Search Results

Now showing 1 - 10 of 32
  • Master Thesis
    Haksız Rekabet Hukuku Bakımından Şikâyet Platformları
    (2025) Çetin, Mehmet; Hacıgüzeller, Damla Gülseren Songur
    İnternet, bireyler arasında hızlı, kolay ve etkili bir iletişim imkânı sunarak modern dünyanın vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu teknolojinin gelişimiyle birlikte müşteriler, satın aldıkları mal ve hizmetlere ilişkin deneyimlerini çeşitli forum ve bloglarda paylaşmaya başlamış; zaman içerisinde bu yapıların kurumsallaşmasıyla birlikte şikâyet platformları ortaya çıkmıştır. Dijital ekonominin yeni bir iş modeli olan şikâyet platformları; müşterileri, potansiyel müşterileri ve firmaları aynı dijital ortamda buluşturarak bir etkileşim ekosistemi oluşturmakta ve kullanıcıların memnuniyetsizliklerini kamuya açık biçimde ifade etmelerine olanak tanımaktadır. Ülkemizde yaygınlaşan ve geniş kitlelere ulaşan şikâyet platformları, firmaların ticari itibarını doğrudan etkileyebilecek güce ulaşmıştır. Bu durum şikâyet platformlarında yer alan içeriklerin ve bu platformların faaliyetlerinin haksız rekabet kapsamında tartışılmasına yol açmıştır. Çalışmamızda şikâyet platformlarının yapısı, işleyişi ve hukuki niteliği incelenmiş; bu platformlarda yer alan içeriklerin Türk Ticaret Kanunu'na düzenlenen haksız rekabet hükümleri bakımından değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca, konuya ilişkin yargı kararları ve öğretideki görüşler ışığında, şikâyet platformlarının faaliyetlerinin hangi durumlarda haksız rekabet oluşturabileceği ve bu hâllerin hukuki sonuçları kapsamlı biçimde ele alınmıştır.
  • Article
    MEDENİ KANUNUMUZU NASIL DEĞİŞTİRDİK
    (2016) Kılıçoğlu, Ahmet M.
    Cumhuriyet'in ilanından sonra hukuk alanında başlatılan devrim hareketinin Türk Toplumuna kazandırdığı en önemli eser İsviçre Medeni Kanunu'ndan çeviri yoluyla alınan ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 sayılı Türk Kanun-u Medenisi olmuştur. Kişilerin özel hukuk alanındaki ilişkilerinin temeli olan bu kanunla Kıta Avrupası hukuk sistemlerinin amaçladığı gibi çağdaş yeni bir toplum yaratılmak istenmiştir. Özel hukukun bütün alanlarında uygulanabilen ilk yedi maddesi, kişiler, aile, miras ve eşya hukuku alanında getirdiği çağdaş düzenlemeler ile yeni bir hukukun ve toplumun temelleri atılmıştır.Bu gelişmelere süratle tepki veren İsviçre Yasa koyucusu ise İsviçre Medeni Kanunu'na çok önemli yeni kurum ve kuralları eklemesini bilmiştir.Türk Medeni Kanunu'nun bu gelişmelere uyarlanması konusunda iki seçenek düşünülmüştür.Bunlardan birincisi Türk Medeni Kanunu'na İsviçre'de olduğu gibi yeni kurumların ve hükümlerin eklenmesi, ikincisi ise yeni bir Medeni Kanun hazırlanması olmuştur.İkinci seçenek tercih edilmiş ve 1994 yılından itibaren yeni bir Medeni Kanun hazırlık çalışmalarına başlanmıştır. Benim de görev aldığım Taslak Hazırlama Komisyonlarındaki çalışmalar tamamlandıktan sonra bu çalışma, Bakanlar Kurulu tarafından bir kanun tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sevk edilmiştir.O tarihte hükumet üç partiden oluşan bir koalisyon hükumetiydi. Koalisyonu oluşturan bu partilerin siyasal ve sosyal düşünceleri birbirinden tamamen farklı idi. Bu farklılıklar ne yazık ki bu yasa çalışmalarına büyük oranda yansımıştır. Aile Hukuku alanında ve özellikle \"eşler arasındaki mal rejimlerine ilişkin konularda\" kısır bazı tartışmalarla çok zaman ve enerji kaybedilmiş, yasanın çok daha önemli kurumları ve düzenlemeleri sağlıklı incelenememiştir.Bu makalemizde bu alanda yaşanan olumsuzluklar ele alınmıştır
  • Master Thesis
    İdari Yargıda İstinaf Başvurusu ile Başvurunun İncelenmesi ve Karara Bağlanması
    (2025) Karabıyık, Muhammet Sıddık Sami; Günday, Metin
    6545 sayılı Kanunla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45 inci maddesinde yer alan itiraz kanun yolu kaldırılmış ve aynı maddede yapılan düzenlemeyle, ilk derece mahkemelerince verilen ve kesin olmayan nihai kararlara karşı başvurulabilen olağan bir kanun yolu olarak istinaf kanun yolu idari yargılama usulüne dâhil edilmiştir. 20/07/2016 tarihinde yürürlüğe giren istinaf kanun yoluyla birlikte bölge idare mahkemeleri istinaf mercii olarak görev yapmaya başlamış ve iki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçilerek idari yargılamada önemli bir dönüşüm yaşanmıştır. İstinaf kanun yolu, uyuşmazlığa ilişkin maddi ve hukuki denetimin yapıldığı genel bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir. Bu yolla hem adil ve etkin bir yargılamanın yapılması hem de uyuşmazlıkların birçoğunun istinafta kesinleşmesi öngörülerek yargılamanın daha hızlı sonuçlandırılması amaçlanmaktadır. Bunun yanında Danıştay'a giden dosya sayısının azalmasıyla birlikte Danıştay'ın içtihat mahkemesi olma rolünün kuvvetlendirilmesi de istinaf kurumunun amaçları arasında yer almaktadır. Çalışmada öncelikle, istinaf kurumunun hukuki niteliği ve tarihsel gelişimi incelenmekte, ardından kanun yolları içindeki yeri değerlendirilerek temyiz kanun yolu ve yürürlükten kalkan itiraz kanun yoluyla karşılaştırmalı analizi yapılmaktadır. Akabinde idari yargı bağlamında istinaf başvurusunun yapılma ve incelenme usulleri ile bölge idare mahkemelerinin istinaf başvurusu üzerine verdikleri karar türleri ve bu kararların hukuki sonuçları ele alınmaktadır. Neticeten çalışmada, istinaf kanun yolunun teorik çerçevesi ortaya konulmakta, uygulamadaki işleyişi analiz edilmekte ve karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: İdari Yargılama Usulü, İstinaf, Bölge İdare Mahkemesi, Kanun Yolu, Temyiz.
  • Article
    HAPİSHANE İDARELERİNİN YETKİLERİ VE HAPSEDİLEN HAKLARININ SINIRI
    (2016) Sever, D. Çiğdem
    Bir kamu hizmeti sunan hapishane idarelerinin kullandığı yetkiler ile hapsedilenlerin idare ile ilişkileri diğer idari örgütlere göre özgün niteliklere sahiptir. İnsan haklarına duyarlı olan bu alanda son yıllarda Anayasa Mahkemesi hem anayasaya aykırılık, hem bireysel başvurularda çeşitli kararlar vermeye başlamıştır. Çalışmada genel bir sorun olarak başta yaptırım uygulama yetkileri olmak üzere ha- pishane idarelerinin yetkileri ile hapsedilen haklarının sınırı sorunu AİHM’in ve Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili kararları çerçeve- sinde incelenmiştir.
  • Article
    AİHM’NİN İNSAN HAKLARI ALANINDA OYNADIĞI ANAYASA MAHKEMESİ ROLÜ
    (2018) Arsava, Ayşe Füsun
    Uluslararası hukukun anayasallaşma sürecinde AİHK Avrupa’nın gölge anayasası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Avrupa Anayasa Mahkemesi olarak nitelendirmektedir. AİHM içtihatı ile insan hakları alanında Avrupa Konseyi’nin 47 üyesi arasında mütecanis bir standart yaratılması nedeniyle bu tespit isabetlidir. Söz konusu insan hakları standartı bağlayıcıdır ve bireysel başvuru üzerinden de talep edilmektedir. Herşeyden önce diğer uluslararası mahkemelerle veya insan hakları kurumları ile karşılaştırma yapıldığı zaman AİHM’nin önemi daha iyi ortaya çıkmaktadır. AİHM’nin söz konusu yönlendirme fonksiyonu onun insan hakları alanında Avrupa Anayasa Mahkemesi rolünü oynamasını sağlamaktadır. AİHM’nin bir anayasa mahkemesi ile karşılaştırılması durumunda ancak iki mahkeme arasında açık sınırların olduğu ortaya çıkmaktadır. AİHM AİHK’da yer alan haklara riayet denetimi yapmaktadır ve bu çerçevede ulusal özellikleri dikkate almaktadır. AİHM’nin denetimi bunun ötesinde subsidier (ikâme edici) bir denetimdir. AİHM uluslararası bir mahkeme olarak ulusal seviyede herhangi bir icra olanağına sahip değildir; kararlarının üye devletler tarafından icra edilmesi gerekmektedir. AİHM’nin ulusal bir anayasa mahkemesine nazaran söz konusu zafiyeti nedeniyle daha zayıf bir statüye sahip olması, onun anayasa mahkemelerinin fonksiyonlarını tamamlayan bir mahkeme olarak nitelendirilmesi sonucunu doğurmaktadır.
  • Article
    Ab Hukukunun Uluslararası Hukukla İlişkisinin Temelleri ve Sınırları
    (2019) Arsava, Ayşe Füsun
    AB’nin ve üye devletlerin ekonomik ve parasal Birlik ve ortak mülteci politikası gibi aktüel krizlerin üstesinden gelmek için sıklıkla Uluslararası Hukuk enstrümanlarına başvurduğu görülmektedir. Bu gelişme AB Hukuku ve Uluslararası Hukuk ilişkisinin yeniden ele alınmasına neden olmaktadır. AB primer hukukunun tereddütsüz Uluslararası Hukuk yaklaşımı ile formüle edilmiş olmasına karşılık, bu yaklaşımın AB Adalet Divanı tarafından paylaşılmadığı görülmektedir. Makale AB Hukukunun muhtariyetinin, AB Hukukunun Uluslararası Hukuk dayanağı temelinde ele alınması gerekliliğine eğilmektedir.
  • Master Thesis
    Türk Deniz Ticareti Hukukunda Gemi İşletme Müteahhidi
    (2025) Sözal, İrem Yüzbaşıoğlu; Hızır, Serdar
    6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1061/2. maddesinde düzenlenen gemi işletme müteahhidi, başkasına ait bir gemiyi kendi hesabına suda işleten kişi olarak tanımlanmaktadır. Gemi işletme müteahhidi, ilgili hükme göre, üçüncü kişilere karşı donatan sayılacaktır. Çalışmamızda gemi işletme müteahhidi Türk hukuku açısından ele alınmış, diğer ülkelere ait hukuki düzenlemeler ise çalışmamız kapsamı dışında bırakılmıştır. Üç bölümden oluşan tezimizin ilk bölümünü gemi işletme müteahhidine ilişkin temel bilgiler, ikinci bölümünü gemi işletme müteahhidinin tarafı olduğu hukuki ilişkiler, üçüncü bölümünü ise gemi işletme müteahhidinin hukuki sorumluluğu oluşturmaktadır. Çalışmada gemi işletme müteahhidinin sorumluluğu yalnızca hukuki sorumluluk bakımından incelenmiş; cezai ve idari sorumluluk çalışmamızın kapsamı dışında bırakılmıştır
  • Article
    Toplumsal Hareketlerin 'siyasal' Rolü: Rasyonalist Yaklaşımların Eleştirel Bir Değerlendirmesi
    (2013) Özen, Hayriye
    Toplumsal hareketler yazınında son yıllarda hâkim bir konum edinerek pek çok toplumsal hareket analizine yön veren rasyonalist yaklaşımlar, toplumsal hareketlerin mevcut toplumsal yapıları nasıl değiştirdiği veya değiştirebileceği konusunda dikkate değer bir suskunluk sergilerler. Bu çalışma rasyonalist yaklaşımların bu suskunluğunun toplumsal hareketlerin ‘siyasal’ rollerini kavramsallaştıramamaları ile ilgili olduğunu tartışıyor. Çalışmada öncelikle, çağdaş siyasi düşüncede toplumsalı değiştirip dönüştüren moment ile kurumsallaşmış siyasi pratikler arasında kavramsal bir ayrım yapmak üzere Claude Lefort, Chantal Mouffe ve Ernesto Laclau tarafından kullanılan ‘siyasal’ ve ‘siyaset’ kavramları ile Jacques Ranciére tarafından kullanılan ‘siyaset’ ve ‘polis’ kavramları ele alınmaktadır. Rasyonalist toplumsal hareket yaklaşımlarının bu ayrım ekseninde incelendiği ikinci bölümde ise bu yaklaşımların toplumsal hareketleri tamamen kurumsal siyasetin alanına hapsederek siyasal rollerini göz ardı ettikleri ve böylece toplumsal yapıları nasıl değiştirip dönüştüreceklerini kavramsallaştırmakta oldukça yetersiz kaldıkları gösterilmektedir. Çalışma rasyonalist yaklaşımların bu yetersizliğinin çeşitli analitik sorunlar doğurmanın yanı sıra önemli siyasi sonuçları olduğuna da dikkat çekerek sonlanmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Evlat Edinmede Rıza
    (2023) Dönmez, Pınar; Kılıçoğlu, Ahmet Mithat
    Türk Hukukuna ilk olarak, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi ile giren evlat edinme kurumu, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile tekrar düzenlenmiştir. En yalın ve temel ifadesiyle herhangi bir sebeple çocuk sahibi olmayan çiftlerin veya evli olmayan kişilerin çocuk sahibi olmalarını sağlayan, ergin ve kısıtlıların da himayesi amacı taşıyan kurum evlat edinmedir şeklinde açıklanabilir. Bu çalışmanın temel amacı evlat edinmede rıza kavramının konuya yön veren kökler açısından işlevinin, öneminin, ortaya çıkma şeklinin ve evlat edinme prosedürlerine yön veren temel şart olma niteliğinin incelenmesi, değerlenmesi ve sonuçlandırılmasıdır. Bu temel amaç etrafından evlat edinme ve rıza kavramları etraflı biçimde incelenmiş, ilişkisi tarihi köklerle ortaya konmuş, evlat edinme kurumunun hukuki niteliğinde rızanın neden temel şart olduğu ele alınmış ve evlat edinmede rıza konusu detaylıca her yönüyle incelemeye tabi tutulmuştur. Rıza odağında ele alınan evlat edinme kurumunun hukuki bir değerlendirmesi olarak bu çalışma evlat edinmeyi sosyal, psikolojik ve toplumsal bağlamı içinde ele almıştır. Böylece evlat edinme hukuki prosedürleri ile evlat edinme amacı arasındaki organik bağı koparılmamış ve göz ardı edilmemiştir. Yargıtay kararları, temel uygulamalar ve mevcut alan yazının okunması ile yapılan araştırma sonucunda evlat edinmede rızanın temel şart olmasının, evlat edinme kurumunun temel amacına hizmet etmesinde iyi bir araç ve güvence işlevi gören bir sigorta olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Evlat edinme kurumu, evlat edinmede rızayı temel koşul saymaktadır. Buna yönelik prosedürler izlenmekte ve rızanın yerine getirilmesi ehemmiyetle önemsenmektedir. Böylece temel amaç olan küçüğe sıcak ve sürekli bir yuva sağlamak etkin olabilmektedir.
  • Master Thesis
    Mirasçıların Kefalet Borcundan Sorumluluğu
    (2025) Payaslıoğlu, Zehra Ceren; İstemi, Mehmet
    Kefalet sözleşmesi, alacağı güvence altına alma işlevi gören ve borcun ifa edilmemesi durumunda asıl borçlu dışındaki bir üçüncü kişinin, kefilin, asıl alacaklıya karşı sorumlu olmayı üstlendiği şahsi bir teminat sözleşmesidir. Kişilerin sahip olduğu hak ehliyeti gerçek kişiler için ölüm ile sona erer ancak hukuki konum ve ilişkileri sona ermez. Murisin sağlığında düzenlediği kefalet sözleşmesiyle kefil olduğu ve henüz borcunu ifa etmemişken öldüğü yahut hakkında ölüme benzer bir durumunun söz konusu olduğu durumlarda, bu borcu mirasçılara intikal eder; zira miras hukukunda külli halefiyet ilkesi esastır. Murisin kefalet sözleşmesinden doğan borcu, herhangi bir hukuki işlem, bir başka deyişle borcun üstlenilmesi veya nakli gerekmeksizin ve mirasçının irade beyanına ihtiyaç olmaksızın intikal edecektir. Dolayısıyla mirasçılar kural olarak kefalet borcundan sorumlu olurlar. Murisin mirasını kabul eden mirasçıların kefalet borcundan sorumluluğu kural olarak kişisel malvarlıklarıyla sınırsız ve müteselsildir.