİŞİMİNİN İNCELENMESİ(2019) Çeğindir, Neşe Yaşar; Kuru, SongülBu makalenin temel hedefi, görsel kaynaklar üzerinden, Osmanlı İmparatorluğunda, klasiktenmoderne kadın entarilerindeki silüet değişimini incelemektir. Çalışma, Osmanlıdaki orta ve orta üstündekisosyo kültürel/ekonomik gruba mensup kadınların günlük giyim kültüründeki değişimin,ulusal ve uluslararası boyutta yazına kazandırılması, bölgesel ölçekli kültürel mirasa katkı sağlanmasıve konuyla ilgilenenlere bilimsel kaynak desteği oluşturması bakımından önemli görülmektedir.Betimsel modele dayalı araştırmanın materyali: Osmanlı İmparatorluğunun özellikle yükseliş dönemindenitibaren giyim kültürünü belgeleyen basılı ve çevrimiçi dokümanlar; yerli ve yabancı gezginlerinseyahatnameleri, gravürler, minyatürler ve çeşitli müze koleksiyonlarındaki giysilerin görselleridir.Bu çalışmanın örneklemini oluşturmak için, giyside silüet değişimini en iyi yansıttığı düşünülengörseller içerisinden, tesadüfi örneklemle, sekiz görsel seçilmiştir. Seçilen görseller, Macromedia FreeHand MXa programında grafiksel silüete dönüştürülmüştür. Her giysi silüetinin detayları, görsel analizteknikleriyle ve bir önceki ile karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Silüetlerin bir öncekine göre gösterdiklerideğişim moda yazınını oluşturan alfabetik, kadın elbise silüetleri çerçevesinde ele alınmıştır.Her bir görsel ve fotoğraf görüntüsünden elde edilen veriler, kronolojik olarak sıraya konulmuş ve giysisilüet özellikleri ile yan yana oluşturulan grafikler ve alfabetik silüetlerle birleştirilerek yorumlanmıştır.Çalışma sonucunda kadın entarisinde üç aşamalı bir değişim gözlenmiştir. Bunlardan birinciaşama, Selçukludan devralınan basit, yalın ve ayrıntısız olan H görünümlü silüettir. Osmanlı kadınentarisi, ikinci olarak nitelendirilecek aşamada, yerleşik yaşama geçiş sonrası, Avrupa ile kültürel ilişkilerinilerlemesine bağlı olarak etkileşime girmiştir. Bu süreçte, yeni kesim, birleştirme, biçim vermeve formu sabitleştirme teknikleri sayesinde vücuda daha çok oturan entariler, X silüete dönüşmüştür.Üçüncü aşama olarak adlandırılabilecek süreçte, Tanzimat ile birlikte moda kavramı benimsenmiş vebatılı kadının yapay araçlarla forma soktuğu S silüet, Osmanlı entelektüel kadınının entarisini de buforma dönüştürmüştür.Review İŞBİRLİKÇİ BASKI ATÖLYELERİNİN KÜRATORYAL PRATİKLERİ(Anadolu Univ, 2023) Gündoğdu, Doğuİşbirlikçi baskı atölyeleri, sanatçıların yüksek kurulum ve işletme maliyetleri olan baskı atölyelerine erişim imkânı bulmalarına ve gerekirse bir usta baskıcı eşliğinde çağdaş baskı üretmelerine olanak veren önemli kurumlardır. Özellikle Avrupa’da pek çok özel işbirlikçi baskı atölyesi bulunmaktadır. Özel işbirlikçi baskı atölyelerinin tercih ettiği çalışma modellerinden biri de yayımcılıktır. Yayımcılık modeli ile çalışan atölyeler genellikle davet ettiği sanatçılarla işbirliği içerisinde ürettiği baskıları satarak kazanç elde etmektedir. Özel işbirlikçi baskı atölyelerinin sürdürülebilir satışlar yapabilmesi ve narin yapıda olan kâğıt işlerin çevresel faktörlerden doğru şekilde korunarak, iyi bir koleksiyon oluşturulabilmesi için özel küratoryal çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Baskıların sanatçı tarafından numaralandırılarak imzalanması, baskılara atölye damgasının basılması, üretilen baskıların sertifikalarının hazırlanması, baskıların sistematik bir biçimde arşivlenmesi, baskıların sağlıklı bir biçimde çevresel faktörlerden korunması, baskıların gerekli durumlarda doğru şekilde paketlenerek nakledilmesi, baskıların çerçevelenmesi, sunum ve sergilerin organize edilmesi gibi faaliyetler özel işbirlikçi baskı atölyelerinin ihtiyaç duyduğu temel küratoryal pratikleri oluşturur. Bu makalede özel işbirlikçi baskı atölyelerinin ihtiyaç duyabileceği temel küratoryal pratikler alanyazın taraması yapılarak tanımlanmış ve bu pratikler Ankara’daki Türkiye'nin güncel tek özel işbirlikçi litografi atölyesi olan Dou Print Studio’daki deneyimlere ve gözlemlere dayalı olarak incelenmiştir. Bu çalışma ile Türkiye’deki baskı resim kültürüne katkı sağlayacak ve Türkiye’deki baskı atölyelerini, sanat galerilerini ve baskı koleksiyonerlerini baskıların etik standartları hakkında bilgilendirecek ve baskıların korunmasına yönelik bilinçlendirecek bir kaynak oluşturmak amaçlanmıştır.Article Bodies That { Don't } Matter: Feminist Cyberpunk and Transgressions of Bodily Boundaries(2011) Ertung, CeylanBilim-kurgu, esnek doğası gereği yazarların sosyal, politik ve kültürel konuları sorgulamalarına ve yarattıkları farklı dünyalar ve evrenler aracılığıyla güncel sorunları irdelemelerine ve alternatifler ortaya koymalarına olanak sağlayan bir yazın türüdür. Mary Shelley'nin 1818 yılında kaleme aldığı Frankenstein ya da Modern Prometheus adlı eseri bir çok eleştirmen tarafından ilk bilim-kurgu romanı olarak kabul edilse de, bilim-kurgu edebiyatı 1970'lere kadar erkek egemen bir tür olmuştur. Ancak 1970'lerden itibaren feminist bilim-kurgu başlıbaşma bir yazın türü olarak ortaya çıkmıştır.Bilim-kurgu edebiyatının bir alt kategorisi olan siberpunk yazını ise, 1980'lerde ortaya çıkmış bir türdür ve temel olarak insan makine eşleşmesinden doğan siborg figürü ile bedenin varolmadığı sanal âlem olguları nezdinde öznenin çözülmesi konusunu ele alır. Bu makalede eseri incelenen Pat Cadigan, 1991 yılında kaleme aldığı Synners adlıromanmda, 1990'lı yılların başlarında siberfeministlerin iddia ettiği üzere siborg figürü ve bedensiz sanal gerçeklik ortamının kadınlar için geleneksel cinsiyet farklılıklarının varolmadığı özgüı; bir ortam yaratıp yaratmadığını sorgulamaktadır. Cadigan'a göre, bu hem gerçekte varolan hem de kurgulanmış yeni teknolojiler, sabit cinsiyet kategorilerinin ötesine geçişi mümkün kılmakla beraber, toplumda varolan hiyerarşik yapı ve ikiliğe dayalı cinsiyet kategorileri hâlâ etkilerini korumaktadırlar: Hatta, Cadigan'ın eserinde de görüldüğü üzere, sanal kültür vadettiği gibi cinsiyetsiz bir alan olmaktan çok uzaktır ve gerçek ve kurgusal tezahürlerinden de anlaşılacağı gibi günümüzde varolan cinsiyet ve ırk ayrımcılığını sürdürmekte ve böylelikle eşitsizliği devam ettirmektedir.Article Death in the Cyberspace: the Theme of Death in William Gibson and Bruce Sterling's Works(2013) Şahin, Özlem SoyBu makalede 1980lerin başından sonuna kadar oldukça popular olan bilim-kurgu yazarları William Gibson ve Bruce Sterlingin siberpunk türündeki romanlarında ölüm temasının nasıl ele alındığı romanlardan örnekler verilerek tartışılmaktadır. William Gibson ve Bruce Sterling 20. yüzyılın sonunda Neuromancer, Mona Lisa Overdrive, Count Zero, The Artificial Kid, Schismatrix ve The Difference Engine gibi eserleriyle bilim-kurgu edebi türü ve bu türe kısmen karşı çıkarak gelişmiş olan Yeni Dalga akımının ikinci kuşağı olarak anılan Yeni Yeni Dalga akımına dahil yazarlardır. Eserleri siberpunk edebi akımının örnekleri olarak görülen yazarlar temel olarak bireyin geleceğin teknolojisiyle yaşadığı sorunları, mücadeleyi konu etmektedirler. Geçmişte görülen bilim-kurgu eserlerinde genellikle teknoloji toplumla iç içe ve onun hizmetindeyken, Gibson ve Sterlingin eserlerinde teknoloji, karakterlerin hem bütünleştikleri bir durum, hem de içine düştükleri olumsuz durumların temel kaynağı ve hatta problemin kendisidir. Bu nedenle Gibson ve Sterling gibi siberpunk yazarları daha çok teknolojinin getirdiği olumsuzluklar ve sorunlar üzerinde duran kişiler olarak görülmektedirler. Örneğin, Gibson Neuromancerda sinir sistemi tahrip edilerek şantaj yapılan ana karakter Casein yapay zekâlarla mücadelesini işlemektedir. Sterlingin Schismatrix isimli eserinde ise 23. yüzyılda genetik ve psikolojiyle uğraşan Shapers ve bilgisayar ve protez uzuvlarla uğraşan Mechanists olarak iki gruba ayrılan insanlar parlak bir diplomat olan Abelard Lindsayin bakış açısından anlatılmakta ve anlatım sırasında tarih defalarca yeniden şekillendirilmektedir. Benzer şekilde Mona Lisa Overdrive, ve Count Zero, The Artificial Kid, ve The Difference Enginede de bilim ve teknolojinin gelişimiyle ortaya çıkan genetik mühendislikteki gelişmeler, organ nakli ve insan vücudunun protezler vasıtasıyla makinelerle birleşimi, bilgisayar ağları ve bu ağlar aracılığıyla mümkün olan bilginin ve daha da önelisi bunun getirdiği gücün kontrolüne sahip olma, kimyasal silahlar yüzünden türlerin yok olduğu bir dünya, terörizm, hacker tabiriyle anılan bilgisayar korsanları, siber uzay, yapay zekâ, ve sibernetik (güdümbilim) gibi konular ele alınmaktadır.Onsekizinci yüzyıl sonlarında başlayıp, yirminci yüzyılın sonunda doruk noktasına ulaşan teknolojik gelişmelerin insanların algısında yaratmış olduğu değişiklikler doğum, hayat ve ölüm gibi olguların algılanış biçiminde de değişikliklere neden olmuştur. Çağlar boyunca kaderine itaat etmekten başka seçeneği olmadığını düşünen insanoğlu, teknolojinin gelişimiyle varoluş ve yokluşunu da kontrol altına alabileceği günlerin yakın olduğunu düşünmeye başlamıştır. Ancak diğer yandan, insanoğlunun geliştirdiği makinalar insanlığı tehdit eder boyuta ulaşmaya başlamış ve pek çok alanda insanların yerini makinalar almaya başlamıştır. Bu düşünceden yola çıkan Siberpunk roman yazarları insanoğlunun varoluş zincirinin merkezindeki yerini kaybettiği ve sadece somut değil aynı zamanda soyut dünyada da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı karanlık bir dünya çizmektedirler. Bu dünyada artık ölüm temasının klasik şekliyle ele alınmasının mümkün olmadığı görülmektedir. Zira, teknolojinin gelmiş olduğu nokta bu tür kavramlarda da karmaşaya yol açacak bir düzeydir. Gibson ve Sterling romanlarında insanların kendi bedenlerinden kurtulmaya çalıştıkları ve siber-uzaydaki yaşamı somut dünyadaki yaşama tercih ettikleri bir dünya çizmektedirler. Teknolojininşişedeki cin olmaktan çıkıp insanların parmak ucundan içlerine sızdıkları bu dünyada anahtar kelime kontroldür, ve ölüm de insanların kontrolü altındadır artık. Bu çalışmanın amacı bahsi geçen yazarların eserlerinde ölüm temasının işleniş biçimini örneklerle tartışmaktır.Other A Challenging and Pleasurable Task: Translating Yaşar Kemal(2016) Aksoy, N.berrinBu çalışma iki temel üzerinde gelişmekte olup birinci temelde Roland Barthes'ın yazınsal metinleri okurluk/ yazarlık sınıflamasından yola çıkarak bu sınıflama bağlamında bir okur olarak çevirmenin rolünü ele almaktadır. Çalışmanın ikinci aşamasını ise yazarlık metinler üreten Yaşar Kemal eserlerinin çeviri sürecinde, çevirmenin yabancı bir dilde yazarlık bir çeviri üretme çabasının çetin ve zevkli yönlerinin tartışılması oluşturmaktadırArticle Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi(2014) Kuru, Songül; Paksoy, A. CandanKültürler arası etkileşimlerden birisi de ülkelerin geleneksel el sanatları kültürleridir. Anadolu da çok zengin bir el sanatı kültürüne sahiptir. Anadolu kültüründe yer alan Osmanlı çarıkları ve yemenileri 1800lü yıllarda başlayan Köşkerlik mesleğinin ürünleri olup 670 Yıllık geleneğe dayanır. Osmanlı çarığının sürdürülebilirliği, Avrupa Birliğinin desteklediği çok kültürlülüğün korunmasına yönelik çalışmalar çerçevesinde gerek kamu gerekse sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen çeşitli projeler ile moda, ev tekstili ve ayakkabı tasarımı ve benzeri alanlarda aranmaktadır. Bu bildirinin amacı; Osmanlı çarıkları ve yemenilerini form ve diğer detay özellikleri açısından geçmişten günümüze yaşam seyrindeki değişimi incelemektir. Geleneksel Türk el sanatlarından birisi olan çarıklar ve yemenilerin; korunması, yaşatılması ve kültürel devamlılığının sürdürülmesine, bölgesellikten evrenselliğe taşınmasına, ayakkabı endüstrisindeki kullanımının yaygınlaştırılmasına, çarık ve yemeni yapımı ile geçimini sağlayan zanaatkârların yaşatılmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir. Çalışmanın temel dayanağı basılı ve online literatür kaynaklar ile Kahramanmaraş ilinde çarık ve yemeni yapan ustalarla görüşmelerden elde edilen verilerdir ve veriler yalnız Kahramanmaraş ili ile sınırlıdır. Bildiride sırasıyla, Türklerde ayakkabı kültürü ve Kahramanmaraşta köşkerlik ürünleri hakkında bilgi verilerek geçmişten günümüze kullanım amaçlarından bahsedilmiştir. Devamında ayakkabı modası perspektifinde çarığın yaşatılması ve gelecekteki yaşam seyrinin devamlılığı için uygun görülen öneriler sunulmuştur.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »

