101 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 101
Article FEDERAL ALMANYA ÖRNEĞİNDE AB ADALET DİVANI KARARLARININ KESİN HÜKÜM KARAKTERİNE SAHİP ULUSAL MAHKEME KARARLARINA ETKİSİ(2019) Arsava, Ayşe FüsunAlman hukuku AB Adalet Divanı kararlarını yargılamanıniadesi nedeni olarak kabul etmemektedir. Şüphesiz Birlik hukukununöngördüğü Äquivalenz prensibi (uyumluluk) AB Adalet Divanı’nın vediğer AB yargısı içinde yer alan mahkemelerin kararlarının tüm üyedevletlerde aynı sonuçlar doğurmasını gerektirmektedir. Bu tür birmukayese edilebilirlik Alman hukukunda AİHM kararları bakımındansöz konusu olmamasına karşın Federal Alman Anayasa mahkemesikararları bakımından söz konusudur. Bu nedenle birçok durumdaFederal Alman Anayasa Mahkemesi Kanunu’nun 79. maddesinin kıyasen AB Adalet Divanı kararlarına uygulanması gündeme gelmektedir. Federal Alman Anayasa Mahkemesi kanunun ilgili maddesininkıyasen uygulanması yerine bu çerçevede bir kanun değişikliğininyapılması daha rasyonel gözükmektedir.Article Dance of the Corporate Veils: Shareholder Liability in the United States of America and in the Republic of Turkey(2008) Davıs, B. E. Wendy; Hızır, SerdarThe foundation of corporate law is the existence of a legal entity separate from its shareholders, thus shielding shareholders from liability for corporate obligations. Courts have rarely, and with trepidation, pierced through this corporate veil to impose liability on shareholders for corporate malfeasance. These instances have become more common in recent decades, suggesting that corporate investors and parent corporations acquiring subsidiaries need to be diligent to minimize their risk. In this article two academicians discuss the consequences of wrongdoing and mismanagement underlying the pros and cons of the systems adapted by both countries.Master Thesis Anonim Şirketlerde Eşit İşlem İlkesine Aykırılık ve Hukuki Sonuçları(2025) Şahin, Deniz; Yongalık, AynurBu çalışmada, anonim şirketlerde pay sahipleri arasında eşit işlem ilkesinin uygulama alanları ve bu ilkeye aykırılık hallerinde ortaya çıkabilecek hukuki sonuçlar ele alınmıştır. Eşit İşlem ilkesi, pay sahiplerinin hak ve yükümlülüklerinde eşitlik sağlamasını amaç edinen temel bir ilke olmakla birlikte, şirket içindeki karar alma süreçlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmada öncelikle eşit işlem ilkesinin hukuki dayanağı, kapsamı ve sınırları incelenmiş; ardından ilkenin ihlali durumunda başvurulabilecek hukuk yolları ve bu ihlalin ortaya çıkarabileceği iptal, butlan ve istisnai hallerde yokluk yaptırımları ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiştir. Ayrıca Türk hukukundaki düzenlemeler, öğreti görüşleri ve yargı kararları ışığında eşit işlem ilkesinin ihlali halinde pay sahiplerinin koruma mekanizmaları da analiz edilmiştir.Article Yapı Denetim Görevini Kötüye Kullanma Suçu(2023) Köprülü, Timuçin2001 yılında yürürlüğe giren 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’la, aslında idarenin sorumluluğunda bir faaliyet olan yapı denetiminin belli durumlarda yapı denetim kuruluşlarınca yerine getirilmesi düzenlenmiştir. İlgili Kanun’un amacı can ve mal güvenliğini teminen, imar plânına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Ceza hükümlerini içeren Kanun’un 9. maddesinde ise yapı denetim kuruluşunun icrai veya ihmali davranışla yeni iş almaktan men cezası uygulanmasını gerektiren fiiller nedeniyle görevini kötüye kullanan ortaklarının, yöneticilerinin, mimar ve mühendislerinin, yapı müteahhidinin, şantiye şefinin, proje müellifi gerçek kişilerle laboratuvar görevlilerinin cezalandırılacağı belirtilmektedir. Son şeklini alana kadar birkaç değişikliğe uğramış olan 9. madde son hâliyle suçun maddi unsurları bakımından uygulamada sorunlar çıkarabilecek niteliktedir. Ayrıca düzenlemenin bir kısmının Anayasa’ya uygunluğu da tartışmalıdırMaster Thesis 1961 Anayasası’nın Türk Toplumsal Gerçekçi Sinemasının Gelişimine Etkisi(2025) Kılıçatan, Sinem; Mızrak, Dilan27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrasında ilan edilen ve 1961 yılında yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yalnızca bir siyasal rejim değişikliğini değil, aynı zamanda bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesini, kuvvetler ayrılığı ilkesinin güçlendirilmesini ve sosyal devlet anlayışının anayasal zemine taşınmasını ifade eden tarihsel bir kırılma noktasıdır. Türk sineması, bu dönemde yalnızca sayısal üretimde değil, toplumsal içerik ve estetik nitelik bakımından da dikkate değer bir dönüşüm yaşamış; 'Altın Yıllar' olarak tanımlanan bu süreçte sinema, toplumsal adaletsizlik, sınıfsal eşitsizlik, kadın hakları, göç ve kentleşme gibi yapısal sorunları gündeme taşıyan eleştirel bir mecraya dönüşmüştür. 1961 Anayasası'nın bireysel özgürlükleri, düşünce ve ifade özgürlüğünü, basın özerkliğini ve sendikal hakları güvence altına alması, kültürel üretim ortamını da doğrudan etkilemiş; sinemacılar, toplumsal meseleleri daha cesur ve doğrudan biçimde beyazperdeye taşıyabilmiştir. Bu araştırma, Metin Erksan, Lütfi Ö. Akad, Halit Refiğ, Ertem Göreç ve Duygu Sağıroğlu gibi öncü yönetmenlerin filmleri üzerinden bu anayasal etkileri görünür kılmayı hedeflemiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemine dayalı olarak betimsel film analizi, tematik içerik çözümlemesi ve ideolojik okuma teknikleri kullanılmış; Stuart Hall'un temsil teorisi, Althusser'in ideoloji ve aygıt kuramı, Gramsci'nin hegemonya kavramı ve Foucault'nun mekân politikaları kuramsal çerçeve olarak benimsenmiştir. Bulgular, sinemanın yalnızca estetik bir alan değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir tanıklık sahası olduğunu göstermektedir. Susuz Yaz, Yılanların Öcü, Hudutların Kanunu, Otobüs Yolcuları ve Karanlıkta Uyananlar gibi filmler, 1961 Anayasası'nın vaat ettiği hakların taşrada, sınırda ve kentte ne ölçüde uygulanabildiğini sorgulayan güçlü anlatılarla Türkiye'de hukuk ile kültür arasındaki bağı sinemasal bir hafızaya dönüştürmüştür.Article ANONİM ŞİRKETLERDE BORÇLANMA YASAĞINA AYKIRILIK TEŞKİL EDEN FİİLLERİN CEZAÎ SONUÇLARI*(2014) Hızır, Serdar; Merki, DuyguAnonim şirketlerde borçlanma yasağı (TTK m. 358, 395/2), 6102 sayılı(yeni) Türk Ticaret Kanununun öngördüğü önemli yeniliklerden biridir.Yasağa ilişkin düzenlemeleri ihlâl eden fiiller için TTK m. 562de özel bircezaî yaptırım hükme bağlanmıştır. Fakat bu düzenlemeleri doğrudan ihlâletmemesine rağmen hukuka aykırı olarak değerlendirilebilecek borçlanmaişlemlerinin de güveni kötüye kullanma suçuna (TCK m. 155) nedenolabileceği, Kanun koyucu tarafından açıkça ifade edilmiştir. İşte buçalışmada, TTK m. 562de öngörülen cezai yaptırım ile güveni kötüyekullanma suçu, anonim şirkete borçlanma yasağına aykırılık teşkil edenfiiller çerçevesinde ve çeşitli açılardan ele alınacaktır.Article Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi(2014) Yılmaz, Kumru KılıçoğluTürk Medenî Kanunumuz, eşler arasındaki yasal mal rejimini düzenlemiş; ancak bu rejime tabi olunmasını zorunluluk haline getirmeyip, eşlerin dilerlerse, başkaca bir mal rejimi de seçebilmesi amacıyla, seçimlik mal rejimlerine de yer vermiştir.Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi de, kaynak kanunumuz olan İsviçre Medeni Kanunundan farklı olarak, bizim hukuk sistemimizde kabul edilen seçimlik bir rejim türü olarak karşımıza çıkmaktadır.TMK m.244'te tanımlaması yapılan bu rejimin, edinilmiş mallara katılma rejimiyle benzer yanlarının varlığına rağmen; özellikle tasfiye aşamasında farklılıklar karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda, öncelikle paylaşmalı mal ayrılığının tanımı yapılmış olup; bir sonraki bölümde, diğer mal rejimi türleriyle aralarındaki farklar kısaca belirtilmiş; son olarak da TMK m. 244-255 düzenlemeleri ele alınarak tartışılmıştır.Article EŞLERİN PAYLI MÜLKİYETLERİ(2014) Kılıçoğlu, Kumru YılmazTaşınır ya da taşınmaz bir eşya üzerinde, hak sahibine kullanma, yararlanma ve tasarruf etme yetkisi veren, mülkiyet hakkı, hak sahibinin sayısına göre tek başına mülkiyet ve birlikte mülkiyet olmak üzere ikiye ayrılırken; birlikte mülkiyet de kendi içinde, elbirliği halinde mülkiyet ve paylı mülkiyet olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Paylı mülkiyet, TMK md.688de birden çok kimsenin, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belirli paylarla malik olduğunu şeklinde düzenlenmiş olup, devamı maddelerde, hak sahibinin hak ve borçları düzenlenmiştir. Konumuz ise, eşler arasında paylı mülkiyet olup; yasal önalım hakkından farklı olan yasal alım hakkı düzenlemesine yol açan bu kavram ile, eşlerin bir eşya üzerindeki paylı mülkiyetlerinin koşulları belirlenmekte, hakkın kullanılma sınırlarının çizilmektedir.Article Uluslararası Hukuk ve Bm Teşkilatındaki Değişimler(2015) Arsava, Ayşe FüsunUluslararası hukuk tarafından düzenlenen alanlar arttıkça uluslararası hukukun parçalanması (fragmentation) bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Birbirine ters düşen çıkarların ve konuların uluslararası hukuk tarafından düzenlenmesi ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir. Bu çerçevede genel uluslararası hukuk düzenlemelerinden kaçış yerine belli alanlarda bölgesel düzenlemelere yönelişten söz edilmektedir. Bu durum BM örgütünün ve kurumsal yapısının değişimi tartışmalarını gündeme getirmektedir. Makale uluslararası hukukun bütünleştirilesi ve parçalanması arasındaki gerilime ve yeni gelişimlere ışık tutmak amacıyla hazırlanmıştır.Master Thesis Medeni Usul Hukukunda Resmi Senetlerde Sahtelik Davası(2025) Unutmaz, Enes Eren; Kulaksız, CengizTarafların bir uyuşmazlığı çözüme kavuşturmak için başvurdukları ispat vasıtalarından biri de senetlerdir. Tarafların yargılama konusu uyuşmazlıkta haklılıklarını kanıtlamak için kullandıkları resmi veya adi senetler, her zaman gerçek ve inkâr edilemez değildirler. Resmi ve adi senetlerin gerçek olmadığı veya tahrif edildiği iddiası, ilgili senet aleyhine delil olarak kullanılan kişi tarafından, görülmekte olan davada sahtelik iddiası veya sahtelik davası biçiminde öne sürülebilecektir. Resmi senetlerin sahteliği iddiası, sadece söz konusu senede resmi evrak vasfı kazandıran şahsı da taraf göstererek açılan bağımsız bir sahtelik davası ile öne sürülebilecektir. Adi senetler bakımından ise, senedin sahteliği, sahtelik iddiası veya ayrı bir sahtelik davası ile öne sürülebilir. Sahtelik davası, hukuki açıdan İİK m.72 hükmü ile düzenlenmiş menfi tespit davası niteliğindedir. Sahtelik iddiasıyla açılan bağımsız dava, menfi tespit davasına konu uyuşmazlığın niteliği esas alınarak sahtelik davası şeklinde tanımlanmaktadır. Sahtelik davası, senetteki imza ya da senet metnindeki yazının sahteliği iddiasına ilişkin ise dava, sahtelik davası şeklinde tanımlanmaktadır. Sahtelik davası ya da görülmekte olan davada sahtelik iddiasına ilişkin hangi hükümlerin uygulanacağına dair doktrin ve yargı kararlarında görüş birliği bulunmamaktadır. Doktrinde bazı görüşler ve Yargıtay, sahtelik iddiası ya da bağımsız sahtelik davasında HMK m.209'un uygulanacağını ileri sürmektedirler. Başka bir görüşe göre, bu durumda İİK m.72 uygulanmalıdır. Zira İİK, takip hukuku bakımından HMK'ya oranla özel kanun vasfını taşımaktadır. Çalışmamızda resmi senetlerin neler olduğu, resmi senetlerde sahtecilik halleri, sahtecilik iddiasının derdest davada ön sorun olarak ele alınması ve bağımsız sahtelik davası konuları doktrindeki görüşler ve Yargıtay kararları kapsamında incelenmeye çalışılmıştır.

