Search Results

Now showing 1 - 3 of 3
  • Master Thesis
    1961 Anayasası’nın Türk Toplumsal Gerçekçi Sinemasının Gelişimine Etkisi
    (2025) Kılıçatan, Sinem; Mızrak, Dilan
    27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrasında ilan edilen ve 1961 yılında yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yalnızca bir siyasal rejim değişikliğini değil, aynı zamanda bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesini, kuvvetler ayrılığı ilkesinin güçlendirilmesini ve sosyal devlet anlayışının anayasal zemine taşınmasını ifade eden tarihsel bir kırılma noktasıdır. Türk sineması, bu dönemde yalnızca sayısal üretimde değil, toplumsal içerik ve estetik nitelik bakımından da dikkate değer bir dönüşüm yaşamış; 'Altın Yıllar' olarak tanımlanan bu süreçte sinema, toplumsal adaletsizlik, sınıfsal eşitsizlik, kadın hakları, göç ve kentleşme gibi yapısal sorunları gündeme taşıyan eleştirel bir mecraya dönüşmüştür. 1961 Anayasası'nın bireysel özgürlükleri, düşünce ve ifade özgürlüğünü, basın özerkliğini ve sendikal hakları güvence altına alması, kültürel üretim ortamını da doğrudan etkilemiş; sinemacılar, toplumsal meseleleri daha cesur ve doğrudan biçimde beyazperdeye taşıyabilmiştir. Bu araştırma, Metin Erksan, Lütfi Ö. Akad, Halit Refiğ, Ertem Göreç ve Duygu Sağıroğlu gibi öncü yönetmenlerin filmleri üzerinden bu anayasal etkileri görünür kılmayı hedeflemiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemine dayalı olarak betimsel film analizi, tematik içerik çözümlemesi ve ideolojik okuma teknikleri kullanılmış; Stuart Hall'un temsil teorisi, Althusser'in ideoloji ve aygıt kuramı, Gramsci'nin hegemonya kavramı ve Foucault'nun mekân politikaları kuramsal çerçeve olarak benimsenmiştir. Bulgular, sinemanın yalnızca estetik bir alan değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir tanıklık sahası olduğunu göstermektedir. Susuz Yaz, Yılanların Öcü, Hudutların Kanunu, Otobüs Yolcuları ve Karanlıkta Uyananlar gibi filmler, 1961 Anayasası'nın vaat ettiği hakların taşrada, sınırda ve kentte ne ölçüde uygulanabildiğini sorgulayan güçlü anlatılarla Türkiye'de hukuk ile kültür arasındaki bağı sinemasal bir hafızaya dönüştürmüştür.
  • Master Thesis
    İdari Yargıda İstinaf Başvurusu ile Başvurunun İncelenmesi ve Karara Bağlanması
    (2025) Karabıyık, Muhammet Sıddık Sami; Günday, Metin
    6545 sayılı Kanunla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45 inci maddesinde yer alan itiraz kanun yolu kaldırılmış ve aynı maddede yapılan düzenlemeyle, ilk derece mahkemelerince verilen ve kesin olmayan nihai kararlara karşı başvurulabilen olağan bir kanun yolu olarak istinaf kanun yolu idari yargılama usulüne dâhil edilmiştir. 20/07/2016 tarihinde yürürlüğe giren istinaf kanun yoluyla birlikte bölge idare mahkemeleri istinaf mercii olarak görev yapmaya başlamış ve iki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçilerek idari yargılamada önemli bir dönüşüm yaşanmıştır. İstinaf kanun yolu, uyuşmazlığa ilişkin maddi ve hukuki denetimin yapıldığı genel bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir. Bu yolla hem adil ve etkin bir yargılamanın yapılması hem de uyuşmazlıkların birçoğunun istinafta kesinleşmesi öngörülerek yargılamanın daha hızlı sonuçlandırılması amaçlanmaktadır. Bunun yanında Danıştay'a giden dosya sayısının azalmasıyla birlikte Danıştay'ın içtihat mahkemesi olma rolünün kuvvetlendirilmesi de istinaf kurumunun amaçları arasında yer almaktadır. Çalışmada öncelikle, istinaf kurumunun hukuki niteliği ve tarihsel gelişimi incelenmekte, ardından kanun yolları içindeki yeri değerlendirilerek temyiz kanun yolu ve yürürlükten kalkan itiraz kanun yoluyla karşılaştırmalı analizi yapılmaktadır. Akabinde idari yargı bağlamında istinaf başvurusunun yapılma ve incelenme usulleri ile bölge idare mahkemelerinin istinaf başvurusu üzerine verdikleri karar türleri ve bu kararların hukuki sonuçları ele alınmaktadır. Neticeten çalışmada, istinaf kanun yolunun teorik çerçevesi ortaya konulmakta, uygulamadaki işleyişi analiz edilmekte ve karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: İdari Yargılama Usulü, İstinaf, Bölge İdare Mahkemesi, Kanun Yolu, Temyiz.
  • Master Thesis
    Kesişimsel Perspektiften Çocuklara Yönelik Çoklu Ayrımcılık
    (2025) Gülümoğlu, Selenay Berfin; Mızrak, Dilan
    Bu çalışmada çocuklara yönelik çoklu ayrımcılık olgusunun kesişimsellik perspektifinde analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Birinci bölümde, çoklu ayrımcılık literatüründeki farklı çalışmalar incelenerek kavramsal belirsizlik tespit edildikten sonra çoklu ayrımcılık; sıralı, eklemeli ve kesişimsel olarak üçe ayrılmış, kavramsal ve hukuki çerçeve çizilmiştir. Bu çerçevede çoklu ayrımcılığın tespit ve ispatında bağlamsallaştırılmış karşılaştırmanın gerekliliği vurgulanarak, kesişimsel ayrımcılığın özgünlüğü ve pratik hayattaki yoğunluğu sebebiyle; kesişimsel ayrımcılık, bölümün merkezine yerleştirilmiştir. İkinci bölümde ise çocukluk kavramının kesişimsel doğası ele alınmış ve çocukların bir yandan yaş temelli ayrımcılığa diğer yandan da cinsiyet, etnik köken, engellilik gibi diğer kimlik boyutları üzerinden çoklu ayrımcılığa açık oldukları vurgulanmıştır. Çocuklara yönelik sıralı, eklemeli ve kesişimsel ayrımcılık türleri örneklerle açıklanmış; kesişimsel ayrımcılık bu bölümün de merkezine yerleştirilerek; ayrıca çocukluk deneyiminin yapısal, siyasi ve temsili düzeylerdeki kesişimselliği tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise çocuklara yönelik kesişimsel çoklu ayrımcılığa dikkat çekilerek; çocukların eğitim, adalet ve toplumsal hayattaki pratik deneyimleri kesişimsellik üzerinden değerlendirilmiş ve etnik köken, cinsiyet, ekonomik durum, engellilik, aile yapısı gibi temellerin norm ve uygulamalarla nasıl iç içe geçerek özgün çoklu ayrımcılık biçimi oluşturduğu örnek kararlar temelinde gösterilmiştir. En nihayetinde, çocukluk yalnızca biyolojik bir evre değil, çoklu ayrımcılığın yoğunlaştığı toplumsal bir deneyim alanı olarak ele alınmalıdır. Çocuklar yalnızca yaşlarından değil; aynı zamanda kesişen kimlikleri nedeniyle çok katmanlı ayrımcılıklara maruz kalmaktadır. Bu nedenle çocuklara yönelik çoklu ayrımcılığın tanınması, görünür kılınması ve kesişimsel bir perspektifle analiz edilmesi zaruridir. Bu perspektif çocuk haklarının korunması, toplumsal adaletin sağlanması, ulusal ve uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından kritik önemdedir.